{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br><br>ESAS NO:2024/570 Esas<br>KARAR NO\t:2024/855<br><br><br>DAVA:Alacak<br>DAVA TARİHİ:01/04/2005<br><br>BİRLEŞEN .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ... E K <br>DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ:13/04/2017<br>KARAR TARİHİ:28/11/2024<br><br>Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br>DAVA:<br>Davacı vekili  dava dilekçesinde; Davalılardan ...'ün vekiledeni şirketin ortağı olduğunu, aynı zamanda mali işlerini yönettiği dönemde, şirketin müdürlüğüne atanan davalı ... ve ... ile anlaştığını, davalıların şirketin parasını bankalardan tahsil ederek zimmetlerine geçirdiklerini, şirketin mallarını da şirketin şubesi olan ...'ne göndermiş gibi gösterip, yine aynı Şubeden ... A.Ş.'ye satış yaparak, anılan Şubeden fatura keşide ettiklerini, faturayı şirket kayıtlarına intikal ettirmediklerini, satış yapılan şirketten gelen bedelleri ise şirketin hesabı olmakla birlikte aktif olarak kullanmadıkları ... Şubesi'ne 08.09.2004 tarihinde 570.403 USD'yi 13.09.2004 tarihinde 600.000 USD'yi transfer ederek, yine 08.09.2004 ve 13.09.2004 tarihlerinde anılan bankadan nakden çekmek sureti ile zimmetlerine geçirdiklerini, davalıların toplam 1.170.403 USD'yi kendi aralarında pay ettiklerini ve şirket hesaplarına intikal ettirmediklerini, davalıların bilahare şirketi temsil yetkilerinin kaldırıldığını ve diğer usulsüzlükleri hakkında araştırmaların devam ettiğini, davalıların şirketten parayı çektikten sonra mal varlıklarında olağan üstü artışlar olduğunu, davalılardan ...'in ''... ... Parça Ltd Şti'' adı altında bir şirket kurduğunu ve şirkete kurucu ortak olduğunu, ayrıca davalının ... plakalı 2000 model ... plakalı ... marka Jeep satın alarak eşi üzerine kaydettirdiğini, davalılar hakkında ayrıca emniyeti suistimal sebebiyle de şikayette bulunulacağını, davalıların şirketten usulsüz olarak aldıkları paraları ve bu paralarla edindikleri malları, iş bu davayı öğrendiklerinde başkalarının üzerine kaçıracaklarını, bu nedenle davalıların usulsüzlük yaptıkları miktarı karşılayacak bedelde hak ve alacakları üzerine ihtiyati tedbir konulması gerektiğini beyanla, 1.170.403-USD'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.<br>CEVAP:<br>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; Vekiledeninin yönetici olduğu, diğer davalıların da şirket müdürü olarak sorumlu bulunduklan iddiası ile açılan davada T.T.K'nun 341. maddesinde yer alan \"şirket genel kurulunca dava açılmasına karar verilmesi\" ön şartı gerçekleştirilmediğinden, iş bu davanın açılmayacağını, bu yolda bugüne kadar alınmış hiçbir genel kurul kararının da bulunmadığını, diğer taraftan, dava açılması yolunda böyle bir genel kurul kararı var olsa bile, bu davayı şirket denetçisinin açmasının yine T.T.K'nun 341/2. maddesi gereği olduğunu, söz konusu ön şartı taşımayan ve davacı şirket denetçisine açılmayan davanın bu nedenlerle de reddinin gerekeceğini, hepsinden de önemlisi, iddianın aksine, vekiledeninin hiçbir zaman davacı şirkette Yönetim Kurulu Üyeliği yapmadığını ve yönetici olarak hiçbir zaman görev almadığını, sadece 13.05.2004-29.11.2004 tarihleri arasında şirket ortağı olarak yer aldığını, idarecilik görevinde bulunmadığını, davacı şirketin Yeminli Mali Müşavirliği olan ... Ltd. Şti.'nden aldıkları 22.04.2005 tarihli yazı ve ekinde bulunan Ticaret Sicil Gazetesi fotokopilerinde ve Tam Tasdik Sözleşmesi suretleri (Ek 2)'nde bu durumun açıkça kanıtladığını, dolayısı ile, vekiledenine yapılan suçlamanın haksız ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, bu konudaki yasal başvuru ve talep haklarını saklı tuttuklarını, aynca diğer davalıların da iddia edildiği gibi bir girişimde bulundular ise, bu kadar büyük miktarda bir meblağın Eylül 2004 ayında bugüne kadar görülmemiş bulunmasının da oldukça ilginç olduğunu, oysa dava dilekçesinde \"davalılann bilahare şirketi temsil yetkilerinin kaldırıldığının\" belirtildiğini, dava dilekçesi ekindeki evrakta ... ve ...'ın yetkilerinin kaldırıldığı tarihin 12.11.2004 olarak görüldüğünü, ancak ... YMM Ltd. Şti'nin düzenlemiş olduğu belge ve ekindeki Ticaret Sicil Gazetelerinden de görüleceği üzere temsil yetkisi kaldırılan ... 02.12.2004 tarihinde Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildiğini ve halen de bu görevinin devam ettiğini, bu durumda 12.11.2004 tarihinden 31.03.2005 tarihine kadar bekleyen davacımn, paranın çekilmesinden itibaren yaklaşık yedi ay, ... ve ...'ın yetkilerinin kaldırılmasından itibaren de dört ay geçtikten sonra dava açmasının, davalılann mallarını kaçırabilecekleri iddiası ile ihtiyati tedbir istemesi ve ...'ın halen bu şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmesinin de son derece ilginç ve çelişkili olduğunu, şirket denetçisine açılmış bir dava olmadığını, iddia edilen bedelin Şirket bünyesine girip girmediğini kontrol etmediklerini,  vekiledeninin yönetici olduğuna dair herhangi bir belge ve delili görmediklerini, kısacası davacı tarafin iddialannm doğruluğunu gösteren en ufak bir delilin dosyaya sunulmadığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br>Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; Davacının dava dilekçesinde vekiledeni ile ilgili iddia ettiklerinin tamamen gerçek dışı olduğunu, davacı şirketin gizli ortağı olan ... ve ...'in diğer davalı ...'e olan borçlarını ödememek için, o tarihte şirket müdürü olan vekiledenlerinin, davalı ... aleyhine beyanda bulunma ve tanıklık etmeye zorlamak amacı ile vekiledenleri aleyhine böyle bir davayı şirketin göstermelik ortakları kanalı ile açtıklarının anlaşıldığını, bu davanın açılmasının öncesinde ve sonrasında her iki vekiledeni üzerinde baskı oluşturan, aleyhe tanıklık etmedikleri tekdirde dava açma tehdidinde bulunan, dava açıldıktan sonra dahi \"gelin konuşalım, bizim yanımızda olursanız hakkınızdaki davadan vazgeçeriz\" teklifinde bulunan bu kişilerin asıl şirketi zarara uğratanlar ve şirketi tasfiyeye sürükleyenler olduklarını, vekiledenlerinin yetkilerinin kaldırıldığı 12.11.2004 tarihinden sonra  vekiledeni  ...'ın 02.12.2004 tarihinde şirket yönetim kurulu başkanı olması ve halen bu görevinin devam etmesinin davacı şirketin bu davayı açmadaki ciddiyetsizliğini açıkça gösterdiğini, iki şirket çalışanının şirket adına 1.170.403 USD gibi büyük bir parayı tahsil edip şirkete vermedikleri ve davacı şirketinde aylar sonra bu paranın şirket hesabına geçmediğini fark ettiği iddiasının hayatın olağan akışına hiç uymadığını, kaldı ki vekiledenlerinden ...'