{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1912 Esas <br>KARAR NO: 2024/1994 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2024/758 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH: 02/10/2024 (Ara Karar Tarihi)<br>DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 12/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin  28/05/2024 tarihli  genel kurul toplantısında alınan kararların tamamının yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket Bağımsız Yönetim Kurulu üyeleri sunmuş oldukları görüş yazılarında özetle; Yokluğunun tespiti ve iptali istenen 28.05.2024 tarihli genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların iptali için, toplantının yapılışındaki usul ve tutanağa eksiksiz geçirildiğini gözlemlediği esasa dair konular bakımından geçersizliğine delalet edecek ya da iptal sebebi oluşturacak bir durumun bulunmadığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 02/10/2024 (Ara Karar Tarihi) ve 2024/758 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; somut olayda davacı vekili davalı şirketin 28/11/2023 tarihli genel kurulunda alınan kararların yürütülmesinin geri bırakılması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de ; ihtiyati tedbir kararı verebilmek için hâkimin somut sebep göstermesi ve ihtiyati tedbir kararının haklılığını ortaya koyacak delil değerlendirmesi yapması ve yaklaşık ispat ölçüsüne yaklaşması gerekli olup davacı vekili tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgeler somut delil kabul edilip haklılık konusunda yaklaşık ispat ölçüsü kriterine uymaması nedeniyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.\"gerekçesi ile, ''Davacılar vekilinin, davalı şirketin 28/05/2024 tarihli genel kurulunda alınan kararların yürütülmesinin geri bırakılmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin 02.10.2024 tarihli ara kararı ile,  davalı şirketin 28/05/2024 tarihli genel kurulunda alınan kararların yürütülmesinin geri bırakılmasına ilişkin ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verdiğini Dava dilekçelerinde tüm ayrıntıları ile ciddi bir zararın doğmuş  olduğu ve artarak devam ettiği olgusunun ortaya konduğunu; bu kapsamda, müvekkillerin de aralarında olduğu pay sahiplerinin haklarının korunması ve tabiri caizse keyfi yönetim kararlarının uygulanmasının engellenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesi yönündeki taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine dair hüküm kurulması son derece hatalı olduğunu; şirketin özellikle 2023 yılında 1.699.650.818,42-TL miktarında çok ciddi  zarar ettiğini; üstelik bu zararın nereden oluştuğuna dair yönetim kurulu tarafından halka açık bir şirketin genel kuruluna doyurucu ve şeffaf bir bilginin de verilmediğini; mevcut yönetim kurulunu kontrol eden A grubu hissedarların, halihazırda şirketi suistimal etmekte olduklarını; o nedenle bu denli ağır zarar yüküyle karşılaşan şirkete öncelikle yönetim kayyımı tayin edilmesi, bu talepleri kabul edilmezse de denetim kayyımı tayin edilmesi taleplerinin mahkemeye sunulduğunu, aynı zamanda şirketin zararı gün be gün artmaya devam etmekte olduğundan davada nihai karar verilinceye kadar ortaya çıkabilecek zararların önlenmesi ve müvekkillerin de aralarında bulunduğu pay sahiplerinin haklarının korunması amacıyla, bu konuda karar verilinceye kadar genel kurul kararının uygulanmasının durdurulmasına ihtiyati tedbir yoluyla karar verilmesinin talep edildiğini ancak mahkemece dayanaksız olarak bu taleplerinin reddedildiğini, HMK.'nun 389/1 maddesinin;  “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” şeklinde