{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1127 <br>KARAR NO:2024/1773<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:22/12/2020<br>NUMARASI:2019/196 Esas -  2020/812 Karar<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/12/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanmış bulunan 01 Ekim 2014 yürürlük tarihli distribütörlük sözleşmesi olduğunu, “Sözleşme” kapsamında taraflarınca, davalı firmaya ürün satışı yapıldığını, sözleşmede yer alan ödeme koşullarının birinci maddesi uyarınca ürün satışı için düzenlenecek faturaların ödeme vadesinin 120 gün olacağının kararlaştırıldığını, yapılan ürün satışı kapsamında, davalı firmanın Eylül 2018 tarihi itibariyle vadesi geçmiş 1.799.123,45-TL tutarında borcunun oluştuğunu, bu tutarın haricinde, davalı firmanın henüz o tarihte ödeme vadesi dolmamış işbu davaya konu edilen borçlarının da bulunduğunu, davalı firma tarafından sözleşmenin 8.3.maddesi tahtında taraflarına 02.10.2017 tarihli, 1.500.000,00-TL tutarlı ve 08.02.2018 tarihli 1.000.000,00-TL tutarlı, iki adet banka teminat mektubunun teslim edildiğini, her iki banka teminat mektubunun vadesinin 02.10.2018 tarihi olduğunu, davalı firmanın Eylül 2018 itibariyle muaccel borcunun bulunduğunu, davalı firma ile öncelikle şifahi, daha sonra yazılı olarak irtibata geçildiğini, banka teminat mektuplarını derhal yenilemeleri gerektiği, ayrıca mevcut borçları ile ilgili olarak da ödeme planı sunmaları halinde değerlendirileceği bilgisinin iletildiğini, aynı e-mail ile davalı firma yetkilisi davacı firmanın merkezine 27.09.2018 tarihinde toplantı için davet edildiğini, yapılan görüşme sonucunda, davalı firma yetkilisi ....'ın, söz konusu e-maile cevaben ilettiği 25.09.2018 tarihli e-mailinde belirttiği şekilde, banka teminat mektuplarını yenileyeceklerini ve ayrıca ödeme planı sunacaklarını beyan ettiğini, davacı firma tarafından gönderilen 25.09.2018 tarihli ihtarname ile sözleşmenin 8.4. maddesi uyarınca muaccel borcun derhal ödenmesi, aksi halde sözleşmenin esaslı ihlali nedeniyle mevcut tüm borçların muaccel hale geleceğini, mevcut ve muhtemel teslimatların iptal edileceğini ya da erteleneceğini, aynı zamanda banka teminat mektuplarının nakde çevrilerek tüm borçların işlenmiş faizi ile birlikte tahsili yoluna gidileceği davalı firmaya ihtar edildiğini, davalı firma, davacı firmaya göndermiş olduğu 27.09.2018 tarihli cevabi ihtarname ile mevcut borcu ödememeye gerekçe oluşturabilmek için çeşitli mazeretler ileri sürdüğünü, bununla beraber teminat mektuplarını yenileyeceklerini beyan ettiğini, davalı firmanın, söz konusu ihtarnamesinin 4. Maddesinde “Davacı şirket üzerine düşen ödemeleri yapmaya hazırdır” denilmek suretiyle borcun varlığının da kabul edildiğini, davalı firma tüm uyarılara rağmen, 02.10.2018 tarihinde vadesi dolacak olan teminat mektuplarını yenilemediğini, davacı firmaya teslim etmediğini, teminat mektuplarının son vade günü olan 02.10.2018 tarihinde, davacı firmanın görevlendirmiş olduğu yetkilisi bizzat davalı firmanın merkezine giderek, son ana kadar teminat mektubunun teslim edilmesini beklediğini, herhangi bir olumlu gelişme olmadığını, davalı firma yetkilisi ... telefonundan aranmış ise de teminat mektuplarını yenilemeyeceklerini beyan ettiklerini, bu beyan üzerine daha sonra yapılan telefon