{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2022/1110  Esas 2024/1245  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2022/1110 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1245<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 8. ASLİYE  TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16/03/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/569 Esas 2022/156 Karar<br>DAVACI \t<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI \t: <br><br>DAVA\t: Rücuen Tazminat <br>DAVA TARİHİ\t: 27/09/2021<br>KARAR TARİHİ\t: 21/11/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 20/12/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki rücuen tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, dağıtım faaliyetlerinin davalı tarafından yürütüldüğü dönemde 01/04/2003 tarihinde iş kazası nedeniyle işçinin uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle açılan dava sonucu verilen kararın icra takibine konulması nedeniyle icra dosyasına ödenen miktardan davalının sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.796.358,52 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.    <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zaman aşımına uğradığını, TEDAŞ ile %100 hisselerine sahip olduğu 20 elektrik dağıtım şirketi arasında dağıtım varlıklarının işletilmesine ilişkin işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, özelleştirme modeli gereği hisse devri aşamasında bilanço çalışmaları yapılarak davacı tarafından devre esas mizan düzenlendiğini ve bu mizan kayıtları esas alınarak devre esas  bilanço belirlenmiş olup bu işlemler sonucunda geçmişe yönelik borç ve alacak işlemleri kesinleştirildiğinden davacı şirketin geçmiş yıllara ilişkin olarak müvekkili kurumdan herhangi bir talepte bulunmasının mümkün olmadığını, rücu davasına konu mahkeme kararında bahsi geçen alacağın İHDS kapsamında davacı şirket tarafından talep edilmesinin mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere dava tarihinden önce temerrüde düşürüldüğü iddia ve ispat olunmadığından ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi talebinin yerinde olmadığını, İHDS'nin 7.2 maddesi hükmü uyarınca davanın şirket tarafından derhal TEDAŞ'a bildirilmesi gerektiğini, bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve icra takibine sebep olan davacının söz konusu davaya ilişkin faize ve icra dosyasına ilişkin giderleri talep hakkı olmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin ilamına dayalı olarak Şanlıurfa 3. İcra Müdürlüğü nezdinde 2015/4725 sayılı icra dosyası ile başlatılan takipte 11/05/2015 tarihinde 1.753.915,54 TL ve 01/06/2016 tarihinde 42.442,98 TL tutarında ödeme yapıldığı, icra takibine konu ilamın dayanağının elektrik çarpması sonucu yaralanan ... ve ailesi olan diğer davacıların tazminat taleplerinin hükme bağlandığı Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/44 Esas 2015/92 Karar sayılı davaya ilişkin olduğu, 28/06/2013 tarihli hisse satış sözleşmesi, ... Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin %100 oranındaki hissesinin ... Enerji Yatırım San. Ve Tic. A.Ş.'ne satışına ilişkin olup, sözleşmenin imzalandığı tarihte davacı ve ... Enerji Yatırım San. Ve Tic. A.Ş.'nin ayrı tüzel kişilikler olduğu, davacı şirketin %100 hissesini satın alan dava dışı ... Enerji Yatırım San. ve Tic. A.