{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/941 <br>KARAR NO:2024/1824<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:16/07/2020<br>NUMARASI:2018/908 Esas -  2020/456 Karar<br>DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:12/12/2024<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün... sicil nosunda kayıtlı ...Şti'nde eşit oranlı hissedar olduklarını, şirket müdürünün davalı olduğunu, müvekkilinin şirket için birçok ödeme yaptığını, kendi cebinden para harcadığını, davalı tarafla şirketin mali durumunu konuşmak için toplantı yapmak istediğini ancak davalının sürekli müvekkilini oyaladığını, yapılan araştırmalar sonucunda davalının sürekli şirket hesabından kendi hesabına para transferleri gerçekleştirdiği, kazanılan paraları müvekkilinden sakladığı, ... ve vergi borçlarını ödemediği, şirketin paralarıyla kendi ev taksitlerini ödediği, evinin ihtiyaçlarını karşıladığının öğrenildiğini, iş bu dava konusu ile daha önce Bakırköy 5.ATM'nde 2014/1171 esas sayılı dosya ile tazminat, şirketin fesih ve tasfiyesi davasını açtıklarını, yapılan yargılama sonucunda mahkemece 2017/386 karar sayılı karar ile talep edilen zararın doğrudan zarar olduğu, mevcudiyeti kanıtlanan zararın ancak şirket adına istenilebileceği dikkate alınarak tazminat talebinin reddine, şirketin TTK 636/3 maddesi gereğince fesih ve tasfiyesine, tasfiye memuru atanmasına, 03/05/2017 tarihinde karar verildiğini, kararın aleyhe olan kısım yönünden taraflarınca istinaf edildiğini, İstanbul BAM 13.Hukuk Dairesi'nin 2017/823 esas 2018/45 karar sayılı kararı ile istinaf taleplerinin reddedildiğini, İstinaf kararının yine taraflarınca temyiz edildiğini, Bakırköy 5.ATM'nin 2014/1171 esas sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporunda davalı tarafın usulsüz tüm işlemlerinin açık ve net olarak belirlendiğini, iş bu bilirkişi raporu dayanak yapılarak davalı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, soruşturmanın halen Bakırköy C.Başsavcılığı'nın 2017/66945 sayılı soruşturma dosyası ile devam ettiğini, Bakırköy 5.ATM dosyasında davalı tarafın bilerek ve isteyerek şirketi zarara uğrattığı ve şirketi gayri faal hale getirdiğinin bilirkişi incelemesi ile sabit olduğunu ileri sürerek öncelikle şirket aracının kaydına şirket ve davalı ...'ın ... Bankası...Şubesi'ndeki hesaplarına, dava dışı ....A.Ş.,  İletişim, ... firmalarından alınacak ödemelere ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama sonucunda fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şirketin uğradığı zararlar için şimdilik 10.000,00 TL'nin en yüksek faiziyle birlikte müvekkiline veya şirkete ödenmesine, müvekkili ...'in uğradığı zararlar için şimdilik 10.000,00 TL nin en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, tarafların ortağı olduğu şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini istemiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;öncelikle iş bu davanın usulden reddi gerektiğini, zira davacının tarafların dava konusu ve sebebi aynı olan daha önce açtığı Bakırköy 5.ATM'nin 2014/1171 esas 2017/386 karar sayılı dosyasının karara çıktığını, iş  bu davada tarafların ortağı olduğu şirketin fesih ve tasfiyesine, davacının alacak ve tazminat taleplerinin reddine karar verildiğini, anılan karara karşı reddedilen alacak ve tazminat taleplerine ilişkin olarak davacı yanca istinaf kanun yoluna başvurulduğunu, İstanbul BAM 13.Hukuk Dairesi'nin 2017/823 esas 2018/45 karar sayılı ilamı ile davacının İstinaf talebinin reddine karar verildiğini, davacı tarafça istinaf ilamına karşı bu kez temyiz yoluna gidildiğini, dosyanın halen temyiz