{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/2010 Esas <br>KARAR NO: 2024/2154 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2024/656 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH: 08/11/2024 (Ara Karar Tarihi)<br>KARAR TARİHİ: 31/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:  Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  ortağı ve yöneticisi olduğu davalı şirkete şirketin mali durumunun korunması ve kötüye gitmesinin engellenmesi amacıyla TTK madde 682/2 gereği kayyım atanmasını, davalı şirketin her türlü tasarrufi işleminin kayyım izni ile yapılması konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini, TTK md. 531 çerçevesinde davalı pay sahiplerinin davalı şirketten çıkarılmasını, bu talebin kabul edilmemesi halinde TTK md. 531 uyarınca pay bedeli ödenerek müvekkilinin şirketten çıkarılmasını ve tüm bu taleplerin kabul edilmemesi halinde ise TTK madde 531 gereği davalı şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 08/11/2024 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2024/656 Esas (Derdest Dava Dosyası)sayılı kararında; \"Talep; tarafların ortağı ve müşterek temsille yöneticisi oldukları davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi gereğince feshi istemli olarak açılan eldeki davada, davalı şirkete yönetim veya onay kayyımı atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkin olup; Olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinde, fesih istemli olarak açılan davada ihtiyati tedbir müessesesi düzenlenmemiştir. Davacı tarafça TTK'nın 682/2. maddesi gereği tedbiren kayyım atanması talep edilmiş ise de; yasanın bu maddesinin talep ve uyuşmazlık konusuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu durumda ihtiyati tedbir talebi hakkında genel nitelikteki 6100 sayılı HMK'nın 389. vd. maddeleri gereğince değerlendirme yapılmıştır. Buna göre; HMK'nın 389. maddesi \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır.\" hükmünü içermekte olup; Aynı yasanın 390/3. maddesi gereğince tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.Somut olayda; davalı şirkette herhangi bir organ yokluğu bulunmadığı gibi, davacının da davalı şirkette diğer davalı ... ile birlikte müşterek yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu; öte yandan haklılığın yargılama aşaması itibarıyla yaklaşık olarak ispat edilemediği dolayısıyla, ihtiyati tedbir koşulları gerçekleşmediğinden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. \"gerekçesi ile, ''Davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:  Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstinaf taleplerinin konusu; başlanmamış ve yapılmamış bir genel kurulu, icra edilmiş, katılım sağlanmış ve oylama yapılmış gibi gösteren sahte tutanağı düzenleyen ortak ve yönetim kurulu başkanının ve doğal nedenlerle kendisiyle yan tutan diğer ortağın,  uzun süredir şirketin faaliyetini ve yönetiminin devamlılığını hiçe sayan tutum ve davranışlarının devamlı hale gelmiş olması nedeniyle açılan davada şirkete atanması gereken kayyıma dair ihtiyati tedbir talebinin reddi olduğunu, üvekkili ile ...’nde (“Davalı Şirket”) ortaklık ilişkisi içerisinde bulunan ... ve ...’un (“Davalı Pay Sahipleri”) hukuk dışı ve suç teşkil eden eylemleri ve bu eylemlerinde ısrarcı olmaları sonucunda, Davalı Şirket’teki yönetim ve ortaklık yapısının objektif olarak sürdürülemez hale geldiğini; bu kapsamda, Türk Ticaret Kanunu’nun 531. maddesi uyarınca, en uygun ve kabul edilebilir çözüm olarak öncelikle hukuk dışı eylemlerin faili Davalı Pay Sahiplerinin şirketten çıkarılması, mahkeme aksi kanaatte olursa Müvekkilinin pay bedeli ödenerek şirketten çıkarılması veya son çare olarak Davalı Şirket’in feshi, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/656 E. numaralı dosyasında tarafımızca talep edildiğini,  Yargılama boyunca gerek şirket gerekse de pay sahiplerinin haklarının korunabilmesi bakımından, yargılama süresince ortaklık ve yönetim yapısı bozulmuş olan Davalı Şirket’e bağımsız ve tarafsız bir yönetim kayyımı atanmasının elzem hale geldiğini, bu kapsamda, ilgili davada, Davalı Şirket’e kayyım atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinde bulunduklarını, ancak, taleplerinin reddedildiğini, Somut uyuşmazlıkta tedbiri gerektiren hususun imza yetkilerinin müvekkilin dahli olmadan kullanılmasına indirgenemeyeceğini; Davalı Pay Sahiplerinin, Şirket ve Müvekkili aleyhine suç teşkil eden, hukuka aykırı eylemlerde bulunduklarını ve bulunmaya