{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi    21.Hukuk Dairesi    2022/548 Esas 2024/1107  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2022/548<br>KARAR NO\t\t: 2024/1107<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE \t\t: ...\t\t      ...<br>ÜYE\t\t: ...\t    ...<br>KATİP\t\t: ...\t    ...<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 15/12/2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/138 Esas  2021/1035 Karar<br>DAVACI \t:<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI \t<br>DAVA\t: Alacak- Tazminat <br>DAVA TARİHİ\t: 20/02/2020<br>KARAR TARİHİ\t:  16/10/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t:  16/10/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki şirketin feshi ve alacak-tazminat asıl ve birleşen  istemine ilişkin davaların  yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle asıl davanın kabulüne, birleşen davada karar verilmesine yer olmadığına  yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde ayrı ayrı  istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tASIL DAVADA DAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin iki ortağından birisinin müvekkili, diğer ortağının ise ... olduğunu, ...'un ana sözleşmede şirket müdürü olarak atandığını, müvekkilinin şirket hisselerine karşılık olarak 50.000,00TL sermaye bedelini ... Şubesindeki şirket hesabına 09.12.2019 tarihinde yatırdığını, müvekkili tarafından şirket hesabına yatırılan 59.000,00TL'den hemen sonra tamamının ... tarafından şirket hesabından çekildiğini, şirketin diğer ortağı olan ... tarafından şirket hisselerine karşılık olarak yatırması gereken sermaye bedelinin ise halen şirket hesabına yatırılmadığını, ... tarafından açılacak güzellik salonuna malzeme temini için kullanacağını söyleyerek müvekkilinin eşine kefil olarak 2 adet senet imzalatıldığını, müvekkili tarafından yatırılan sermaye bedelinin yatırıldıktan hemen sonra davalı tarafından çekilmiş olmasına ve malzeme temini için kullanılacağı söylenen senetler de imzalatılmasına rağmen, şirketin faaliyete geçmesi için ... tarafından hiçbir girişimde bulunulmadığını, senetlerin vadesinin gelmesine rağmen davacı tarafından ödenmemesi nedeniyle alacaklının talebi üzerine müvekkilinin eşi ... senetlerin bedeline kefil olduğu için ödemek zorunda kaldığını, müvekkili tarafından ...'dan şirket hesabından paranın tamamının çekilmesinin, senetlerin ödenmemesinin ve şirketi faaliyete geçirecek çalışmalarda bulunulmamasının nedeni sorulduğunda güzellik salonu açmaktan vazgeçtiğini söylediğini, bu durum karşında müvekkilinin sermaye bedeli olarak yatırdığı 50.000,00 TL'yi davalıdan istediğini, davalının bu para ile kendisine araba aldığını, parayı vermeyeceğini söylediğini iddia ederek ... Kuaför Güzellik Salonu İnş. İhr. İth. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin TTK 636/3 maddesi gereğince feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.\t<br>\t\t\t       ASIL DAVADA CEVAP<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  ...'un kötü niyetle davacıyı zarara uğratan, dolandıran ve şahsi kazanımları peşinde koşan biri olmadığını ve hiçbir zaman da olmadığını, davacı ile ...'un tanışıklıklarının mevcut olduğunu, bu hususun tarafları beraberce güzellik salonu açma hususunda fikir birlikteliğine götürdüğünü, ...'in, ...'un vücut-göğüs bakımında müşterisi olduğunu halen dahi aldığı bu hizmete karşılık ...'a nakdi borcunun olduğunu, davacının aldığı bu hizmetten memnuniyetiyle davacının beraber işletme kurmak üzere teklifte bulunduğunu ve taraflarca ... şirketini kurduklarını, ... şirketi için dükkân kiralandığını, depozito kira emlakçı parası olmak üzere ödemeler gerçekleştiğini, dükkânın tabelası için yüklü ödemeler yapıldığını, kasıtlarının ...'un şahsi kazanımı olmadığını, davacının bir iş yeri kurmanın maddi zorluğu nedeniyle iş yeri açmaktan vazgeçtiğini, tefriş için harcanan paranın da ...'un hiçbir kusuru olmamasına ve dahi onun uhdesinde kalmamasına rağmen tedariki gayretine giriştiğini, oysaki işyeri açma girişiminde en mağdur olan ...'un olduğunu, mevcut işinden olduğunu, aldığı hizmeti ödemeyen davacının bunun yanında ilave olarak ...'u zarara uğrattığını, ayrıca işbu davanın şirket ortağı ...'a karşı da açılması gerekirken, dava dilekçesinde yalnızca şirketin belirtilmesinin yanılgı olduğunu belirterek,  artık tek kişilik şirketin devamı TTK'nın gereğince mümkün