aşamasında olduğunu ancak şirketin fesih ve tasfiyesine dair verilen kararın kesinleştiğini, davacının fesih ve tasfiye talebi yönünden iş bu davadan önce kesinleşmiş mahkeme kararı bulunduğundan kesin hüküm nedeniyle bu talebin usulden reddi gerektiğini, yine davacının tazminat talebi yönünden ise aynı konuda daha önce açılmış bir dava olması sebebiyle derdestlik yönünden usulden reddini talep ettiklerini, dava dilekçesinde hem davacı hem davalı olarak gösterilen şirketin temsili konusunda davacı ...'in yetkili olmadığı gibi davacı vekilinin de yetkili olmadığını, mahkemece vekaletname sunulması için ara karar oluşturulmuş ise de; davacı vekilinin vekaletnamesini sunamadığı, şirket müdürünün davalı müvekkili olup müvekkili tarafından davacı vekiline çıkartılmış herhangi bir vekaletnamenin sözkonusu olmadığını, davacı şirket yönünden açılan davanın açılmamış sayılması gerektiğini, davacı taleplerinin zaman aşımına uğradığını, esasa ilişkin olarak ise davacının delil olarak gösterdiği Bakırköy C.Başsavcılığı'nın 2017/66945 sayılı soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, takipsizlik kararı suretini cevap dilekçesi ekinde sundukları, davacının farklı tarihlerde müvekkili hakkında birçok ceza-i şikayette bulunduğunu, tüm soruşturma ve kovuşturmalardan sonra müvekkili hakkında takipsizlik ve beraat kararları verildiğini, bu kararların kesinleştiğini, şirket hesapları ve muhasebesinin şeffaf tutulduğunu, tüm bilgilerin davacı ortakla her zaman paylaşıldığını, şirket defter ve kayıtlarının düzenli tutulduğunu, davacının şirkete sürekli olarak borç para verdiği yönündeki beyanlarının gerçek dışı olduğunu, vergi, ... prim borçları gibi kamu borçlarının müvekkili tarafından yapılandırıldığını, bu borçların bir kısmının müvekkili tarafından ödendiğini, halen de ödenmeye devam edildiğini, davacının tedbir taleplerinin hukuka ve kanuna aykırı olduğundan reddine karar verilmesini talep ettiklerini, Bakırköy 5 ATM'nin 2014/1171 esas sayılı dosyasında iş bu davada talep edilen tüm delillerin toplandığını belirterek davacının tüm tedbir taleplerinin reddine, haksız ve hukuka aykırı davanın öncelikle usulden reddine, aksi halde ise esastan reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki davahakkında yapılan yargılama sonunda, \"..Müdürlere (organa) özgü genel sorumluluk hallerini düzenleyen, TTK m. 553, 6762 sayılı TTK m. 336 dan farklı olarak, ayrı ayrı hangi hallerin sorumluluk doğuracağını belirtmemiş, genel ve kapsayıcı bir şekilde müdürlerin  kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlâl edip şirketin zarar görmesine sebep olmaları hallerine hasretmiştir. Maddede belirtilen kanun ifadesi, sadece TTK’nu değil, diğer kanunlardaki yükümlülükleri de kapsar şekilde anlaşılmalıdır.Madde anlamındaki yükümlülük, müdürlerin kanunlardaki veya esas sözleşmede bir görev veya yetki bağlamında öngörülen hususlardaki yapma ve yapmama zorunluluğunu ifade eder. Bu bağlamda ilk olarak müdürlerin TTK m. 626 anlamında özen ve bağlılık yükümü ile rekabet yasağına aykırı davranması, eşit işlem ilkesini ihlâl etmesi açıkça yükümlülük ihlâli olarak tespit edilebilir. Öte yandan, TTK m. 623/3 müdürlerin kanunla veya şirket sözleşmesiyle genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkili olduğunu, TTK m.625/1 ise kanunların ve şirket sözleşmesinin genel kurula görev ve yetki vermediği bütün konularda görevli ve yetkili olduğunu belirterek müdürlerin kullanacakları yetki kapsamındaki yükümlülükleri gösterilmiştir. Yükümlülükler, müdürlerin limited şirketi, ortakları ve alacaklıları korumaya yönelik görev ve yetkilerdir.Yükümlülüklerin