devam ettiklerini,  ayrıca, müvekkilinin tüm kontrolünü de imkânsız kılacak şekilde bilgi, belge paylaşımını ısrarla reddettiklerini ve Şirket çalışanları tarafından Müvekkili ile bilgi/belge paylaşılmasını da engellendiğini,  dolayısıyla, artık hukuk dışı düzleme çıkıldığından, imza yetkisinin hukuk çerçevesinde ne şekilde kullanılması gerektiğine dair bir açıklamaya tedbir talebinin reddi gerekçesi olarak yer verilmesinin, dosyanın Yerel Mahkeme tarafından eksik incelendiğine delalet olduğunu; bunun da hak kaybına yol açacağını, Davalı Pay Sahiplerinin suç teşkil eden ve kanuna aykırı fiillerine ilişkin olarak Yerel Mahkemeye halihazırda sunulan delillerin, söz konusu kişilerin şirketin organlarını fiilen işlevsiz hale getirip şirketi zarara uğrattıklarına ve uğratmaya devam edeceklerine dair hiçbir şüphe bırakmamakta olduğunu; bu minvalde iddialarını destekler yönde ... tarafından hazırlanan ve imzalanmış sahte evrak niteliğindeki genel kurul toplantı tutanağı, yönetim kurulu kararları ve hazirun cetvelinin Yerel Mahkemenin huzuruna sunulduğunu; ayrıca, ...’un müştereken Davalı Şirket’i temsile yetkili olmasına karşın müvekkilinin iş akdini hukuka aykırı ve yetkisiz bir şekilde sonlandırdığı iş fesih bildiriminin de delil listelerinde işbu dava dosyasına taraflarınca sunulduğunu, özellikle, sahte evrak niteliğindeki genel kurul toplantı belgeleri ve yetkisiz şekilde düzenlenen fesih bildiriminin, davalı pay sahiplerinin şirketin değil, kendi hukuk dışı menfaatleri doğrultusunda hareket ettiklerinin kanıtı iken sundukları tüm bu delillerin Yerel Mahkemece tedbir taleplerinin değerlendirmesi yapılırken göz ardı edildiğini, Bütün bunlara ek olarak Müvekkilinin haklı sebep olmaksızın feshedilen iş akdinden ötürü kıdem süresi uyarınca hak kazandığı net 565.663,86 TL’nin 165.663,86 TL tutarındaki tazminat alacağının hala tarafına ödenmediğini, daha önce yapılan ödemelerin de tek seferde yapılmayarak Müvekkilinin devamlı olarak mağdur edildiğini (Bu husustaki dava açma hakkımızı saklı tuttuğumuzu da ayrıca bildiririz), dolayısıyla Davalı Şirket’in eski çalışanı sıfatını haiz Müvekkiline dahi zamanında ödeme yapılmamasının Davalı Şirket’teki para yönetiminin ne denli dengesiz yapıldığını göstermekte olup Müvekkilinin yönetim kurulu üyesi ve pay sahibi sıfatlarına rağmen Davalı Şirket’teki mali durumun onun kontrolü ve onayı dışında yürütüldüğünü açıkça ortaya koymakta olduğunu, Dava dilekçeleri ve Whatsapp yazışmalarının ve bu yazışmalara ilişkin beyanlarının sunulduğu dilekçede de detaylıca değinildiği üzere, Davalı Pay Sahiplerinin TTK madde 392 ve 437’ye aykırı şekilde, Davalı Şirket’e ilişkin Müvekkilinin talep ettiği bilgi ve belgeleri kendisi ile paylaşmayı ısrarla reddetmeleri ve Şirket çalışanlarını da Müvekkili ile bilgi/belge paylaşımından menetmeleri, Müvekkilinin Şirket nezdinde gerçekleştirilen hukuksuz iş ve işlemler üzerinde denetimini tamamen imkânsız kılmaları nedeniyle; müvekkilinin, kanuni bilgi alma ve inceleme hakkının da alenen ihlal edilmekte olduğunu, TTK madde 392 uyarınca yönetim kurulu üyesi olan Müvekkilinin şirkete ilişkin bilgi ve belge talebinde bulunma nedenini belirtme gibi bir yükümlülüğü olmamakla birlikte Müvekkilinin bu talebinin keyfi bir şekilde reddedilmekte ve dolayısıyla bu husus Müvekkilinin sağlıklı bir şekilde şirketin faaliyetlerine katılmasını olanaksız hale getirmekte olduğunu; müvekkilinin vazgeçilmez, sınırlandırılmaz ve devredilmez olan bu hakkının ... tarafından kısıtlanması ve Davalı Şirket’in çalışanlarını bu yönde tembihleyerek adeta tüm şirket çalışanlarını Müvekkilimiz aleyhine davranmaya zorlaması şirketteki yönetim ve ortaklık ilişkilerinde artık güven ilişkisinin kalmadığını ve dolayısıyla mevcut ortaklık yapısının devamının imkânsız olduğunu bizzat gösterdiğini; bu durumun, Şirket’te fiilen organ yokluğuna da sebebiyet verdiğini, Yönetim kurulu üyelerinin ortaklık tüzel kişiliğinin kanuni temsilcileri olmaları bu ortaklıkla aralarındaki hukuki ilişkinin vekalet sözleşmesine dayandığını gösterdiğini; bu kapsamda yönetim kurulu üyeleri şirket adına beraber hareket ettikleri için beraber vekil konumunda olduğunu ve dolayısıyla ...’un birlikte vekil ilişkisini zedeleyen hukuk dışı hareketlerinin Müvekkili ile şirket yönetimine ilişkin güven ilişkisini yok etmiş olup bunun neticesinde Davalı Şirket’teki yönetim kurulunun fiilen yok olduğunu,  Davalı ...'un, Şirket organlarının işleyişini imkânsız hale getirerek, Şirket adına işlemleri