{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO:2024/1273 Esas<br>KARAR NO:2024/2030<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:17/04/2024<br>NUMARASI:2024/124 E. - 2024/275 K.<br>DAVA:Tazminat<br>DAVA TARİHİ:22/11/2010<br>TALEP:YARGILAMANIN YENİLENMESİ <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/12/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı  ile ... Şti. 'nin ve ... Şti. 'nin ve ... Şti'nin ortağı olduğunu, davacının ortağı olduğu şirketler ile ... A.Ş. arasında 1995 - 2007 yılları arasında ... alım satımına ilişkin oldukça yoğun bir ticari ilişkinin gerçekleştiğini, davacının davalı ile hiç tanışmadığını, aralarında herhangi bir mal yada para alışverişi olmadığını, davalıyı aleyhine yapılan icra takipleri sonrasında öğrendiğini, davalının 13/01/2007 tanzim tarihli 24/04/2007 vade tarihli 2.000.000,00 TL bedelli bono ile 14/01/2007 tanzim tarihli 24/04/2007 vade tarihli 2.000.000,00 TL bedelli bonoya ilişkin olarak ... ve yine ... sayılı takip dosyaları ile müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, oysaki ... Şti.'nin ve .... Şti.'nin ve yine .... Şti. ile ... A.Ş arasında gerçekleşmiş ancak söz konusu ticari ilişki sebebiyle 24/04/2007 tarihi itibariyle birçok çek verilmiş ve birçok ödemenin yapılmış olduğunu, ancak davacının ortağı olduğu şirketlerin dahi ... A.Ş.'ye hiçbir zaman 4.000.000,00 TL gibi bir miktarda borcunun olmadığını, davalının davacıya ait bu senetleri ne şekilde ele geçirdiğini bilmediğini, davalıya 13/01/2007 tanzim tarihli 24/04/2007 vade tarihli 2.000.000.,00 TL bedelli bono ile 14/01/2007 tanzim tarihli 24/04/2007  vade tarihli 2.000.000,00 TL bedelli bonolara istinaden başlatılan ... sayılı takip dosyası ve yine ... sayılı dosyaları ile ilgili olarak davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacıdan haksız yere tahsil edilen paralarla ilgili olarak istirdat haklarının saklı tutulmasına, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davayı kabul etmediğini,davaya konu uyuşmazlığın TTK'da düzenlenen bonodan kaynaklandığı için ticari dava niteliğinde olduğunu, görevli mahkemenin de Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, belirterek iş bölümü itirazında bulunmuş, İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesince 2010/502 Esas 2011/266 Karar sayılı karar ile davalı vekilinin iş bölümüne yönelik itirazının kabulüne dosyanın Nöbetçi İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine dair karar verilerek dosya mahkememize tevzi edilmiştir.Davalı vekili davacı yanı adli müzaharet talebini kabul etmediğini, eksik harcın ikmali gerektiğini, davacının adli müzahare talebinin samimi olmadığını, kötü niyetli olduğunu, taraflar arasında görülmekte olan bir kısım davalarda davacının tamamen zıttı beyanlarda bulunduğunu, eksik harcın ikmali gerektiğini, ve ayrıca haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.Mahkemenin 2011/506 esas, 2012/270 karar, 03/12/2012 tarihli kararı ile; davacının davasını 40.000,00 TL üzerinden açtığı ancak takibe konu borçlu olmadığını talep ettiği senetlerin bedelinin 4.000.000,00 TL olarak belirtildiği ve bunun tazminin talep edildiği, davacı tarafça harç ikmaline yönelik eksikliğin verilen kesin süreler içerisinde giderilmediğinden 6100 sayılı HMK.nun 114,115 ve 120. maddeleri uyarınca iş bu davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, mahkememiz kararı davacı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2013/4941 