{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/954 <br>KARAR NO: 2024/2106<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 01/03/2022<br>NUMARASI: 2021/122 E. - 2022/50 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/12/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ülkemizin ilk ... firması olduğunu ve bu alandaki en büyük Ar-ge şirketi olduğunu, \"...\" ürününün, İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsü Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde yer alan ve ülkemizin Ar-ge ve endüstriyel üretimin bir arada olduğu tematik araştırma merkezi olan Sankara Beyin ve Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nde müvekkili şirket tarafından üretildiğini, ...’in temelde gıdaların içerisine katılabilecek ve hazırlanan gıdaların fonksiyonel gıda olmasını sağlayabilecek toz formda bir etken bileşen olduğunu, müvekkili şirket ortaklarından Prof. Dr. ... ve ekibinin dokuz yıl süren çalışmalar sonucu ürettiği dava konusu bu ürünün tanıtımının yapıldığı ve piyasaya sürüldüğü dönemlerde, davalının bunu fırsat bilip ürünle ilgili internet tanıtımlarından uyanarak Türk Marka ve Patent Kurumu’na marka tescili için başvuruda bulunduğunu, davalının davaya konu marka ismiyle müvekkili şirketten faturalı olarak alıp, kötü niyetli olarak ürüne ait markayı kendisi adına tescil ettirdiğini, markanın oluşumunda, ürünün üretiminde, piyasaya sürümünde ve tanıtımında, başvuru sahibi de dahil piyasaya faturalarda ismi geçerek satışında gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu iddia ederek, davalıya ait ... tescil nolu hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ve dava etmiştir.   <br>CEVAP DİLEKÇESİ Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili markasının tescil tarihinden çok önceden beri kullanılan, kendi alanında prestij elde etmiş, piyasada ayırt edici özellik kazanmış bir marka olduğunu, müvekkilinin markasında SMK m.5 ve 6’daki hallerin mevcut olmadığını, davacı markasının halen tescil edilmediğini, davacının kötü niyetli olarak işbu davayı açtığını, davacı şirketin ve yetkilisi olduğu belirtilen ...’nın İstanbul Üniversitesi ile bir ilgisinin  bulunmadığını, davacı tarafın iddia ettiği gibi bir buluşunun olmadığını, herhangi bir patent başvuru belgesini dahi sunmadığını, davacının ileri sürdüğü birkaç haberin PR için yapıldığını, yayınlanma zamanının ve içeriğinin maniple edilmesinin oldukça basit olduğunu, davacının herhangi bir Ar-ge’sinin de olmadığını, haksız olarak unvanında ... ibaresini geçirerek haksız rekabet ettiğini, ne davacıya, ne de İstanbul Üniversitesi'ne ait Sankara Araştırma Merkezi isminde bir merkezin mevcut olduğunu, davacının müvekkilinin patentli ürününü (...) daha önce ürettirdiği birçok taşerondan biri olduğunu, müvekkili ürününün uzun süredir üretilip piyasada yer aldığını, davacıya yapılan ödemelerin bu fason üretim anlaşmasına ilişkin olduğunu, davacının “...” değil \"...\" ibaresini ayırt edici işaret olarak kullandığını, bu nedenle dava konusu işaretin onun markası olmasının mümkün de olmadığını, taraf markalarının sınıf ve alt kategorileri itibarıyla benzemediğini, davacı markasının tanınmış marka olmadığını, cevaba cevap dilekçesi eki olarak sunulan belgelerin hukuken delil niteliğinin bulunmadığını, müvekkilinin kötü niyetli tescil eden olmadığını, markayı müvekkilinin bulduğunu, davacının tescil sürecinde TPMK nezdinde müvekkilinin markasına itirazda da bulunmadığını ve davacının sahip olmadığı bir şeye tecavüz edildiği iddiasıyla aleyhe davaya girişmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; \"Dosya kapsamı deliller ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davalının marka başvuru tarihinden önce \"...