{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1151 <br>KARAR NO:2024/1772<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARETMAHKEMESİ<br>TARİHİ:03/02/2021<br>NUMARASI:2018/956 Esas -  2021/99 Karar<br>DAVA:Alacak (Kooperatif Yönetim Ve Denetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/12/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin dava dışı ... A.Ş.'nin hissedarı olduğunu, 08.08.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan TTK m.395 ve 396 uyarınca verilen yetki kararlarının iptali talebinin Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/525E. Ve 2015/114K. Sayılı kararı ile iptal edildiğini, Yargıtay 11 HD 2016/10329E., 2018/2641K. Ve 12.04.2018 tarihli kararı ile iptal kararının kesinleştiğini, davalı şirketin ... ailesinin aile şirketleri olduğunu, davalı ...ve ...'in 2014 yılından önce ve sonrasında Kardemir şirketinin yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalıların daha düşük fiyata ve sıra gelmediği halde öncelik alarak bu şirketten ürün tedarik ettiklerini, bu şekilde dava dışı şirketin zararına sebep olduklarını iddia etmek suretiyle, .... A.Ş. genel kurulunda TTK m.395 ve 396 uyarınca verilen izinlerin iptal edilmesinden dolayı, bu izinler kapsamında yapılan işlemlerden kaynaklı zararın (şimdilik 110.000TL) tazminata  sebebiyet verilen olay tarihlerinden  itibaren işletilecek avans faizi  ile birlikte davalılar  ... A.ş, ... ve ... 'ten müştereken ve müteselsilen tahsili ile ... A.ş'ye ödenmesine yargılama giderleri ile  vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının dava dilekçesinde taleple bağlantılı olmayan birçok hususa yer verdiğini, somut olarak hangi eylemden ne şekilde şirket zararının oluştuğunun ortaya konmadığını, soyut ifadeler ile hukuki dayanağı olmayan taleplerde bulunulduğunu, dava açma hakkının TTK m.395 ve 396 uyarınca münhasıran şirkete ait olduğunu, müvekkillerinin Kardemir şirketinin ve diğer davalı şirketlerin hakim ortağı olmadığını, davacının davalıların hangi fillerinin zarara sebep olduğu hususunda hiçbir açıklama getirmediğini, iptal kararının geriye yürümeyeceğini belirterek davanın reddi ile  yargılama giderleri ile  vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" Doktrindeki bir kısım ayrık görüşler haricinde doktrindeki ağırlıklı görüş ve Yargıtay tarafından kabul gören uygulama gereği iptal kararlarının geçmişe yürümesi mümkün değildir. İptal edilebilir kararlar, başlangıçta geçersiz olmadıkları için iptal edilinceye kadar sağlıklı bir kararın hukuki sonuçlarını meydana getirirler. Dava dışı ... A.Ş isimli şirketin 08.08.2014 tarihinde yönetim kurulu üyesi olan davalılara TTK'nın 395 ve 396. Maddelerinde ön görülen yetkiler verilmiştir. Buna dair genel kurul kararının iptaline karar verilmiş verilen bu karar 12.04.2018 tarihinde kesinleşmiştir. Dolayısı ile iptale tabi olan bu karar gereği 12.04.2018 tarihinden evvelki iş ve işlemlere hukuken etki etmesi mümkün değildir. Dava dışı şirket kısa aralıklarla genel kurul yapmış ve şirket yöneticilerine genel kurullarda TTK 395-396. Maddelerinde ön görülen yetkileri tekrar vermiştir. Söz konusu iptal edilen genel kurul kararı etkisini bu nedenle 08.08.2014-27.03.2015 tarihleri arasında göstermiştir. İptal kararının geçmişe yürümezliği ilkesi nedeni ile davanın bu nedenle reddi gerekmektedir. Aksi yorum yapılsa dahi talimatla alınan denetime uygun bilirkişi raporu ile davalıların sorumluluğunu gerektirecek bir işlem yapmadıkları tespit