{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2023/1038 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1618<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t(...)<br>ÜYE\t\t: ...  \t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t (...)<br>ÜYE\t\t: ...  \t\t\t\t\t\t\t\t\t(...)<br>KATİP\t\t: ...   (...)<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28/02/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/115 Esas - 2023/125 Karar<br><br>DAVACI\t\t: ... (T.C. NO:...) - ...<br>VEKİLİ\t\t: Av. ... - ....<br>DAVALI\t\t: ... (T.C. NO:...) - ...<br>VEKİLİ\t\t: Av. ... ...<br>İHBAR OLUNAN\t\t: ... (T.C. NO:...) - ...<br><br>DAVA TÜRÜ\t\t: Menfi Tespit ve İstirdat (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ  \t\t: 13/04/2019<br><br>KARAR TARİHİ\t\t: 08/11/2024<br>KR. YAZIM TARİHİ\t\t: 04/12/2024<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davacının kendi halinde hayat süren bir insan olduğunu, yaklaşık 10 yıl önce kendisinin ilgisizliğinden faydalanılarak, icra takibinin keşidecesi olan ... Çelik Elekt. Elektronik şirketi davacı adına devredilmiş olup, bu şirket üzerinden işlemler yapıldığını ve tüm borçların davacı üzerine bırakılmaya çalışıldığını, davacının esasen şirketin ticari hiçbir faaliyetiyle alakası olmadığını, davacı kendisi üzerine devredilen ancak hiçbir alakası olmayan şirketin borçlarıyla boğuştuğunu ve büyük bir borç batağının içine düşürüldüğünü, yıllardır ödeme emirleri, haciz memurları gelmiş ve bu durum manevi olarak tüm aileyi derinden yaraladığını, davacı sözde şirketinin borcu nedeniyle tutarın ödenmesi gerektiği konusunda arandığını, takibin kesinleşmesinden sonra ilerleyen süreçte işinden ayrılması akabinde kıdem tazminatı haciz yoluyla icra dosyasına ödendiğini ve hali hazırda maaşına her ay haciz uygulanarak icra dairesine ödeme yapıldığını, çekin ... Çelik Şirketi tarafından davacı adına keşide edilmiş gibi göründüğünü, oysa ki davacının hiçbir zaman söz konusu çekin hamili olmadığını, ödeme emri ve özellikle ekinde kambiyo senedi nüshası gönderilirken çekin arkası ters düz yapılarak üst üste çekildiğini, bu durum tüm arka yüzü; imza ve isimleri karıştırarak, davacının kendisine ait olmayan imza ile şahsen borçlandırıldığını anlamaması için bir uygulama izlenimi yarattığını, kambiyo senedinin arka yüzünde bulunan ciro imzasının davacının ait olmadığını, davacının alacaklı ile hiçbir ticari ilişkisi veya alış verişi bulunmadığını, bu nedenle de söz konusu takibin iptaline, icra takibinde tahsil edilen ve dava süresince de tahsil edilecek bedellerin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte davalıdan tahsili ve davalının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, davacının haciz tehdidi altında olduğundan telafisi mümkün olmayan zararların söz konusu olmaması için, öncelikle icra takibinin tedbiren durdurulmasına, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde icra takibinden yapılan tahsilatların alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı ... yeğeni ...’e yardım etmek için muvazaalı şirket aldığını, bankadan çek karnesi temin ettiğini, çek karnesini ve şirketi bilerek, isteyerek ...’e teslim ettiğini, ... de 4-5 koçan çeki imzalayarak piyasaya sürdüğünü, bu çeklerden bir tanesinin de davalıdaki çek olduğunu, davacı sadece bu çeki değil, çek koçanlarını dayısı ...’e eliyle teslim ettiğini, ... teslim aldığı çekleri piyasaya sürdüğünü, davalının edindiği bilgilere göre davacı ..., ...’in çalışanı ...’a vekâlet verdiğini, ... vekâlet ile çekleri imzaladığını, davacı ...’ın şirketi olan ...’den müvekkile yapılan havale ve çeklerin 01/11/2020 tarihinde 40.000.-TL Havale, 21/06/2012 Keşide tarihli ... … Ltd. Şti. Keşideli 22.350.-TL meblağlı çek,   03/11/2014 Keşide tarihli ... Çelik ... Ltd. Şti. keşideli 185.000,00-TL meblağlı çek, bila tarihli ... ve ... Çelik imzalı senet olduğunu, ...’in işlerinin iyi olduğu zaman da yani 2008 yılından önce Perpa’daki işyerinde de tanıştığını, davacı ...’