{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  22. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2022/1533 - 2024/1695<br><br>T.C.<br>A N K A R A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ<br>22. H U K U K   D A İ R E S İ  <br><br>ESAS NO\t: 2022/1533 \t\t                                            (ESASTAN RET )<br>KARAR NO\t: 2024/1695<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16/03/2022<br>ESAS-KARAR NO\t: 2019/389 E -  2022/177 K<br><br>DAVACILAR\t:<br>VEKİLİ<br>DAVALI\t:<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak <br>KARAR TARİHİ\t: 16/12/2024<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 13/01/2025<br><br>\tTaraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.\t<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ\t<br>İDDİANIN ÖZETİ<br>Davacı vekili; müvekkillerinden ... A.Ş. ile davalılardan ...… A.Ş.  arasında jeneratör satışı nedeniyle, 28.02.2018 tarihli 183.000,00 TL ve 31.03.2018 tarihli 204.630,00 TL toplam 387.630,00 TL çek alındığını, çeklerin karşılıksız çıktığını, çeklerin ödenmesi için yapılan görüşmelerde, ... …AŞ. ‘nin ödeme güçlüğü içinde olduğunun anlaşıldığını, ... …A.Ş. 30.11.2017 ve 03.01.2018 tarihlerinde farklı şahıslara devredildiğini, 08.01.2018 tarihinde ... … A.Ş. yetkilisi ... tarafından ... … LTD.Ş. ‘nin  kurulduğunu ve Batman Beşiri Ceza İnfaz Kurumu için daha önce teklif verdiğini,  262.250,00 Euro bedelli jeneratör satış sözleşmesini iptal ettiğini, her 2 şirket yetkililerinin aynı olduğunu, ...… A.Ş. ‘nin  borca batık olması nedeniyle, ... …. Ltd. Ş. üzerinden faaliyetlerini sürdürdüğünü, bu meyanda bir çok şirket gibi müvekkili şirketin de mağdur edildiğini, davalılar arasında organik bağ ve ortakların sorumluluğu itibarı ile tüzel kişilik perdesinin kaldırılması amacıyla bu davanın  açıldığını, organik bağ ilişkisinin, şirketlerin adresleri, faaliyet alanları, ortakları ve temsilcilerinin aynı olmasından aralarındaki hukuki işlemlerin tespitinden anlaşıldığını, şirketlerin dışarıya karşı iktisadi bütünlük ve yönetimsel özdeşlik davranışında bulunmaları, şirketlerin yaratılan algı nedeniyle, tek şirket görüntüsünde olduğunu, farklı tüzel kişiliklere sahip olduğuna ilişkin savunmalarına itibar edilmemesi gerektiği, MK 2 kapsamında öngörüldüğü şekilde hakkın kötüye kullanılması Yargıtay kararlarında vurgulandığını belirterek davalı şirketler arasındaki organik bağın mevcudiyetinin tespitine, davalı şirketler ile şirket ortakları arasındaki tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak şahsi sorumluluklarının mevcut bulunduğunun tespitine ve davacı ...…. A.Ş.'nin uğradığı zararın davacı ... Satış … ... …. Ltd. Ş.’ne  olan borcundan mahsup edilebileceğinin tespitine, kalan alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>SAVUNMANIN ÖZETİ<br>Davalı şirketler yargılamaya katılmadığı gibi cevap da vermemişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br>Mahkemece; yapılan yargılama sonucunda toplanan delillerden her ne kadar davalı şirketler arasında iktisadi ve yönetimsel anlamında bütünlük olduğu konusunda bilirkişi görüşü sunulmuş ise de organik bağın tek başına şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 6/9/2020 tarihli 2020/19-94 Esas, 2020/ 358 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerektiği, somut olayda davalı şirketler arasında muvazaalı / kötü niyetli işlemler yapıldığının ispat edilemediği, dolandırıcılık suçundan dolayı yapılan soruşturma sonucunda Ankara CBS tarafından suçun işlendiği yönünde davacının soyut iddiası dışında yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,  tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması koşularının somut davada oluşmadığı bu şekilde davacıların davalarını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacılar vekili; ‘’organik bağın tek başına şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı\" ve \"sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerektiği\" ve  \"Ankara CBS tarafından suçun işlendiği yönünde davacının soyut iddiası dışında yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği\" sebepleriyle davanın reddine karar verildiğini, öncelikle ilgili sebepler tüzel kişiliğin kaldırılması konusunu içeren bir davanın insicamı bakımından değerlendirildiğinde gerçek anlamda birer gerekçe olmaktan uzak olduğunu, Ankara CBS tarafından verilen KYOK kararının da karara esas alınması tüzel kişiliğin kaldırılması davası için esas alınabilecek bir kriter olmadığı gibi hukuk hakiminin bağımsızlığı kuralına da aykırılık içerdiğini, her iki şirketin de kurucularının aynı olması, çalışanlarının bir diğerine aktarılması, aynı sözleşmeler bakımından yükümlülük altına girmeleri birlikte de değerlendirildiğinde her iki şirket bakımından da organik bağın mevcut olduğu ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için gerekli şartların oluştuğunu belirterek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR<br>Uyuşmazlık, tüzel kişilik perdesinin aralanması şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>Dava,  tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle alacak istemine ilişkindir.<br>İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.<br>Davacı vekili; ... Mikana .. A.Ş. İle davalı Bedaş arasında imzalandığı belirtilen sözleşme gereğince 183.000,00 ve 204.630,00 TL değerinde iki adet çek alındığı, ayrıca davacı ... Satış Pazarlama A.Ş. İle davalı ... … Ltd.