\" tanıtıcı işaretinin davacı tarafından kullanıldığı, ilgili ürüne \"...\" isminin davalı tarafından değil Prof. Dr. ... ve ekibi tarafından verildiği, söz konusu ekibin çalışması sonucu ortaya çıkan bir ürün olduğu, böyle olunca, işaret üzerindeki gerçek hak sahibinin, dosyadaki deliller ışığında, ilgili ürün (ve benzer emtialar) yönünden davacı taraf olduğu, davalı ile davacı arasında fason üretim anlaşması olduğu ve davacının sunduğu faturaların buna ilişkin düzenlendiği, davalının \"...\" tanıtıcı işaretini kendisinin ihdas ettiğine ve ilgili üründe davacıdan önce kullandığına dair bir delil sunulmadığı, \"...\" ürünü, temelde gıdaların içerisine katılabilecek ve hazırlanan gıdaların fonksiyonel gıda olmasını sağlayabilecek, toz formda bir etken bileşen, gıdalara karıştırılıp kullanılan mor meyve- sebze ekstreleri karışım olduğu, aslında bu emtia, davalı markasının tescilli olduğu sınıflar kapsamında doğrudan girmediği, ancak davalı markasının tescilli olduğu 29. sınıf emtialar ve 43. sınıfta yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri ile benzer olduğu, dosyada bulunan delillere göre davalının, davacıdan ilgili ürünü \"...\" ismi ile satın aldığının tespit edildiği, davalının  daha sonra, satın aldığı bu ürünün isminin kendisi adına marka olarak tescili için başvurmuş ve süreçte marka davalı adına tescil edildiği, bu durum karşısında davalının, dava konusu ibarenin tescilini tesadüfen gerçekleştirmiş olması mümkün görünmediği ve böylece davalının gerçek hak sahibinin davacı olduğunu bilmesine rağmen kötü niyetli olarak adına tescil ettirdiği anlaşılmıştır. Kötü niyet bölünemeyeceğinden SMK.'nun 6/9 maddesi kapsamında davanın kabulü ile dava konusu markanın tescilli olduğu bütün sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesi\" gerekçeleri ile; Davacının davasının kabulüne, davalı adına tescilli ... tescil nolu markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İSTİNAF: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 2018 yılında faaliyetlerine başlayan ... uluslararası kalite standartları çerçevesinde yoğun Ar-Ge çalışmaları ile yüksek teknoloji kullanarak geliştirdiği organik gıdanın bir üst versiyonu olarak bilinen, insan fizyolojisi ve Metabolik fonksiyonları üzerinde ilave faydalar sağlayan, böylelikle hastalıklardan korunmada ve daha sağlıklı bir yaşama ulaşmada etkinlik gösteren Mor renkli fonksiyonel gıdalar ile sektörde öncü firma konumunda olduğunu, koruma kapsamına alınan buluş ile özellikle tip 1 ve tip 2 diyabet hastalarında oluşan yaralar, damar tıkanıklığı, düşük kan basıncı, kol ve bacak ağrıları, görme bozuklukları, kan pıhtılaşması, insilin salınımı vb. konulara ilişkin ciddi oranda katkı sağlayan bir formül geliştirildiğini, bahsi geçen mor renkli fonksiyonel gıda müvekkil şirket tarafından patent başvurusuna konu edilmiş olup müvekkil şirketin ... numarası ile yapmış olduğu patent başvurusu halen inceleme aşamasında olduğunu, 2022 yılı itibari ile Müvekkili Şirketin, fonksiyonel gıdaların üretimi başta olmak üzere çeşitli hizmet alanlarında yer alan \"..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...\" markalarının da tescilli olduğunu, Fonksiyonel Gıdalar, vücudun temel besin ögelerine olan ihtiyacın karşılanmasının ötesinde insan fizyolojisi ve Metabolik fonksiyonları üzerinde ilave faydalar sağlayan, böylelikle hastalıklardan korunmada ve daha sağlıklı bir yaşama ulaşmada etkinlik gösteren gıdalar veya gıda bileşenleri olduğunu, müvekkili şirketin yoğun üretim kapasitesi ile birlikte bahsi geçen mor renkli bileşimin sektörde öncü un fabrikalarına satışı sağlandığını  ve tüketici nezdinde oluşan mor ürün izleniminin müvekkili şirket ile bağdaşmasını sağlamak adına Mor renkli ürünlerden ilham alınarak ... Numarası ile \"...