aramalarına da yanıt vermeme yoluna gidildiğini, son kez uyarı amacıyla 02.10.2018 tarihinde saat 15.40’ da gönderilen e-mail ile teminat mektuplarının nakde çevrilmesi dışında bir seçenek kalmadığının iletildiğini, davacı firmanın tüm iyi niyetli çabalarına rağmen yeni teminat mektuplarının teslim edilmediğini, 02.10.2018 tarihinde banka mesai saatinin bitmesine yakın bir saatte toplam 2.500.000,00-TL tutarındaki teminat mektupları borcun tahsili için nakde çevrildiğini, davalı firmaya gönderilen 08.10.2018 tarihli ve 31.10.2018 tarihli ihtarnameler ile banka teminat mektuplarının nakde çevrilmesi sonrasında sözleşmenin 8.4 maddesi uyarınca muaccel hale gelen diğer mevcut borçların ödenmesi gerektiği ve ayrıca ticari ilişkinin devam edebilmesi için banka teminat mektubu sunulması gerektiğinin ihtar edildiğini, davalı firma tarafından gönderilen cevabi ihtarname ile borcun ödenmemesine gerekçe olarak çeşitli mazeretlerin ileri sürülmeye devam edildiğini, ancak ödeme planı sunulması niyetlerinin olduğunun da belirtildiğini, ne var ki, davalı firma işbu dava tarihine kadar, beyan ettikleri şekilde bir ödeme planını hiçbir zaman sunmadığını, davalı firmanın söz konusu ihtarnamesinin 7. maddesinde “Müvekkil şirket üzerine düşen ödemeleri yapmaya ve teminatları sağlamaya hazırdır” denilmek suretiyle borcun varlığı da bir kez daha kabul ettiğini, borç konusu faturalara ilişkin vade sonuna kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını, ödeme planına ilişkin davalı firma tarafından bir teklif sunulmadığını ve aynı zamanda sözleşme uyarınca sunulması gereken banka teminat mektuplarının da tüm ihtarlara rağmen sunulmadığını taraflar arasındaki sözleşme 07.02.2019 tarihinde gönderilen ihbarname ile davacı firma tarafından feshedildiğini, davalı firma tarafından yapılan tüm ihtarlara rağmen ödenmemiş durumda olan faturalardan doğan asıl alacak toplamının 1.323.257,48-TL’sinin fatura vade tarihlerinden itibaren işlenmiş avans faizi ile birlikte tahsili için ilamsız icra takibinin başlatıldığını, davalı firma tarafından gönderilen ödeme emrine “Herhangi bir borcumuz yoktur” şeklinde bir açıklama ile itiraz edildiğini, bu sebeple takibin durdurulduğunu, davacı firmanın fatura konusu alacaklarının bulunduğu ve davalı firmanın da yukarıda yer alan beyanları ile borcun varlığı kabul edilmişken, bu kez davalı firmanın borcumuz yoktur şeklinde takibe itiraz ettiğini, bunun kötü niyetli ve takibi sürüncemede bırakma amacı taşıdığını, 18.06.2018 tarih, 16.10.2018 vade tarihli ... numaralı 47.487,49-TL tutarındaki faturanın 27.220,81-TL tutarındaki kısmının açık kaldığını, bakiyesi teminat mektuplarının bozulması sonucu tahsil edildiğinden, yalnızca açık kalan bu kısmının takibe konu olduğunu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla öncelikle ihtiyati haciz kararı verilmesine, davalı firmanın ... numaralı icra dosyasından gönderilen ödeme emrine yaptığı haksız ve mesnetsiz itirazının iptal edilmesine ve takibin devamına, davalı firmanın takip tutarının %20’ sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacı firmanın iddia ve beyanlarının haksız hukuka aykırı olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davalı firmanın merkezinin ve adresinin Ankara ilinde olduğunu, sözleşmenin ifa edildiği yerin de Ankara