Ş. ile yapılmış olan hisse satış sözleşmesinde yer alan kabul, taahhüt ve garantilere ilişkin hükümlerin davacı şirkete karşı ileri sürülmesinin yerinde olmadığı, 24/07/2006 tarihli işletme devir sözleşmesinden önce doğan ve davacı tarafça ödenen bedelin, mahkeme kararı ile hükmedilen tazminat miktarı, vekalet ücreti ve yargılama giderinden oluşan kısmından işletme hakkı devir sözleşmesindeki hükümleri de nazara alınarak davalının sorumlu olduğu, 24/07/2006 tarihli İHDS'den önceye ilişkin bulunduğu, hisse satış sözleşmesinin 9.4 maddesinin atfıyla İHDS'nin 7.4 maddesi uyarınca TEDAŞ'a rücu edilebileceği, davacının davayı 3. kişiye ihbar etmemiş olmasının 3. kişiye karşı olan rücu hakkının düşmesini gerektirmediği, dava konusu olayda davalı tarafça davayı ihbar etmeyen davacının kusuru ileri sürülüp ispatlanmamasının ve rücuya konu davanın taraflar arasında imzalanan İHDS'nin 7/4 maddesi kapsamında kalması ve rücuya konu alacağın içeriği itibariyle mülkiyete ilişkin olmaması sebebiyle sözleşmenin 7.2. maddesinin uygulama yeri bulunmamasına göre ödenen tüm bedelden davalının sorumlu olduğu ve tüm bedelin rücu edilebileceği, bilirkişi raporunda bu doğrultuda hesaplamaların yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 1.796.358,52 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, alacağın 1.753.915,54 TL'sine 11/05/2015 tarihinden, 42.442,98 TL'sine 01/06/2016 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, bilançoların kesinleştiğini, dava dışı işçinin işletme hakkı devir sözleşmesi kapsamında üçüncü kişi olmadığını, davacı şirket işçisinin ya da yüklenici firma işçisinin alacağı söz konusu olduğu için üçüncü kişi zararından söz edilemeyeceğini, alacağın 7. madde kapsamında değerlendirilemeyeceğini, taraflar arasında akdedilen işletme hakkı devir sözleşmesi, hisse satış sözleşmesi, ihale şartnamesi vs. birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde salt işletme hakkı devir sözleşmesi hükümlerinin esas alınarak yapılan dar yorumun usul ve yasaya aykırı olup mahkeme kararının bu yönüyle kaldırılması gerektiğini, davacının haklı olduğu düşünülse dahi müvekkilinin yalnızca kök mahkeme kararında belirtilen tutardan sorumlu olduğunu, müvekkilinin icra takibine ilişkin giderlerden, vekalet ücretinden, karara ilişkin olarak yapılan diğer masraflardan ve faizden sorumlu olmadığını, rücuya dayanak mahkeme kararınına ilişkin itirazları dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, dayanak olaydan müvekkilinin sorumlu olduğu varsayımında dayanak mahkeme kararında davacı sıfatını haiz olmayan kişiler lehine kurulan hükümden müvekkilinin sorumlu tutulmasının kabul edilemeyeceğini, davacı şirketin yahut mahkemenin hatası sebebiyle müvekkilinin sorumluluğunun ağırlaştırılamayacağını, bilirkişi tarafından bu yönlerden bir inceleme yapılmaksızın doğrudan davacının talebi doğrultusunda görüş bildirildiğini, bu hususa yönelik itirazları dikkate alınmaksızın davanın kabulüne karar verildiğini, rücuya dayanak icra dosyasına yapılan ödemelere ilişkin itirazlarının aydınlatılmadan hüküm kurulduğunu,  11.05.2015 tarihli tahsilat makbuzunun teminata mı yoksa nakdi ödemeye mi ilişkin olduğunu, reddiyatın ilk ödemeden bir yıl sonra yapılması ve ikinci ödemenin neye istinaden yapıldığı hususlarının anlaşılamadığını, bilirkişi tarafından da bu hususta bir inceleme yapılmadığını, bu hususların belirlenmesi rücuya esas miktarın ve faiz başlangıç tarihinin belirlenmesi noktasında önem arz ettiğini, 11.05.2015 tarihinde dosyaya teminat sunulması ihtimalinde müvekkilinin sorumluğuna hükmedilmesi halinde faizin teminatın nakde çevrildiği tarihten itibaren hesaplanmasının söz konusu olacağını, bu hususun aydınlatılması yönünde taleplerine ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, özelleştirme öncesinde ve sonrasında şirketin hak, borç ve yükümlülüklerinde herhangi bir değişiklik söz konusu olmamakta şirket faaliyetlerini rutin olarak yürütmekte ve tahsilat