\" marka başvurusunda bulunulduğunu, başvurunun yayınına mukabil Türk Patent Kurumu uzmanları tarafından uzman benzerlik araştırması yapıldığını ve başvurunun kısmen yayınına karar verildiğini, bu süreç içerisinde davacı tarafından müvekkilin yayınlanan marka başvurusuna ilişkin itirazda bulunmadığının sicil kayıtlarından da açıkça görüldüğünü, davacı tarafın müvekkili şirket ile aralarında devam eden ticari ilişkinin bozulmasına müteakip art niyetli olarak marka başvurusunda bulunduğunu ve akabinde huzurdaki hükümsüzlük davasını ikame ettiğini, müvekkili şirket tarafından huzurdaki marka hakkına ilişkin olarak 16.08.2019 tarihinde ...com alan adının oluşturulması için ... İnternet Hizmetleri- ... isimli şahıs şirketinden hizmet satın alındığını, bu hizmet kapsamında ...com adı ile alan adı oluşturularak bu alan adı üzerinden müvekkilin markalarının satışa sunulduğunu ve marka umuma arz edildiğini, müvekkilin davaya konu markaya ilişkin kullanımının daha eskiye dayandığını, davacı tarafın kullanıma ilişkin olduğunu ileri sürdüğü belgelerin en eski tarihli olanının 2019 yılının Ağustos ayı sonuna tekabül ettiğini, müvekkili şirketin kullanımının eskiye dayalı olduğu hususu ... San ve Tic. A.ş. Adına  05.12.2019 tarihinde 15 Kg ... satımından kaynaklı kesilen irsaliyeli fatura ve ... adına 180 Kg ... satımından kaynaklı olarak kesilen 11.12.2019 tarihli faturalardan açıkça görüldüğünü, bahsi geçen faturalardan da anlaşılacağı üzere müvekkil şirket huzurdaki hükümsüzlük davasına konu edilen markayı uzun süredir kullandığını, yerel mahkemenin müvekkilin markayı davacıdan daha önceki bir tarihten beri kullandığının tespit edilemediği şeklindeki gerekçesinin hukuka ve maddi gerçekliğe aykırı olduğunu, marka başvurusunun hangi hallerde kötü niyetle yapıldığı hususu somut olayın özelliklerine göre her bir davada ayrı ayrı değerlendirilecek olmakla birlikte, Yargıtay tarafından, markanın kullanmak için değil, başkalarına şantaj yapmak ve kazanç elde etmek, başkalarının ticaretine engel olmak veya kendisine duyulan güveni kötüye kullanarak markayı kendi adına tescil ettirmek, sözleşme hükmüne aykırı olarak markayı adına tescil ettirmek gibi hususlar genel kötü niyet sebepleri olarak görüldüğünü, müvekkilinin kendisine ait olan markayı ticari faaliyeti kapsamında kullandığını, bu faaliyet kapsamında gerek patent başvurusu gerekse benzer nitelikteki birçok markanın tescil başvurusunu yaptığını, müvekkilin marka başvurusunun usule, yasaya ve basiretli tacir olmanın gerekliliklerine uygun bir davranış olduğunu ortaya koyduğunu,  müvekkilin kötüniyetli olduğundan bahsedilmesi mümkün olmadığı gibi bu iddianın davacı tarafından ispat edildiğinin düşünülebilmesi de mümkün olmadığını, yerel mahkemece müvekkil başvurusunun kötüniyetli olduğu kabul edilerek hüküm tesis edildiğini ve bu durumu gerekçelendirilmediğini, müvekkilin markasının davacının markasından sonra kullanmaya başladığı düşünülse dahi bu durum müvekkilin markasının kötü niyetle tescil edildiğine ve yalnızca bu sebeple sicilden terkininin gerektiğine gösterge teşkil etmeyeceğini,  her ne kadar müvekkilin markası ile davalının markası kelime olarak birbirine benzese de müvekkilin şekil markası ile davacı tarafın şekil markası arasında gözle görülür fark bulunduğunu, müvekkil tarafından ... Sicil numarası ile tescillenen müvekkile ait ... markasına ilişkin şekil markası olarak koyu mor renk \"...