düzenlendiğini; bu açık düzenleme karşısında taleplerinin reddine karar verilmesinin hukuken yerinde olmadığını; halihazırdaki durumda zaten zarar doğduğunu ve şirketin bu haliyle yönetimine karar verilmesi ve alınan kararların uygulanması ile artık telafisi imkansız şekilde doğmuş olan zararların büyümesi de engellenemeyeceğini ve müvekkillerin ciddi hak kayıplarına uğramaya devam edeceğini; hal böyle iken mahkemede bu yönde bir kanaat oluşmadığının belirtilmesi son derece hatalı bir değerlendirmenin sonucu olduğunu; İhtiyati tedbir taleplerinin tüm dayanaklarının mahkemenin bilgisine sunulmuş olup bu delillerin yeterince irdelenmemesi ve bu delillerin genel kurulda alınan kararların yürütülmesinin geri bırakılmasını gerektirir nitelikte kabul edilmemesinin son derece hatalı olduğunu, kararın kaldırılarak talebin kabulüne karar verilmesinin elzem olduğunu, davalı şirketin genel kurulunda alınan kararların yürütülmesinin geri bırakılması yönündeki ihtiyati tedbir taleplerinin gerekliliği hususundaki açıklamaları ile bu taleplerine ilişkin tüm delillerin dava dilekçelerinde sunulduğnuu ve bu talebin kabulüne karar verilmesinin elzem olduğunun tüm açıklığıyla ortaya konduğunu ancak ilk derece mahkemesi somut olarak ortaya konan bu gerekliliği yaklaşık ispat koşulları oluşmadığı gerekçesiyle reddettiğini; bu beyanlarının da davalı şirket -alınan kararların da doğrultusunda- tabiri caizse kötü ve keyfi yönetimin en güzel örneğini teşkil etmekte olduğunu, Davalı Şirketin, A gurubu hissedarların kontrolünde yönetilmekte olduğunu ancak, şirket ana sözleşmesi gereği B grubu pay sahiplerinin olumlu oyları olmaksızın yönetim kurulunun karar almasının mümkün olmadığını, oysa davalı şirketin mevcut yönetimindeki A grubu hissedar yönetim kurulu üyeleri, şirketin halka açık olması da dikkate alındığında yönetim kuruluna getirilmesi gereken pek çok işlemi yönetim kuruluna getirmeden şirketi yönetmekte olup adeta yönetim kurulunu by-pass etmekte olduklarını, genel kurula sunulan mali tablolardan da anlaşılacağı gibi 2023 mali yılında şirketin 1.699.650.818,42-TL zararı oluştuğunu; şirketin mevcut yönetiminin tüm amacı ne olursa olsun yönetimde kalarak bu korkunç zararın hesabının kendilerinden sorulmasını engellemeye çalışmak olduğunu; bu zararın oluşumuna ve şirketin kötü yönetilmesine dair genel kurulda gerekli soru önergeleri verilmiş olup genel kurulda bilanço görüşmeleri ertelenmiş olmakla birlikte bu kötü yönetime dair şeffaf ve dolambaçsız bir şekilde herhangi bir cevap verilemediğini, Dava konusu genel kurulda alınan en önemli kararlardan bir tanesinin imtiyazlı pay sahiplerinin haklarına zarar veren ve imtiyazın içini boşaltan yönetim kurulu sayısına dair değişiklik olduğunu, Şirket ana sözleşmesinin 8. maddesine göre yönetim kurulunun 7 kişiden oluştuğunu ve 6 kişiyle karar alındığını; bu durumda B grubu pay sahiplerinin iki üye tayin hakkı olduğundan B grubu pay sahipleri tarafından seçilen bu iki üyenin olumlu oyu olmaksızın karar alınmasının mümkün olmadığını, 28.05.2024 tarihli genel kurul tutanağının 11. maddesi ile önerilen değişiklikle, üye sayısının 8’e çıkarılmakta olduğunu ancak karar nisabının değişmemekte olduğunu; bu hâliyle Yönetim Kurulu'nun, B Grubu İmtiyazlı Pay Sahipleri tarafından seçilen 2 üyenin oyuna hiçbir şekilde gerek olmaksızın karar alabileceğini,  bu şekilde 2023 yılında oluşan 1.699.650.818,42-TL tutarındaki devasa zararın altından kalkılması ve şirketin içinde bulunduğu kötü duruma karşı B grubu pay sahipleri tarafından atanan yönetim kurulu üyelerinin herhangi bir müdahalesi olmaması için ana sözleşmeyi değiştirerek yönetim kurulu