esas 2013/8615 karar sayılı  13/05/2013 tarihli ilamı ile ; \"Mahkemece verilen kesin süre içerisinde eksik peşin harcın tamamlanmaması nedeniyle 492 sayılı Harçlar Kanununun 30., HMK'nun 447/2 maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 150. maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi ve böylece anılan Yasa hükmünde belirtilen 3 aylık süre içerisinde eksik peşin harcın yatırılması halinde dosyanın yenilenerek muameleye konulması olanağının davacıya tanınması gerekirken bu yönler gözetilmeksizin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.\" gerekçesiyle bozularak gelmiş ve Yargıtay bozma ilamı uyularak yapılan yeniden yargılama neticesinde mahkemenin 2013/290 esas, 2017/1428 karar sayılı 22/11/2017 tarihli karar ile,  Vasi ...'ın 22/11/2017 tarihli dilekçesi ile davacının vasisi olarak davadan ve temyizden feragat ettikleri beyanı karşısında davadan feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.Yargılamanın yenilenmesini talep eden davacı vasisi ...12/02/2024 tarihli dilekçesi ile; babasının Büyükçekmece 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/229 esas 2017/230 karar  sayılı dosyasından verilen karar ile vesayet altına alındığını, babasına ilk önce kardeşi ...'ın daha sonra ise kendisinin vasi olarak tayin edildiğini, mahkememiz dosyasında kardeşinin vasi olarak görev yaptığı dönemde Büyükçekmece 4.Sulh Hukuk Mahkemesinden usulüne uygun izin ve denetim makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesinden onay almadan eldeki davadan feragat ettiğini, yasal ve usulü prosedüre uyulmadan yapılan feragatin geçerli olmadığını, davadan feragate ilişkin dilekçenin aynı zamanda davalının vekiline ait hukuk bürosunun antetli kağıdı kullanılarak verildiğinden vasi olan kardeşinin yanlış yönlendirildiğini veya iradesinin hata hile ve ikrah gibi nedenlerle yanıltıldığını ve sakatlandığını, bu nedenlerle vesayet makamının onayı alınmadan, duruşma açılmadan, hukuki dinlenilme hakkı kullandırılmadan ve ayrıca kısıtlıyı dinlemeden savunma hakkının kısıtlanması, feragat dilekçesinde davalı vekiline ait ofisin antetli kağıdının kullanılması ve hukuki sonuçları hakkında yeterince bilgilendirilmemesi, ayrıca feragatin neye ilişkin olduğu hususunda dilekçede ayrıntılı beyan bulunmadığı, haklı bulunduğu ve subut bulan bir davada tasarrufun iptali davasında diğer 3.şahısları mağdur edici bu feragat dilekçesi gözönünde bulundurulduğunda HMK 375/1-H bendi ve yasal düzenlemeler gereğince yargılamanın yenilenmesi şartlarının oluştuğunu beyanla yargılamanın iadesi talebinin kabulüne, ... ve ... sayılı takip dosyaları ile ilgili hileli işlemlerde gözetilerek cebri icra işlemlerinin tedbiren durdurulmasına, davanın kabulü ile her iki takip dosyasından borçlu olmadıklarının tespitine, asıl alacağın %100'ünden az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemenin 26/02/2024 tarihli ara kararı ile mahkememiz nihai kararının verilmesinden öcne vasi ...'a vesayet makamı tarafından davadan feragat için yetki verildiği dikkate alınarak ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Yeniden Yargılama talep eden 3.kişiler vekili dilekçesinde özetle; ..., ... ve ...'ın satın aldıkları taşınmazlarla ilgili ...'nun 13/01/2007 tanzim 24/04/2007 vade tarihli 2.000.000 TL bedelli bono ile 14/01/2007 tanzim 24/04/2007 vade tarihli 2.000.000 TL bedelli bonolara istinaden başlatılan İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... ve ... esas sayılı dosyaları ile ...'tan alacaklı olduğunu, ...'