edilmiştir. Davacı şirketin benzer nedenlerle şirket yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu üyesinin yöneticisi olduğu diğer şirketlere karşı açtığı benzer mahiyetteki davanın İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret mahkemesinin 2018/1083 E, 2020/574 K. Sayılı ilamı ile red edildiği anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı, yukarıda yapılan tüm açıklamalar ve denetime el verişli bulunan bilirkişi raporları gereği davanın reddin , ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının HMK 297/c maddesinde amir şekilde belirtilen hususları içermediği gibi gerekçenin maddi hatalara dayandığını, dava dosyasına sunulu bilirkişi raporunda ve kararın gerekçesinde 3. kişiler ile yapılan işlemleri geçerli sayması şeklinde verilen emsalin açık maddi hata ile kararın verildiğini göstermekte olup davalılar ve hakim hissedar olduğu davalı şirketlerin 3. kişi olmadığını, yani red kararının gerekçesinin davadaki taleplerinin hatalı ve yanlış değerlendirildiği sonucu doğurduğunu, mahkemece deliller incelenmeden eksik değerlendirme ile karar verildiğini, iptal hükmünün geçmişe etkili olarak (ex tunc) hüküm doğuracağının tartışmasız bir gerçeklik olduğunu, mahkemece Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen iptal kararının uygulanmadığını, bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu, huzurdaki davada taleplerin karşılanması için dava dışı ... A.Ş.'nin bir zarar görmesi gerekmemekte olup yani dava konusu dönemde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK 395 ve 396 maddelerindeki yetkilerin iptal edildiği ve genci kurul kararının iptal edilmiş olması dolaysıyla yönetim kurulu üyeleri ve yönetici olarak yer aldıkları aile şirketleri yasal düzenlemeler gereği, Şirketle İşlem Yapma ve Rekabet Etme Yasağına uyma taahhüdü bulunduğunu, genel kurulda verilen yetki ve izinlerin iptaline ilişkin Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/525 e. 2015/114 k. sayılı kararı uyarınca, 12.04.2018 tarihli genel kurul kararının uygulandığı süre boyunca davalılar tarafından elde edilen tüm menfaatlerin 6102 sayılı TTK 395 ve 396 maddeleri ve sair TTK hükümleri uyarınca sorumlulukları bulunan kişilerin sorumlulukları uyarınca ödemek zorunda oldukları tazminatların ... A.Ş.'ye ödenmesi gerektiğini, bu dosyada delillerinin toplanmadığını, ulusal ve uluslararası piyasalardaki veriler celp edilmeden, davalı şirketlerin mali incelemesi yapılmadan ve itiraz edilen bilirkişi raporundaki hukuksuzluklar yok sayılarak karar verilmesi hukuka açıkça aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu yargılamada ulusal ve uluslararası piyasadaki satışlar ile karşılaştırılmalı ve yorumlanmalı iken itirazlarının bilimsel ve hukuki olmayan gerekçeler ile yerine getirilmediğini, satışların Türkiye piyasasındaki satışlar ile karşılaştırılması gerekmekte olup üretimin büyük bir kesimi yönetimde bulunan kişilerin aile şirketlerine aktarılmış olduğu tespitleri yapılmadan hüküm kurulmasının açık bir hata olduğunu, yargılama konusu döneme ilişkin sermaye piyasası kurulu tarafından tanzim edilmiş denetleme raporu bulunmakta olup sermaye piyasası kurulu raporunda davalıların haksız eylemlerde bulunduğu tespiti yapıldığını, bu raporda yapılan tespitler dahi yok sayılmak sureti ile karar verildiğini, TTK'da Genel Kuruldan müsaade alınmadıkça şirket ile ayrı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette kendi veya başkası hesabına ticari işlemlerde bulunamaz ve aynı alanda faaliyet gösteren bir şirkete ortak sıfatıyla giremez denilerek rekabet açıkça yasaklanmış olup tüm bu düzenlemeler yok sayılmak sureti ile karar verildiğini, Yine davalı ... A.