ın banka hesabından tahsilatı yapan kişi olmadığını, yine vekiledenlerinin ... ve ...'e ait başka şirketlerde ücret karşılığında çalışan kişiler olduğu düşünüldüğünde, bankadan davacı şirket adına tahsil olunan paranın tamamını bu kişilere aktaran vekiledeni ... olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br>BİRLEŞEN .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ... E K SAYILI DOSYASINDA<br>DAVA:<br> Davacı vekili sunduğu dilekçesinde davalıların, davacı şirketin eski ortak ve yetkilileri oldukları ve görev  yaptıkları yerde şirkete ait banka hesaplarından 1.170.403 USD'yi usulsüz bir şekilde iktisap ettikleri, bu nedenle aleyhlerine İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile dava açıldığı, bu dosyada daha önce verilen karar ve Yargıtay incelemesi sonrasında davalıların eylemlerinin subuta erdiği, ancak şirketten usulsüz çektikleri miktar nedeniyle şirketin tasfiye haline girmiş olması ve bu nedenle munzam zararın oluşmasından dolayı şirketin tasfiye haline girmesinden kaynaklı ticari kayıplarından dolayı şimdilik 175.000,00 TL ve faiz ile karşılanamayan munzam zararına karşı da TBK 122.maddesi uyarınca da şimdilik 175.000,00 TL ki toplam 350.000,00 TL'nin avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.<br>CEVAP:<br> Davalılardan ... dosyaya unduğu cevabında, mahkemenin yetkisiz olduğunu,  davanın zaman aşımına uğradığını, şirketin zararına sebep olmadıklarını, eylemlerinden kaynaklanan bir zarar olmadığını, şirketin tasfiyeye girmesinin asıl nedeni gizli sahipleri olan ... ve ...'in şirketin içini boşaltıp çok değerli olan ... Türkiye distribütörlüğünün kendilerine ait diğer şirket olan ... Bilgisayar ve Görüntü A.Ş'ne devretmelerinden kaynaklı olduğunu ve şirketin borçlarının bulunduğunu, gizli ortakların giderek şirketi tasfiyeye soktuğunu ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.<br>Davalı ... sunduğu cevap dilekçesinde, yetki ve zamanaşımı itirazı yanında iddia edilen zararın oluşmadığını, şirketin muhasebe kayıtlarının geriye dönük kendilerine suçlama yöneltilmesine ilişkin değiştirildiğini, bu hususun ceza yargılamasında tespit edildiğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.<br>Diğer davalı ... usulüne uygun tebliğe rağmen cevap sunmamıştır. etmişlerdir.<br>GEREKÇE:<br>Asıl ve birleşen davalar, anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.<br>Mahkememizce yapılan yargılama sonunda verilen 2005/996-2012/129 E/K sayılı, 14/05/2012 tarihli karar ile: ''...Davalı savunmaları, ....Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen ve beraatle sonuçlanan ceza dosyası o dosyada alınan bilirkişi raporu ile idari yönden masak tarafından dosyada mevcut bilirkişi raporu ve mahkememizce alınan bilirkişi raporu nazara alınarak açılan alacak davasının REDDİNE''  karar verilmiş, <br>Davacı vekilinin temyizi üzerine Mahkememiz kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ... E/K Sayılı, 29.05.2014 tarihli ilamı ile: ''...Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ters çevrilmiş bir kusur sorumluluğudur. Buna göre davacı şirketin zarara uğradığını ispatlaması yeterli olup, bundan sonra yöneticilerin zarardan kendilerinin sorumlu bulunmadıklarını ispat etmesi gerekmektedir. Davalılardan ...'in 08.04.2002 tarihli yönetim kurulu kararı ile mali işlerden sorumlu genel müdür olarak atandığı, davalı ...'in de diğer iki davalının sorumluluğunu üstlendiği gözetildiğinde, tüm davalıların sorumluluklarının aynı esaslara göre değerlendirilmesi gerektiği tabiidir.  Açıklanan bu durum karşısında, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının gerekçeyi içermediği'' gerekçesiyle bozulmuş, Mahkememizce bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.<br>Bozma ilamı doğrultusunda Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda ...-2016/954 E/K sayılı, 22/12/2016 tarihli karar ile: ''... iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca davanın kabulüne, 1.170.403,00 USD’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline...''  karar verilmiş, <br>Davacı ve davalılar vekillerinin temyizi üzerine Mahkememiz kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2017/2136-2019/1426 E/K Sayılı, 21/02/2019 tarihli ilamı ile: ''...Mahkemece bozmaya uyulmuş olmasına rağmen, red kararından  dönülerek, davanın kabulüne karar  verilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, yerel mahkemece verilen davanın reddine ilişkin kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan son kararlardandır. Bu kararla mahkeme, davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararı kısa karar doğrultusunda ve yasal gerekçeleriyle birlikte yazmaktan ibarettir. Artık bu karardan dönme olanaklı olmadığı gibi, kararın asli unsurlarından olan gerekçenin de hüküm fıkrasında uygun biçimde yer alması gerekir. Davanın reddine ya da kabulüne dair karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni ve bundan farklı bir hüküm kurulamayacağı gibi, gerekçe de kısa kararla çelişik olamaz ve daha da önemlisi karar gerekçesiz bırakılamaz. Aksinin kabulü mahkemelere güveni sarsacağı gibi, Anayasa ve yasalarda yer alan kurallara aykırılık oluşturur. Diğer taraftan, mahkemece bozma ilamına uyulmakla bir taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacağından bozma dışına çıkılarak karar vermenin usuli kazanılmış hakkın ihlali anlamına geleceği de açıktır. Nitekim, mahkemenin redde ilişkin ilk kararı diğer yönleri incelenmeksizin sadece yasaya uygun olarak gerekçe taşımadığından bahisle bozulmuş, mahkemece bu bozmaya uyma kararı verilmiştir. Burada mahkemece yapılacak iş, hüküm sonucuna uygun olarak gerekçe içeren gerekçeli kararın yazılması olmalıdır. '' gerekçesiyle bozulmuştur. <br>Davacı vekili,  bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur. <br>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/2900 -7881 E/K sayılı ilamı ile:<br>''...1- Dairemizin 29.05.2014 tarih, 2013/2776 E. 2014/10008 K. sayılı ilk bozma ilamı incelendiğinde, “...Mahkeme hükmünde sadece tarafların iddia ve savunmalarının belirtildiği ve mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunun özetlenerek başkaca hiçbir gerekçe gösterilmeksizin karar verildiğinin anlaşıldığı, oysa yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun ters çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olduğu ve buna göre davacı şirketin zarara uğradığını ispatlaması yeterli olup, bundan sonra yöneticilerin zarardan kendilerinin sorumlu bulunmadıklarını ispat etmesi gerektiği, davalılardan ...'in 08.04.2002 tarihli yönetim kurulu kararı ile mali işlerden sorumlu genel müdür olarak atandığı, davalı ...'in de diğer iki davalının sorumluluğunu üstlendiği gözetildiğinde, tüm davalıların sorumluluklarının aynı esaslara göre değerlendirilmesi gerektiği, açıklanan bu durum karşısında, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle, mahkeme kararının gerekçeyi içermemesi nedeniyle bozulması gerektiği....” şeklinde olup bu bozma ilamı sadece gerekçe yokluğu nedeniyle usul bozması niteliğinde olmadığından mahkemece Dairemizin ilk  bozma ilamına uyulduktan sonra 16.05.2012 tarihli davanın reddine dair verdiği kısa kararla bağlı olmaksızın yeni bir karar verilebileceğinden davacı vekilinin bu yöne ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 21.02.2019 tarih 2017/2136 E. 2019/1426 K. sayılı bozma ilamının kaldırılarak davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.