ve ödemeler de rutin olarak yapıldığını, Elektrik Dağıtım Şirketinin tüzel kişiliği, hakları, borçları ve yükümlülüklerinde herhangi bir değişiklik olmaksızın sadece hisselerinin el değiştirmesinin söz konusu olduğunu, şirket yatırımları çerçevesinde oluşan dağıtım tesislerinin mülkiyetine ilişkin her türlü idari ve hukuki ihtilafın TEDAŞ tarafından yürütüleceği ancak her türlü mali külfetin şirket tarafından karşılanması gerektiği açık bir dille ifade edildiğini, davacı ... ... da elektrik dağıtım lisansına sahip olan TEDAŞ Genel Müdürlüğünden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip bir anonim şirket olduğunu, TEDAŞ ile %100 hisselerine sahip olduğu 20 elektrik dağıtım şirketi arasında dağıtım varlıklarının işletilmesine ilişkin işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, yapılan bilanço düzenlemelerinde şirketin devrine ilişkin bilanço düzenlemelerinde de (borç ve alacak devir işlemleri) tekrarlandığını, özelleştirme öncesinde ve sonrasında şirketin hak, borç ve yükümlülüklerinde herhangi bir değişikliğin söz konusu olmadığını, şirketin faaliyetlerini rutin olarak yürütmekte ve tahsilat ve ödemelerinin de rutin olarak yapıldığını, anılan yöntemde devir işleminin (Hisse Satış Sözleşmesi'nin imzalanması) devir tarihinden önce kamuya ait olan şirket hisselerinin devir tarihinden itibaren özel sektöre geçmesini sağlamak olduğunu, ihale sürecinde yatırımcılar tarafından teklife ilişkin değerlendirmelerin de bu esaslar çerçevesinde yapıldığının ifade edildiğini, kaydi sermaye ilave edilmek suretiyle ikmal edilen borç ve alacak düzenlemelerinden sonra bilanço kalemlerinde bir değişikliğe gidilmesinin mümkün olmadığını, devre esas bilanço düzenlemesi ile her türlü borç ve alacak işlemlerinin kesinleştiğini, rücu davasına konu mahkeme kararında bahsi geçen alacağın davacı şirket tarafından talep edilmesinin mümkün olmadığını, işletme hakkı devredilirken, şirketlere yalnızca isim hakkı ya da telif hakkı devredilmemiş ya da içi boş bir tabela şirket devredilmemiş olup, aboneleri ile araç ve gereçleri de dahil olmak üzere ekipman ve taşınmazları ile, işçileri ile bir devir söz konusu olduğunu, imzalanan hisse satış sözleşmesinin 6. maddesinin 3. bendinde de işçilerin haklarına ilişkin özel düzenleme ile taahhüt söz konusu olduğunu, şirket bu borçları da üstlendiğini, bu nedenle işçilerin 3. kişi olarak düşünülmesinin mümkün olmadığını, kararın bu yönüyle de hatalı bulunduğunu, ihbar yükümlülüğü yerine getirilmediğini, mahkemece faiz ve icra giderlerine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacı vekilince ödendiği iddia bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte ödenmesi talep edilmişse de işletme hakkı devir sözleşmesine aykırı olduğunu, bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve icra takibine sebep olan davacının söz konusu davaya ilişkin faizi ve icra dosyasına ilişkin  giderleri talep hakkı bulunmadığını, müvekkilinin icra takibine ilişkin giderlerden, vekalet ücretinden, karara ilişkin olarak yapılan diğer masraflardan ve faizden sorumlu olmadığını, davayı hiçbir şekilde kabul etmemekle birlikte müvekkilinin ancak işbu rücu davasına dayanak teşkil eden davada hükmedilen bedelden sorumlu olabileceğini, hiç kimse kendi kusurundan yararlanmaz genel hukuk prensibi gereğince ilam sonrası faiz, icra takibi ve buna ilişkin giderler kısmına ilişkin ilamın takibe konu edilmesinde davacının kusurunun bulunduğu için bu kısımların müvekkile rücu edilmesinin mümkün olmadığını, alacağın avans faiz ile birlikte tahsiline hükmedilmesine itiraz ettiklerini, dava konusu alacak talebinin dayanağı olan davada, alacağın yasal faizi