{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  4. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/1470 - 2024/2033<br>T.C.<br>ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 4. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: 2024/1470 <br>KARAR NO\t: 2024/2033<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R  <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 11/10/2022<br>NUMARASI\t: 2022/451 E.  2022/874 K. <br>DAVACI\t: <br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI\t:<br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak<br>KARAR TARİHİ\t: 12/12/2024<br>KARARIN YAZIM TARİHİ\t: 12/12/2024<br><br>Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece verilen karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davacı şirket, yat ve denizcilik sektöründe charter hizmeti vermek üzere 2016 senesinde Marmaris’te kurulduğunu, şirket’in hissedarlarından ... ve ailesinin avukat olup davalı ...'nün, ... ve ailesinin Ankara’daki bürosunda çalıştığını, şirketin eski avukatı ve hali hazırda şirket hissedarı ...’in babasının talepleri ile davalı ... hesabına şirketten muhtelif kereler para gönderildiğini, ... ve babası ...'in bu paraların şirket işleri için kullanılacağını belirterek paraların gönderilmesini istediğini, bu amaçla davalıya 20.12.2019 tarihinde 20.000,00-TL gönderildiğini, davalının gönderilen 20.000,00-TL karşılığında şirkete yalnızca 6.001,00-TL’lik ... Medya Yayıncılık Anonim Şirketinden kesilmiş bir fatura yolladığını, ayrıca davalıya, şirket tarafından yine aynı amaçla 14.01.2020 tarihinde 11.500-Euro ve 06.04.2018 tarihinde 6.000-Euro olmak üzere toplam 17.500-Euro gönderildiğini, bu meblağların akibetinin, şirketin hangi iş ve işlemleriyle ilgili olarak sarf edildiğinin açıklanmadığını ve faturalandırılmadığını, halen davalının uhdesinde olan bu paraların şirkete iadesi gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, Ankara 10. İcra Müdürlüğü'nün 2021/1844 sayılı icra dosyasından tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalıya 20.12.2019 tarihinde gönderilen 13.999,00-TL’nin, 14.01.2020 tarihinde gönderilen 11.500- Euro ve 06.04.2018 tarihinde gönderilen 6.000-Euro olmak üzere toplam 17.500- Euro’nun ve 11.207,29-TL tutarındaki işlemiş faizinin, tahsil tarihine kadar işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br>Davalı, 2016 yılında kurulan davacı şirket kurucu ortaklarından ...'in babasına ait dava dışı ...'in avukatlık ofisinde uzun yıllar çalıştığını, dava dışı ...'in danışmanı olduğunu, hatta ...'in milletvekili seçildiği dönemde TBMM danışman kadrosunda dahi istihdam edildiğini, davacı şirketin gönderdiği meblağların, şirketin kuruluş aşamasında şirkete tarafından kısım kısım verilen borçların iadesinden ibaret olduğunu, 2016 yılında kurulan şirketin hem merkezinin bulunduğu Marmaris'te hem de Turizm Bakanlığı işlemleri için Ankara'da yürütülen faaliyetleri için tarafından çeşitli tarihlerde davalıya borç verildiğini ve harcamaların bu ödemelerle yapıldığını, davacı tarafından gönderilen ödemelerin başka bir amaçla gönderildiyse bunun açıklamalarının dekontlarda yer alması gerektiğini, gönderildiği iddia edilen meblağların 2019 ve 2020 yıllarına ait olduğunu, bir şirketin ne için gönderildiğini bilmediği bir meblağı geri almak için 3 yıl gibi bir süre beklemesinin hayatın olağan akışı ve basiretli tacir kavramları ile açıklanamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : <br>Mahkemece, davacının, davalıya borç para verdiğini ileri sürdüğü, davalının ise havalelerin daha önceden davacıya verilen borcun ödemesi olduğunu belirterek ödünç ilişkisini inkar ettiği, davalının bu şekilde, karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığını (havale ile para gönderildiğini) kabul etmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının), ileri sürülenden başka olduğunu bildirmek suretiyle gerekçeli inkarda (vasıflı ikrar) bulunduğu, öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere vasıflı ikrar (gerekçeli inkar), bölünemeyen ikrarlardan olduğundan bu durumda ispat yükünün değişmeyeceği, başka bir ifade ile ispat yükünün yine davacıda olduğu, dava konusu edilen dekontta paranın borç olarak gönderildiğine dair herhangi bir açıklama bulunmadığı, davacının iddiasını dekont ile ispat edemediği, banka dekont ve makbuzlarının, davalının hesabına yapılan havaleyi gösterdiği, havale makbuzları üzerinde