<br>2-Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak mahkemece alınan bilirkişi raporunun 6. ve devamı sayfalarında açıklandığı üzere davacı şirketin 2002 yılından 2005 yılına kadar incelenen Ticaret Sicil kayıtlarına göre hemen hemen her genel kurulunda ortaklık yapısının değiştiği, önceki yıl ortaklıktan ayrılan ortağın bir sonraki yıl tekrar ortaklığa girdiği, yine aynı yıllar itibariyle yönetim kurulu üyelerinin de sürekli değiştiği, davalı ...'ın süreç içinde yönetim kurulu üyeliği, şirket ve şube müdürlüğü, davalı ...’nin müdürlük ve murakıplık görevlerinde yer aldığı, davalı ...’ün 11.05.2004 tarihli olağanüstü genel kurul tutanaklarında ilk defa ortak olarak görüldüğü, yönetici ya da temsilcilik sıfatı görülmediği, Ticaret Sicil Gazetesi’nin 06.04.2004 tarihli nüshasında ilan edilen davacı şirket yönetim kurulunun ... (Başkan), ...'tan oluştuğu ve 30.03.2004 tarihinde toplanarak 2004/3 nolu karar ile şirket ortağı ... ile şirket ortağı ...'ın şirkete müdür olarak atanmalarına, şirkete müdür olarak atanan ... ile ...'ın şirket unvanı altında birlikte atacakları müştereken imzalar ile şirketi her hususta temsil ve ilzam etmelerine karar verildiği, 11.05.2004 tarihli olağanüstü genel kurulda tespit edilen yeni ortak ve paylara göre ...'ın ortaklıktan çıktığı ve ...'ün ortaklığa girdiği, ancak ... ve ...'ın temsil görevlerine devam ettiği, 27.08.2004 tarihinde ... nolu karar ile bu kez ... ve ...'in Şirketin ...Serbest Bölge Şubesi’ne 3 yıl süre ile müdür olarak atandıkları ve müştereken atacakları imzaları ile serbest bölge şubesini her hususta temsil ve ilzama yetkili kılındıkları, 12.11.2004 tarihli kararla da gerek 30.03.2004 tarihli kararla verilen genel olarak şirket müdürlüğü, 27.08.2004 tarihli kararla verilen Serbest Bölge Şubesi müdürlüğü görevlerinden alındıkları, ancak hemen akabinde 02.12.2004 tarihinde tescil edilen 29.11.2004 tarihli olağan genel kurul toplantısında 1 yıllığına yönetim kurulu başkanlığına ...’ın seçildiği bildirilmiştir. <br>Yine anılan bilirkişi raporunda dosyada mevcut olduğu bildirilen ve davacı şirketin kullandığı yazılım veritabanının ... San.Tic. A.Ş tarafından incelenmesi sonucu dökümü verilen dava konusu 08.09.2004 ve 13.09.2004 tarihli 2 işlemin de dahil olduğu 13 adet işleme ait ekran görüntülerinin incelenmesinde bazı işlemlere ait kayıtların ticari defterlerde belge tarihlerinde kayıtlı gözükmesine rağmen bu kayıt işlemlerinin belge tarihlerinden 3-4 ay sonra geriye dönük işlem yapılmak suretiyle kaydedildiğinin bildirildiği, davalı ...’ün  ortağı olduğu dava dışı ... Ltd. Şti. ile davacı şirket arasında 2002, 2003 ve 2004 yıllarına ait mali denetim ve tasdik sözleşmesi imzalandığı ancak yeminli mali müşavirlik tasdik raporu bulunmadığı, dava konusu 08.09.2004 ve 13.09.2004 tarihinde gerçekleştirilen tahsilatların karşılıklarının 159-Verilen Sipariş Avansları ana hesabının altında 159.12-satıcılara  verilen avanslar tali hesabı olarak şirket defterlerine işli olduğu, şirketin banka hesabından paraların döviz olarak çekildiği, karşılığının şirketin kasa hesabına giriş yapılması gerekirken  onun yerine 159.12-Satıcılara Verilen Avanslar hesabına giriş kaydının yapıldığı, davacı şirket tarafından düzenlenen ... ve ... tarafından imzalanan talimat yazılarında  firmalarının ... Şubesi’ndeki hesaplarından 08.09.2004 tarihinde ... adına 570.403 USD ödenmesinin istendiği ve banka tarafından düzenlenen 08.09.2004 tarihli tediye fişinden de işbu tutarın ... imzasına döviz olarak ödendiği, şirketin muhasebe kayıtlarına 08.09.2004 tarih 1330 yevmiye numarası ile 570.403 USD karşılığı 703.107.103.852 TL olarak 159.12-Satıcılara verilen avanslar hesabı adı altında ana hesaba kaydedildiği, yine davacı şirket tarafından düzenlenen ... ve ... tarafından imzalanmış talimat yazılarında şirketin ... Şubesi’ndeki hesabından 13.09.2004 tarihinde ... adına 600.000 USD ödenmesinin istendiği, bankaca düzenlenen 13.09.2004 tarihli tediye fişinden de işbu tutarın ... imzasına döviz olarak ödendiği, şirketin muhasebe kayıtlarına 13.09.2004 tarih 1358 yevmiye numarası ile 600.000 USD karşılığı 744.064.556.339 TL olarak 159.12-Satıcılara verilen avanslar hesabı adı altında ana hesaba kaydedildiği bildirilmiştir.<br>Dosyada mevcut 18.11.2004 tarihli “müşavirlik sözleşmesi” ve “hisse  devir protokolünün” davalı ..., dava dışı ... ve ... arasında imzalandığı anlaşılmaktadır. <br>... C. Başsavcılığı’nın 04.03.2006 tarih ve ... soruşturma nolu yazısında belirtilen şikayetçi ...’in, ..., ..., ... ve ... hakkındaki şirketin banka hesaplarından 13 ayrı işlemle çekilen toplam 5.767.486 USD’nin şirkete aktarılmayıp anılan 4 kişi tarafından paylaşılarak kendileri ya da yakınlarının hesaplarına aktarıldığı iddialarının 4208 sayılı Kanun, 5549 Sayılı Kanun ve 5237 sayılı TCK hükümleri kapsamında yapılan araştırma ve inceleme sonucu düzenlenen MASAK raporunda “...şirketin ticaret sicil kayıtlarına yansıyan ortaklık yapısı ve kayıtlara yansımayan gizlendiği iddia olunan ortaklık yapısı, şirketin ve iddia konusu ..., ..., ... ve ...’ın yurtiçi ve yurt dışı hesap hareketlerinin değerlendirilmesi neticesi, ... Bilgisayar A.Ş’nin banka hesaplarından 13 parti halinde çekilen paraların şirkete getirilmediği ve ..., ..., ... ve ... tarafından paylaşılarak kendilerinin ve yakınlarının hesaplarına yatırıldığı iddialarını doğrulayacak yeterli ve somut kanıt bulunamadığı, olayda anılan 4 kişi tarafından dolandırıcılık fiilinin işlendiğine dair somut ve yeterli kanıta rastlanmadığından hukuki araştırmasının ve olayın 4208 sayılı Kanun kapsamına girip girmediğinin mahkeme kararı ile belirginleşeceği...” bildirilmiştir.<br>.... Ağır Ceza Mahkemesi’nin ... E. ... K. sayılı dosyası incelendiğinde ise katılanın davacı ... ... San. Ve Tic. A.