ile birlikte ödenmesine hükmedilmiş ve ödemeler yasal faiz üzerinden yapılmış olmasına rağmen ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararda avans faizine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu durum davacı şirket lehine haksız kazanç sağlayacak ve şirket lehine sebepsiz zenginleşmeye neden olacağını, harç ve giderlerir hatalı olduğunu, müvekkili aleyhine hükmedilen harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinde de hatalı bulunduğunu, müvekkilinin icra takibine ilişkin giderlerden, vekalet ücretinden, karara ilişkin olarak yapılan diğer masraflardan ve faizden sorumlu olmadığını, işletme hakkı devir sözleşmesinde hangi alacakların müvekkiline devredildiği tahdidi olarak belirtilmiş olup huzurdaki davaya konu alacakların davacı bütçesinde kaldığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; işletme hakkı devir sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.\t<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tDiyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/44 Esas 2015/92 Karar sayılı dosyanın davacısı ... ve ..., davalısı ..., birleşen Diyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/744 Esas sayılı dosyanın davacısı ..., davalısı ... olup, 01/04/2003 tarihinde iş kazası sonucu yaralanan işçinin uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle açılan asıl ve birleşen davada verilen asıl davanın kabulü, birleşen davanın kısmen kabulü kararının Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından onanmasına karar verildiği, verilen kararın Şanlıurfa 3. İcra Müdürlüğü'nün 2015/4725 sayılı dosyası ile ... aleyhine icra takibine konulması sonucu davacının icra dosyasına 01/06/2016 tarihinde 42.442,98 TL, 11/05/2015 tarihinde 1.753.915,54 TL ödediği anlaşılmıştır.<br>\tSözleşme hükümleri ile birlikte somut olay ve davalı vekilinin istinaf itirazları birlikte incelendiğinde; 01/04/2003 tarihinde iş kazası sonucu yaralanan işçinin uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle açılan asıl ve birleşen davada asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın icra takibine konulması sonucu davacının icra dosyasına 01/06/2016 tarihinde 42.442,98 TL, 11/05/2015 tarihinde 1.753.915,54 TL ödediği dosya içeriğiyle sabittir.<br>\tTaraflar arasında akdedildiği hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmayan 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin 7.1 maddesinde; sözleşmenin imza tarihinden önce başlamış idari ve hukuki ihtilafların takip edilmesi, çözüme kavuşturulması ve bundan kaynaklanan her türlü sorumluluğun TEDAŞ'a ait olduğu, 7.4 ve 7.6 maddesinde de; dağıtım faaliyetinin TEDAŞ tarafından yürütüldüğü dönemde bu faaliyetler nedeniyle üçüncü kişiler tarafından ileri sürülecek her türlü talebin muhatabının TEDAŞ olduğu hükme bağlanmıştır.<br>\tSomut uyuşmazlıkta davacı tarafından yapılan ödeme İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin imzalandığı tarihten önceki döneme isabet eden olaya dayanmaktadır. Rücuen alacağa dayanak olan Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki davanın davacısı olan ... ve ... bu sözleşme çerçevesinde üçüncü kişi konumunda olup İHDS'nin 7.4 ve 7.6 maddeleri gereğince davacının ödediği bedeli davalıdan rücuen talep ve dava hakkı bulunmaktadır. Rücuen alacağa dayanak davadaki uyuşmazlığın dağıtım tesislerinin mülkiyetine ilişkin olmaması karşısında sözleşmenin 7.2 maddesi uyarınca davacının ihbar yükümlülüğü de bulunmamaktadır. Davacı icra takibi sonucu  01/06/2016 tarihinde 42.442,98 TL, 11/05/2015 tarihinde 1.753.915,54 TL ödemiş olup, yapılan ödemelere ilişkin tahsilat ve reddiyat makbuzları icra dosyasında yer almakta olup, tahsilat makbuzlarıyla yatırılan bedellerin davacı tarafından yatırıldığı sabittir. Bu nedenle davacı icra dosyalarına ödediği tüm bedelin rücuen tahsilini davalıdan talep edebileceğinden davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23/03/2016 tarih 2015/13510 esas 2016/3219 karar sayılı emsal içtihadı).