olduğunu, buna istinaden huzurdaki dava konusu uyuşmazlık için yetkili mahkemelerin Ankara Mahkemeleri olduğunu, bu nedenle İstanbul Mahkemelerinde açılan davanın yetkisiz mahkemede açılmış olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini, davacı firmanın yapmış olduğu arabuluculuk başvurusunun da yine yetkisiz bölge nezdinde yapılmış olduğunu, mahkemenize ibraz edilen arabuluculuk tutanağının da belirtildiği üzere iletilen cevapla “Başvurucu tarafın... nezdinde başlatmış olduğu icra takibinde de belirtildiği üzere yetki itirazında bulunduk ve Ankara Mahkemeleri, İcra Müdürlüklerinin yetkili olduğunu bildirdik. Bunun yanında şirketimiz merkezi Ankara da bulunmaktadır. Dolayısıyla açılacak olan davanın da Ankara Mahkemeleri nezdinde açılması gerekmekte olup arabuluculuk için Ankara nezdinde görüşme yapılmalıdır. Bu nedenle İstanbul ili sınırları içerisinde bulunan arabuluculuk görüşmesine katılmamız mümkün değildir. Eğer ki Ankara ili sınırları içerisinde bir arabuluculuk görüşmesi yapılması halinde anlaşma hususu değerlendirilecektir.” ifadelerinin açıkça bildirildiğini, ancak tüm bunlara rağmen hukuka aykırı, yetkisiz bir işlem yapılmak suretiyle dava açıldığını, hukuka uygun arabuluculuk görüşmesi yapılmaması nedeniyle de davanın reddedilmesi gerektiğini, davacı firma, taraflar arasında imzalanan distribütörlük sözleşmesine aykırı davranışlarda bulunduğunu, dolayısıyla da ahde vefa ilkesine aykırı davranmış olduğunu, taraflar arasında imzalanan distribütörlük sözleşmesine istinaden BD’nin görev ve yükümlülükleri bölümü 7.1.1. maddesinde “... tarafından sipariş verilen ürünleri karşılamak için ve makul olan en kısa sürede ürünleri teslim etmek için çaba göstermeyi taahhüt eder.” düzenlenmesinin bulunduğunu, yine sözleşmenin ödeme koşulları bölümünde “... tarafında ...’ ye ödeme, fatura tarihinden itibaren 120 gün içerisinde, ... tarafından belirlenen hesaba elektronik havale yoluyla faturalanmış para birimi üzerinden yapılacaktır.” hükmünün yer aldığını, bu hususun davacı firmanın dava dilekçesinde de açıkça belirtildiğini, davacı firma tarafından söz konusu sözleşme hükümlerinin usulüne uygun olarak yerine getirilmediğini, davalı firma tarafından sipariş edilen ürünlerin teslimi için davacı firma tarafından çaba gösterilmesi taahhüt edilmesine rağmen sipariş edilen ürünlerin faturaları hemen gönderildiği halde davacı firma tarafından ürünler fatura tarihinden 3 -4 hafta sonra teslim edildiğini, dolayısıyla da sözleşmede belirtilen 120 günlük vadeli ödeme olayı kasten hatalı olarak uygulandığını ve davalı firmanın açıkça zarara uğratıldığını, davacı firma, imzalanan distribütörlük sözleşmesine aykırı olarak etik ilkelere, eşit işlem ilkelerine aykırı olarak davrandığını, haksız rekabet ortamının doğmasına yol açtığını, bu bağlamda davacı firma, diğer bayilere eşit işlem koşullarına aykırı olarak distribütör olan davalı firmadan daha düşük tutarlardan ürün vermiş ve mal fazlası ya da promosyon adı altında avantajlar sağlandığını, davacı firma çalışanları tarafından hukuki ve steril koşullara aykırı olarak iki orijinal ürün birleştirmek suretiyle yeni bir orijinal ürün görüntüsü sağlanarak haricen düşük fiyatlarla piyasaya sürüldüğünü, bu durumda haksız rekabet koşulları oluşturularak davalı firmanın ticari itibarının