Ş., sanıkların ..., ..., ... ve ... olduğu, nitelikli dolandırıcılık iddiasıyla açılan dava kapsamında mahkemece, MASAK raporu, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... E. sayılı dosyasında görülmekte olan yöneticilerin sorumluluğuna dayalı tazminat davasında alınan bilirkişi raporu, ... firmasından gelen yazı cevapları, tanık beyanları değerlendirilmek suretiyle alınan 25/10/2010 tarihli bilirkişi heyeti raporu ve tüm dosya kapsamına göre “...sanıkların eylemlerinin sabit olması halinde eylemin nitelikli dolandırıcılık değil, TCK'nın 155/2 maddesine uygun hizmet sebebi ile emniyeti suistimal suçunu oluşturabileceği, ancak iddia konusu eyleme göre mevcut delillere uygun bilirkişi heyetinin raporundan da anlaşılacağı gibi davaya konu edilen paraların katılan şirketin hesabından çekildiği ve bu çekilen paraların dayanağını teşkil eden belgelerin dosyaya ibraz edilmediği, çekilen bu paraların kimin uhdesinde olduğuna dair bir tespitin de yapılamadığı, şirket ortaklarının, şirket temsilcilerinin sıkça değiştiği, şirketi yöneten gizli ve açık ortaklarının paraların nerede olduğu ile ilgili bilgi sahibi olabilecekleri, şirket kasasına konulmayan bu paranın sonucu ile ilgili bir yargıya varılamadığı, bu konuda dinlenen tanık beyanlarının tek başına sonuca varmaya yeterli olmadığı, ticari defter ve belgeler ile yapılan harcamamalara, ödemelere ve alınan mallara ait fatura ve irsaliye gibi belgelerin de iddianın ve dolayısıyla suçun sabit olması yönünden önem arz ettiği, ancak bahsi geçen fatura, irsaliye, makbuz vs belgelere ulaşılamadığı, buna göre şirketin hesabından çekilen bu paraların sanıklarda olduğuna dair de somut bir delilin bulunmadığı, sanıkların suç tarihi ve öncesi itibari ile hesaplarında yapılan kontrolde de mal varlıklarında belirgin herhangi bir artışın da tespit edilemediği anlaşıldığından sanıkların cezalandırılmalarına yeterli, inandırıcı, kesin, her türlü kuşkudan uzak somut delil elde edilmediğinden yüklenen suçtan CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği...” ve anılan kararın katılan ... ... San. Ve Tic. A.Ş vekilince temyizi üzerine Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 30.01.2012 tarih 2011/25085 E. 2012/5937 K. Sayılı ilamı ile onandığı görülmüştür.<br>Dava konusu paraların çekilmesine ilişkin 08.09.2004 ve 13.09.2004 tarihli talimat yazılarında imzası bulunduğu bildirilen ...’in anılan tarihlerde yönetim kurulu üyesi ve ya şirket temsilcisi olup olmadığı, yöneticisi ise imza ve temsil yetkisinin kapsamı dosya kapsamındaki delilerden anlaşılamamakta olup mahkemece de bu hususta bir değerlendirme yapılmamıştır. <br>Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere karşı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, şirketin zararının olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamalıdır. Zararın varlığı sabit ise; kusur karinesi söz konusu olduğundan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bu zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabilirler. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri ve temsilciler için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesini kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999). Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir (TTK. 338,359).<br>Bu durumda mahkemece yukarıda yapılan açıklama ve ilkeler ışığında taraf iddia ve savunmalarının dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu ve ek raporda yapılan tespitler, MASAK raporundaki belirlemeler, ceza mahkemesi kararı ve bu karara dayanak bilirkişi raporu ile ceza dosyasındaki deliller, dava konusu işlemlerin gerçekleştirildiği dönemde davacı şirketin ortaklık yapısı ve yönetici kadrosu, ödeme talimatlarında ismi ve imzası bulunan kişi ve kişilerin yetki ve şirketteki konumları, davacı şirketin süreç içindeki ortaklık yapısı, müşavirlik sözleşmesi ve hisse devir protokolü hep birlikte değerlendirilerek davalılara atfedilen eylem ve işlemlerin davacı şirketi zarara uğratan işlemler olup olmadığı, davacı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı, şirketin bir zararı var ise bundan davalıların sorumlu olup olmadığı hususları konusunda değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmek gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir...'' denilerek mahkememiz kararı bozulmuştur. <br>Davalılar ... vekili ve ... vekili, 05.12.2019 tarih 2019/2900 E. 2019/7881 K. sayılı ilamına karşı karar düzeltme isteminde bulunmuştur. <br>Mahkemecemizce, karar düzeltme yasa yolu kullanılarak bozulan karara karşı yeniden karar düzeltme yasa yolunun açık olmadığı gerekçesiyle 29.01.2020 tarihli ek karar ile davalı ... vekilinin, 13.02.2020 tarihli ek karar ile davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiş bu kez davalı ... vekili ve davalı ... vekili ek kararın temyizen bozulmasını istemiştir. <br>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/1889-3415 E/K sayılı, 02.07.2020 tarihli ilamı ile:<br> ''...1- Karar düzeltme yolu HUMK'nın 440-442. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre karar düzeltme talebi temyiz incelemesi sonucunda kararı vermiş olan Yargıtay Dairesince incelenip karara bağlanır. Yargıtay kararının karar düzeltme istenebilecek kararlardan olup olmadığı, süresinde karar düzeltme yoluna başvurulup başvurulmadığı ve diğer usulü eksiklikler yönünden de ön inceleme yetkisi, her halde kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurulan Yargıtay Dairesine aittir. HUMK'nın 432/4. maddesi hükmü burada kıyas yoluyla uygulanamaz. <br>Bu durum karşısında somut uyuşmazlıkta mahkemece 29.01.2020 tarihli ek karar ile davalı ... vekilinin, 13.02.2020 tarihli ek karar ile davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup anılan  kararların  kaldırılmasına, Dairemizin 05.12.2020 tarihli ilamına yönelik davalı ... vekilinin ve davalı ... vekilinin karar düzeltme itirazlarının incelenmesine geçilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>2-Davalı ... vekilinin ve davalı ... vekilinin karar düzeltme istemi, davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine mahkeme kararını bozan Dairemiz’in 05.12.2019 tarihli kararına karşı olup, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 442. maddesi uyarınca aynı ilam aleyhine birden fazla karar düzeltme istenemeyeceğinden, davalı ... vekilinin ve davalı ... vekilinin karar düzeltme dilekçesinin reddine...\" karar verilmiş,  mahkememizce bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.<br>Uyulmasına karar verilen bozma ilamı kapsamında alınan  23.03.2021 tarihli bilirkişi  heyeti raporunda özetle; ''...Dosyadaki tüm bilgi ve belgelerin incelenmesi ve değerlendirilmesi neticesinde; Bankadan çekilen nakit toplamda 1.170.403 USD'nin 159.12 Verilen sipariş avanslarına değil 100 Kasa hesabına alınarak muhasebe kayıtlarında gösterilmesi gerekirdi. 159,12 Verilen sipariş avansları bakiyesinin daha sonraki yıllarda nasıl kapatıldığı konusunda bilgi ve belge temin edilememiştir. Dolayısıyla sadece 2004 yılındaki muhasebe kayıtları değerlendirilmiştir. 