ın, ...’e şirket teslim etmesinden sonra da davalı ile ... vasıtasıyla görüştüğünü, davalının Hendek’te ...’a ait bir arsanın satın alınması ile ilgili olarak ta görüştüğünü, ... tüm bu ilişkilerini inkâr ederek davalıya karşı dava açtığını, davacı taraf her ne kadar imza inkârında bulunmuş ise de, fiilen imza davalı şirket yetkilisinin imzasını içermese de, davacı bu çekten hukuken sorumlu olduğunu, çünkü davacı takip konusu olan 05/03/2011 tarihli ve 33.000,00-TL meblağlı çekin aynı imzasını taşıyan, başka çekleri sahiplenerek ödediğini, davacıya ait şirketin çek hesabının bulunduğu Teb Osmanbey şubesinde bulunan ve daha önce ödenmiş olan çeklerin imzası davacıya ait olmamasına rağmen davacının bu çekleri ödediği görüleceğini belirterek davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ   :<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; \" ... 1-Davanın  KABULÜ  ile,<br>2-Davacı ...’ın Gölcük İcra Müdürlüğü‘nün 2011/3074  Esas sayılı dosyasında takibe konu olan Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş. Osmanbey Şubesi 05.03.2011 keşide tarihli 33.000,00-TL bedelli  ... seri numaralı çekden  dolayı borçlu olmadığının tespitine,<br>3-Davacı taraftan Gölcük İcra Müdürlüğü ‘nün 2011/3074  Esas sayılı dosyasında tahsil edilen, 242,00-TL'nin 07/09/2012 tarihinden, 242,00-TL'nin 21/09/2012 tarihinden, 242,00-TL'nin 19/11/2012 tarihinden, 242,00-TL'nin 20/12/2012 tarihinden, 242,00-TL'nin 24/01/2013 tarihinden, 252,00-TL'nin 18/04/2013 tarihinden, 252,00-TL'nin 28/05/2013 tarihinden, 252,00 TL'nin 12/06/2013 tarihinden, 252,00-TL'nin 19/07/2013 tarihinden, 252,00-TL'nin 28/08/2013 tarihinden, 252,00-TL'nin 19/09/2013 tarihinden, 252,00-TL'nin 28/10/2013 tarihinden, 252,00-TL'nin 27/11/2013 tarihinden, 252,00-TL'nin 17/12/2013 tarihinden, 252,00-TL'nin 16/01/2014 tarihinden, 280,00-TL'nin 19/02/2014 tarihinden, 280,00-TL'nin 12/03/2014 tarihinden, 280,00-TL'nin 20/05/2014 tarihinden, 280,00 TL'nin 01/07/2014 tarihinden, 280,00-TL'nin 01/07/2014 tarihinden, 281,00-TL'nin 18/08/2014 tarihinden, 329,00-TL'nin 03/09/2014 tarihinden, 297,00-TL'nin 26/09/2014 tarihinden, 326,45-TL'nin 15/10/2014 tarihinden, 359,14-TL'nin 14/11/2014 tarihinden, 415,19-TL'nin 17/12/2014 tarihinden, 350,96-TL'nin 17/02/2015 tarihinden, 452,20-TL'nin 19/03/2015 tarihinden, 736,78-TL'nin 13/05/2015 tarihinden, 451,49-TL'nin 16/06/2015 tarihinden, 537,18-TL'nin 28/07/2015 tarihinden, 391,83-TL'nin 26/08/2015 tarihinden, 318,94-TL'nin 18/09/2015 tarihinden, 274,77-TL'nin 26/10/2015 tarihinden, 366,50-TL'nin 17/11/2015 tarihinden, 434,97-TL'nin 09/12/2015 tarihinden, 19.195,11-TL'nin 12/01/2016 tarihinden, 595,03-TL'nin 10/02/2016 tarihinden, 445,03-TL'nin 09/03/2016 tarihinden, 508,00-TL'nin 08/04/2016 tarihinden, 652,00-TL'nin 10/05/2016 tarihinden, 402,50-TL'nin 10/06/2016 tarihinden, 338,00-TL'nin 19/07/2016 tarihinden, 409,50-TL'nin 09/09/2016 tarihinden, 300,00-TL'nin 11/10/2016 tarihinden, 375,00-TL'nin 11/10/2016 tarihinden, 337,00-TL'nin 17/11/2016 tarihinden, 435,00-TL'nin 28/12/2016 tarihinden, 99,00-TL'nin 26/01/2017 tarihinden, 584,88-TL'nin 28/02/2018 tarihinden, 654,75-TL'nin 30/04/2018 tarihinden, 581,88-TL'nin 30/04/2018 tarihinden, 711,63-TL'nin 14/05/2018 tarihinden, 573,63-TL'nin 12/06/2018 tarihinden, 528,13-TL'nin 18/07/2018 tarihinden, 481,13-TL'nin 15/08/2018 tarihinden, 505,50-TL'nin 14/09/2018 tarihinden, 496,88-TL'nin 18/10/2018 tarihinden, 257,38-TL'nin 15/11/2018 tarihinden, 205,00-TL'nin 12/12/2018 tarihinden, 479,50-TL'nin 16/01/2019 tarihinden, 614,88-TL'nin 18/02/2019 tarihinden, 638,25-TL'nin 13/03/2019 tarihinden, 585,96-TL'nin 19/04/2019 tarihinden, 575,22-TL'nin 16/05/2019 tarihinden, 589,38-TL'nin 18/06/2019 tarihinden, 583,83-TL'nin 17/07/2019 tarihinden, 747,50-TL'nin 16/08/2019 tarihinden, 589,88-TL'nin 16/09/2019 tarihinden, 560,00-TL'nin 14/10/2019 tarihinden, 582,88-TL'nin 15/11/2019 tarihinden, 580,00-TL'nin 13/12/2019 tarihinden, 685,13-TL'nin 15/01/2020 tarihinden, 641,75-TL'nin 18/02/2020 tarihinden, 653,38-TL'nin 13/03/2020 tarihinden, 503,88-TL'nin 20/04/2020 tarihinden  itibaren işleyecek yasal faizi ile istirdatına,<br>4-Dava konusu senet bedeli 33.000,00-TL 'nin  %20 oranında kötü niyet  tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine ... \" karar verilmiştir. <br>Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin bozma sonrasında örtülü direnme karar verdiğini, bozma kararının görmezden gelindiğini, zamanaşımı itirazlarına hiç değinilmediğini,  davacı ... bir şirket kurmuş, banka hesabı açmış, tomarla çek imzalanmış, ... ismi ile çekler ödenmiş, mahkeme bu eylemleri görmezden gelerek davalıyı kötü niyetli bulduğunu, 24/09/2022 tarihli dilekçelerinin görmezden gelindiğini beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>Davacı tarafça, istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.