karar alma çoğunluğunu değiştirmek istemekte ve B grubu pay sahiplerine tanınan imtiyazın içi boşaltılmak istenmekte olduğunu, 28/05/2024 tarihli genel kurulda müvekkilleri tarafından aşağıda belirtilen hususlarda bilgi verilmesi talebiyle, muhalefet şerhi düşüldüğünü; akabinde 05/07/2024 tarihli genel kurul sırasında ayrıntılı ve gerekçeli bilgi talebinde bulunulduğunu; çoğunluk oyuyla bilgi alma talebinin gerekçesiz olarak reddedilerek engellendiğini; bu hususların açıkça kötü yönetimin ve dolaylı olarak da yönetim organının işlevsizliğini ortaya koyduğunu ve yönetim kayyımı atanması gerektiğini gösterdiğini, bilgi alma talebine konu husular;  şirket nakit varlıklarından bir kısmının usulsüz gelir kaydıyla şirket dışına çıkarılması, şirkete ait üretim araçlarının emsallerinin altında şirket yöneticilerinin yakını olan kimselere ait firmalara satılarak, gerçeğe aykırı fatura ve muhasebe kayıtlarının oluşturularak ilgili mevzuatın ihlali, şirkete ait Lüleburgaz ve Şişli ilçelerindeki taşınmazların emsal değerlerinden önemli ölçüde düşük değerle, yine şirket yöneticilerinin yakını olan kimselere satılarak şirketin içinin boşaltılması, stoklardaki ürünlerin maliyet fiyatının altında satılarak üçüncü kişilere haksız menfaat sağlanması, emsallerin üzerinde bir maliyetle güneş enerjisi santrali yatırımı yapılarak, şaibeli işlemlerle Şirketin zarara uğratılması, konfeksiyon ürünlerinin  satışına ilişkin zamanlamaya aykırı olarak yöneticilerin yakını olan bir başka kimseye ait firmaya maliyet ve piyasa rayicinden çok düşük bedelle satılarak Şirketin zarara uğratılması, TTK, SPK, VUK hükümlerine aykırı hareket edilerek şirket aleyhine mali, cezai ve hukuki sorumluluk yaratılması riski doğurması, şirket kayıtlarının örtülerek, azınlık hissedarları haklarının elinden alınması hususları olduğunu, Ayrıca; TTK'nın 420/2. maddesi uyarınca, öncesinde itiraza uğrayan finansal tablolar hakkında, dürüst ve denetlenebilir hesap verme ölçüsü ilkeleri uyarınca cevap verilmediğini ve buna rağmen müzakerenin geri bırakılması talebinin çoğunluk oyuyla gerekçesiz olarak reddedildiğini, satın almalar hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamadığını, genel kurula sunulan bilgilerin sadece yılın ilk yarısına ilişkin olup son altı aya ilişkin hiçbir bilgi sunulmadığını,  menfaat çatışması durumu yaratılarak Kurumsal Yönetim İlkelerinin ihlal edildiğini; Yönetim Kurulu Başkanının sekreterinin kızı satış biriminin yöneticisi yapıldığını, kardeşinin ise satın alma biriminin yöneticisi yapıldığını; akrabalık ilişkisine dayalı yönetim, menfaat çatışması yaratmakta olduğunu; ve yine halka açık bir Şirket olan davalı Şirketin yöneticisi ...’ın kızı ... Şirkette çalışmadığı hâlde Şirketten maaş almakta olduğunu; oysa ... Türkiye’de dahi yaşamamakta olduğunu; yine ...’ın evinde çalışan temizlikçilerden, şoföre, aşçıdan bahçıvana çok adette personeli Şirket çalışanı olarak gösterilmekte olduğunu ve Şirket kasasından bu kimselere maaş ödenmekte olduğunu, Şişli ve Lüleburgaz’da bulunan ve SPK lisanslı bir değerleme şirketi tarafından değeri 611.000,00 USD olarak tespit edilen gayrımenkullerin yarı fiyatının altında 300.000,00 USD’ye satıldığını; bu paranın nereye gittiğinin açıklanmadığını, yaklaşık 200.000,00 Euro götürü gider harcamasının karşılığı ve nereye harcandığının açıklanmadığını, şirketin makineleri elden nakit tabiri ile satıldığını, paranın bir kısmının kayıtsız olarak, açıktan alındığını; bu paranın şirket çalışanı adına ... Bankasında bir kasaya konulduğunu, bu makinelerin satışı ile ilgili olarak üç farklı satış sözleşmesi ve bir adet nakit teslim tutanağı