2004 yılına ait ise sadece şirket defterleri ibraz edilmiş olup, işlemlere ait belgeler ibraz edilmemiştir. Ayrıca şirket muhasebesinin programını yazan ... tarafından düzenlenen raporda; 2004 yılına ait para çekimlerine ait işlemlerin 3-4 ay geriye dönük olarak değiştirildiği ve daha önce bankadan çekilen ve ortaklar cari hesabına atılan tutarların daha sonra değiştirilerek verilen sipariş avanslarına atıldığı, bu nedenle de çekilen paraların şirket hesaplarına girdiğinin ve dolayısı ile şirketin zarara uğramadığının kabulünün gerekeceği kanaatine varılmıştır.<br>Yargıtay ilamında belirtilen “davalılara atfedilen eylem ve işlemlerin davacı şirketi zarara uğratan işlemler olup olmadığı, davacı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı, şirketin bir zararı var ise bundan davalıların sorumlu olup olmadığı hususları 159.12 nolu Verilen sipariş Avansları hesabının 2004 yılı sonrası kayıtlarına ulaşılamadığından mali yönden zararın varlığını doğrulayacak yeterli ve somut kanıt bulunamamıştır. <br>... nolu 27.08.2004 tarihli karar incelendiğinde ... ve ...'ın temsil ve ilzama yetkili kılındıkları iş bu kararın 08.09.2004 tarih 6131 sayılı ticaret sicil gazetesi ile ilan edildiği, ... nolu 12.11.2004 tarihli karar ile ...'ın yetkilerinin kaldırıldığı görülmektedir. 08.09.2004 tarih ve 13.09.2004 tarihlerindeki ödeme talimatlarında davacı şirketin ünvanı altında iki adet imza bulunmaktadır. İmzaların 13.09.2004 tarihinde yetkili olan ... ve ...'ın imzaladığı görülmektedir.<br> Dört maddeden oluşan müşavirlik sözleşmesinin tamamı; davalı ... (Müşavir) Müşavirlik hizmeti için alacağı bedel olduğu yazılı 1.900.000 USD “dan armmne borçları ve Üçüncü kişilere karşı olabilecek borçların düşüleceği üzerine kurulmuştur. Davada ise üçüncü kişilere karşı bir borç olmadığı gibi ..., yönetim kurulu üyesi ya da şirket temsilcisi değildir. Bu nedenle yöneticinin sorumluğu davasında, sorumlu tutulmasının doğru olmadığı kanaatine varılmıştır. Müşavirlik sözleşmesi ile ilgisi olmayan bu hususlar ve ücretin yüksekliği dikkate alında zımni olarak iş bu sözleşmenin her ne kadar adı “Müşavirlik Sözleşmesi” olsa da, ...'ün 31.12.2003 tarihinde Yeminli Mali Müşavirlik mührünü teslim ettiği dikkate alındığında ortaklıktan ayrılmak için düzenlenmiş olduğu izlenimi vermektedir. Bu yönüyle sözleşmedeki taraflardan davalı ...'ün bu sözleşme nedeniyle davacı şirketi zarara uğrattığına dair bir bulgu ya da belge tespit edilememiştir. Şirket kayıtlarının incelenmesi neticesinde şirket kayıtlarından ... hesabına para aktarıldığına dair muhasebe kaydına rastlanmamıştır.<br>Ayrıca ....ağır Ceza Mahkemesi ... E sayılı dosyasına sunulan 25.10.2010 tarihli bilirkişi raporunda 20.01.2009 tarihli Masak raporunda 13 parti halinde çekilen paraların şirkete getirilmediği, ..., ..., ... ve ... tarafından paylaşılarak kendilerinin ve yakınlarının hesaplarına yatırıldığı iddialarını doğrulayacak yeterli ve somut kanıt bulunamadığı belirtilmiştir.<br>Bankadan çekilen nakit toplamda 1.170.403 USD şirket kayıtlarına intikal ettiği, kasa besabına alınması gerekirken avans hesabına alındığı, bu kayıtlardan sonraki yıllarda nasıl mahsup edildiği tespit edilemediği, Masak raporu ve dava dosyasındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde bu tutarın gizli ortaklara pay dağıtımı niteliğinde olduğu, şirket kayıtlarından nasıl çıkarıldığı somut olarak tespit edilemediğinden, davalıların dosyada mevcut delil ve belgelerin incelenmesi sonucunda şirketin zarara uğrattıklarına dair somut bir duruma ulaşılmadığı...'' hususlarının tespit ve rapor edildiği görülmüştür.<br>Bilirkişi raporunda değinilen sipariş avansları hesabının 2004 yılı sonrası kayıtlarının davacı vekilince sunulması sonrasında bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış olup, 23.08.2021 tarihli ek raporda: <br>''...Davacı tarafça 04.05.2021 tarihli dilekçe ekinde sunulan 2020 yılı dahil 159.12 Verilen Sipariş Avansları hesabı incelendiğinde, mezkur hesabın 2004 yılından bugüne kadar şirket kayıtlarında şirketin alacağı olarak yer aldığı görülmektedir.<br>Ayrıca şirket muhasebesinin programını yazan ... tarafından düzenlenen raporda; 2004 yılına ait para çekimlerine ait işlemlerin 3-4 ay geriye dönük olarak değiştirildiği ve daha önce bankadan çekilen ve ortaklar cari hesabına atılan tutarların daha sonra değiştirilerek verilen sipariş avanslarına atıldığı bu nedenle de çekilen paraların şirket hesaplarına girdiğinin ancak şirkette kullanılıp kullanılamadığı ve şirket kayıtlarına giren bu tutarların nereye/kime nasıl ödendiğinin şirket kayıtlarından tespiti mümkün değildir. Nitekim, ... tarafından düzenlenen rapor dikkate alındığında, para çekimlerine ait işlemlerin 3-4 ay geriye dönük olarak değiştirilmiş olması, bir başka anlatımla çekilen paraların direkt olarak 159 numaralı “verilen sipariş avansları” hesabına alınmamış olması, bu tutarın gerçekten satıcılara yapılan ön avans niteliğinde olup olmadığının tespitini de imkansız kılmaktadır. Bu itibarla, hesap bazında yapılan değişiklikten önce, söz konusu ödemelerin akıbetinin izlenmesi mümkün olmayıp, 2014 yılı sonrası 159 hesap bakiyesinin de hareketsiz kalması karşısında, paranın hangi saikle kimler tarafından kullanıldığının tespiti de mümkün olmamıştır.<br>Netice itibariyle bu tutarın davalıların şahsi hesaplarına aktarıldığına, bu paranın harcamaları ya da yatırımları için kullanılıp kullanılmadığı, bu tutarın ne şekilde ki tarafından kullanılıp kullanılmadığının muhasebe kayıtlarından tespit edilmesi kayıtlarda yer almadığı için mümkün değildir.<br>Ayrıca ....Ağır Ceza Mahkemesi ... E sayılı dosyasına sunulan 25.10.2010 tarihli bilirkişi raporunda ve 20.01.2009 tarihli Masak raporunda 13 parti halinde çekilen paraların şirkete getirilmediği, ..., ..., ... ve ... tarafından paylaşılarak kendilerinin ve yakınlarının hesaplarına yatırıldığı iddialarını doğrulayacak yeterli ve somut kanıt bulunamadığı belirtilmiştir.<br>Ayrıca aşağıdaki masak raporunda da görüleceği üzere davalıların kendilerinin ve yakınlarının hesaplarına yatırıldığı iddialarını doğrulayacak yeterli ve somut kanıt bulunamamıştır.<br>...... nolu 27.08.2004 tarihli karar incelendiğinde ... ve ...’ın temsil ve ilzama yetkili kılındıkları iş bu kararın 08.09.2004 tarih 6131 sayılı ticaret sicil gazetesi ile ilan edildiği, ... nolu 12.11.2004 tarihli karar ile ...’ın yetkilerinin kaldırıldığı görülmektedir. 08.09.2004 tarih ve 13.09.2004 tarihlerindeki ödeme talimatlarında davacı şirketin ünvanı altında iki adet imza bulunmaktadır. İmzaların 13.09.2004 tarihinde yetkili olan ... ve ...’ın imzaladığı görülmektedir.