<br>   DELİLLER: Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/02/2023 Tarih - 2022/115 Esas - 2023/125 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>DAVA; menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir.<br> İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. <br>Dosyanın incelemesinde; davalı alacaklının, TEB Osmanbey Şubesinden verilme, keşidecisi ... Çelik ... Ltd. Şti., keşide tarihi 05/03/2011, lehtarı ..., bedeli 33.000,00 TL olan ... seri nolu çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus ödeme emri ile icra takibi başlattığı, ödeme emrinin davalıya 25/11/2012 tarihinde tebliğ edildiği, davacı borçlunun çekteki ciro imzasının kendisine ait olmadığı gerekçesi ile eldeki davayı açtığı, davalının, çekteki imzanın davacıya ait olduğunu, borç ödendikten sonra dava açıldığını ve hak düşürücü sürenin dolduğunu belirterek davanın reddini istediğini, 14/07/2020 tarihinde cevap dilekçesini ıslah ederek keşideci şirketin ...'e ait iken bu kişinin dayısı olan davacıya şirket hisselerini devrettiğini, davacının şirkete ait çek karnelerini ...'e verdiğini ve Beyoğlu 25. Noterliği'nin 13/04/2009 tarih, ... yev. no.lu vekaletnamesi ile ...'in çalışanı olan ...'a kambiyo senedi düzenleme yetkisi de içeren vekaletname verdiğini, bu çekin ... tarafından imzalandığını, davacının dava konusu çek ile aynı imzalara sahip başka çekleri ödediğini, davacının yetkisiz temsil hükümleri gereğince çek borcundan sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini istediği, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne ve ödenen bedellerin istirdadına karar verildiği, kararın davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 21/01/2022 tarih, 2021/717 esas 2022/100 karar sayılı ilamı ile kararın kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda ilk derece mahkemesince aynı gerekçelerle davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.<br>Bilindiği üzere ispat hakkı, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olup, yasalarımızda düzenlenmiştir. İspatın konusu, uyuşmazlığın çözümünde etkili olan, tarafların anlaşamadığı ve çekişmeli olan vakıalardır. Herkesçe bilinen vakıalar ile ikrar edilmiş olan vakıalar ise, çekişmeli olmadığından ispat konusu değildir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesine göre \"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.\" 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190.maddesi gereğince de, \"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.\" <br>Menfi tespit davalarında da, HMK'nın ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Bununla beraber, davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (Bkz. Y.HGK'nun 12.10.2011 Tarih 2011/19-473 E 607 K 2003/19-781 E 768 K sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir. <br>Kural olarak menfi tespit davasında davacı, dava konusu borcun hiç doğmadığını davalı ile arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmadığını ileri sürerse ispat yükü davalıya aittir. Zira hukuki ilişkinin varlığını ileri süren davalıdır. Ancak davacı hukuki ilişkinin varlığını kabul edip başka bir nedenle geçersiz olduğunu (ya da sona erdiğini) ileri sürerse, bu durumda ise ispat yükü davacıdadır. Davacı bu durumda, varlığını kabul ettiği hukuki ilişkinin sona erdiğini ileri sürmekle ispat yükünü de üzerine almış olur (Bkz. Y. HGK'nun  05.11.2013 Tarih 2013/695 E 630 K sayılı ilamı).<br>Ne var ki, menfi tespit davalarında ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davalı tarafta olmakla beraber, alacak bir senede bağlanmış ise, bu durumda ispat yükü yer değiştirir. Başka bir ifade ile bu durumda senet nedeniyle borçlu olmadığını iddia eden davacı, iddiasını ispat etmek zorunluluğundadır.<br>4721 sayılı TMK'nın 2. maddesi; \"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.<br>Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.\" hükmünü havidir.