hazırlattırıldığını, konu aleniyet kazanınca hukuk dışılığı örtmek için eski tarihli bir sözleşme hazırlattırılarak hususi evrakda sahtecilik yapıldığını, paraların kasadan alınarak gerçeğe aykırı geç fatura kesilerek VUK’a aykırı işlem tesis edildiğini, yurt dışından alınan konfeksiyon siparişleri fazla adette üretilip fazla ürün yurt içinde kelepir fiyattan satılarak sözleşme ihlalleri yapıldığını, yurt dışı müşterilere cezai şart ödemek riski altına girilerek, Şirketin zarara uğratıldığını; bunlarla ilgili sunulan tablolar hakkında genel kurulda hiçbir açıklama yapılmadığını, 18 Mayıs 2023 tarihinde eski siparişlerin stoktan çıkarılması evrakı ile üretilmiş ürünler fireye atılarak şirket kayıtlarından düşüldüğünü ve VUK’a aykırı işlem yapıldığını,  Lüleburgaz’daki fabrikanın çatısına güneş enerjisi panelleri konulduğunu ancak ... Elektrik A.Ş. tarafından  mühürlendiğini; buna rağmen kamuya yapılan reklam ve bildirimlerde yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim yapıldığı imajı yaratılarak kamuoyu yanıltılmakta olduğunu, şirket genel müdürü tarafından yüzbinlerce Avro zararına satış yapılmış olmasına rağmen ürünlerin neden zararına satıldığı genel kurulun bilgisine sunulmadığını, Yukarıda arz edilen bilgi taleplerinin hepsinin çok somut hususlar olup şirketin kötü gidişatını ve yapmış olduğu ağır zararın nedenlerini öğrenmeye matuf bilgi talepleri olduğunu, yönetim kurulu tarafından bu konuların hiçbiri hakkında genel kurula bilgi verilmediğini ve çoğunluk oyuyla bilgi alma talebi reddedilerek azınlık hissedarlarının bilgi alma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini, Bilançonun, bilanço günündeki dönem sonucunu kar veya zarar olarak gösterdiğini; bu sonucun dönem içinde nasıl oluştuğunu, dönem giderlerinin ve dönem hasılatının hangi kalemlerden oluştuğunu ve bunların tutarlarını göstermeyeceğini; şirketin hasılatını ve giderlerini, kâr zarar tablosun gösterdiğini; kar-zarar durumunu gösteren tablolarda hiçbir açıklama ve dayanak belge olmadığından ve genel kurul sırasında sorulara yeterli cevap da verilmediğinden finansal tabloların tasdiki kararı nasıl alınabileceğini; bu durumda azınlık pay sahipleri akıllarındaki sorular ve kuşkulu işlemler nedeniyle nereden bilgi alabileceğini, HMK'da düzenlenen ihtiyati tedbirin şartları somut olayda oluşmakla birlikte TTK'nın 449. maddesi hükmüne gereğince de alınan kararların yürütülmesinin geri bırakılması gerektiğini, ilgili madde uyarınca, öncelikle mahkemenin yönetim kurulu üyelerinin görüşü alması ve sonrasında bir değerlendirme yapması gerektiğini ancak istinafa konu kararda mahkemenin yalnızca bağımsız yönetim kurulu üyelerinin görüşünü dikkate alarak yetersiz bir inceleme ile ara kararını tesis ettiğini, bağımsız üye kontenjanından yönetim kuruluna seçilen ... ve ...'in, yönetim kurulu üyesi olan ... ve ...’ın tanıdıkları olduğunu; ... Holding temsilcileri veya ...nun genel kuruldan önce bu iki kişiyi hiçbir şekilde tanımamakta olduğunu ancak haricen edinilen bilgilere göre ...'in daha öncesinde ...’ın farklı bir şirketinin çalışanı olduğunu ve ... ve eşi ...'