sarsıldığını, sözleşmeye istinaden davacı firmanın onayı doğrultusunda girilen ihalelerde sağlanması gereken ürün tedarikinde sürekli olarak davacı firmadan kaynaklanan gecikmelerin yaşandığını ve davalı firmanın ihalelerde ceza almasına yol açtığını, davacı firmanın, davalı firmaya yaşatmış olduğu sıkıntılar ve sözleşmeye aykırı olan davranışları defalarca davacı firmaya bildirilmesine rağmen herhangi bir şekilde sıkıntıların giderilmesi için çaba sarf edilmediğini, tam tersine davalı firmanın zararına olan faaliyetlerine devam edildiğini, dolayısıyla da davacı firma ahde vefa ilkesine açıkça aykırı davranmakta olmasına rağmen huzurdaki davayı açma gereği duyduğunu, bu nedenle de davanın reddedilmesinin gerektiğini, teminat mektuplarının haksız olarak bozdurulduğunu ve davalı firmanın kasıtlı olarak zarara uğratıldığını, distribütörlük sözleşmesine göre “İşbu sözleşmenin herhangi bir nedenle feshedilmesi halinde distribütör tarafından...’ye borçlanılan tüm tutarlar derhal muaccel ve tahsili mümkün hale gelecektir.” hükmü bulunmakta olup teminat mektuplarının nakde çevrilmesi ve muaccel olmayan borçların da tahsil edilebilir hale gelmesi için taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmesi gerektiğini, ancak teminat mektuplarının nakde çevrildiği tarih itibariyle taraflar arasındaki sözleşme feshedilmediği gibi davalı firma muaccel olmayan alacaklarının da haksız olarak tahsil edildiğini ve davalı firma kasıtlı olarak zor duruma düşürüldüğünü, bu konu ile ilgili tanıklarımızın dinlenmesi banka kayıtlarının celp edilmesi ve de tarafların ticari defterleri incelenmesi halinde iddialarımızın haklılığı açıkça ortaya konulacak ve teyit edileceğini, dolayısıyla da davacı firma tarafın dava dilekçesinde belirtmiş olduğu tüm iddialar gerçeği yansıtmamakta olup haksız ve dayanaktan yoksun olduğunu, davacı firma, gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmak suretiyle mahkemeyi de de yanıltmakta olup haksız bir kazanç sağlamaya çalışmakta olduğunu, bu nedenle de davanın reddedilmesinin gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Davacı tarafından davalıya 25/09/2018 keşide tarihli Beyoğlu... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiği ve ödenmemiş 1.799.123,45-TL muaccel borç bulunduğunun, borcun derhal ödenmemesi halinde sözleşmenin 8.4 maddesi uyarınca muaccel olmamış borçların da muaccel hale geleceğinin, teslimatların iptal edileceğinin ya da erteleneceğinin, teminat mektuplarının nakde çevrileceğinin ihtar edildiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafça bu ihtarnamaye  karşı  27/09/2018 keşide tarihli Ankara ... Noterliğinin... yevmiye numaralı ihtarnamesi gönderilmiş ve davacı yanın bayiler arasında eşit işlem yapmadığı, teslimattan önce fatura gönderilmesi nedeniyle muacceliyet sorunu yaşandığı, ürün tedarikindeki gecikmelerden ötürü davalının girdiği ihalelerde sorun yaşandığı,  ödemelerin planlanmasına yönelik görüşmeler yapmak yerine teminat mektuplarının nakde çevrilmesi yoluna gidilmesinin karşılıklı ticari güveni zedelediği, teminat mektupların vadelerinin uzatılması için de bankalar nezdinde girişimler yapıldığı belirtilmiştir. Davalı şirket ticari defter ve kayıtlarında yapılan mali bilirkişi incelemesi neticesinde; davalının ilk ihtarnamenin keşide edildiği tarih