\" harfine kesişim noktalarından ilave edilmiş sarı renkte tik işareti kullanılmakta ve ilgili şekil markası altına \"...\" kelime markası işlenmiş iken ... numarası ile davacı taraf adına tescilli kelime markasının yalnızca latin alfabesi ile yazımından ibaret şekli ile tescil edilmiş bir marka olduğunu, bu hali ile de müvekkilin markasının davacının markasına nazaran ayırt edici unsurunun baskın geldiğini, dava kapsamında davacı yanca ileri sürülen iddialar bakımından ispat yükü davacı üzerinde olup davacı tarafından marka üzerindeki hak sahipliğini kanıtlayacak deliller dosyaya sunulamadığını, davacı tarafından iddialarını ispat amacı ile dosyaya sunulan  delillerin ise ...'ya ait bir video, farklı kişilere ait iki adet internet yazısı ve bir adet instagram paylaşımına dair görselden oluştuğunu, davacı yanca sunulan bu deliller, markanın müvekkilin tescilinden önce kullanılmakta olduğuna ilişkin iddianın ispatına elverişli olmayan sıradan paylaşımlar olduğunu, ... ile ilgili sunulan internet paylaşımları, müvekkilin bu alandaki çalışmaları ile ilgili duyum almış herhangi birinin yapabileceği kötüniyetli ve hiçbir bilimsel veya akademik temele dayanmayan, son derece basit şekilde kaleme alınmış paylaşımlar olduğunu, davacı taraf anılan internet yazılarını yayınlayan kişiler ve görseli sunulan instagram paylaşımının yapıldığı hesap  ile arasında organik bir bağ bulunduğunu da ispat edemediğini, bu durumda organik bağ ispat edilmeksizin sunulan dava dışı kişilere ait paylaşım ve yazılara dayalı olarak yapılan bilirkişi değerlendirmelerinin kabulü mümkün olmadığını,  itirazlarının  mahkemece değerlendirilmediği ve delil vasfı taşımayan bir kısım paylaşımlara dayanılarak hüküm tesis edildiğini, bu nedenle kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, davacının anılan ürüne ilişkin patent başvurusu müvekkilin yapmış olduğu patent başvurusundan sonraki bir tarihe rastladığını, anılan patent başvurusunun da tıpkı huzurdaki davaya konu marka hakkının kullanımında olduğu gibi art niyetli olarak müvekkilin patent başvurusundan sonra yapıldığını, dolayısıyla kötü niyetli tescil talebinde bulunan tarafın müvekkili değil davacı taraf olduğunun açıkça ortada olduğunu, Bakırköy 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin  2021/122 E. ve 2022/50 K. sayılı kararının kaldırılmasına haksız ve dayanaksız davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAFA CEVAP: Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ... markasının gerçek hak sahibi olan müvekkil şirket tarafından, davalı taraf adına kötüniyetle tescil edilmiş olan \"...\" markası hakkında  markanın kötü niyetli olarak tescil edilmiş olması ve anılan markanın davalıdan önce müvekkil şirket tarafından kullanılması nedenleriyle markanın hükümsüzlüğü davası açıldığını, davalı taraf, 16.08.2019 tarihinde ....com alan adının oluşturulması için ... İnternet Hizmetleri- ... isimli şahıs şirketinden hizmet satın alındığını iddia ederek ... İnternet Hizmetleri- ... İsimli Şahıs Şirketinden satın alınan hizmete ilişkin fatura'yı delil olarak sunduğunu, ... San ve Tic. A.