<br>Dört maddeden oluşan müşavirlik sözleşmesinin tamamı; davalı ... (Müşavir) müşavirlik hizmeti için alacağı bedel olduğu yazılı 1.900.000 USD‘den amme borçları ve üçüncü kişilere karşı olabilecek borçların düşüleceği üzerine kurulmuştur. Davada ise üçüncü kişilere karşı bir borç olmadığı gibi ..., yönetim kurulu üyesi ya da şirket temsilcisi değildir. Bu nedenle yöneticinin sorumluğu davasında, sorumlu tutulmasının doğru olmadığı kanaatine varılmıştır. Müşavirlik sözleşmesi ile ilgisi olmayan bu hususlar ve ücretin yüksekliği dikkate alındığında zımni olarak iş bu sözleşmenin her ne kadar adı “Müşavirlik Sözleşmesi” olsa da, ...’ün 31.12.2003 tarihinde Yeminli Mali Müşavirlik mührünü teslim ettiği dikkate alındığında bu sözleşmenin ortaklıktan ayrılmak için düzenlenmiş olduğu kanaatine varılmaktadır. Müşavirlik sözleşmesinde müşavirin vermesi gereken vergisel ya da muhasebesel hizmetler sözleşmenin konusunu oluşturması gerekmektedir. Oysa ki taraflar arasındaki sözleşmede müşavirlik hizmetinin konusuna dair bir düzenleme söz konusu olmayıp, sözleşmenin 2. Maddesinde gerek doğmuş gerekse doğabilecek her türlü amme borcunun ödemelerinde müşavirin yükümlülüğünü belirlemek üzerine düzenlendiği açıkça yazılmıştır. Dava konusu bedelin, ...ün şirket hisselerini devretmesi karşılığında kendisine ödenmesi taahhüt edilen bedel olabileceği kanaatini taşımaktayız. Bu yönüyle sözleşmedeki taraflardan davalı ...’ün bu sözleşme nedeniyle davacı şirketi zarara uğrattığına dair bir bulgu ya da belge tespit edilememiştir. Şirket kayıtlarının incelenmesi neticesinde şirket kayıtlarından ... hesabına para aktarıldığına dair muhasebe kaydına rastlanmamıştır.<br>Netice itibariyle bu tutarın davalıların şahsi hesaplarına aktarıldığına, bu paranın şirket harcamaları ya da yatırımları için kullanılıp kullanılmadığı, bu tutarın ne şekilde kim tarafından kullanıldığı muhasebe kayıtlarından tespit edilmesi kayıtlarda yer almadığı için mümkün değildir. Bu nedenle davalıların yasal olarak sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığı...'' hususlarının tespit ve rapor ediliği görülmüştür.<br>Yapılan yargılama sonucunda mahkememizin 21/10/2021 tarih ve ... sayılı kararı ile asıl ve birleşen davaların reddine karar verildiği, verilen bu kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine dosyanın Yargıtay'a gönderildiği,<br>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10/07/2024 tarih ve 2024/1608-2024/5762 E/K. sayılı ilamı ile: \"...1. Dosyadaki  yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre asıl ve birleşen davada davacı vekilinin 08.02.2022 tarihli ek karara yönelik temyiz itirazları yerinde değildir.<br>2.Asıl davanın temyiz incelemesine gelince, dava, dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 342 nci maddesi uyarınca açılan sorumluluk davasıdır.<br> Mahkemece Dairemizin 29.05.2014 tarihli .... sayılı bozma ilamına uyularak davanın kabulüne dair verilen kararın Dairemizin 21.02.2019 tarih 2017/2136 E.-2019/1426 K. sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiş, bozmaya karşı davalılar vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 21.02.2019 tarih 2017/2136 E.-2019/1426 K. sayılı ilamı ile yukarıda yazılı değişik gerekçe ile tekrar bozulmuş olup bu bozmaya da Mahkemece uyulmakla davanın reddine karar verilmiştir. Ancak varılan sonuç dosya kapsamına uygun olmamıştır. Şöyle ki;<br>Davacı şirket yönetim kurulu üyesi olmayan davalılar ... ve ... 06.04.2004 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan 30.03.2004 tarih 2004/03 sayılı  yönetim kurulu kararı ile şirket unvanı altında birlikte atacakları müştereken imzalar ile şirketi her hususta temsil ve ilzam etmek üzere şirkete yönetici (müdür) olarak atanmışlardır. Müdür olarak atanan davalıların şirket müdürlüğü görevlerine son verilmeden 08.09.2004 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan 27.08.2004 tarih ve ... sayılı yönetim kurulu kararı ile de ... Serbest Bölge Şubesine 3 yıl süre ile şirket unvanı altında birlikte atacakları müştereken imza ile söz konusu şubeyi her hususta temsil ve ilzam etmek üzere  müdür olarak atanmışlardır. Dosyada mevcut 18.11.2004 tarihli müşavirlik sözleşmesi ve hisse devir protokolü davalılardan ... ile dava dışı ... ve ... arasında imzalanmıştır. Bu sözleşmenin Tarafların Hak ve Yükümlülükleri başlıklı 3 üncü maddesinin (e) bendinde davalı ..., müdür olan diğer davalıların sorumluluklarını üstlenmiştir. Nitekim Mahkemece de uyulan Dairemizin 29.05.2014 tarihli .... sayılı bozma ilamında davalı ...'in de diğer iki davalının sorumluluğunu üstlendiği açıkça belirtilmiştir. Bozmaya uyulmakla davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur.<br>Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 342 nci maddesi \"Şirket muamelelerinin icra safhasına taallük eden kısmı, esas mukavele veya umumı heyet veya idare meclisi karariyle idare meclisi azasından veya ortaklardan olmıyan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olur. Bu esas aykırı bir şartın esas mukaveleye konması veya müdürün idare meclisinin emri ve nezareti altında bulunması mesuliyeti bertaraf edemez.\" hükmünü amirdir.<br>Dairemizce de istikrarlı şekilde benimsendiği üzere anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğu ters çevrilmiş bir kusur sorumluluğudur. Sorumluluğun doğması  bakımından öncelikli koşul şirket zararının bulunmasıdır. Zarar gören bu zararın varlığını kanıtlamalıdır. Zararın varlığı sabit ise kusur karinesi söz konusu olduğundan şirket yöneticilerinin bu zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Şirket yöneticisi ancak kendisine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabilir. Buna göre davacı şirketin zarara uğradığını ispatlaması yeterli olup, bundan sonra yöneticilerin zarardan kendilerinin sorumlu olmadıklarını ispat etmeleri gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle davacı şirket zararının meydana gelmesinde davalı yönetim kurulu üyelerinin herhangi bir kusurlarının bulunmadığını ispatlamaları gerekmektedir.<br>Bu açıklamadan sonra somut olaya gelince , davacı şirket yöneticisi  olan davalılar ... ve ... tarafından imzalanan ödeme talimatları doğrultusunda banka nezdindeki şirket hesabından 570.403 USD 08.09.2004 tarihinde, 600.000 USD 13.09.2004 tarihinde davalı ... tarafından çekilmiştir. Şirket kayıtlarında bu paranın sipariş avansı olarak verildiği gösterilmiş olmasına rağmen, karşılığında  herhangi bir mal alındığına dair  kayıt ve belge tespit edilememiştir. Hal böyle olunca davacı şirketin zarar gördüğünü ispatladığı kabul edilmelidir.