olduğunu, ortaklığın devamını istemeyen ortağın şirketin feshini değil ortaklıktan çıkma/çıkarılma talebinde bulunması gerektiğini bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tBİRLEŞEN DAVADA DAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... ... işlettiği kuaför dükkanına gelen müşterisi müvekkili ...'e birlikte güzellik salonu açma teklifinde bulunduğunu müvekkil de uzun süredir müşterisi olması nedeniyle aralarında oluşan güven ilişkisi nedeniyle teklifi kabul ettiğini, davalının bunun için 50.000 TL sermaye bedeli ödemesini istediğini müvekkili ile ... ve davalı ... Kuaför ve Güzellik Salonu İnşaat İhracat İthalat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adı altında Limited Şirket kurduklarını  ve şirket Ticaret Siciline kayıt edildiğini, müvekkilini, şirket hissesine karşılık olarak 50.000 TL sermaye bedelini  ... Şubesindeki şirket  hesabına  09.12.2019 tarihinde  gönderdiğini  tamamının davalı tarafından şirket hesabından çekildiğini, şirketin faaliyete geçmesi için bugün kadar davalı tarafından  hiçbir girişimde bulunulmadığını, müvekkilinin sermaye bedeli olarak yatırdığı 50.000 TL'yi davalıdan istediğini ancak ödenmediğini, müvekkilin eşi ... ekte sunulan senetlerin bedelini kefil olduğu için ödemek zorunda kaldığını iddia ederek 50.000 TL'nin paranın çekildiği tarih olan 09.12.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile 12.12.2019 düzenleme ve  16.02.2020  vade tarihli borçlusu davalı ... ve kefili davacı müvekkilin eşi olan ... olan ve kefil olarak ... tarafından ödenen  iki adet senet bedelinin ( 14.000 TL ) ödeme tarihi olan  16.02.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilemesini  talep ve dava etmiştir. <br>\tBİRLEŞEN DAVADA CEVAP<br>\tDavalıya usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; davalı ortağın sermaye borcunu ödemediği, tanık beyanlarından ortaklar arasında ciddi anlaşmazlık, huzursuzluk ve devamlı geçimsizlik yaşandığı, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sona erdiği ve sürekli güvensizlik ortamının oluştuğu, bu itibarla, davalı şirketin haklı nedenlerle feshi için gerekli koşulların gerçekleştiği;  birleştirilen 2020/680 esas sayılı dosyasında talep edilen 50.000,00TL alacağın ...ne sermaye olarak konulduğu, talep edilen 14.000,00TL iki adet kefil sıfatıyla ödenen alacağa yönelik kefilin dava dışı ... olduğu, davacının bu bedeli talep edemeyeceği, ...nin asıl davada feshine karar verildiğinden 50.000,00 TL yönünden davanın konusuz kaldığı gerekçeleriyle asıl davada davacının açtığı şirketin feshi davasının kabulüne, Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğünün 439738 sicil numarasına kayıtlı ...nin feshine ve tasfiyesine, tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'ın atanmasına,  tasfiye memuruna şirket malvarlığından karşılanmak üzere hükmün kesinleştiği tarihten itibaren aylık 2.000,00-TL ücret takdirine, birleşen dava yönünden; 2020/680 esas sayılı birleştirilen dosyasında talep edilen alacağın ...ne sermaye olarak konulduğu, ...nin asıl davada feshine karar verildiğinden konusu kalmayan alacak davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tAsıl ve birleşen davada davacı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; eksik inceleme ile karar verildiğini, müvekkilinin sermaye koyma borcu bulunmayıp dükkan tefrişi için yapılacak giderin davacının yükümlülüğünde olduğunu, müvekkilinin sermaye koyma borcundan kaçınmadığını, bu yöndeki mahkeme gerekçesinin fiili gerçeğe aykırı olduğunu, fesih koşullarının gerçekleşmediğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. <br>\tAsıl davada davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece dosya ile ilgili olmayan gerekçelerin yazıldığını, dava dilekçesinde davalının sermaye koyma borcunu yerine getirmediği şeklinde bir iddianın bulunmadığını, yine gerekçede taraflar arasında adi ortaklık iddiasına dayalı devir bedeli ve bir kısım alacak olduğu yazılmış ise de, birleşen dava devir bedelinin tahsiline ilişkin olmayıp sermaye bedeli adı altında olarak ve iki dakika sonra şirket hesabına çıkarılarak şahsi çıkarlar için kullanılan bir bedelin iadesi talebine ilişkin olduğunu, sermaye bedeli olarak ödenen paranın davalının oğlunun hesabına aktarıldığı sabit iken ve davalının bu parayı şirket kuruluşu için harcadığına ilişkin savunmalarının değerlendirilmeden hatalı karar verildiğini, şirket defterlerinin incelenmediğini, dava