ın ise davalı şirkete 2023 ve 2024 yıllarında bağımsız üye olarak seçilmeden önce bol miktarda zincirleme faturalar kestiklerini; Aynı zamanda madde hükmünün açık lafzına aykırı olan bu durum nedeniyle de ara kararın kaldırılması gerektiğini; yönetim kurulu üyesi ...'nun 04.10.2024 tarihli dilekçesinde 28.05.2024 tarihli genel kurulda alınan kararların yürütülmesine karar verilmesi halinde pay sahibi olduğu şirketin halihazırda var olan zararının daha da büyüyeceğini ve telafisi imkansız hale geleceğini gerekçeleriyle birlikte ortaya koyduğunu, davacıların alınan bu kararların yürütülmesinin geri bırakılması talebine katılmakta olduğunu açıkça belirttiğini; yönetim kurulu üyesi ...'nun beyanları dikkate alınmaksızın bir karar tesis edilmiş olması ve aynı zamanda bu beyanların hangi gerekçe ile karara dayanak alınmadığı hususunun da açıklanmaması sebepleriyle alınan kararın hukuka aykırı olduğunu, İptali talep edilen dava konusu genel kurul kararlarının uygulanması, -halihazırda telafisi imkansız zararlara sebep olmuş olmakla birlikte- şirkette giderilmesi güç veya imkânsız zararların doğmasına sebebiyet vermeye devam etmekte olduğunu, davalı şirketin 2023 yılı itibarıyla 1.699.650.818,42 TL gibi ciddi bir zarara uğradığı, genel kurulda sunulan mali tablolardan açıkça anlaşılmakta olduğunu; sırf bu açıklanamayan ve bizatihi saklanan bu zarar olgusu dahi ihtiyati tedbir taleplerinin kabulünü gerektirmekte iken reddine dair hüküm kurulmasının hukuken yerinde olmladığını; mevcut zararın doğrudan müvekkillerinin hak ve çıkarlarına zarar verdiği dikkate alınarak, tedbiren yürütmenin durdurulması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen sebepler ve resen dikkate alınacak diğer sebepler ile birlikte; tedbir talebinin reddine dair 02.10.2024 tarihli kararın kaldırılmasına, talepleri gibi genel kurulunda alınan kararların yürütülmesinin geri bırakılmasına, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; davalı şirketin 28/05/2024 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların iptali istemli derdest davada, toplantıda alınan kararların yürütülmesinin tedbiren geri bırakılmasına yönelik olup, mahkemece tedbir istemlerinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. HMK'nun 389 maddesi uyarınca \" Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.\" Aynı kanunun 390 maddesi \"tedbir talep eden taraf dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.\" hükmünü havidir. TTK'nun 449. maddesinde genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkemenin, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebileceği düzenlenmiştir. Hükümde mahkemeye takdir hakkı tanınmış olup, mahkemece durum ve şartların gerektirmesi halinde genel kurul kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verilebilecektir. Söz konusu karar tedbir mahiyetinde olacağından HMK'nun ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümleri uygulanacaktır. İlk derece mahkemesi tarafından davalı şirket yönetim kurulu üyelerine, TTK'nun 449 maddesi uyarınca usulüne uygun davetiye tebliğ edilerek, tedbir istemi hususlarında görüşlerini bildirmelerinin istenildiği, tüm yönetim kurulu üyelerinin dosyaya tedbir istemi hakkındaki görüşlerini sundukları, somut olayda davacıların; davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantısında alınan kararların iptali koşullarının oluştuğuna yönelik iddialarının esası bakımından mevcut delil durumuna göre bu aşamada yaklaşık düzeyde ispat koşulu oluşmadığı gibi, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağına ya da tamamen imkânsız hâle geleceğine veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağına ilişkin de yaklaşık ispatın sağlanamadığı, mahkemece tedbir istemlerinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış, davacılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesinin tedbir istemlerinin reddine ilişkin ara karar ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf edenler tarafından ayrı ayrı peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harçların hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2d0c1db4d828762b","SID":"7935cd8c4e37b084"}}