itibariyle davacıya 3.820.816,46-TL(muaccel ve muaccel olmayan) borçlu göründüğü, 30/12/2018 tarihinde davacı aleyhine borç kaydettiği 1.800.000,00-TL tutarındaki ve 1.000.000,00-TL tutarındaki iki kalem ile takip tarihi itibariyle davacıya olan borç bakiyesini 1.020.816,46-TL ye düşürdüğü anlaşılmıştır. Davacı şirket ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde; davacının davalıdan ilk ihtarname tarihi itibariyle 3.823.257,48-TL(muaccel ve muaccel olmayan) alacaklı göründüğü, 02/10/2018 tarihinde nakde çevrilen iki teminat mektubunun toplam bedeli olan 2.500.000,00-TL nin kaydı ile  takip tarihi itibariyle alacak tutarının  1.323.257,47-TL ye düşürdüğü anlaşılmıştır. Taraf defterleri arasındaki temel fark davalı tarafından 30/12/2018 tarihinde kaydedilen toplam 2.800.000,00-TL ile davacı tarafından 02/10/2018 tarihinde kaydedilen  2.500.000,00-TL arasındaki 300.000,00-TL den kaynaklanmaktadır. Davalı tarafça davacı aleyhine fazladan kaydedilen bu 300.000,00-TL nin dayanağı sunulmamış ve açıklanmamıştır.  Bu fark haricinde tüm faturalar ve ödeme kayıtlarının taraf defterlerinde karşılıklı olarak mevcut oldukları görülmektedir. Davacı tarafından davalıya 25/09/2018 keşide tarihli Beyoğlu... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiği ve ödenmemiş 1.799.123,45-TL muaccel borç bulunduğu ihtar edilmiştir.Taraflar arasındaki sözleşme ile vadeler fatura tarihinden itibaren 120 gün olarak kararlaştırılmıştır. Buna göre ihtarname tarihinden geriye doğru 120 gün öncesindeki taraf defter ve kayıtlarına bakıldığında; 23/05/2018 tarihi itibariyle davacının muaccel alacak tutarı; davacı defterlerine göre  3.774.123,45-TL; davalı defterlerine göre 3.771.682,44-TL dir. Buna göre davacının ihtarnameye konu ettiği muaccel alacak tutarı, kayıtlardaki alacak tutarından düşüktür. İhtarname ile talep edilen tutar muaccel tutar olduğu gibi sözleşmede belirli vade kararlaştırılmış olması nedeniyle aynı zamanda davalının mütemerrit olduğu tutardır. Taraflar arasındaki sözleşmenin  8.4 maddesi uyarınca muccael borcun ödenmemesi halinde, davacının muaccel olan olmayan tüm borçların ödenmesini talep edebileceği kararlaştırılmıştır. Davalı yanın cevabi ihtarnamesinden borcun ödenmediği ve sözleşmenin esaslı şekilde ihlal edildiği de anlaşıldığına göre,  davacının  muaccel olan ve olmayan tüm borçların tahsili için teminat mektuplarını nakde çevirmesinde sözleşmeye aykırılık bulunmamaktadır.Taraflar arasındaki sözleşmenin 8.3 maddesine ve EK-5/3a maddesine göre; davacı taraf tüm ödemelerin güvencesini sağlamak üzere davalı yandan teminat mektubu isteyebilir, davalı bu güvenceyi sağlamayı taahhüt etmiştir.Nakde çevrilen teminat mektuplarından sonra, davacı tarafça sözleşmenin anılan maddesi uyarınca yeni teminat mektubu sunulması istenmiş, davalı tarafça taahhüt yerine getirilmemiştir.Davacı taraf 07/02/2019 keşide tarihli Beyoğlu...Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin 16.1 maddesine dayanarak derhal fesih hakkını kullanmış ve sözleşmeyi feshetmiştir.Yukarıda yapılan tüm saptamalar çerçevesinde; davalının biri esaslı ihlal olmak üzere sözleşmeye iki kez aykırı davrandığı; sözleşmenin 16.1 maddesi ile taraflardan herhangi birinin sözleşmeyi esaslı bir şekilde ihlal etmesi veya sözleşmeye ikinci kez aykırı davranması halinde, mağdur tarafın sözleşmeyi derhal feshedebileceğinin kararlaştırıldığı, buna göre davacının sözleşmeyi derhal fesih hakkının doğduğu, feshin haklı ve geçerli olduğu tespit edilmiştir. Yaptırılan mali bilirkişi incelemeleri ile; davacının davalıdan takip tarihi itibariyle ödenmemiş  1.323.257,48 TL asıl alacak, 51.585,56 TL (taleple bağlılık ilkesi gereği) işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.374.843,04-TL  alacağının bulunduğu,  davacının asıl alacağına takip tarihinden itibaren, 3095 sayılı yasa gereği yıllık %19,50 oranından başlayacak değişen oranlardan ticari avans faizi işletilmesini talep edebileceği anlaşılmış, davanın kabulüne, alacak likit olduğundan, davalının alacağın %20 si oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına , ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme nezdindeki yargılamada ileri sürülen beyan ve delillerin değerlendirilmediğini, mahkeme kararının eksik inceleme neticesinde verildiğini, 19.11.2019 tarihli duruşmada \"HMK’nın 140/5 maddesi gereğince iki haftalık kesin süre verilmesine, Davalı vekilinin mazeretinin kabulüne ve celse zaptının duruşma günü ile birlikte davalıya tebliğine” karar verildiğini ancak söz konusu bu ara karara rağmen celse zaptının tarafların tebliğ edilmediğinden delillerini bildirmek için verilmiş 2 haftalık sürenin başlamadığını, celse kaybına neden olmayacak şekilde 20.12.2019 tarihli UYAP sistemi üzerinden gönderilen dilekçe ile delilerin ve tanıklarının bildirildiğini ancak mahkeme tarafından bildirmiş olduğu tanık ve deliller değerlendirilmeden dosyanın Bilirkişiye gönderilmiş ve hatalı bir şekilde rapor hazırlandığını, buna müteakip 22.09.2020 tarihli duruşmada delillerin toplanması ve hazır olan tanıkların dinlenmesi talep edilmesine rağmen yerel mahkemece söz konusu taleplerin herhangi bir gerekçe belirtilmeksizin reddedildiğini, davacının, taraflar arasında imzalanan distribütörlük sözleşmesine aykırı davranışlarda bulunduğunu, dolayısıyla da ahde vefa ilkesine aykırı davrandığını ancak davacı tarafından taraflar arasında imzalanan distribütörlük sözleşmesine istinaden ...’nin görev ve yükümlülükleri bölümü 7.1.1. maddesinde ve yine Sözleşmenin ödeme koşulları bölümünde söz konusu sözleşme hükümleri usulüne uygun olarak yerine getirilmediğini, sözleşmede belirtilen 120 günlük vadeli ödeme olayı kasten hatalı olarak uygulanmakta ve davacı şirketin açıkça zarara uğratıldığını, tüm bunların yanında davacının, imzalanan ... Sözleşmesine aykırı olarak etik ilkelere, eşit işlem ilkelerine aykırı olarak davranmış haksız rekabet ortamının doğmasına yol açtığını ancak mahkemece uyuşmazlık ile ilgili tüm iddiaların değerlendirilmediğini, bu nedenle de kararın istinaf incelemesi neticesinde iptal edilerek davanın reddine teminat mektuplarının nakde çevrilebilmesi için ön şart olarak taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmesi gerektiğini, davacı tarafından sözleşme şartlarına aykırı olarak teminat mektupları haksız olarak bozdurulmuş ve davalı şirketin kasıtlı olarak zarara uğratılmış olduğunu, sözleşmeye istinaden davalı şirket tarafından Davacı tarafa, ... Bankası ... Şube Müdürlüğü’ne ait 1.000.000,00-TL ve 1.500.000,00-TL olmak üzere toplam 2.500.000,00-TL tutarında iki adet teminat mektubu verildiğini, teminat