kusurlu olarak ihlâli nedeni ile müdürlerin sorumlu olabilmesi için, ihlâl sonucu, şirketin, ortakların ya da alacaklıların bir zarara uğraması gereklidir. Limited şirket müdürlerinin hukuki sorumluluğunun kusura dayalı bir sorumluluk olduğu, hem TTK m. 553/1 de hem de 557 de açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle yükümlülüğün ihlâlinde kusur olmadan müdürlerin sorumlu tutulması mümkün değildir.Hatta şirketin zarar etmiş olması veya beklenen gelişmeyi göstermemesi müdürleri sorumlu tutmak için yeterli değildir. Buna karşılık müdür kendisine kanun ve esas sözleşmenin yüklediği görevlerden birisini kusurlu olarak yerine getirmeyerek bir zarara neden olmuşsa, sorumlu olacaktır. TTK m. 553/1, 6762 sayılı TTK m. 336 ve İsviçre BK m. 754 den farklı olarak, “kasten veya ihmal” kavramı yerine, kusur kavramını kullanmıştır. Bu çerçevede zararın kasıt veya ihmalle gerçekleşmiş olması, müdürlerin sorumluluğuna gidilmesi açısından önem taşımayacaktır. Kusur oranı hükmedilecek tazminatın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.Somut olayda, alınan kök ve ek bilirkişi raporları ile de tespit edildiği üzere, şirket muhasebe kayıtlarında yıl sonunda kasa hesabında bulunan bakiyenin ... borcu ödenmiş ya da alınan sipariş avansları kapatılmış gibi kayıtlandığı, sonraki yıllarda düzeltme kaydı yapılarak kasada fiktif bir tutar yaratıldığı, bu suretle şirketin 213.770, 56 TL kadar zarara uğratıldığı anlaşılmış ve yönetici sorumluluğu koşullarının oluştuğu değerlendirilmiştir. Zira bilindiği üzere yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK m. 626 hükmü uyarınca müdürler, görevlerini yerine getirirken şirket menfaatinin gerektirdiği tüm özeni göstermek zorundadırlar. Kanun, maddede özen yükümlülüğünü öngörmekle beraber bu özenin sınırlarını somut olarak çizmemiş, soyut bir çerçeve oluşturmakla yetinmiştir. Madde gerekçesinde ise, özen kavramının iş ve işlemlerde gösterilmesi gereken dikkati, ciddiyeti ifade ettiği, borçlara ve etiğe uygunluk denetimi yapılması gibi hususların da özen kavramına dahil olduğu sayılmıştır. Burada bahsedilen özenin objektif olduğu yani ortalama bir yöneticiden beklenebilecek özen olduğu kuşkusuzdur. Bu çerçevede, kayıt düzenine uymayan fiktif işlemlerin şirket muhasebe kayıtlarında yer almasında müdürün ihlali olduğu ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı tartışmasızdır. 6098 sayılı TBK'nun 117, 6102 sayılı TTK'nun 10.maddeleri uyarınca dava tarihinden önce faiz başlangıcı için davalılara temerrüt ihtarnamesi gönderilmesi gerekmekte ise de, somut uyuşmazlıkta davacının aynı taleplerle davalıya karşı ilk davayı Bakırköy 5.ATM'nin 2014/1171 sayılı dosyası ile açtığı ve tazminat talebini esasen ilk o dosyada dile getirdiği ancak anılan davanın usulden reddedildiği de gözetilerek, aynı taleple açılan ilk dava tarihi olan 02/10/2014 tarihi temerrüte tarihi olarak kabul edilerek, faizin bu tarihten itibaren işlemeye başlatılması hakkaniyete uygun görülmüştür.. Anılan gerekçelerle davanın kabulüne 10.000,00 TL tazminat alacağının 02/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak dava dışı ...'ne verilmesine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı yan talebini ilk dosyadan farklı olarak sadece alacağın kendisine veya şirkete ödenmesine şeklinde belirttiğini, mahkemenin ise alacağın dava dışı şirkete ödenmesine şeklinde karar vermiş, davacı yanın kendisi ile ilgili talebi hakkında ise herhangi bir karar vermediğini, bu hususun usule ve yasaya aykırı olduğundan bozmayı gerektirdiğini, mahkemece derdestlik itirazlarının hiç bir şekilde dikkate alınmadığını