Ş. adına  05.12.2019 tarihinde 15 Kg ... satımından kaynaklı kesilen irsaliyeli fatura ve ... adına 180 Kg ... satımından kaynaklı olarak kesilen 11.12.2019 tarihli faturaları delil olarak gösterdiğini, 11.12.2019 tarihi itibarı ile davalı taraf, müvekkilden satın aldığı ürünleri bir başka firmaya satmış olabileceğini ve ürünün kötü bir taklidini de piyasaya sürdüğünü, müvekkil şirket ülkemizin ilk ... firması olduğu ve bu alandaki en büyükAr-ge şirketi olduğunu, ... adlı ürün, İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsü Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde yer alan ve ülkemizin Ar-ge ve endüstriyel üretimin bir arada olduğu ... Araştırma Merkezi’nde dokuz yıl süren çalışmalar sonucunda, Prof. Dr. ... önderliğinde, müvekkil şirket tarafından üretildiğini, ürünün tanıtımının yapıldığı ve piyasaya sürüldüğü dönemlerde davalı, markanın tescilli olmamasını fırsat bilerek ürünle ilgili internet tanıtımlarını esas almış ve Türk Marka ve Patent Kurumu’na kötü niyetli olarak marka tescili başvurusunda bulunduğunu, davalı bu ürünü müvekkil şirketten faturalı olarak \"...\" ismiyle satın aldığını, daha sonra satın alma tarihinden sonraki bir tarihte kötü niyetli olarak gidip ürüne ait markayı kendi adına tescil ettirdiğini, davalı, faturalı olarak davacıdan ... satın almış, faturadaki ürün isminin tescilsiz olduğunu fark edip bu ürünün tescilli markası ile davacı tarafından piyasaya sürülmesini engellemek maksadıyla kötüniyetli bir tescil işlemi yaptığını, davalı taraf,  tescil tarihi itibariyle davalının ürünü nerede ve ne şekilde ürettiğini ispatlayacak bir belge sunamadığını, dosyada alınan bilirkişi raporunda da 25 Ağustos 2019 tarihli Dr. ...'ın yazısı; 20 Eylül 2019 tarihli Diyetisyen ...'ın \"...\" haber sayfasındaki makalesi; Sankara'nın 15.10.2019 tarihli instagram paylaşımı davacının, davalıya, dava konusu \"...\" adı altında satış yaptığına ilişkin davalı marka başvurusunun yapıldığı 21.10.2019 tarihinden önceye ait bir adet fatura ve davalının yapmış olduğu ödemelere ait dekont gerçek hak sahipliğine delil olarak kabul edildiğini, davalının ... tanıtıcı işaretini kendisinin ihdas ettiğine ve ilgili üründe davacıdan önce kullandığına dair bir tespite ulaşılamadığını, davalı markasının başvuru tarihinden önce ... tanıtıcı işaretinin davacı tarafından kullanıldığını, ilgili ürüne ... isminin davalı tarafından değil Prof. Dr. ... ve ekibi tarafından verildiğini, söz konusu ekibin çalışması sonucu ortaya çıkan bir ürün olduğu bilgilerine ulaşıldığını ve işaret üzerindeki gerçek hak sahibi ilgili ürün (ve benzer emtialar) yönünden davacı taraf olduğuna karar verildiğini, davalı tarafın İstinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini, talep etmiştir.<br>GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu , davalı adına tescilli ... tescil numaralı \"...\" ibareli markanın hükümsüzlüğü talebidir. Ankara 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 24/02/2021 gün, 2020/339 Esas ve 2021/66 Karar sayılı kararı ile(YİDK hakkında açılan davanın tefriki ile) yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Bakırköy FSHHM gönderildiği görülmüştür. 6769 Sayılı SMK'nın 25. Maddesinde hükümsüzlük koşulları belirtilmiş olup, belirtilen madde ile, 5. veya 6. maddede sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 26/10 /2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; \"davacı delillerine göre, davalı markasının başvuru tarihinden önce \"...\" tanıtıcı işaretinin davacı tarafından kullanıldığı, ilgili ürüne \"...\" isminin davalı tarafından değil Prof. Dr. ... ve ekibi tarafından verildiği, söz konusu ekibin çalışması sonucu ortaya çıkan bir ürün olduğu bilgilerine ulaşıldığı, böyle olunca, işaret üzerindeki gerçek hak sahibinin, dosyadaki deliller ışığında, ilgili ürün (ve benzer emtialar) yönünden davacı taraf olduğu değerlendirildiği, davalı ile davacı arasında fason üretim anlaşması olduğuna, davacının sunduğu faturaların buna ilişkin düzenlendiğine ve davalının \"...