konusu olaya ilişkin Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/3559 soruşturma dosyasındaki davalı beyanlarının değerlendirilmediğini, şirketin hiç faaliyete başlamadığını, vergi kaydını açmadığını ve sigortalı çalışanı olmadığını, buna rağmen tasfiye için tasfiye memuru atanmasının dosya kapsamına uygun olmadığını bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tAsıl dava, TTK 636/3 maddesi gereğince şirketin feshi;  birleşen dava ise, davalıya  sermaye bedeli olarak gönderilen miktar ile iki adet senet bedelinin  davalının şahsi ihtiyaçları için kullanıldığı iddiasına dayalı olarak şirket müdürünün sorumluluğu hukuki sebebine dayalı alacak  istemine ilişkindir. <br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tDavalı şirketin ticaret sicil özeti bilgileri, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/3259 soruşturma sayılı dosyası, Ankara Batı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/75 esas sayılı dosyası, davalı şirketin banka kayıtları, tanık beyanları, 30/11/2021 tarihli bilirkişi raporu ve sair deliller dosya arasında mevcuttur. <br>\tDosyada mevcut 27.11.2019 tarihli, 9960 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin incelenmesinde; 439738 sicil nolu ... Kuaför Güzellik Salonu İnş. İhr. İth. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin; 22.11.2019 tarihinde tescil edildiği ve şirketin amaç ve konusunun kuaför güzellik ve inşaat işleri olduğu,  şirketin kurucu ortaklarının ... ve ... olup, aksi bir karar alıncaya kadar şirket ortaklarından ...'un şirket müdürü olarak seçildiği ve münferiden temsile yetkili olduğu, şirketin kuruluşta sermayesinin; 130 adet hisseye karşılık olan 130,000,00TL ... ve 70 adet hisseye karşılık olan 70.000,00TL için ...'e ait olduğu anlaşılmıştır. <br>\t... Bankasının 09/12/2019 tarihli havale dekontunun incelenmesinde, davacı tarafından davalı şirket hesabına \"... sermaye hisse payı\" açıklamasıyla 50.000,00 TL yatırıldığı görülmüştür. <br>\tBirleşen dava konusu bonoların her ikisinin de 12/12/2019 tanzim tarihli, vade tarihlerinin 16/02/2020 vade tarihli 7.000'er TL bedelli olup, birleşen dava davalısı ... tarafından  dava dışı ... Anonim Şirketi lehine düzenlendikleri, dava dışı ...'in bonolarda aval sıfatıyla imzasının bulunduğu anlaşılmıştır. <br>\t30/11/2021 tarihli bilirkişi raporunun incelenmesinde; birleşen dava davalısı ...'un sermaye koyma borcunu yerine getirmediği, şirketin faaliyete geçtiğine dair somut delillere rastlanılmadığı bildirilmiştir. <br>\tAsıl davada davacı yan, davalı şirketin tescil edilmesine rağmen hiç faaliyete geçmediğini, ortaklar arasında güven ilişkisinin zedelendiğini ve anlaşmazlıklar bulunduğunu iddia ederek davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesine haklı nedenle fesih koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. <br>\t6102 sayılı TTK'nın 636/(3) maddesinde \"Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemede şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağı payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağı şirketten çıkartılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.\"  şeklinde düzenleme mevcuttur.<br>\tTTK’ununda Limited şirkette haklı sebebin tanımı yapılmadığı gibi haklı sebeplere de örnek madde metninde yer verilmemiştir. Ancak Anonim Şirkete ilişkin  TTK 531. Maddesine ait gerekçede tasarıda İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalmasının haklı sebep sayıldiği ifade edilmiştir. <br>\tDoktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında \"şirketin kötü yönetilmesi ve ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması,\" \"şirketin kuruluş gayesini gerçekleştirmesinin imkânsız olması,\" \"şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi,\" \"azınlığa karşı fiili veya manevi güç baskı uygulanması,\" \"azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi\" ve pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması, şirketin feshi açısından haklı sebep olarak örnek olarak sayılmıştır. <br>\tHakim her somut olayda haklı sebep bunup bulunmadığını durumun özelliğine göre ortaklığın yapısını gözeterek takdir edecektir. <br>\tÇamoğlu’na göre haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. <br>\tLimited şirket, anonim şirkete nazaran kişisel niteliklerin de gözetildiği bir özelliğe de sahiptir. Bu anlamda ortaklar arasındaki uyumsuzluk gibi şahsi sebeplerde haklı sebep olarak ileri sürülebilir. <br>\tHaklı sebep kavramı kanunda çoğul olarak belirtilmiş ise de tek bir sebep bile niteği   ve ortaya çıkardığı sonuçlar gözetildiğinde fesih için yeterli haklı sebep oluşturabilir. <br>Türk yargı kararlarında ise; Haklı sebep objektif veya sübjektif olabilir. Ana öge ortaya çıkan sebebin ortaklığın yaşamasını imkânsız hale getirmesidir. Her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddianın haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilebilir.<br>\tDoktrinde haklı  sebeple fesih için, şirketin kötü yönetilmesi, pay sahipleri arasında anlaşma ve uzlaşma imkanının kalmaması, pay sahiplerinin haksız ve keyfi olarak farklı muameleye tabi tutulmaları, şirketin amacına hizmet etmemesi, kar dağıtmayarak ortakları açlığa mahkum etmek, şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsisi, çoğunluğun hakim olduğu diğer şirketlere şirket imkanlarının kaydırılması,  şirket imkanlarının yanlış kullanılması ve israfı, genel kurul ve yönetim kurulunun kilitlenmesi sürekli olarak gereksiz yere toplantıya çağrılması, azlığa karşı manevi güç ve baskı uygulamak, azlığın meşru taleplerinin sürekli ret edilmesi, pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetlerinin ortadan kalması şeklinde örneklemeler” yapıldığı görülmektedir.<br>\tDoktrinde haklı sebeplerin görünüm biçimlerini \"çoğunluk gücünün kötüye kullanılmasına ilişkin sebepler\", \"kişisel sebepler\" ve \"ortaklığa ilişkin sebepler\" olarak üç büyük gruba ayırdıkları ve örneğin eşitlik veya hakların sakınılarak kullanılması gibi azınlığın korunmasına ilişkin temel ilkelerin ihlalini, pay sahiplerinin mali nitelikteki ve/veya yönetime katılma haklarını ihlal eden uygulamaları, pay sahibinin kişisel uyuşmazlık çıkarmasını veya bazen onun kişiliğinde diyelim iflas, ölüm, kısıtlanma gibi gerçekleşen bazı nedenleri, ortaksal yükümlülüklerin ihlalini, pay sahiplerinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranılmasını,  taraflar arasında imzalanmış  bulunan pay sahipleri sözleşmesinin ihlalini,  nihayet şirketin kötü yönetilmesini, amacını elde etmesinin olanaksızlaşmasını ve/veya organlarının karar alma yeteneğini yitirmesini haklı sebebe örnek olarak verdikleri gözlemlenmektedir (Ömer Teoman, Yaşayan Ticaret Hukuki Mütalaalar 15. Kitap 2012-2013, s. 294).<br>\tHakim fesih talep eden ortağın veya ortakların menfaati ile fesih halinde zedelenmesi muhtemel bütün menfaatleri karşılaştırmalıdır.<br>\tKanunda tanımlanmadığına göre hâkim TMK 4. maddesi çerçevesinde her somut olayda haklı sebebin varlığını takdir edecektir. <br>\tSomut olay adaleti gerçekliği ile şirketin yapısı ortaklığın işlevsel halini gözeterek vakıaların haklı sebep düzeyine ulaşıp ulaşmadığını araştırıp takdir etmelidir. Takdir hakkının sınırının kanuni dayanağın amacı ile uygun kullanılması gerekir. Diğer taraftan, hâkim bu değerlendirmeyi yaparken fesih davası açmanın davacı ortaklar için en son çare olup olmadığını da denetlemelidir. <br>\tÖrneğin; çekişmeyi yaratan genel kurul kararı aleyhine iptal  davası açma imkanı varsa veya ortaklık esas sözleşmesinde başka bir hukuki olanağın kullanılması mümkün iken bu yola gidilmeden fesih davası açılması, davanın reddini gerektirebilir. <br>\tBu nedenle fesih davasının ikincil dava ve son çare olduğu da söylenebilir<br>Yasaman; Federal Mahkemenin 50 yıllık uygulamasında haklı sebeple fesih davasının en son çare olarak düşünülmesi gerektiği, azınlığın ortaklıklar hukuku çerçevesinde bütün imkanlarını kullanarak hakkını kullanması gerektiği, bütün bunlara rağmen bir sonuç alamıyorsa ortaklığın feshinin istenebileceği yolunda kararların istikrar kazandığını belirtmektedir (Hamdi Yasaman, Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi, s. 716-717).<br>\tHaklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir (Yargıtay 11. HD 6/2/2014 gün ve E:2012/9510  K:2014/2041 sayılı Karar).