mektuplarının sürelerinin bitmesi üzerine Davacı tarafından sürelerinin uzatılması ya da yenilerinin gösterilmesi talep edilmiş bunun üzerine davalı şirket tarafından 28.09.2018 tarihinde Bankaya başvurulmuş ve teminat mektuplarının süreleri 02.10.2019 tarihine kadar uzatılmış ancak davacı tarafından söz konusu uzatılan Teminat mektupları yetkili kimseler eliyle teslim alınmadığı gibi aynı tarih itibariyle de teminat mektupları haksız bir şekilde nakde çevrilmiş ancak Teminat mektuplarının nakde çevrildiği tarih itibariyle taraflar arasındaki sözleşme feshedilmediği gibi davalının muaccel olmayan alacakları da haksız olarak tahsil edilmiş ve davalının kasıtlı olarak zor duruma düşürülmüş olduğunu, bu konu ile ilgili tanıkların dinlenmesi gerekmekte olup Banka kayıtlarının celp edilmesi gerektiği halde mahkemece söz konusu hususlarda herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığını, bilirkişi raporlarının çelişkili olup söz konusu çelişkiler giderilmeksizin hatalı bir şekilde karar verildiğini, 24.07.2020 tarihli Bilirkişi Raporunda ise bu konuda temerrüdün usulüne uygun olup olmadığı, usulüne uygun ise hangi fatura alacaklarına ilişkin olduğu ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmaksızın direkt olarak tüm faturalara ilişkin alacakların temerrüde düştüğü varsayılarak faiz hesaplaması yapıldığını, davacı tarafın talep etmiş olduğu alacak ile ilgili müvekkilin usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmüş olduğundan bahsedilemeyeceğini, bu nedenle de davacı tarafın faiz talebinin herhangi bir hukuki geçerliliği bulunmadığını, faiz hesaplamalarının da hatalı olup faiz alacağına ilişkin hesaplamanın herhangi bir dayanağı ve altyapısı bulunmadığını, Bilirkişi Raporunda da açıkça ifade edildiği üzere taraf defterleri arasındaki 300.000,00-TL farkın neden kaynaklandığı konusunda herhangi bir açıklama yer almadığını, bunun da Bilirkişi Raporunun eksik hazırlandığını açıkça gösterdiğini, dolayısıyla eksik hazırlanan bilirkişi raporları hükme dayanak alınamayacağını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, ticari satım sözleşmesi kapsamında faturadan kaynaklanan alacağın tahsili istemi ile başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının sözleşmeye aykırı davranışları bulunup bulunmadığı, haksız rekabete neden olup olmadığı ve teminat mektuplarının usule aykırı olarak nakde çevrilip çevrilmediği noktasındadır.Taraflar arasında, 01/10/2014 yürürlük tarihli distribütörlük sözleşmesi imzalanmıştır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında,... sayılı takip dosyasında, \"faturadan kaynaklanan alacak\" sebebine dayalı olarak 1.323.257,48 TL asıl alacağın, 51.585,56 TL işlemiş faiziyle birlikte tahsili istemiyle 21/02/2019 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222/2,3. Maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.Bilirkişi aracılığıyla incelenen davacı ticari defterlerine göre, takip tarihi itibariyle davalıdan 1.323.257,48 TL alacaklı durumdadır. Davalı ticari defterlerine göre ise, davacının takibe konu faturalar dahil tüm faturaları davalının kayıtlarında yer almakta olup, takip tarihi itibariyle davacıya 1.020.816,46 TL alacaklı görünmektedir.Taraf ticari defterlerindeki mutabakatsızlık, davalının 2017 yılına ilişkin virman açıklamalı 2.441,01 