Ş.,... A.Ş.'nin hakim hissedarları ... ve..., ...,... A.Ş.nin 2014 yılında yönetim kurulu üyesidir. Davalı... ve ... 2014 yılından önce olduğu gibi 2014 yılından sonra ve işbu davanın ikamesi zamanında da ... A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalılar, dava dışı ..., A.Ş. ile işlem gerçekleştirip, aynı iş kolunda rekabet etmekte ve 6102 sayılı TTK 395 ve 396 maddelerinde tanımlanan İşlem Yapma Yasağına ve Rekabet Yasağına aykırı birçok iş ve işlemlerde bulunduğu hususu bilirkişi raporu ile somut olarak ortaya konulduğunu, davalılar, dava dışı .., AŞ. ile işlemler yapmak sureti ile işlem yapma yasağına ve aynı iş kolundaki faaliyet ile rekabet düzenlemelerine aykırı davranmış olması dolaysıyla sorumluluklarırın doğduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem ve rekabet yasağına aykırı davranışları nedeniyle ve anonim şirket yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, iptal edilen genel kurul kararının etkisi ve davalıların eylemleri nedeniyle dava dışı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı noktasındadır.Dava dışı ... Şirketinin 08/08/2014 tarihli olağanüstü genel kurul kararının 5. Maddesi ile yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395 ve 396. Maddeleri uyarınca izin verilmesine karar verilmiştir. Davacı ... A.Ş. bu karara muhalif kalmıştır.Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 28/04/2015 tarih ve 2014/525 E. - 2015/114 K. Sayılı kararı ile dava dışı... Şirketinin 08/08/2014 tarihli olağanüstü genel kurul kararının 5. Maddesinin afaki iyi niyet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş ve bu karar Yargıtay incelemesinden geçerek 12/04/2018 tarihinde kesinleşmiştir.Bunun üzerine, davacı tarafça iptal kararının geriye etkili olacağı ve bu nedenle davalı yönetim kurulu üyelerinin işlemlerinin şirketle işlem ve rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiği, dava dışı şirketin zararına olarak ilişkili şirketlere satışlar yapıldığı iddiasıyla şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 396/1. maddesi, \"Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir.\" şeklinde düzenlenmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, bu haklardan birinin seçilmesinin birinci fıkra hükmüne aykırı harekette bulunan üyenin dışındaki üyelere ait olduğu belirtilmiştir. TTK'nın 396. Maddesindeki açık düzenleme karşısında bu madde kapsamında dava açma yetkisinin yasağa aykırı hareket eden üye dışındaki yönetim kurulu üyelerine aittir.Ancak, TTK'nın 396/4. maddesinde Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarıyla ilgili hükümler saklı tutulmuştur. Buna göre, yönetim kurulu üyelerinin dava açmadığı veya açamadığı durumlarda rekabet yasağının ihlali nedeniyle dolaylı olarak zarar gören pay sahiplerinin TTK'nın 553. Maddesine göre dava açabilmeleri mümkündür. Ancak bu durumda pay sahiplerinin yalnızca tazminat talep etme hakları bulunmaktadır. Bu durumda, davacı ortağın TTK'nın 396/1. Maddesinde düzenlenen davaları açma hakkı bulunmadığından, TTK'nın 553. Maddesinde düzenlenen genel hükümlere göre davanın değerlendirilmesi gerekecektir.TTK'nın 553/1. maddesi uyarınca, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.Yönetim kurulu üyeleri görevlerini ifa ederken ve verilen yetkileri kullanırken, tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmeli ve şirket menfaatlerini gözetmelilerdir. Yönetim kurulu üyelerinin özen ve dikkat yükümlülüğünün kapsamı, şirket ana sözleşmesi, kanun, iç yönerge ve yönetim kurulu tarafından verilen tüm yetki ve görevleri kapsar.  