ve bu yönde herhangi bir karar da verilmediğini, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/1171 Esas, 2017/386 Karar sayılı dosyasından verilen hüküm kesinleşmeden, davacı yanın aynı taleplerle ilgili yeni bir dava açtığını, mahkemenin bu hususa dikkat etmemesi de bozmayı gerektirdiğini, Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi heyeti kök ve ek raporlarının tümüyle eksik inceleme sonucunda, yine tümüyle davacı yanın hukuka aykırı iddia ve talepleri dikkate alınarak düzenlendiğini, itirazlarının hiç bir şekilde dikkate alınmadığını ve itirazları konusunda herhangi bir inceleme değerlendirme de yapılmadığını, bilirkişi raporlarında hesaplanan şirket zararının fahiş olarak hesaplandığını, bu konudaki ısrarlı taleplerine rağmen, dava dışı şirkete ait 2012 yılı defterleri ve davalı müvekkilinin dava dışı şirket adına yapmış olduğu vergi, SGK prim vs. ödemeleri ve yine kendi kredi kartından ve banka hesabından yapmış olduğu ödemeler ve harcamaların hiç bir şekilde dikkate alınmadığını, dava dışı adı geçen şirketin ihyasına ilişkin herhangi bir dava veya karar olmadan, yerel mahkemenin tazminat taleplerinin kabulü yönünde hüküm kurmasının  da usule ve yasaya aykırı olduğunu,  mahkeme tarafından, ilk açılan davanın dava tarihinin temerrüt tarihi olarak kabul edilmesi ve faiz başlangıcının da bu tarih olarak hüküm tesis edilmesinin de hukuka ve usule aykırı olduğunu, davacı yanın haksız ve hukuka aykırı eylemleri, haksız şikayetleri / açmış olduğu hukuka aykırı davalar sonucunda maddi ve manevi anlamda çok büyük derecede mağdur olan davalı müvekkilinin yaşamış olduğu mağduriyet, mahkemenin işbu haksız ve hukuka aykırı kararı ile kat be kat artacağını,  usule ve esasa ilişkin itirazlarının dikkate alınarak, hukuka, yasaya ve usule aykırı mahkeme kararının bozulmasına / kaldırılmasına, her halükarda haksız ve hukuka aykırı işbu davanın tümden reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, hukuki niteliği itibariyle, yöneticinin sorumluluğuna dayalı tazminat  istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa konu uyuşmazlık temelde, derdestlik bulunup bulunmadığı, dava dışı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı , davanın ispatlanmış olup olmadığı, dava dışı şirketin ihyasının gerekip gerekmediği, faiz başlangıç tarihinin ilk dava tarihi olarak kabul edilmesinin yerinde olup olmadığı noktalarındadır.Derdestlik HMK madde 114/1 'de düzenlenmiştir.  Aynı davanın daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması anlamına gelmekte olup, dava konusuna ilişkin olumsuz dava şartlarından birisidir. Derdestlik itirazının medeni yargılama sürecindeki amaçları şunlardır; Usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunma, davacının dürüst olmayan davranışlarını önleme, çelişik kararlarının verilmesini önleme, kamu yararını gerçekleştirme (Tanrıver, Usul  645). Derdestlik itirazına HMK 114/1 maddesinde yer verilmemiş olsaydı da, açılmış ve halen görülmekte olan bir davanın tekrar açılmasında hukuki yararın bulunmaması sebebi ile hukuki yarar da HMK'nın 114/1-h maddesinde dava şartı olarak düzenlenmesinden hareketle bile derdestlik olgusunun mahkemece davanın her aşamasında araştırılabileceğini ve tarafça da davanın her aşamasında dile getirilebileceğini söylemek mümkün olurdu. Bir başka deyişle derdestlik itirazı, bir dava şartı olan hukuki yarar eksikliğinin somut ve özel planda bir uygulama biçimini ifade eder.Somut olayda Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1171 Esas sayılı dosyasında dava dışı şirketin ortaklık payı ile ilgili 100.000 TL alacağın ve davacının  