<br>Uygulama ve doktrinde, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı olarak adlandırılan bu hüküm, sözleşme ilişkilerinde uygulama yeri bulmakta olup, tarafların iddia ve savunmalarının bu hüküm kapsamında da değerlendirilmesi gerekmektedir. <br>Az yukarıda detaylarıyla açıklandığı üzere borçlunun bir alacaklının kendisinden bir hak veya alacak talep etmesi üzerine ileri sürülen hak veya alacağın doğmadığını ve doğduktan sonra, sona erdiğini tespit ettirmek amacıyla açtığı tespit davasına menfi tespit davası denir. Borçlu, menfi tespit davasında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.  Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir. Ne var ki, sebepsiz olarak borcu kabul edip ödeme yapan borçlunun bu beyanı ve yaptığı ödeme kendisini bağlayıcı olduğundan istirdat davası dinlenemez.<br>Haciz baskısı altında yapılan ödemeler rızaen yapılmış kabul edilmediğinden borcun kabul edildiği anlamına gelmez ise de haciz baskısı olmadan ihtirazı kayıt konulmadan yapılan ödemeler borcun kabul edildiği anlamına gelir (\"Davacı, hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmesi sonucu kendi iradesi ile herhangi bir ihtirazi kayıt koymaksızın ödemede bulunmuştur. TBK'nun 78/1 maddesi uyarınca borçlanmadığı edimi kendi iradesiyle yerine getiren kimse bunu ancak kendisini borçlu sanarak ifa ettiğini ispat ederse geri isteyebilir.\" Yargıtay 19. HD., 05/10/2017 tarih, 2016/10688 E., 2017/6634 K.).<br>Dava, borçlu olunmadığı iddia edilen  05/03/2011 keşide tarihli 33.000,00-TL bedelli ... seri numaralı çekden kaynaklanan menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. Mahkemece istem kabul edilmiş, kararı davalı vekili istinaf etmiştir.<br>Eldeki davada; davacının 05/03/2011 keşide tarihli 33.000,00-TL bedelli ... seri numaralı çekten dolayı borçlu olup olmadığı, ödemeleri haciz baskısı altında yapıp yapmadığı, uzun yıllar ödeme yaptıktan sonra yaptığı ödemeler sonrasında borcu kabul edip etmediği, dava açarken hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve 6100 sayılı TBK'nın 78-(1) maddesinin eldeki davada uygulama yeri olup olmadığının değerlendirilmesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde dayanılacak esaslı noktalardır.<br>Mahkemece, davanın talep edilen menfi tespit ve istirdat istemli talebinin davacı tarafından kanıtlanması  nedeniyle verilen davanın kabulüne dair : 26/01/2021 tarihli ve 2019/150 Esas - 2021/53 Karar sayılı karar, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması sonucunda Dairemizin  2021/717E. 2022/100K. Sayılı ilamı ile;\" ...davacının Beyoğlu 25. Noterliği'nin 13/04/2009 tarih, ... yev. no.lu vekaletnamesi ...'a kambiyo senedi düzenleme yetkisi de içeren vekaletname vermesi nedeni ile çeklerin vekil tarafından bu vekaletname kapsamında ciro edilip edilmediğinin araştırılması, bu vekaletname kapsamında keşide edilmemiş ise, aynı imzayı içeren diğer çekleri ödediğini iddiasının  araştırılması gerekir.<br>6098 sayılı TBK'nın 40. vd. maddelerinde temsil düzenlenmiştir. Yetkisiz temsil halinde hukuki işlemin temsil olunanı bağlayıp bağlamayacağı 46. maddede; \"Bir kimse yetkisi olmadığı halde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar.<br>Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.\" şeklinde düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca, yetkisiz bir kimsenin yaptığı hukuki işlem temsil olunanın onaması halinde geçerlidir. Yargıtay 19. H.D. 26/04/2012 tarih, 2011/16272 E., 2012/7077 K. sayılı kararında; \" ... her ne kadar çekler üzerindeki imza davacı şirket yetkilisine ait değil ise de, yetkisiz temsilci ...’in Metropolis Turizm Şirketine daha öncede aynı şekilde çek imzalayarak vermesi ve bu çeklerin ödenmesi, davacı şirket yetkilisinin de duruşmada yetkisiz temsilcinin daha önce keşide ettiği bir kısım çeklerin ödendiği yönündeki beyanı dikkate alındığında davacı şirketin takibe konu çekten sorumlu olduğu ... \" şeklindeki kararı dikkate alındığında; yetkisiz temsilci tarafından yapılan hukuki işlemin onanması sonrasında ticari hayatta bu şekilde oluşturulan güven ve 4721 sayılı TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı gereği aynı nitelikteki sonraki işlemlerle de temsil olunanın bağlı olduğu kabul edilmelidir. <br>Kabule göre de; <br>4721 sayılı TMK'nın 2. maddesine göre; \"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.<br>Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.\" <br>Uygulama ve doktrinde, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı olarak adlandırılan bu hüküm, sözleşme ilişkilerinde uygulama yeri bulmakta olup, tarafların iddia ve savunmalarının bu hüküm kapsamında da değerlendirilmesi gerekmektedir.