<br> Mahkemece uyulan  Dairemizin 29.05.2014 tarih .... sayılı ilamında da belirtildiği üzere davalılardan ...'in diğer davalıların sorumluluklarını üstlendiği gözetildiğinde (müşavirlik sözleşmesi) tüm davalıların sorumluluklarının aynı esaslara göre değerlendirilmesi gerektiği de açıktır. Davalılar sipariş avansı olarak kaydedilen para karşılığı şirkete mal alındığını dosya kapsamında ispatlayamamıştır. Başka bir deyişle şirket yöneticisi olan davalılar zararın meydana gelmesinde kusurlarının bulunmadığını ispatlayamamışlardır. Bu durumda davacı şirket zararının davalı şirket müdürlerinin kusurlu davranışı sonucu meydana geldiğinin açık olduğu gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir...\" şeklinde karar verilerek dosyanın mahkememize gönderildiği ve işbu esasa kaydedildiği anlaşılmıştır.<br> Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10/07/2024 tarih ve 2024/1608-2024/5762 E/K. sayılı ilamında özetle; davacı şirketin zararının kanıtlandığı, davalılardan yönetici olmayan ...'in de diğer davalıların sorumluluklarını üstlendiği gözetildiğinde tüm davalıların sorumluluklarının aynı esasa tabi olduğu ve tüm davalılar yönünden davanın kabul edilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. <br>Buna göre; eldeki davada çözümlenmesi gereken ihtilaf noktaları davacı şirketin zararının kanıtlanıp kanıtlanmadığı, kanıtlanıyor ise davalılardan ...'in diğer davalıların sorumluluklarını üstlenip üstlenmediği, yani  tüm davalıların sorumluluklarının aynı esasa tabi olup olmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır.<br>Dosya kapsamı, gerek mahkememizce alınan bilirkişi heyeti kök ve ek raporları ile gerek .... Ağır Ceza Mahkemesi dosyası kapsamında bulunan bilirkişi heyeti raporları ve Masak Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 20.01.2009 tarih ve ... sayılı aklama suçu inceleme raporuna göre; davalılardan ...'in 08.04.2002 tarihli yönetim kurulu kararı ile mali işlerden sorumlu genel müdür olarak atandığı, 26.06.2003 tarihli genel kurul toplantısında ...'in 1 yıl süre ile denetçi seçildiği, 23.03.2004 tarihli 2003 yılı Olağan Kurul Toplantısında şirket yönetim kuruluna başkan ..., başkan yardımcısı Seyfettin Şahin, üye ...'ın seçildiği, ikisinin  müşterek imzası ile şirketi  temsil ve ilzama yetkili kılındıkları, Veysel Karakütük'ün bir yıl süre ile denetçi seçildiği, yönetim kurulunun  30.03.2004 tarihli 2004/03 nolu kararı ile şirket ortağı ... ile şirket ortağı ...'ın şirkete müdür olarak atandıkları ve müşterek imzaları ile her hususta şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındıkları, bu kararın sicil gazetesinde 06.04.2004 tarihinde ilan edildiği, 27.08.2004 tarihli yönetim kurulu kararıyla hava limanı serbest bölgesi için ... ve ...'ın 3 yıl süre ile müdür olarak atandıkları, 12.11.2004 tarihinde ise müdürlükten alındığı, davaya konu işlemlerin ise 08/09/2004 ve 13/09/2004 tarihinde Anadolu Bank Levent Şubesi'ne ... ve ... tarafından verilen yazılı talimat çerçevesinde ...'e ödeme yapıldığı, çekilen toplam 1.170.403,00 USD'nin verilen sipariş avanslarına değil kasa hesabına alınarak muhasebe kayıtlarında gösterilmesi gerektiği, anılan hesabın 2004 yılından bugüne kadar şirket kayıtlarında şirket alacağı olarak yer aldığı görülmekle birlikte, şirket muhasebesinin yazılımını yapan ... tarafından düzenlenen raporda 2004 yılına ait para çekimlerine ait işlemlerin 3-4 ay geriye dönük olarak değiştirildiği ve dava önce bankadan çekilen ve ortaklar cari hesabına aktarılan tutarların daha sonra değiştirilerek verilen sipariş avanslarına aktarıldığı, bu nedenle çekilen paraların şirket hesaplarına girdiği ancak şirkete kullanılıp kullanılmadığı, şirket kayıtlarına giren bu tutarın nereye, kime ve nasıl ödendiğinin tespitinin mümkün olmadığı, yani başka bir anlatımla; çekilen paraların doğrudan 159 numaralı \"verilen sipariş avansları\" hesabına alınmamış olması, bu tutarın gerçekten satıcılara yapılan ön avans niteliğinde olup olmadığının tespitini imkansız kıldığı, hesap bazında yapılan değişiklikten önce söz konusu ödemelerin akıbetinin izlenmesinin mümkün olmayıp 2004 yılı sonrası 159 hesap bakiyesinin de hareketsiz kalması karşısında paranın hangi saikle kimler tarafından kullanıldığının tespit edilemediği, kısaca söz konusu paranın bankadan çekildiği, kasa hesabına girdiği ancak tüm bilirkişi raporlarında benimsendiği gibi ortaklara dağıtıldığı için ortaklar cari hesabına kaydedildiği, ancak davalılar şirketten ayrıldıktan 5-6 ay sonra davacı şirket yetkililerince geriye yönelik olarak muhasebe kayıtlarında oynanarak ortaklar cari hesabındaki bu tutar sipariş avanslarında gösterildiği, bu durumda davacı şirket zararının kanıtlanamadığı sonucuna varılmıştır.<br>Öte yandan davalı ...'ün, 11.05.2004 tarihli genel kurulda tespit edilen yeni ortak ve paylara göre ortaklığa girdiği, şirket yönetiminde bulunmadığı, müdür olarak çalışmadığı, ancak şirket ortağı olan  dava  dışı ... ve ... adlı kişiler ile Davalı ... arasında 18.11.2004 tarihli \"müşavirlik sözleşmesi\" ve aynı tarihli  \"hisse devir sözleşmesi\" tanzim edilmiş olup, sözleşmenin incelenmesinde;<br> “Sözleşmenin Konusu” olarak; dava dışı ... ... A.Ş., ... A.Ş. ve ... .... A.Ş. ortaklarından davalılar ... ve ... ile davalı ... (müşavir) arasında;  dava dışı ..... A.Ş., ..... A.Ş. ve ..... A.Ş. aleyhine 2001-2004 arası vergi dönemlerine ilişkin, gerek doğmuş gerekse doğabilecek her türlü amme borcunun (vergi, faiz, gecikme cezası vs. cezalar, SSK primi, gümrük vergi ve cezaları ve  sair amme borçları) ödemelerinde müşavirin yükümlülüğünün sınırlarını belirlemek, müşavire müşavirlik ücreti ödenmesi şartlarını belirlemek, tarafların sorumluluklarını ve tarafların birbirlerine karşı hak ve yükümlülüklerini belirlemek  olarak gösterildiği, <br>“Tarafların Hak ve Yükümlülükleri” başlıklı  kısmın (a) bendinde; davalılar ... ve ...’in davacı müşavire .....A.Ş., ......A.Ş. ve .....A.Ş. şirketlerine verdiği ve/veya vereceği müşavirlik hizmetleri için toplam 1.900.000 USD (bir milyon dokuz yüz bin Amerikan Doları)  ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, bu ödemenin 950.000 USD'lik kısmının 31.12.2008 tarihinde, kalan 950.000 USD’nın ise 31.12.2009 tarihinde ödenmesinin kararlaştırıldığı, müşavir ...'in de, ..., ... ve ... şirketlerinin 2001-2004 yılları arasında yaptığı işlemlerle ilgili gerek doğmuş, gerekse doğabilecek  her türlü amme borcunun (vergi, faiz, gecikme cezası vs. cezalar, SSK primi, gümrük vergi ve cezaları ve sair amme borçları) müşavir ücreti olarak belirlenen ücretten düşülmesini kabul ve taahhüt ettiği, (b) bendinde; müşavir, ..... AŞ’nin mali müşaviri olması, bir süredir filen ... Yönetim Kurulu Başkanı olması ve ...’un da 1/3 hissesinin sahibi olması sebebiyle ..., ... ve ... şirketlerinin 2001-2004 arası vergi dönemlerine ilişkin  gerek doğmuş gerekse doğabilecek  her türlü amme borcunun (vergi, faiz, gecikme cezası vs. cezalar, SSK primi, gümrük vergi ve cezaları ve sair amme borçları) olduğunun ortaya çıkması halinde bu durumun kendisine bildirilemesi kaydıyla, bu borçlarla ilgili amme birimi tarafından yasal işlem başlatılması ve bu işleme karşı gerekli itiraz ve yasal işlemlerin yapılmasına ve yasal işlemlerin tüketilmesine rağmen borcun ödenmek zorunda kalınması durumunda ..., ..., ..., davalılar ...  