Ancak, yönetim kurulu üyesinin özen yükümlülüğünün, kurulda kendisine tanınan yetki ile sınırlı olduğuna şüphe yoktur. Bunun yanı sıra yönetim kurulunun sorumluluğu kusura dayanan bir sorumluluktur. Ayrıca, yönetim kurulu üyesinin sorumlu tutulabilmesi için kusurlu hareketin o üyeye izafe edilmesi de gereklidir. Yönetim kurulu üyelerinin şirket nam ve hesabına yapmış oldukları işlem ve sözleşmeler nedeniyle sorumlu tutulabilmeleri, ancak kendilerine kusurlu bir eylemin yüklenmesi durumunda mümkündür.Dava dışı şirket tarafından 27/03/2015 tarihinde yapılan olağan genel kurulda yine yönetim kuruluna 395 ve 396 maddeleri uyarınca izin verilmiştir. Dava dilekçesinde davalıların davaya konu eylemlerine ilişkin açık bir tarih aralığı belirlenmemiş olmakla birlikte davanın dayanağının TTK'nın 395 ve 396. Maddesince verilen izinin mahkeme kararı ile iptal edilmesine dayalı olması nedeniyle 08/08/2014 - 27/03/2015 tarihleri arasındaki dönemin dava konusu edildiği anlaşılmaktadır. Davacı 08/08/2014 tarihli olağanüstü genel kurul kararının 5. Maddesi ile yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395 ve 396. Maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin kararın kesinleşmiş mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle davalı yönetim kurulu üyelerinin TTK'nın 395 ve 396. Maddelerindeki yasaklara aykırı davrandıklarını ileri sürmüştür.TTK'nın 450. Maddesine göre, genel kurul kararının iptaline veya butlanına ilişkin mahkeme kararı, kesinleştikten sonra bütün pay sahipleri hakkında hüküm ifade eder. Yönetim kurulu bu kararın bir suretini derhâl ticaret siciline tescil ettirmek ve internet sitesine koymak zorundadır.Nitelik itibariyle iptal kararı bozucu yenilik doğuran bir karardır ve iç ilişkide geriye etkili olarak genel kurul kararını ortadan kaldırır. Ancak iptal kararı verilmeden önce, kararın icrasının geriye bırakılmasına karar verilmemişse, bu genel kurul kararına istinaden işlem yapan iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları saklıdır ve bu işlemler geçerlidir(Arslanlı, A.Ş. II-III, s.90; Poroy(Tekinalp/Çamoğlu), 8. Bası, s.405. N.748.; Eriş A.Ş., s.499; Moroğlu, Hükümsüzlük, 2.bası, s.197.; Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi II, 3. Bası, s.1118).Ayrıca geçmişse etki şirket içi ilişkilerin yanı sıra genel kurul kararının şirket ile üçüncü kişiler arasındaki hukuki ilişkinin unsuru veya geçerliliği şartı olduğu hallerde söz konusudur.Örneğin, görev süreleri henüz dolmamış olan yönetim kurulu üyelerini azledip yerlerine yeni üyeler seçen bir genel kurul kararı daha sonra kesin hükümle iptal edilmiş veya geçersizliğinin tespitine karar verilmişse, bu tarihte görev süreleri dolmamış bulunan eski yönetim kurulu üyeleri görevlerine dönüp devam edebilirler(Anonim Ortaklıklarda Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2014 syf. 327-328, Prof.Dr. ..., - Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10/12/2018 tarih, 2017/2470 E. - 2018/7739 K. sayılı kararı).Somut olayda iptaline karar verilen olağanüstü genel kurul kararının 5. Maddesi uyarınca davalı yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395 ve 396. maddeleri uyarınca yetki verilmesi bu kişilerin kişisel işlerine