<br>İstirdadı talep edilen ilk ödemenin 07/09/2012 tarihi olduğu, eldeki davanın ise 13/04/2019 tarihinde açıldığı, bu süre içerisinde her ay davalının maaşından kesinti yapılarak icra dosyasına ödendiği sabittir.<br>Her ne kadar, haciz baskısı altında yapılan ödemeler rızaen yapılmış kabul edilmediğinden borcun kabul edildiği anlamına gelmez ise de haciz baskısı olmadan ihtirazı kayıt konulmadan yapılan ödemeler borcun kabul edildiği anlamına gelir (\"Davacı, hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmesi sonucu kendi iradesi ile herhangi bir ihtirazi kayıt koymaksızın ödemede bulunmuştur. TBK'nun 78/1 maddesi uyarınca borçlanmadığı edimi kendi iradesiyle yerine getiren kimse bunu ancak kendisini borçlu sanarak ifa ettiğini ispat ederse geri isteyebilir.\" Yargıtay 19. HD., 05/10/2017 tarih, 2016/10688 E., 2017/6634 K.). Bu açıklamalar kapsamında, davacının ödemeleri haciz baskısı altında yapıp yapmadığı, uzun yıllar ödeme yaptıktan sonra yaptığı ödemeler sonrasında borcu kabul edip etmediği, dava açarken hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve 6100 sayılı TBK'nın 78-(1) maddesinin eldeki davada uygulama yeri olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.<br>Tüm bu açıklamalara göre, mahkemece yapılması gereken iş; öncelikle ıslah harcının yatırılması için davalı vekiline usulüne uygun süre verilmesi, ıslah harcı yatırıldıktan sonra, çekin üçüncü kişi tarafından verilen vekaletname kapsamında keşide edilip edilmediğinin araştırılması, çek yetkisiz temsilci tarafından keşide edildiği ise yukarıda (1) nolu bentte açıklanan şekilde yetkisiz temsil hükümleri çerçevesinde davacının aynı imzayı içermeyen çekleri ödeyip ödemediği hususu araştırılması, gerekli görülürse son aşamada ödemelerin haciz baskısı altında ödenip ödenmediği, davacının borcu kabul edip etmediği ve olayda BK'nın 78-(1) maddesinin uygulama yeri olup olmadığının değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi olmalıdır.\" şeklindeki gerekçeyle kaldırılmıştır.<br> Dairemizin 2021/717E. 2022/100 K. Sayılı kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılamada, kaldırma kararındaki \"ilk derece mahkemesince yapılması gereken işlemler\" bölümünde belirtilen \"...yetkisiz temsil hükümleri çerçevesinde davacının aynı imzayı içeren çekleri ödeyip ödemediği hususu araştırılmalı, davacının borcu kabul edip etmediği saptanmalı...\"  şeklindeki kaldırma gerekçesi  doğrultusunda, mahkemece gerekli araştırmaların yapıldığı, yapılan araştırma sonucu müzekkere yazılan TEB Osmanbey Şubesince; \"müzekkereye konu edilen çek koçanlarına ait teslim belgesi örneklerinin, söz konusu çeklere ilişkin çek bilgi tablosunun (CD ortamında) gönderilmiş ve 28 adet çek aslının sunulmuş olduğu bunun yanı sıra davacı ...'ın hamili olduğu ve tahsili gerçekleşen herhangi bir çek kaydına rastlanılmadığı, belirtilen firma tarafından keşide edilip provizyon ile ödenen ..., ... ve ... seri numaralı çeklerin hamilinin davacı ... olduğu\" yönünde bilgi verildiği görülmüştür.<br>İlk derece mahkemesi tarafından kaldırmadan sonra; kaldırma ilamındaki eksik hususlar tamamlanarak bir önceki karar gerekçesiyle aynı olan gerekçeyle davacının davasında haklı olduğu kanaatiyle davanın kabulüne karar verilmiş,  karara karşı davalı taraf istinaf yoluna başvurmuştur.<br>Gelinen bu aşamada, taraflar arasındaki uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için hukuki bir kurum olan davanın ihbarı üzerinde durulmasının gerektiği anlaşılmıştır.<br>Davanın ihbarı 6100 sayılı HMK'nun da düzenlenmiş olup, tanımı yapılmamıştır. Ancak genel olarak, \"Görülmekte olan davanın taraflarından birinin, üçüncü bir kişiye davayı duyurarak  üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesine davanın ihbarı denir.\"  şeklinde tanımlanabilir. Davanın ihbarının usul hukuku bakımından amacı, dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişinin, davaya katılarak davayı ihbar eden tarafa yardım etmesinin sağlanmasıdır. Bu yardım da, iki şekilde olur: ilki ihbar yoluyla üçüncü kişi davaya (fer’î) müdahele edebilir ya da dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişi, davada ihbar eden tarafı temsil edebilir.  