uğramış olduğu 10.000 TL  menfi ve müspet zararların davalıdan tahsili ile davacıya  ödenmesi talep edilmiş olup, eldeki davada ise dava dilekçesiyle şirketin  alacakları ile ilgili davalıdan 10.000 TL zararın tespiti ile hak kazandığı tarihten itibaren en yüksek faiz oranı ile davacıya veya aksi taktirde şirkete  ödenmesi ; davacının uğramış olduğu 10.000 TL menfi ve müspet zararların davalıdan tahsili ile davacıya, şirkete  ödenmesi talep edilmiştir. Davacı, davayı açıklama dilekçesinde kendi adına doğrudan zararın  kendisine ödenmesi, şirket zararının ise davalıdan tazmin edilerek şirkete ödenmesi  yönünde taleplerini açıklamış olup, Mahkemece 13.09.1018 tarihli duruşmada davacı ... Şirketinin açmış olduğu her iki davanın bu davacıdan vekaletname sunulmamış olması nedeniyle usulden reddine, davacı ...'in davalı ... hakkında açtığı yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat davasının  tefriki ile ayrı esasa kaydına karar vermiştir. Tefrik kararıyla ayrı esasa kaydedilen eldeki dava, davacının doğrudan zararının ödenmesi, zararın dolaylı zarar olması halinde dava dışı şirkete ödenmesi istemine ilişkin olup, Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1171 Esas sayılı dosyasında görülen dava, netice-i talep kısımları farklı olduğundan bu dava yönünden derdestlik teşkil eder nitelikte değildir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Dosya kapsamından dava dışı ...'nin her biri %50 hisseye sahip, 2 ortaklı şirket olduğu, davalının 03.02.2022 tarihine kadar şirketin münferiden yetkilisi olduğu anlaşılmaktadır.Davacı tarafından davalı aleyhine ikame edilen Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1171 Esas sayılı dosyasında verilen 03.05.2017 tarihli karar ile ...'nin  Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 636/3. Maddesi gereğince fesih ve tasfiyesine, tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş ve verilen karara karşı tazminat istemi yönünden davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin  2017/823 Esas ve 2018/45 Karar sayılı kararı ile \"davacının iddiası, davalının  şirketi iyi yönetememesi sebebiyle şirketi zarara uğrattığına yönelik olduğundan dava sonunda hükmedilecek tazminatın şirket yararına istenmesi gerekir iken davacının kendisine ödenmesinin istendiği anlaşılmakla davacı vekilince ileri sürülen istinaf sebeplerinin reddine, tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına\" karar verilmiş, karar temyiz incelemesinden geçerek 06.05.2019 tarihinde kesinleşmiştir.Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, TTK'da anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. TTK'nın 644/1-a hükmü açıkça anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını hüküm altına almıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ilâ 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir.Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır.Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir.Bu nedenle, ortağın doğrudan zararı ile dolaylı zararın açıklanması gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir. Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır. 6102 sayılı  TTK' da dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle  bu davayı açmaktadır.Pay sahipleri ve alacaklıların doğrudan zararları; yöneticilerin kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlerine aykırı olarak kusurlu fiil ve işlemleri sonucunda pay sahipleri ve şirket alacaklılarının bizzat ve bireysel,  doğrudan doğruya zarara uğramalarıdır. Bu zararlar şirketin zararından bağımsız olduğundan ayrıca şirketin zarara uğrayıp uğramadığının da önemi yoktur. Bu zararlar ortak ve şirket alacaklısı sıfatı sonucu olarak görülmüş zararlardır. (Prf. Dr. Hasan Pulaşlı, şirketler hukuku şerhi 3. Cilt sayfa 2561) (Emsal: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/1688 E. 2023/3956 K. Sayılı ilamı) Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1171 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda davalının kasıtlı olarak şirketin aktiflerini kendi şahsi mal varlığına aktarması sebebiyle davanın aynı zamanda bir tazminat davası niteliği taşıdığı, şirketin içinin boşaltıldığı  ve gayri faal olduğu,   davalı müdürün kasıtlı olarak şirkete ve davacı ortağa zarar verdiği belirtilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da şirket muhasebe kayıtlarında yıl sonunda kasa hesabında bulunan bakiyenin ... borcu ödenmiş ya da alınan sipariş avansları kapatılmış gibi kayıtlandığı, sonraki yıllarda düzeltme kaydı yapılarak kasada fiktif bir tutar yaratıldığı, 2013 yılı yevmiye defterinde ... nolu 30.12.2013 tarihli yevmiye kaydında kasa hesabının 213.770,56 TL alacaklandırıldığı , buna karşılık sipariş avansları hesabı ve ödenecek vergi ve fonlar hesabı ile ödenecek ... kesintileri hesapları toplu olarak borçlandırıldığı,  bu suretle dava dışı şirketin 213.770,56 TL zarara uğratıldığı belirtilmiştir. Somut olayda; Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1171 Esas sayılı dosya ile eldeki davada yapılan bilirkişi incelemesinde şirket müdürü sıfatıyla davalı tarafından  kasa defterinde bulunan bakiyenin yıl sonlarında ... borcunun ödenmiş gibi ya da alınan sipariş avansları kapatılmış gibi kayıt altına alınarak ve sonraki yıllarda düzeltme kaydı yapılmak suretiyle kasada fiktif bir tutar gösterildiği belirlenmiştir.Bu haliyle dava dışı şirketin zarara uğratılması nedeniyle meydana gelen zarar, davacının doğrudan zararı olmayıp, dolaylı zararıdır. Davacı, davayı açıklama dilekçesinde dolaylı zarar halinde tazminatın dava dışı şirkete ödenmesi talep etmiş olmakla eldeki dava yönünden aktif husumet ehliyetini haizdir.Dava dışı şirket defterlerinde yapılan inceleme sonucu dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bilirkişi raporuna karşı ileri sürdüğü itiraz ve istinaf sebepleri yerinde değildir.Eldeki uyuşmazlıkta davalı tarafından 2013 yılında şirket kasasında mevcut olmayan 213.770,56 TL'lik tutar yönünden dava dışı şirketin zarara uğratıldığı ispatlanmış olup, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne, taleple bağlı kalınarak 10.000 TL zararın dava dışı şirkete ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.Her ne kadar davalı vekilince dava dışı şirket hakkında ihya kararı verilmeden  tazminat talebinin kabulüne karar verilmeyeceği yönünde istinaf isteminde bulunmuş ise de fesih ve tasfiyesine karar verilen  ... Şirketi  eldeki davaya taraf olmayıp, şirketin ihyasının bu dosyada tartışılması gereken bir husus olmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir .Eldeki davada davalı müdürün sorumluluğu, haksız fiile dayalı sorumluluk olup; davalının, ihtar ve ihbara  gerek  olmaksızın, zararın  doğduğu  anda yani haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüte düşmüş sayılacağı gözetildiğinde  mahkemece hükmedilen tazminata ilk dava tarihi olan 02.10.2014 tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde  isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 170,77‬ TL harcın, alınması gerekli olan 683,10 TL harçtan mahsubu ile bakiye 512,33 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.12/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"90bf2ff96854cd7a","SID":"2e5fd4cd4e0b77e6"}}