ilişkin olup şirketin iç ilişkisine ait değildir. Bu nedenle söz konusu iptal kararı, genel kurul kararının geçerli olduğu dönemde yapılan işlemleri geçersiz hale getirmez. Genel kurul kararının 5. maddesine göre verilen yetki uyarınca davalı yönetim kurulu üyeleri işlem yapmış olup, buna ilişkin genel kurul kararının iptal edilmiş olması yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu doğurmayacaktır.Davacı tarafça, davalı yönetim kurulu üyelerinin hakimiyeti altında bulunan şirketlere piyasa fiyatlarının altında ürün satışı yapılmak suretiyle şirketin zarara uğratıldığını da ileri sürmüştür. Dosyada örnekleri bulunan ve bağımsız denetim firmaları tarafından hazırlanan 01/01/2014-31/12/2014 ve 01/01/2015-31/12/2015 dönemlerine ilişkin dava dışı ... Şirketi hakkında iki ayrı denetim raporu hazırlanmış ve bağlı ortaklıklara, iştiraklere, kilit personelden dolayı ilişkili kişi sayılan şirketlere ilişkin satış ve alımlar incelenmiştir. Bu denetim raporlarında ilgili dönemlerde gerçekleştirilen işlemler adil ve makul bulunmuştur.Talimat yoluyla alınan bilirkişi heyet raporunda yukarıda anılan denetleme raporlarıyla uyumlu olarak, sektördeki dalgalanmaların satış fiyatlarını değişken kıldığından, ... A.Ş. ortalama on beş günde bir fiyat listesi güncellendiği, bu sebepten dolayı toplam satışların toplam fiyata bölünerek birim fiyatın bulunması yönteminin değerleme açısından sağlıklı bir sonuç vermeyeceğinden dolayı satış faturaları ile ... A.Ş.'nin kamuya açıkladığı fiyatlar karşılaştırılarak, ilişkili olamayan kişilerle yapılan satışlar etüt edilip sonuç olarak  kilit yönetici personelden dolayı ilişkili kişi sayılan şirketlere yapılan satışlarda uygulanan fiyat ve vadelerin kamuoyunun bilgisine açık olan fiyat listesi ile uyumlu olduğu, ... A.Ş.'nin zararının bulunmadığı kanaati bildirilmiştir. Bu haliyle davacı tarafça, dava dışı ... A.Ş.'nin davalıların eylemleri nedeniyle zarara uğradığı ispat edilememiştir. Davacı tarafça eldeki davada ileri sürülen taleplerin karşılanması için dava dışı ... A.Ş.'nin zarar görmesine gerek bulunmadığı iddia edilmiş ise, TTK'nın 553. Maddesi uyarınca yöneticiler şirkete verdikleri zarardan sorumludur. Dolayısıyla, şirket zarara uğramamış ise yöneticinin sorumluluğuna ilişkin dava açılamaz. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Davacı taraf, ulusal ve uluslararası piyasalardaki satışlar ile karşılaştırma yapılarak yorumlanmasına dair taleplerinin yerine getirilmediğini, ilişkili olmayan kişilere yapılan anlaşmalı satışların baz alınmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak, dava, davalı yöneticilerin şirketle işlem yapma yasağına ve rekabet yasağına aykırı davrandıkları ve ilişkili şirketlere düşük fiyattan ürün verdikleri iddiasına dayalı olup, bu uyuşmazlığın çözümü için iddia olunan satışların düşük fiyattan yapılıp yapılmadığının tespiti için, bunların diğer satışlarla kıyaslanması yeterlidir. Davacının dayandığı 29/08/2012 tarihli SPK raporu dava konusu döneme ilişkin değildir.Dosyaya gönderilen SPK'nın 12/12/2019 tarih ve 1608 sayılı kararı ise ... Şirketinin 2013 yılında gerçekleştirilen cüruftan skal elde edilmesi ihalesine ilişkin hususların incelenmesine ilişkin olup, dava konusu edilen döneme ait değildir. Bu nedenle davacının söz konusu iddialarına itibar edilmesi mümkün değildir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  05/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1ef50ffffb9a4030","SID":"0709722590e49ef5"}}