Davanın ihbarının maddi hukuk bakımından amacı ise, davayı ihbar eden tarafın, davayı kaybetmesi hâlinde üçüncü kişiye karşı açacağı rücu davasında (veya üçüncü kişinin ihbar eden tarafa karşı açacağı tazminat davasında) hakkını daha emin (güvenli) biçimde ileri sürebilmesidir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C:IV, 2001, s.3515 vd).<br> Davanın ihbarı ve şartları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61’nci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “(1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir. (2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda  bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir.” Davanın ihbarının sonuçları bakımından ise; yasada özel bir düzenlemeye yer verilmemiş olup, HMK'nun 64. maddesinde, aynı yasada düzenlenen fer'i müdahalenin etkisine ilişkin atıfta bulunmakla yetinilmiş, \"İhbar edilen davada verilen hükmün ihbar  eden kişiye etkisi hakkında 69. maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyasen uygulanır \" denilmiştir.  Buna göre ; dava kendisine ihbar edilen kişi müdahil olarak davaya katılsın ya da müdahil olmaksızın hareketsiz kalsın her iki halde de fer'i müdahalenin etkisi ihbarda bulunan aleyhinde uygulanacaktır (Pekcanıtez, H.; Atalay, O. ; Özekes, M..: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine göre Medeni Usul Hukuku , 12. Baskı, 2011, s.236.).<br>Aynı yasanın ihbar bakımından atıf yapılan 69. maddesi uyarınca; (1) Müdahilin de yer aldığı asıl davada hüküm, taraflar hakkında verilir. (2) Fer’î müdahilin, tarafla rücu ilişkisinde, asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak, müdahil, zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkânlarını kullanmasını engellediğini ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkânlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığını belirterek, yanında katıldığı tarafın yargılamayı hatalı yürüttüğünü ileri sürebilir. İfade edilen yasa hükmüne göre; fer'i müdahilin dolayısıyla ihbar edilen kişinin davada taraf sıfatı olmadığı ve hükmün ancak, kendisine karşı açılacak rücu davasında veya kendisinin hak isteyebileceğini öğrenmesi nedeniyle ileride taraf olan kişilere karşı ya da onların ihbar olunana karşı dava açabilme imkanı bakımından etkisinin olacağı açıktır. Yoksa; ihbar olunan sıfatıyla bulunduğu davada verilen  hükmün doğrudan kendisi bakımından maddi sonuç doğurduğundan söz edilemeyecektir. <br> Eldeki davada; mahkemece yargılamanın 08/09/2020 tarihli celsesinin 1 numaralı ara kararında; \"davalı vekilince ihbar dilekçesinin sunulması ve masrafının yatırılması halinde, davanın ihbarına..,\" şeklinde hüküm kurulduğu, takip eden 03/11/2020 tarihli celse de ise davalının süresinde ihbar dilekçesini sunduğu bu nedenle de davanın ihbar olunana tebliğine ilişkin tebligatın tebellüğ  edilmiş olduğunun  görüldüğüne yönelik tespitte bulunulduğu görülmüştür.<br>Mahkemece, 28/02/2023 tarihli oturumda; davanın ihbar edildiği kişi olan ...'in dava ile ilgili beyanına başvurulduğu, ihbar olunan ...'in \"dava dosyasında bulunan senetlerdeki imzaların bir kısmı bana ait, bir kısmı ... isimli şahsa aittir. 24.08.2010 vade tarihli çek üzerindeki ciranta imzası ... adına olan imza bana aittir. Dava konusu olan çek üzerindeki ciranta imzası bana aittir ve bu çek üzerindeki yazılar da bana aittir. Keşideci imzası ise ...'a aittir. Benim ... kuzenimin eşi olduğu için onun adına kurulu olan şirketin yönetimi bana verildi. Ben de ... adına şirket adına bütün işlemleri yapıyordum. Hatta onun adına ciranta imzalarını atıyordum. ... benim bu işlemleri yaptığımı biliyordu. Kendisi bu yaptığım işlemlere itiraz etmiyordu. Biz aileyiz. ...'ın bana küsmesinin sebebi maaşına haciz konulduğu için ve kendisini zarara uğrattığım içindir, yoksa yapılan işlemlere bir itirazı yoktu\" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.<br> Yapılan tüm bu açıklamalar neticesinde, ilk derece mahkemesince; davanın kabulü ile davacı ...’ın Gölcük İcra Müdürlüğü‘nün 2011/3074  Esas sayılı dosyasında takibe konu olan Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş. Osmanbey Şubesi 05/03/2011 keşide tarihli 33.000,00-TL bedelli  ... seri numaralı çekden dolayı borçlu olmadığının tespitine ve davacı taraftan Gölcük İcra Müdürlüğünün 2011/3074  Esas sayılı dosyasında tahsil edilen bedelin istirdadına şeklinde karar verilmişse de verilen kararın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı yanılgılı kanaatle verildiği anlaşılmıştır.