ve ...’in ödemek zorunda kalacağı tutarın, müşavirlik ücreti olarak belirlenen 1.900.000 USD tutarından düşülmesinin kabul ve taahhüt edildiği,   <br>(c) bendinde; 2001-2004 (dahil) arası yıllara ait amme alacağının ortaya çıkması ve yasal takibin başlamış olması yada herhangi bir nedenle zamanaşımının kesilmiş olması durumunda müşavirlik ücretinin nasıl ödeneceğinin hükme bağlandığı,  <br>(d) bendinde; ayrıca tarafların protokol tarihi itibari ile ...A.Ş.’nin gerçek ve tüzel üçüncü kişilere olan borçları ile tespit yapıldığı, davacı müşavirin bu iki şirketin ortağı olması nedeni ile kendisi tarafından belirtilen ve dökümü yapılanların dışında işbu sözleşme tarihine kadar dönemle sınırlı olmak kaydıyla bir borç çıkması halinde bu borcun davacı müşavire bildirilmesi kaydıyla borçla ilgili her türlü yasal ve hukuki yolların tüketilmesine rağmen borcun ödenmesi durumunda bunun davacı müşavirin ücretinden düşüleceğinin kararlaştırıldığı,<br>(e)  bendinde ise yukarıda bent kapması ve dışında kalan hallerin belirlendiği, buna göre, ... ile ...’in müşterek imzaları ile gerçekleşen ve/veya gerçekleşecek borçlanmaların “d” bendinde belirtilen taahhüdün kapsamında olduğu kararlaştırıldığı,<br>(f) bendinde, davacı ... ile davalı ... arasında 31.12.2002 tarihinde imzalanan Taahhüt Sözleşmesi gereğince davacının yükümlülüğünde bir borcun doğması halinde bu borcun davacının müşavirlik ücretinden düşüleceğinin kabul ve taahhüt edildiği görülmüştür.<br>Yukarıda kapsamlı olarak ele alınan müşavirlik sözleşmesine göre; davacı şirketin davalı ... ile akdedilen sözleşmenin tarafı olmadığı, davalı ...'in şirket borçlarını üstlenmediği, sözleşmenin tarafı olan kişilerin borcunu üstlendiği, bu kişilere karşı sorumlu olduğu, sözleşmede değinilen şirketlerin bir amme borcunun ortaya çıkması ve ilgili amme birimi tarafından yasal işlem başlatılması, bu işleme karşı gerekli itiraz ve yasal işlemlerin yapılmasına ve yasal işlemlerin tüketilmesine rağmen kesinleşen borcun ödenmek zorunda kalınması durumunda müşavirin alacağından düşülmesinin kararlaştırılmış olduğu, yani davacı ...'a karşı bir taahhüt üstlenmediği gibi ...'un bir kesinleşmiş ve müşavirin alacağından düşülmesi gerekli bir amme borcunun ortaya çıktığına dair iddianın da bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Bir an için aksi düşünülse dahi mali müşavirlik sözleşmesinin tarafları olan ... ve ...'in 2001-2004 yılları arasında tahakkuk eden vergi cezasının, müşavirlik sözleşmesinin ihlali nedeniyle davalı ...'den tahsili için açtıkları davada, .... Aslıye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda mahkemenin 03.02.2022 tarih, ... sayılı ilamı ile özetle; dosyaya sunulan .... Noterliğinin 24/02/2005 tarih 03983 yevmiye numaralı ihtarname örneğinden davacılar ... ile ... tarafından tek taraflı bildirim ile davalı ... muhatap kılınarak 18/11/2004 tarihli Müşavirlik Sözleşmesinin feshedildiğinin bildirildiği anlaşılmakla tüm bu nedenlerle ispat edilemeyen davanın reddine dair karar verilmiş ve işbu kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür.<br>Bozma ilamında değinilen bir diğer husus ise, dairenin 29/05/2014 tarihli ... E/K. sayılı bozma ilamında davalı ...'in diğer iki davalının sorumluluğunu üstlendiği belirtilmiş olup, bu bozmaya uymakla davacı lehine kazanılmış hakkın oluştuğudur. Ancak değinilen bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonrasında verilen mahkememiz kararı da daire tarafından 05/12/2019 tarih 2019/2900-2019/7881 E/K. sayılı karar ile bozulduğu için bu durum ortadan kalkmış ve 05/12/2019 tarihli daire kararında belirtilen hususların yeniden incelenerek karar verilmesi istenmiştir. Yani, usuli kazanılmış hak olarak nitelendirilen daire kararı yine aynı daire tarafından verilen ikinci karar ile ortadan kaldırıldığından usuli kazanılmış haktan söz edilmesi yasal olarak olanaklı görülmemiştir.<br>Yukarıda açıklanan tüm hususlar dikkate alındığında; gerek mahkememizce aşamalarda alınan bilirkişi kök ve ek raporları, gerek .... Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporu, gerek 20/01/2009 tarihli Masak raporu ile tüm yargılama dosyası kapsamında göre; davalıların şirketi zarara uğrattıklarına dair somut bir delil ve kanıta ulaşılamadığı, davacı yanın davasını yasal deliller ile kanıtlayamadığı anlaşıldığından mahkememizin önceki kararında direnilmesine ve asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.<br>HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;<br>1-)Mahkememizin 21/10/2021 tarih ve ... sayılı kararında DİRENİLMESİNE,<br>2-)Asıl ve birleşen davaların reddine,<br>3-)Harçlar yasası uyarınca alınması gerekli 427,60-TL ilam harcının başlangıçta peşin olarak alınan 21.270,00-TL harçtan mahsubu ile bakiye 20.842,40-TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,<br>4-)Davalı ... tarafından yapılan 320,00-TL davetiye / tezkere masrafının davacıdan tahsili ile davalı ...'a verilmesine,<br>5-)Davalı ... tarafından yapılan 400,00-TL davetiye / tezkere masrafının davacıdan tahsili ile davalı ...'e verilmesine,<br>6-)Davalılar duruşmalarda kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.013.942,58-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine,<br>BİRLEŞEN .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ... E K SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN;<br>7-)Harçlar yasası uyarınca alınması gerekli 427,60-TL ilam harcının başlangıçta peşin olarak alınan 5.977,13-TL harçtan mahsubu ile bakiye 5.549,53-TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,<br>8-)Davalılar duruşmalarda kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 56.000,00 -TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine,<br>Tarafların ve vekillerinin yüzüne karşı tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile Yargıtay nezdinde temyiz yoluna başvurma hakları hatırlatılmak suretiyle oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 28/11/2024<br><br>Başkan ...<br>e-imzalıdır  <br>Üye ...<br>e-imzalıdır  <br>Üye ...<br>e-imzalıdır  <br>Katip ...<br>e-imzalıdır  <br> </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e8a775d50cf54786","SID":"5eb1caece3d0c24a"}}