Şti. arasında 16/10/2017 tarihli ve 262.550 Euro bedelli  jeneratör satış sözleşmesinin imzalandığı, her iki şirket arasında organik bağ olduğu iddiasıyla organik bağın tespiti ve davacının alacağından ... …Ltd.Şti. olan borçtan mahsup edilebileceğinin tespiti talep edilmiştir.<br>Davalı şirketlere karşı talep tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması suretiyle borcun alacaktan mahsubu ve bakiye alacağın tahsiline yönelik olan davada:<br>Mahkemece; davalı şirketler arasında iktisadi ve yönetimsel anlamında bütünlük olduğu konusunda bilirkişi görüşü sunulmuş ise de organik bağın tek başına şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı,  tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerektiği, somut olayda davalı şirketler arasında muvazaalı/ kötüniyetli  işlemler yapıldığının ispat edilemediği, gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.<br>Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden biri sözleşmelerin ve borç ilişkilerinin nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi, ortaklardan ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunun sonucudur. Diğer bir ifadeyle tüzel kişilerin ve ortakların mal varlığı ve sorumlulukları birbirinden ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda, alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için hukuk sistemlerinde hakkaniyet gereği “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınılarak durumu kötüye kullanan ortakları şirket borçlarından şahsen sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir. <br>\tBorç yükümlüsü olarak bir tüzel kişilik bulunmakta iken,  şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı  borçtan dolayı yönelinemez. Ancak, tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle, gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilmektedir.<br>\tUygulama ve doktrinde, tüzel kişi ile ortaklarının ya da birden fazla tüzel kişi şirketin birbirinden ayrı olan çalışma alanlarının ve malvarlıklarının birbirine karışması halinde ve ayrıca  borçlu şirketin sermayesinin yetersiz kalması durumunda, yani istisnai hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği  kabul edilmektedir.<br>\t  Belirtmek gerekirse bu teoriye  ihtiyatlı yaklaşılmalı, zira teori ile kurallara istisna getirildiğinde mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. (ÇAMOĞLU, Ersin, \" Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması\", Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C.32, .S.2, BATIDER, 2016, s.11-15 )<br>Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması üç şekilde görülebilmektedir. İlki tüzel kişilik perdesinin düz  kaldırılması, bu hal şirket borcundan dolayı şirket yönetici ve ortaklarına gidilme olanağı sağlamaktadır. İkincisi tüzel kişilik perdesinin ters  kaldırılması, bu hal şirket yönetici veya ortağının borcundan dolayı şirket tüzel kişiliğine gidilmesini sağlamaktadır. Üçüncüsü ise tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması olup, bu hal ise hâkim şirketler topluluğunda söz konusu olabilmektedir.<br>İkinci konu ise, Güven Teorisidir. Güven kavramı; temelinde, dürüstlük, samimiyet kavramlarını barındıran hukuki, ekonomik, sosyal ve kültürel bir kavramdır. Hukuk, uyuşmazlıkların çözümünü zaman zaman kaynağını dürüstlük kuralından alan taraflar arasındaki güven ilişkisinde bulmaktadır. Güven teorisi, tarafların menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’na dayanan bu teorinin, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte, gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğinin kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır.  Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerinde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasa'ya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır. (HGK, T. 06.10.2020, S:2016/(21)10-1602 E, 2020/711 K)<br>Somut olayda mahkemece, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına ve özellikle ticaret şirketlerinin borçlarından mal varlığı ile sınırlı sorumlu olmasına, sözleşmelerin nisbiliği  ilkesi gereğince perdenin kaldırılması teorisinin istisnai bir yol olup ihtiyatlı davranılması gerekmesine, jeneratör satışından kaynaklanan alacağına karşılık davacının çeklere dayalı alacağına kavuşmak için takibe devam imkanının bulunmasına, davanın esastan reddine yönelik kararın yerinde olmasına göre davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.\t<br>HÜKÜM \t:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9‬0TL harcın istinaf eden  davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,<br>3-İstinaf eden tarafından yapılan istinaf posta giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>5-HMK'nin 333.maddesi gereğince gider avansından kalanının karar kesinleştiğinde yatırana  iadesine,<br>6-Kararın tebliğinin Dairemizce yapılmasına,\t <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 361/1. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi ya da buraya gönderilmek üzere temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere, 16/12/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. \t\t\t<br><br>Başkan<br>   e-imzalıdır<br><br>Üye<br>   e-imzalıdır<br><br>Üye<br>  e-imzalıdır <br><br>Katip<br>  e-imzalıdır <br><br><br><br><br><br><br><br>  NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.<br> \"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur.\" <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"47d097719678518f","SID":"4cfed30e7ec6b1bc"}}