TL bedelli son muhasebe fişi ile 2.500.000,00 TL bedelle nakde çevrilen teminat mektuplarının davalı tarafça 2.800.000,00 TL olarak kayıtlı olmasından kaynaklanmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 64/2. Maddesine göre , Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde tacirin bu yükümlülüğü belgeleme ve kaydın belgeye(evrak-ı müsbiteye) dayanması(belge yoksa kayıtta yoktur) ilkesine dayandırılmıştır. Davalının ticari kayıtlarında, davacının 2017 yılına ilişkin 2.441,01 TL bedelli virman işlemi ile teminat mektuplarının nakde çevrilmesine ilişkin 300.000,00 TL borçlandırıldığı işlemlerin, davacının ticari defterinde karşılığı bulunmadığından ve bu miktara ilişkin TTK'nın 64/2. Maddesinde düzenlenen ilkeye uygun bir belge de sunulmadığından davalının 302.441,02 TL yönünden ticari kayıtlarına itibar etme olanağı yoktur.Bu açıklamaya göre, davalı ticari defterlerinde gerekli düzeltme yapılarak davalının kayıtlarında görünen ve dayanağı ispatlanamayan 302.441,02 TL tutarındaki davacıyı borçlandırıcı kayıt çıkarıldığında taraf ticari defterleri tam mutabık hale gelmekte olup, sonuç itibariyle davacının takibe konu faturalar nedeniyle 1.323.257,48 TL alacağı bulunmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 117. maddesine göre, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.Davaya konusu sözleşmenin ifasına ilişkindir.Taraflar arasındaki sözleşmenin EK 5 1. maddesinde ödeme vadesi fatura tarihinden itibaren 120 gün olarak belirlenmiştir. Bu durumda temerrüt söz konusu sürenin geçmesiyle gerçeklemiş olacaktır. Buna göre de bilirkişi tarafından temerrüt faizi 57.241,13 TL olarak hesaplanmıştır. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince faiz yönünden de taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Davalı tarafça, davacının distribütörlük sözleşmesine aykırı olarak etik ilkelere, eşit işlem ilkelerine aykırı davranışlarının haksız rekabete yol açtığı, ürün tedarikinde sağlanan gecikmelerin ihalelerde ceza almasına neden olduğu, teminat mektubunun haksız yere nakde çevrildiği, tanıklarının dinlenmediği, delillerinin toplanmadığı ileri sürülmüştür. Ancak, davacının sözleşmeye aykırı davrandığı iddiaları ürün teslimine ve teslim edilen ürünlerin niteliğine ilişkin değildir. Dolayısıyla davalının ileri sürdüğü bu hususlar davacıya olan borcunu sona erdirir nitelikte değildir.Teminat mektubunun haksız yere nakde çevrildiği iddiası bakımından ise, taraflar arasındaki sözleşmenin Ek 5 3b maddesindeki distribütörün taraflar arasında yapılan ödeme planı altında gerekli olan ödemeleri yapmaması halinde sözleşmenin (muacceliyete ilişkin) 8.4 maddesinin uygulanacağı şeklindeki düzenlemesi ve davalının muaccel borçları bulunduğu nazara alındığında davalının bu iddiası yerinde değildir. Bu açıklamalara göre de, senetle ispat sınırı da değerlendirildiğinde eldeki davada tanık dinlenmesi mümkün olmayıp, davalının toplanmadığını iddia ettiği delillerin de sonuca etkisi bulunmamaktadır.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 23.478,88 TL harcın, alınması gerekli olan 93.915,52 TL harçtan mahsubu ile bakiye 70.436,64‬ TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.05/12/2024\t\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9187db0610145f89","SID":"0c7fe259a319ee4b"}}