<br>\tDavalı vekilinin zamanaşımına ilişkin istinaf itirazının incelenmesinde; alacak taraflar arasında imzalanan İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'ne dayandığından bu davada uygulanması gerekli olan zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca 10 yıl olup davanın da bu süre içerisinde açıldığı anlaşıldığından bu yöndeki itiraz yerinde görülmemiştir.<br>\tÖte yandan, Hisse Satış Sözleşmesi'nin 9.4. maddesinde \"...İşletme Hakkı Devir Sözleşmesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla\", 22. maddesinin f bendinde \"Alıcı ihale konusu hisseleri devir aldığı tarihten önceki döneme ilişkin olarak İşletme Hakkı Devir Sözleşmesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla...\" hükümleri yer almaktadır. Anılan hükümler gözetildiğinde Hisse Satış Sözleşmesi karşısında İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi öncelikle uygulanacaktır.<br>\tHal böyle olunca, mahkemece davacının icra dosyasına yaptığı ödemenin tamamını davalıdan talep edebileceği, davacı yanın talebi de gözetilerek ödenen miktarın davalıdan tahsiline hükmedilmesi isabetlidir. <br>\tDavalı vekilinin açılan davada ödeme tarihinden itibaren avans faizi uygulanamayacağına yönelik itirazına gelindiğinde, rücuen tazminat talebi, başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelik tazminat niteliğinde olup, davacının mal varlığındaki eksilme ödeme tarihinde gerçekleştiğinden ödeme gününden itibaren her iki tarafta tacir olduğundan avans faizi talep edebilir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13/04/2016 tarih ve 2016/2239-2016/4044 E.-K. Sayılı emsal kararı). Buna göre ilk derece mahkemesinin kararında ödeme tarihinden itibaren avans faizine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.<br>\tDavalı müvekkili aleyhine hüküm altına alınan harç ve yargılama giderlerinin de hatalı olduğunu ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesince kabul edilen rücuen alacak davasında hüküm altına alınan 1.796.358,52 TL üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1. maddesi gereği davacı lehine 95.672,55 TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesinde bir hata bulunmadığı gibi karar tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun ilgili tarifesi hükümleri gereği davada kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 122.709,25 TL karar ve ilam harcından davacı tarafından başlangıçta yatırılan 30.677,32 TL'nin mahsubu ile bakiye 92.031,93 TL'nin davalıdan tahsiline ve HMK'nun 326. maddesi gereği davanın açılmasına sebebiyet veren ve yargılamada haksız çıkan davalı aleyhine peşin yatırılan harç ve başvurma harcı dahil yapılan toplam 31.881,12 TL yargılama giderinin ve 1.320,00 TL arabuluculuk giderinin davalıdan tahsiline karar verilmesinde de bir yanlışlık görülmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>\t2-Davalıdan alınması gerekli olan 122.709,25 TL istinaf karar harcından peşin alınan 30.677,32 TL harcın mahsubu ile bakiye 92.031,93‬ TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>\t3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/11/2024<br><br>Başkan -              Üye -                   Üye -                  Zabıt Katibi - <br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"25097fc8ccf5681d","SID":"0449da0d75e62959"}}