<br>\tSomut olaya gelince, taraflar arasında, davacının, davalı şirket ortağı olduğu hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmayıp, uyuşmazlık, limited şirketin haklı sebeple fesih koşullarının oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin oluşmasının davacıdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, davacıdan kaynaklanmıyor ise fesih yerine alternatif çözüm yollarının uygulanıp uygulanmayacağı hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tDosya kapsamından, davacı ile birleşen dava davalısı ... ...'un davalı şirketin hissedarları olduğu, şirketin ticaret siciline 22.11.2019 tarihinde tescil edilmesine rağmen fiilen faaliyete başlamadığı, davalının sermaye koyma borcunu yerine getirmediği, yerine getirdiğine dair dosyada iddia ve delil bulunmadığı, tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere taraflar arasında güven ilişkisinin zedelendiği, birbirleri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundukları, böylelikle haklı nedenle fesih koşullarının oluştuğu, feshine karar verilen şirkete tasfiye memuru atanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince asıl davada davanın kabulüne dair yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tBirleşen davada davacı yan, şirket hesabından \"sermaye bedeli\" olarak gönderilen 50.000,00 TL ile davacının eşi tarafından aval sıfatıyla imzalanan iki adet bononun toplam bedeli olan 14.000,00 TL'nin davalının şahsi ihtiyaçları için kullanıldığını, şirket ihtiyaçları için harcanmadığından zarara uğradığını iddia ederek söz konusu miktarların tahsilini talep etmiş, mahkemece her iki talep yönünden davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. <br>\tDava dışı ...'in aval sıfatıyla isim ve imzasının yer aldığı iki adet  bono bedeli olan toplam 14.000,00 TL'nin tahsili ile davacı ...'e verilmesine ilişkin dava açılmış ise de, davacı ...'in söz konusu bonolarda herhangi bir sıfatla isim ve imzasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. <br>\tDavada taraf ehliyeti, bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Davada taraf ehliyeti, medeni hukuktaki hak ehliyetinin, medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur. Gerçekten, kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Türk Medeni Kanunu'na göre belirlenir. (TMK md. 8;48). HMK'nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir. Hak ehliyeti bulunan her gerçek (TMK md. 8) ve tüzel (TMK md. 48) kişi davada taraf ehliyetine de sahiptir. TMK anlamındaki hak ehliyetinden maksat, hak sahibi olabilme ve borç altına girebilme ehliyetidir. Hak sahibi olmaya ve borç altına girebilmeye ehil olanlara kişi denir. (TMK md. 8;md 48) Kişi olabilmek, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahip olabilmek için tek başına yeterlidir. Medeni Hukuk anlamındaki kişiden maksat, gerçek kişiler ile tüzel kişilerdir. Dava, gerçek ya da tüzel kişi adına yahut gerçek ya da tüzel kişiye karşı açılır. Gerçek kişiler, sağ ve tam doğdukları anda, hak ehliyetine ve dolayısıyla bu andan itibaren davada taraf ehliyetine sahip olurlar (TMK md. 28; HMK md. 50). Cenin de ileride sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahip olur (TMK md. 28/II;md. 582/I). Tüzel kişiler de, hak ehliyetini haiz oldukları andan itibaren (TMK md. 48) davada taraf ehliyetini de haiz olurlar. Burada sözü edilen tüzel kişilerden maksat, özel hukuk tüzel kişileridir. Özel hukuk tüzel kişileri ise dernekler, vakıflar, sendikalar ve ticaret ortaklıklarıdır. Dava, özel hukuk tüzel kişisi adına yahut özel hukuk tüzel kişisine karşı açılır. (Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku cilt 1, Ankara 2016, sh 485 vd.; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 243 vd.)<br>\tDavada taraf ehliyeti, taraflara ilişkin dava şartları arasında yer alır (HMK md. 114/I-d). Dolayısıyla, davanın her aşamasında mahkemece re'sen araştırılabileceği gibi taraflar da davanın her aşamasında taraf ehliyetinin bulunmadığı hususunu ileri sürebilirler. Taraf ehliyeti, dava şartlarından olduğu için ilke olarak taraf ehliyetinin yokluğunun tespiti halinde dava şartı noksanlığından ötürü mahkemenin davayı usulden reddetmesi gerekir. (Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku cilt 1, Ankara 2016, sh 485 vd.; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 250).