yetkisiz olmasına rağmen adeta münferit imza yetkilisiymiş gibi hukuka aykırı şekilde gerçekleştirmeye çalışmakta olduğunu; bu durumun, hukuka aykırı ve suç teşkil eden fiiller çerçevesinde ayrıca yönetimsel bir tıkanıklığın (deadlock) da mevcut olduğunu açıkça ortaya koymakta olduğunu; Yargıtay’ın içtihadı ve doktrin görüşlerinin de kayyım atanması taleplerinin haklılığını ortaya koymakta olduğunu(Ek-1: Yargıtay 11. HD, 2002/11168 E., 2003/3352 K., 07.04.2003), Pay sahipleri arasında ciddi anlaşmazlıklar olması ve şirketin şeklen organı bulunsa dahi kilitlenme nedeniyle fiilen organlarının işlevsiz hale gelmesinin Yargıtay nezdinde şirkete kayyım atanması için haklı bir gerekçe oluşturduğunu, benzer mahiyette anonim şirketlerde yeni yönetim ve denetim kurulu seçilene ve göreve başlayana kadar eski yönetimin görevine devam edeceği, görev süresi sona eren yönetim kurulunun bu sıfatlarının sürenin salt sona ermesi ile kendiliğinden düşeceğine ilişkin TTK'da bir düzenlemenin bulunmadığı, dolayısıyla davalı şirketin organsızlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle yerel mahkeme kayyım tayinini gerektiren bir durumun olmadığına karar verdiğini,  ancak, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bu kararı bozduğunu (Ek-2: Yargıtay 11. HD, 2008/9158 E., 2010/428 K., 18.01.2010), Somut olay özelinde ve Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, şirket organlarının fiilen işlevsiz hale gelmesi durumunun, Türk Ticaret Kanunu anlamında şirket organı yokluğu olarak kabul edilmesi ve bunun şirketin kilitlenmesine yol açtığının kabulü gerektiğini; bu durumda, fiilen şirket organlarının yokluğu söz konusu olduğunda, Yargıtay kararları ve doktrin görüşleri uyarınca kayyım atanması, şirketin sağlıklı bir şekilde devamı ve yargılama boyunca şirket menfaatleri ve tüm pay sahiplerinin haklarının muhafazası için zorunlu olduğunu, bu kapsamda, Mahkemece dilekçelerinde yer verilen somut gerekçelere ve delillere ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, eksik inceleme neticesinde matbu bir gerekçeyle ihtiyati tedbir talebinin reddedilmesinin yerinde olmadığını, tüm bu sebeplerle, Davalı Şirket’in mali durumunun korunması, kötüye gitmesinin engellenmesi, bu şekilde Müvekkilinin durumunun da teminat altına alınabilmesi amacıyla Davalı Şirket’e kayyım atanması ve Davalı Şirket’in her türlü tasarrufi işleminin kayyım izni ile yapılması konusunda karar verilmesi gerektiğini,  İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle, istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine dair tarihli ara kararın kaldırılmasına,  davalı şirket’e kayyım atanması ve davalı şirket’in her türlü tasarrufi işleminin kayyım izni ile yapılması konusunda ihtiyati tedbir taleplerinin kabülüne, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalılara tahmiline, karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:  HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Talep; davacının ortağı olduğu davalı şirketin haklı nedenle feshi, bu olmadığı takdirde şirket ortağı olan diğer davalıların şirketten çıkarılmaları, bunun da kabul edilmemesi halinde davacının ortaklık payı ödenerek şirketten çıkarılması istemlerine ilişkin derdest davada, davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanması istemine ilişkindir.  MK'nun 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.  HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir.  Somut olayda; dava ve cevap dilekçeleri ile bu dilekçelere ekli deliller, davalı şirketin sicil kayıtları ve tüm dosya kapsamına göre, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere eldeki davanın bir yönetici azli veya yönetici sorumluluğu davası olmayıp, haklı nedenle fesih veya makul ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilmesi istemlerine ilişkin olduğu, şirkette organ boşluğu bulunmadığı, öte yandan  davacının davalı şirketin keyfi ve kötü yönetildiği, davalılardan Türker Önerkol'un sahte genel kurul toplantı tutanağı düzenlediği, şirketin davalılardan kaynaklanan haklı sebeplerle işleyemez hale geldiği, bilgi alma ve incelme hakkının kısıtlandığı, TTK'nun 531 maddesi kapsamında haklı nedenlerle fesih koşullarının oluştuğuna yönelik iddialarının esası bakımından bu aşamada yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluşmadığı, mahkemece istemin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 31/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"457a0c1e6d7345fb","SID":"adf51a7e12cd403c"}}