<br> Eldeki davada; davaya konu edilen çekin, keşidecisinin ... Çelik Ltd. Şti., keşide tarihinin 05/03/2011, lehtarının ..., bedelinin 33.000,00 TL olduğu anlaşılmıştır.<br>TBK'nın 46. maddesi \"Bir kimse yetkisi olmadığı halde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar\" hükmünü havidir.<br>Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.\" şeklinde düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca, yetkisiz bir kimsenin yaptığı hukuki işlem temsil olunanın onaması halinde geçerlidir. Yargıtay 19. H.D. 26/04/2012 tarih, 2011/16272 E., 2012/7077 K. sayılı kararında; \" ... her ne kadar çekler üzerindeki imza davacı şirket yetkilisine ait değil ise de, yetkisiz temsilci ...’in Metropolis Turizm Şirketine daha öncede aynı şekilde çek imzalayarak vermesi ve bu çeklerin ödenmesi, davacı şirket yetkilisinin de duruşmada yetkisiz temsilcinin daha önce keşide ettiği bir kısım çeklerin ödendiği yönündeki beyanı dikkate alındığında davacı şirketin takibe konu çekten sorumlu olduğu ... \" şeklindeki kararı dikkate alındığında; yetkisiz temsilci tarafından yapılan hukuki işlemin onanması sonrasında ticari hayatta bu şekilde oluşturulan güven ve 4721 sayılı TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı gereği aynı nitelikteki sonraki işlemlerle de temsil olunanın bağlı olduğu kabul edilmelidir. <br>Davanın ihbar edildiği ...'in \"dava konusu olan çek üzerindeki ciranta imzası bana aittir ve bu çek üzerindeki yazılar da bana aittir, keşideci imzası ise ...'a aittir, ... kuzenimin eşi olduğu için onun adına kurulu olan şirketin yönetimi bana verildi, ben de ... adına şirket adına bütün işlemleri yapıyordum, hatta onun adına ciranta imzalarını atıyordum, ... benim bu işlemleri yaptığımı biliyordu, kendisi bu yaptığım işlemlere itiraz etmiyordu...\" şeklinde mahkeme huzurunda beyanda bulunduğu görülmüştür.<br>TEB Osmanbey Şubesince ilk derece mahkemesine gönderilen müzekkere cevabında; \"müzekkereye konu edilen çek koçanlarına ait teslim belgesi örneklerinin, söz konusu çeklere ilişkin çek bilgi tablosunun (CD ortamında) gönderilmiş ve 28 adet çek aslının sunulmuş olduğu bunun yanı sıra davacı ...'ın hamili olduğu ve tahsili gerçekleşen herhangi bir çek kaydına rastlanılmadığı, belirtilen firma tarafından keşide edilip provizyon ile ödenen ..., ... ve ... seri numaralı çeklerin hamilinin davacı ... olduğu\" yönünde bilgi verildiği görülmüştür.<br>Yapılan bu açıklamalardan sonra eldeki somut uyuşmazlığa  bakıldığında; davacı taraf, davalının icra takibine konu ettiği 05/03/2011 keşide tarihli 33.000,00-TL bedelli  çekteki ciro  imzası ve yazıların müvekkiline ait olmadığını iddia ederek eldeki davayı açmıştır.<br>Az yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere; kural olarak kambiyo senetlerinden kaynaklanan menfi tespit davalarında ispat yükü davacı olan borçlu üzerindedir.<br>Ancak; davanın ihbar edildiği ...'in \"dava konusu olan çek üzerindeki ciranta imzası bana aittir ve bu çek üzerindeki yazılar da bana aittir, keşideci imzası ise ...'a aittir, ... kuzenimin eşi olduğu için onun adına kurulu olan şirketin yönetimi bana verildi, ben de ... adına şirket adına bütün işlemleri yapıyordum, hatta onun adına ciranta imzalarını atıyordum, ... benim bu işlemleri yaptığımı biliyordu, kendisi bu yaptığım işlemlere itiraz etmiyordu...\" şeklinde mahkeme huzurunda beyanda bulunduğu ve çekin ciranta imzasının kendisi tarafından atıldığını bu duruma da davacının itiraz etmediğini belirttiği görülmüş, bu beyan karşısında davacının yetkisiz temsil hükümlerini düzenleyen TBK'nın 46. maddesi hükümleri gereğince davaya konu çekten sorumlu  olacağı hususu çekişmeli olmaktan çıktığından, ve yine, davaya konu çek ile benzer nitelikteki çeklerin dava dışı ... Çelik ... Ltd. Şti. tarafından ödenmesi karşısında  mahkemece menfi tespit istemi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiştir. <br>Öte yandan;<br>4721 sayılı TMK'nın 2. maddesine göre; \"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.<br>Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.\" <br>Uygulama ve doktrinde, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı olarak adlandırılan bu hüküm, sözleşme ilişkilerinde uygulama yeri bulmakta olup, tarafların iddia ve savunmalarının bu hüküm kapsamında da değerlendirilmesi gerekmektedir.