\t<br>\tKural olarak, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin, dava takip yetkisi de vardır; davayı açanın dava takip yetkisine de sahip olması gerekir. Ancak bazı istisnai durumlarda, davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti mevcut bulunmasına karşın, bu kişinin dava takip yetkisi mevcut olmayabilir. Örneğin, hakkında iflas kararı verilen kişinin (müflisin), iflas masasına giren mallar üzerindeki tasarruf yetkisi sınırlanır ve müflisin her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüz olur (İİK md. 191). İflas masasının yasal temsilcisi (kanuni mümessili) olan iflas idaresi  (İİK md. 227), tasarruf yetkisini kullanır ve müflisin taraf olduğu takiplerde (İİK md. 193) ve hukuk davalarında (İİK md. 194), istisnai durumlar hariç, davayı takip yetkisi iflas idaresine ait olur. Bu nedenle, müflisin bu hukuk davalarında (taraf ehliyeti ve dava ehliyeti mevcut olmasına rağmen) davayı takip yetkisi bulunmamaktadır. Dava takip yetkisi, bu yetkiye sahip olanın usuli işlemleri yapma ve talep sonucu hakkında hüküm elde etme ehliyeti (yetkisi) anlamına gelir. Bu anlamı ile davada sıfattan farklıdır. Çünkü sıfat maddi hukuka ilişkindir. Dava takip yetkisi ise şeklidir ve usule ilişkindir. Bu yetkinin bulunması gereken davalarda yetkiye sahip olmayanın açtığı dava, dava şartı yokluğundan dolayı usulden reddedilir. Çünkü davayı takip yetkisi HMK'nun 114/1-e maddesi uyarınca dava şartları arasında sayılmıştır. Dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilir. (Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 257-258). <br>\tTaraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi  HMK'nun 114. maddesinde dava şartları arasında sayıldığından, HMK’nun 115/1. maddesi uyarınca yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekmektedir. Mahkemece bu husustaki dava şartlarının gözetilmemesi halinde istinaf yargılaması evresinde, taraflara ilişkin yukarıda yer alan dava şartlarından birinin noksanlığı tespit edilmişse (ki dava şartları kamu düzeninden olduğu için, taraflar ileri sürmemiş olsa bile Bölge Adliye Mahkemesi bunun HMK'nun 115. maddesinin 1. fıkrası ve 355. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca re'sen gözetmek zorundadır) dosya üzerinde ilk derece mahkemesinin kararının esastan incelenmesine geçilmeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verilir (HMK md. 353). Temyiz evresinde yukarıda belirtilen dava şartlarından birinin eksikliği tespit edilmişse, bu durumda, Yargıtayca verilecek olan karar, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının HMK'nun 371. maddesinin (b) bendi uyarınca bozulması kararıdır.(Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku cilt 1, Ankara 2016, sh  486,497,512).\t<br>\tDavada taraf sıfatı (husumet) dava konusu yapılan, maddi hukuktan doğan (subjektif) hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı (husumet) dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Başka bir ifadeyle sıfat, dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilenlerin, maddi hukuk açısından, gerçekte bu niteliği taşıyıp taşımadığıyla ilişkilidir ve esas hakkında verilecek olan kararın içeriğinin belirlenmesi bakımından önem taşır. Yoksa, sıfatın hakim açısından tarafın hak sahipliğine yönelik olarak karar verilinceye  kadar, yargılamanın yürütülmesi bakımından, herhangi bir önemi yoktur. Davayı takip yetkisi ise yargılamanın kim tarafından yürütüleceği sorusunun cevabını teşkil eder. Dolayısıyla, davayı takip yetkisi tümüyle usuli bir kavramdır. O nedenle, hukukumuzda taraflara ilişkin dava şartları arasında düzenlenmiştir. Buna karşılık, sıfat ise, dava dilekçesinde taraf olarak gösterilenlerin, maddi hukuk bakımından gerçekte hak sahibi ve yükümlü konumda bulunup bulunmadığıyla ilişkili olduğu için esasa ilişkindir; yani, bir maddi hukuk sorunudur. O nedenle, hüküm anında mevcut olmalıdır; bir başka ifadeyle, sıfat, bizatihi hükümde somutlaşır; zira, tarafların haklılık durumu hüküm ile belli olur. Sonuç olarak, davanın yürütülmesi ve karara ulaşılmasındaki süreç, davayı takip yetkisini; bu sürecin bitiminde elde edilen maddi hukuka yönelik sonuç ise sıfatı ifade eder. Öte yandan, davayı takip yetkisi, usuli bir soruna ilişkin bulunduğu için dava şartıdır; eksikliği, davanın usulden reddi sonucunu doğurur; buna karşılık, sıfat ise subjektif hakkın özüne ilişkin olduğu için, bir maddi hukuk sorunu teşkil eder ve maddi hukuk anlamında bir itiraza vücut verir. Eksikliği anında verilecek karar, usulden red değil; davanın sıfat (husumet) yokluğu nedeni ile red kararı olup, esasa ilişkin bulunduğundan o davada taraf olarak gösterilen kişiler açısından, maddi anlamda kesin hüküm gücüne sahip olacaktır ( Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Ankara 2016, sh 509-510, 513; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz, Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, Ankara  2016, sh 258-259; Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011 sh.234; Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, sh.173 vd.).