\" tanıtıcı işaretini kendisinin ihdas ettiğine ve ilgili üründe davacıdan önce kullandığına dair bir tespite ulaşılamadığı, \"...\" ürünü, temelde gıdaların içerisine katılabilecek ve hazırlanan gıdaların fonksiyonel gıda olmasını sağlayabilecek, toz formda bir etken bileşen, gıdalara karıştırılıp kullanılan mor meyve- sebze ekstreleri karışım olduğu, aslında bu emtia, davalı markasının tescilli olduğu sınıflar kapsamında doğrudan girmediği, ancak davalı markasının tescilli olduğu 29. sınıf emtialar ve 43. sınıfta yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri ile benzer görülebileceğini, bunun yanında Mahkeme, davalı markasının tescilinde kötü niyet bulunduğuna karar verirse, davalı markasının hangi sınıflar ve alt kategorilerde tescilli olduğuna bakılmaksızın tümüyle hükümsüzlüğü ve markalar sicilinden terkini yönünde hüküm tesis edilmesi mümkün olduğu, olayda, dosyada bulunan delillere göre davalının, davacıdan ilgili ürünü satın aldığı tespit edildiği, davalı yan daha sonra, satın aldığı ürünün isminin kendisi adına marka olarak tescili için başvurmuş ve süreçte marka davalı adına tescil edildiği, bu durum karşısında davalının, dava konusu ibarenin tescilini tesadüfen gerçekleştirmiş olması mümkün görünmediği, böyle olmakla birlikte, kötü niyet konusundaki takdirin Mahkemeye ait olduğu\" belirtilmiştir. Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafından davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğünü iki nedene dayandırdığı, Birisinin markanın önceye dayalı (gerçek) hak sahibinin kendisi olduğu (SMK m.6/f.3) ve diğerinin kötü niyetle tescil ettirildiği  (SMK m.6/f.9) iddiasına dayandırdığı, Davalı tarafından  davacının, müvekkilinin bu patentli ürününü daha önce ürettirdiği birçok taşerondan biri olduğunu, müvekkilinin ürününün uzun süredir üretilip piyasada yer aldığını, davacıya yapılan ödemelerin bu fason üretim anlaşmasına ilişkin olduğunu beyan etmiş ise de dosyada buna ilişkin belge bulunmadığı davalının bu iddiasının ispat edilemediği, davalının marka başvuru tarihinden önce \"...\" tanıtıcı işaretinin davacı tarafından kullanıldığı, ilgili ürüne \"...\" isminin Prof. Dr. ... ve ekibi tarafından verildiği, söz konusu ekibin çalışması sonucu ortaya çıkan bir ürün olduğu, işaret üzerindeki gerçek hak sahibinin,  ilgili ürün (ve benzer emtialar) yönünden davacı taraf olduğu, davalı ile davacı arasında fason üretim anlaşması olduğu ve davacının sunduğu faturaların buna ilişkin düzenlendiği, davalının \"...\" tanıtıcıişaretini kendisinin ihdas ettiğine ve ilgili üründe davacıdan önce kullandığına dair yargılama sırasında delil sunulmadığı istinaf dilekçesinde yargılama sırasında ileri sürülmeyen savunmalar ve sunulmayan delillerin HMK 357 madde gereğince  istinaf aşamasında dikkate alınmayacağı, davalının, davacıdan ilgili ürünü \"...\" ismi ile satın aldığı  daha sonra, satın aldığı bu ürünün ismini kendisi adına marka olarak tescil edildiği anlaşılmakla mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar dosya kapsamına uygundur. Davalı aynı zamanda ürünü davacıdan tescilden önce satın alarak adına tescil ettirmesi sebebi  ile de kötü niyetlidir. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun  Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 01/03/2022 tarih ve 2021/122 E. 2022/50 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9‬0-TL  harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 19/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b4bde8c1769a1cf8","SID":"46a86c52405ca01f"}}