<br>İstirdadı talep edilen ilk ödemenin 07/09/2012 tarihi olduğu, eldeki davanın ise 13/04/2019 tarihinde açıldığı, bu süre içerisinde her ay davalının maaşından kesinti yapılarak icra dosyasına ödendiği sabittir.<br>Her ne kadar, haciz baskısı altında yapılan ödemeler rızaen yapılmış kabul edilmediğinden borcun kabul edildiği anlamına gelmez ise de haciz baskısı olmadan ihtirazı kayıt konulmadan yapılan ödemeler borcun kabul edildiği anlamına gelir (\"Davacı, hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmesi sonucu kendi iradesi ile herhangi bir ihtirazi kayıt koymaksızın ödemede bulunmuştur. TBK'nun 78/1 maddesi uyarınca borçlanmadığı edimi kendi iradesiyle yerine getiren kimse bunu ancak kendisini borçlu sanarak ifa ettiğini ispat ederse geri isteyebilir.\" Yargıtay 19. HD., 05/10/2017 tarih, 2016/10688 E., 2017/6634 K.). Bu açıklamalar kapsamında, davacının ödemeleri haciz baskısı altında  yapmış gibi görünse  de, yukarıda da belirtildiği gibi, davacının uzun yıllar ödeme yaptığı, yaptığı ödemeler sırasında veya sonrasında yapılan ödemelerle ilgili herhangi bir ihtirazı kayıt koymadığı, ilk ödemeden sonra eldeki davanın açılma tarihine kadar uzun bir zaman olduğu gözetilerek, mahkemece davacının istirdat yönündeki isteminin de reddine karar verilmesi gerekirken, aksi  düşünceyle yazılı olduğu şekilde istirdat isteminin kabulüne  karar verilmiş olması da  doğru olmamıştır.<br>Diğer yandan; menfi tespit davasının reddine karar veren mahkemenin, borçluyu tazminata mahkum edebilmesi için, alacaklının borçluya karşı bir icra takibi yapmış olması ve borçlunun bu icra takibinin durdurulması veya icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı almış ve bu ihtiyati tedbir kararının uygulanmış (infaz edilmiş) olması gerekmektedir. <br>Somut olayda ise; davacı vekilinin, icra takibinin durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin mahkemenin 15/04/2019 tarihli ara kararıyla reddedildiği, icra takibinin durdurulması veya icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde bir tedbir kararının bulunmadığı, bu nedenlerle davacı/ borçlu aleyhinde tazminata hükmetme şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından davalının tazminat talebinin reddine karar vermek gerektiği anlaşılmıştır.<br>Bu nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulüne, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-)Davalının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN KABULÜNE; Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/02/2023 Tarih - 2022/115 Esas - 2023/125 Karar Sayılı kararının KALDIRILMASINA, HMK'nın 353-(1)-b)-2) maddesi gereğince YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,<br>a-Davanın REDDİ ile,<br>b-Davalının tazminat talebinin REDDİNE,<br><br>c-Alınması gerekli maktu 427,60 TL karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 633,73 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 206,13 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,<br>ç-Davalının yaptığı toplam 312,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>d-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>e-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>f-Dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecine yönelik 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin 6183 sayılı Kanuna göre ve davalı aleyhine açılan davanın reddedilmesi nedeniyle davacıdan tahsili için hazineye müzekkere yazılmasına, <br>g-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,<br>2-)İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;<br>a-İstinaf  Kanun Yoluna Başvuru harcının hazineye irad kaydına,<br>b-İstinaf Karar Harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,<br>c-Davalı tarafından yapılan 492,00-TL İstinaf Kanun yolu masrafı ile 247,50 TL posta masrafı olmak üzere toplam 739,50 TL'nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,<br>ç-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>d-Davalının yatırdığı istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince  davalıya iadesine,<br>e-Kararın, 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.08/11/2024<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır.<br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"33a2147a0355fd43","SID":"e998838a75994a35"}}