<br>\tUygulamada sıfat için ''husumet'' terimi kullanılmaktadır. Fakat, husumet (özellikle husumet ehliyeti) teriminin, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti (ve hatta dava takip yetkisi) terimleri için de kulanıldığı görülmektedir. Böylece, bugün uygulamada kullanılan ''husumet'' teriminin belirli bir anlamı yoktur. Bu terim ile neyin kastedildiğini anlayabilmek için her olayın ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, husumet terimi yerine, daha açık olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve taraf sıfatı terimlerinin kullanılması doğru olur. Yukarıda da belirtildiği gibi, sıfat, dava konusu yapılan ve maddi hukuktan doğan hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası bakımından bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez ve dava sıfat yokluğundan (husumetten), esastan reddedilir. Taraf sıfatının (davacı bakımından aktif husumet ehliyetinin; davalı bakımından, pasif husumet ehliyetinin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def'i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi sıfat yokluğu da ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir. Sıfat yokluğu, bir davada dava şartlarından sonra, yani tahkikat aşamasında incelenir. Sıfat yokluğunun, mümkünse diğer itirazlardan önce incelenmesi gerekir. Çünkü, taraflardan birinin taraf sıfatı yoksa, diğer itiraz ve def'ilerin incelenmesine gerek kalmaz (HMK md. 143). (Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 258-261).<br>\tNitekim yukarıda açıklanan ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.11.2013 tarih, 2013/13- 439 E. 2013/1595 K. sayılı kararı ile 25/11/2015 tarih 2014/1-1019 E. 2015/2687 K.sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.<br>\tBu açıklamalar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesine gelince; yukarıda açıklandığı üzere birleşen dava davacısı ... dava konusu bonolarda herhangi bir sıfatla yer almadığından bonolar nedeniyle ... tarafından ödenen miktarın tahsilini talep etme hakkı bulunmadığından bono bedellerinin tahsiline ilişkin davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. <br>\tÖte yandan davacı yanca,  asıl davanın davalısı olan ... hesabına 09/12/2019 tarihinde sermaye bedeli olarak gönderilen 50.000,00 TL'nin şirket müdürü olan birleşen dava davalısı ... tarafından şahsi ihtiyaçları için kullanılması nedeniyle zarara uğradığını iddia ederek söz konusu miktarın tahsili ile davacıya verilmesini talep etmiştir. <br>\tYargıtay 11.Hukuk Dairesinin 17/11/2016 tarih 2016/7730 esas 2016/8878 karar sayılı içtihatında; \"...zarar gören şirket alacaklılarının da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır.Şirket alacaklılarının dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar şirket alacaklılarını etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, şirket alacaklılarının dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, şirket alacaklısı TTK'nın 309 ve 340 ncı maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda şirket alacaklılarının ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Bu dava türünde ise alacaklılar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.<br>\tUyuşmazlık konusu olayda ....AŞ'den alacaklı olduğunu iddia eden  davacının dava dilekçesinde yaptığı açıklamalar değerlendirildiğinde, ileri sürülen maddi olgular tamamen yönetici konumunda olan davalıların dava dışı anonim şirketinin zararına neden olan eylemlerdir. Başka bir anlatımla, açıklanan zararlar, dava dışı anonim şirketin doğrudan, davacının ise, dolaylı zararı kapsamındadır.<br>\tBu durum karşısında, davacının açtığı davanın mülga 6762 sayılı TTK'nın 309 ve 340. maddeleri kapsamında açılan bir dava olduğu, böyle bir davada hükmedilecek tazminatın ancak dava dışı şirket lehine hüküm altına alınması istemli olarak açabileceği, davacının kendi adına tazminatın hüküm altına alınmasını istediği, bu şekilde dava açılamayacağı dikkate alınıp, bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir...\" denilmiştir. <br>\t6102 sayılı TTK'nın 553.maddesi gereğince kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticiler ve tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakları, kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler,  bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmayacaklar, hiç kimsenin kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamayacaklar; bu sorumlu olmama durumunun gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamayacaktır. <br>\t6102 sayılı TTK'nın 555/(1).maddesinde; şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibinin isteyebileceği, pay sahiplerinin tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekleri düzenlenmiştir. <br>\tBilindiği üzere şirket yöneticilerinin ortaklığa ait mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları öncelikle ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açacaktır. Bir başka deyişle ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Somut olayda davacının iddia ettiği eylemlerden ötürü öncelikle asıl dava davalısı ...'nin doğrudan zarara uğraması ve bunun sonucu olarak da şirket ortağı olan davacının da dolaylı olarak zarara uğraması anlamına gelmekte olup, şirket ortağının dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatın kendisi adına değil,  asıl dava davalısı ...ne verilmesi yönünde talepte bulunabilir. Davacı vekilince gerek dava dilekçesinde gerek yargılama sırasında sunduğu diğer beyanlarında bu yönde bir talepte bulunulmamıştır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince 50.000,00 TL'nin tahsiline yönelik talep yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25/09/2017 tarih 2016/2343 Esas 2017/4664 Karar sayılı; 12/03/2018 tarih 2016/8840 Esas 2018/1897 Karar sayılı; 09/07/2018 tarih 2016/13783 Esas 2018/5014 Karar sayılı emsal ilamları).<br>\tTüm bu nedenlerle asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, birleşen davada davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni gözetilerek  kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş, taraflarca ilk derece mahkemesince yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik hükme karşı istinaf yoluna başvurulmadığı gözetilmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\t<br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\tA)1-Asıl davada davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Asıl davada davalıdan alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan peşin alınan  80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>\t3-Asıl davada davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\tB)1-Birleşen davada davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni gözetilerek  KISMEN KABULÜ ile,<br>\tAnkara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/12/2021 tarih ve 2020/138 Esas  2021/1035 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca birleşen dava yönünden kamu düzeni gözetilerek  KALDIRILMASINA,<br>\tC)1-Birleşen  2020/680 esas sayılı dosyasında talep edilen 50.000,00 TL alacağın tahsiline ilişkin davanın  REDDİNE,<br>\t2-Birleşen  2020/680 esas sayılı dosyasında talep edilen 12/12/2019 tanzim, 16/02/2020 vade tarihli, 7.000'er TL bedelli iki adet bono nedeniyle ödenen 14.000,00 TL'nin tahsiline ilişkin davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE, <br>\t3-Birleşen dava yönünden; <br>\tAlınması gereken 427,60 karar ve ilam harcının peşin alınan 1.092,96TL harçtan mahsubu ile bakiye 665,36 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, <br>\t4-Davalının kendisini vekil ile temsil ettirdiği görülmekle, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir edilen 5.100,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>\t5-Birleşen davada davacı tarafından karşılanan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, <br>\t6-Karardan sonraki yargılama giderinin davacının gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının davacıya iadesine,<br>\t<br>\tD)1-Birleşen davada davacıdan istinaf karar harcı olarak alınan 161,40 TL harcın talep halinde birleşen davada davacıya iadesine, <br>\t2-Birleşen davada davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin sonuçta birleşen davada davanın reddine karar verildiğinden üzerinde bırakılmasına,<br>\t3-Birleşen davada davalı yanca yargılama gideri yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, <br>\t4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/10/2024<br><br><br><br>Başkan- ...             Üye - ...                 Üye - ...                      Zabıt Katibi -...<br>...              ...                ...       ...<br><br><br><br>    Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ae5b2e0f56e20d1c","SID":"3d773a501d75ed29"}}