ın kendisinden mal kaçırmak maksadı ile taşınmazlarını devrettiğini beyanla tasarrufun iptali davaları açıldığını, daha sonra ortaya çıkan vakıa ve deliller ile davalı ...'nun ... ile birlikte hareket ederek gerçek bir alacak olmamasına rağmen ilgili bonoları düzenledikleri daha sonra da icra takipleri başlatıp davalar açarak müvekkillerini ve dava dışı diğer kişileri mağdur ettiklerini, borçlandırıp mülklerini satışa çıkarttıkları, haksız menfaat teminine yönelik muvazaalı işlemler yaptıklarını, ... ve ...'nun bedelsiz bonolar düzenleyip bütün bu işlemleri yaptıktan sonra bir anlığına anlaşmazlığa düşüp mahkememizde görülen menfi tespit davasını açtıklarını, bu aşamada tekrar anlaşıp ...'ın ...'nun vekili tarafından hazırlanan hukuk bürosu antetli dilek ile davadan feragat ettiğini ve yeniden birlikte hareket ettiklerini, bu nedenlerle öncelikle ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü ile ...(Eski ...) ve ... (Eski ...) sayılı dosyaları ile taşınmazların satılmasına yönelik icra işlemlerinin durdurulmasına dair tedbir kararı verilmesini, ilgili bonolar ve bunlara istinaden başlatılan icra dosyaları ile ilgili ...'ın feragati ve feragat nedeniyle davanın reddine yönelik verilen ilamın HMK mad.376 kapsamında iptali ile ...'ın davalı ...'na borçlunun bulunmadığının tespitine, müvekkillerinin ilgili icra dosyalarındaki borçlu kadının terkinine, söz konusu takip ve bonoların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Yargılamanın iadesi talebine itiraz eden davalı vekili dilekçesinde özetle; vesayet makamı tarafından husumete izin verilmediğinden vasinin ancak vesayet makamından izin almak koşuluyla kısıtlı adına dava açabileceğini, yine taraf sıfatı bulunmayan ..., ... ve ... vekili tarafından da talepte bulunulduğu görülmüş ise de, hükmün iptalini isteyebilecek üçüncü kişilerin ya davanın taraflarından birisinin alacaklıları, ya aleyhine hüküm verilenlerin yerin geçenler olabileceğini, bu nedenlerle yasanın aradığı anlamda dava açma ehliyetine sahip olmadıklarını, HMK 377/1-c maddesine göre yargılamanın iadesini talep süresinin hilenin farkına varıldığı tarihten itibaren 3 ay olduğunu, vesayet makamının 16/11/2018 tarihli ek kararı ile vasi ...'ın vasilik görevine son verilerek ...'ın vasi olarak atandığı ve dilekçesinde vasi olarak atandıktan sonra dava dosyalarına inceleme ve araştırma yaptığını ikrar etmesi karşısında 3 aylık kanuni hak düşürücü süre geçtikten sonra yargılamanın iadesi talebinin yapıldığını, yargılamanın yenilenmesi talebi ayrı bir dava niteliğinde olup harcın tamamlattırılması gerektiğini, ileri sürülen sebeplerin HMK 375 maddesinde tahdidi olarak sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerini karşılamadığını, yargılamanın iadesi talebini içeren dilekçe ile yalnızca vasi ...'ın feragat yönündeki iradesinin hile sakatlandığı iddia edilmekle birlikte davacı asilin kayıtsız ve şartsız nitelikteki açık ve kesin irade açıklamasını içeren feragat beyanı konusunda herhangi bir şekilde irade sakatlığı iddiası ileri sürülmediğini, vesayet makamının davadan feragata izin verilmesi konusundaki 07/07/2017 tarihli kararının davacı asilin bu konudaki talep, izin ve irade açıklamasına dayalı olduğu, davalı tarafından davacının ve/veya vasinin davadan feragat etmesine neden olabilecek herhangi bir hileli davranışta bulunulmadığını, vesayet makamınca davacı asilin/kısıtlının talebi ve açık irade beyanı