bu paraların davalıya borç olarak verildiğine dair bir ibare bulunmadığı, davacının paranın gönderilme sebebini ispatlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; karara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı, davalının,  ... ve ailesinin Ankara'daki bürosunda bilumum işlerini yürüten bir çalışanı olduğu,  şirket işlerinde kullanılmak üzere davalıya para gönderildiğini, ancak gönderilen paraların şirket işleri için kullanmadığını, bu sebeple fatura edilmeyen kısımlarının iadesinin istenildiğini, iadeyi gerçekleştirmeyen davalının sebepsiz zenginleşmiş olduğunu, davalının savunmasının mesnetsiz olduğunu, mahkemece deliller incelenmeden davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını istemiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>Dava, davacı şirket tarafından, şirkete ait işler için davalıya gönderildiği ileri sürülen meblağlardan, davalının uhdesinde kalan kısmının iadesi  istemine ilişkindir. <br>Taraflar arasındaki esasa ilişkin uyuşmazlığın çözümünden önce, davada HMK'nın 355. maddesi gereğince kamu düzeni nedeniyle re'sen dikkate alınması gereken usule ilişkin aykırılıkların mevcut olup olmadığının tespiti gereklidir. Usule ilişkin aykırılıklar konusunda da öncelikli olarak ve mahkemece re'sen dikkate alınması gereken husus ise, mahkemenin görevli olup olmadığı sorunudur. Zira görev, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınabileceği gibi, taraflarca da davanın her aşamasında ileri sürülebilir. <br>5235 sayılı  Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 6. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi gereğince, genel görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Asliye Ticaret Mahkemeleri ise özel mahkeme niteliğindedir. <br>01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 4. ve 5'inci maddelerinde ticari dava düzenlenmiş olup TTK'nın 4. maddesine göre bir davanın ticarî dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesince bakılacağı yönünde bir düzenleme bulunması (mutlak ticari dava olması) gereklidir. Aynı Kanun'un 5'inci maddesinde ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği ve Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişkinin de görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan işin, diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiş olup işin ticarî nitelikte olması veya sayılması, davanın ticari dava olarak kabulü için yeterli değildir. <br>Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; her ne kadar davacı bir ticaret şirketi olup tacir ise de, davalı tacir sıfatına haiz değildir. Uyuşmazlık, taraflar arasında havale edilen paranın iadesi isteminden kaynaklanmakta olup, TTK'nın 4. maddesinde öngörülen mutlak ticari davalardan da değildir. Bu durumda, tarafların sıfatına ve davanın niteliğine göre nispi ya da mutlak nitelikteki bir ticari dava söz konusu olmadığından, davada görevli mahkeme, Asliye Ticaret Mahkemesi değil, genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu nedenle davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.<br>         O halde, 6100 sayılı HMK'nın 353/1/a/3. maddesi gereğince, mahkemenin görevli olmadığı halde davaya bakmış olması karşısında, esas yönünden inceleme yapılmaksızın, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak yargılamanın Asliye Hukuk Mahkemesince yapılması için dosyanın mahalline gönderilmesine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.  <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, davanın niteliğine göre Asliye Hukuk Mahkemesince bakılması gerektiği halde mahkemece davanın reddine kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, HMK’nın 353/1/a/3. maddesi uyarınca Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/10/2022 tarih, 2022/451 Esas ve 2022/874 Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,<br>2-Yargılamanın yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-Peşin alınan istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine,<br>4-İstinaf kararının yerel mahkemesince taraflara tebliğine, <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 12/12/2024 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.<br><br>Başkan <br>  ¸e-imzalıdır  <br>Üye<br> ¸e-imzalıdır   <br>Üye <br> ¸e-imzalıdır   <br>Katip <br> ¸e-imzalıdır   <br>  <br> <br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"89018ccb9bd9ac15","SID":"075762f439fc0890"}}