doğrultusunda vasiye davadan feragat konusunda izin ve yetki verildiğini, bu nedenlerle davanın usulden ve aksi halde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; \"Talepte bulunan üçüncü kişiler özetle esas davaya konu bonoların ve muvazaanın hileli olduğunu ve kendi zararlarına yapılan işlemler olduğunu ileri sürerek hükmün iptalini istemektedirler. Bilindiği üzere, yargılamanın yenilenmesi olağanüstü bir kanun yolu olup, ilgililerin başkaca olağan yollara müracaat etmeleri mümkün ise yargılamanın yenilenmesi talep edilemez.Üçüncü kişiler vekili temelde, esas davaya konu ... ve... sayılı dosyalarına dayanak bonoların hileli düzenlendiğini ileri sürmektedir. Bu husus yargılamanın yenilenmesi talebi ile dinlemez. Zira bu husus ancak üçüncü kişiler tarafından, bonoların alacaklısı ve borçlusuna karşı açılması gereken TBK 19. Maddesine göre ayrı bir muvazaa davasının konusu olabilir. Yani eldeki menfi tespit davası hiç açılmasa idi, üçüncü kişiler nasıl ki TBK 19. Maddesine göre muvazaa davası açmak zorunda iseler, eldeki davanın kesinleşmesinden sonra dahi haklarını bu surette dermeyan etmeleri mümkündür. Eldeki davada, davacı feragat etmese idi ve netice itibari ile davacı davayı kaybetse ve davalıya borçlu olduğu kesinleşse idi, bu husus ancak bononun tarafları açısından sonuç doğuracak idi. Yani davacıyı borçlu gösteren,  kesinleşmiş menfi tespit davasına rağmen üçüncü kişiler, TBK 19. Maddesine göre ayrı bir dava ile muvazaa ileri sürmesi imkan dahilinde olduğundan ayrı bir muvazaa davasında dinlenebilecek iddialar yargılamanın yenilenmesi gibi istisnai bir düzlemde ele alınamaz.Yukarıda izah edilen sebeplerle her iki yargılamanın iadesi taleplerinin de HMK 379/2. Maddesine göre reddine,\" karar verilmiştir.Yargılamanın yenilenmesini talep eden asıl dava davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;-Müvekkil ...'un elektrik tesisatları işi ile iştigal eden bir saygın bir iş adamı olduğunu, Müvekkilinin yaptığı iş sebebi ile elde ettiği kazancını değerlendirmek ve yatırım yapmak amacıyla dava dışı ....’u bularak taşınmaz almak istediğini beyan ettiğini, bunun üzerine dava dışı ...'un, müvekkili ...’a bütçesine uygun Bayrampaşa’da dükkan nitelikli taşınmazının ve Beylikdüzü’nde dairelerinin olduğunu dilerse bu dükkanı ve daireyi kendisine satabileceğini beyan etmesi ve yapılan pazarlık üzerine İstanbul İli, Bayrampaşa ilçesi,... Mah. 420 ada, 787 parsel sayılı bodrum kat 5 nolu bağımsız bölüm nitelikli taşınmazı 120.000,00 TL bedel ile İstanbul İli, Büyükçekmece 2. Bölge Ada ... Mevkii, ... ada ... parsel, .. Blok ... kat, daire ... nolu meskenin 121.000,00 TL bedel ile alım satımı üzerinde anlaştıklarını, Müvekkilinin, söz konusu taşınmazları satın almak için 30.05.2007 tarihinde ... Bankası A.Ş.’ye kredi müracaatında bulunduğunu ancak taşınmazlar üzerinde ipotek olduğunun müvekkiline bildirildiğini, bunun üzerine dava dışı eski tapu maliki, ipoteğin fekki için gerekli girişimlerde bulunduğunu ve ipoteği kaldırttığını,  ipotek kaldırılıp taşınmaz takyidatından temizlendikten sonra söz konusu taşınmazları ... tarafından 08.06.2007 tarihinde müvekkiline satıldığını, müvekkilinin kredi ile taşınmazı alması sebebi ile taşınmaz üzerine iş bu sefer ... Bankası A.Ş.’ nin ipoteği konulduğunu, Müvekkilinin, davalı ...’ı da diğer davalı ...’ nu da tanımadığını, Müvekkilinin, tapu siciline güvenerek TMK 1023 uyarınca taşınmaz satın alan iyi niyetli 3. kişi olduğunu, aradan bir süre geçtikten sonra, müvekkiline satın aldığı taşınmazlar ile ilgili Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ nin 2018/402 ve 2018/403 E. Sayılı dosyaları ile tasarrufun iptali davası açıldığını, iş bu tasarrufun iptali davasında ..., 13.01.2007 tanzim 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bono ile 14.01.2007 tanzim, 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bonoya istinaden başlatılan .... ve ... sayılı dosyaları ile diğer davalı ...’tan alacaklı olduğunu, borçlu ...’ ın kendisinden mal kaçırmak maksadı ile taşınmazlarını devrettiği, bu taşınmazlar arasında müvekkilinin dava dışı ...’dan satın aldığı Bayrampaşa ilçesi, ... Mah. ... ada, ... parsel sayılı bodrum kat 5 nolu bağımsız bölüm ile Büyükçekmece .... Bölge... Mevkii, ... ada ... parsel, ... Blok ... kat, daire 40 nolu meskenin de bulunduğunu ileriye sürerek, İİK 277 vd maddeleri uyarınca Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ nin 2018/402 ve 2018/403 E. Sayılı dosyaları ile tasarrufun iptalini, icra dosyalarından kendisine cebri icra yetkisi tanınmasını talep ettiğini, oysa tapu kayıtları ile de sabit olduğu üzere müvekkilinin dava konusu taşınmazı kredi çekerek,  dava dışı ...’tan satın aldığını,  bu sebeple müvekkilinin daha evvelki malik davalı ...’ı  ve ondan alacağı bulunduğu iddiası ile icra takibi başlatıp dava açan ...’nu tanımadığını, Müvekkili tarafından ödemenin banka kanalı ile yapıldığı, bankanın kredi sebebi ile ipotek tesis ettiği de tapu kaydı ile sabit olduğunu, ancak maalesef Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/402 ve 2018/403 E. Sayılı dosyası ile tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verildiğini, müvekkilinin bu ilam çerçevesinde ...’ nün ... ve... sayılı dosyalarına borçlu olarak eklendiğini söz konusu icra dosyaları sebebi ilemüvekkilinin maliki olduğu Büyükçekmece .... Mevkii, ...ada ... parsel, ... Blok ... kat, daire ... nolu mesken ve Bayrampaşa ilçesi, ... Mah. ... ada, .... parsel sayılı bodrum kat 5 nolu bağımsız haczedilip, satışa çıkartıldığını,-Müvekkillerden ...'ın orman ürünleri mdf lam sunta işi ile faaliyet gösterdiğini, Müvekkilinin ... Kooperatifindeki bazı hisselerini dükkan ve yer ihtiyacı duyan ve hisselerine talip olan ... ve ...’a devrettiğini, ...'ın dükkan olarak kullanmak amacıyla müvekkiline ait hisseleri bedeli karşılığında devralmak istediğini, müvekkilinin de sahibi olduğu hisseleri 1 milyon bedelli çek karşılığında alıcılara devrettiğini, bütün bu gelişmelerden sonra; müvekkili ...'ın 14/07/2006 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devrettiği hisselerin bedelini belirlenen süre içerisinde alamayınca 14/07/2007 tarihli sözleşme ile 1 milyon bedelli hisselerin (Küçükçekmece İlçesi, ... Mah. ... ada, ... parsel ...,...,...,...,.... nolu bağımsız bölümler) yeniden müvekkiline iade edildiğini, aradan bir süre geçtikten sonra, müvekkili ...’a iade aldığı taşınmazlar ile ilgili Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/425 E. Sayılı dosyası ile tasarrufun iptali davası açıldığını, iş bu tasarrufun iptali davasında ..., 13.01.2007 tanzim 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bono ile 14.01.2007 tanzim, 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bonoya istinaden başlatılan ... ve .... sayılı dosyaları ile diğer davalı ...’tan alacaklı olduğunu, borçlu ...’ın kendisinden mal kaçırmak maksadı ile taşınmazlarını devrettiği, bu taşınmazlar arasında müvekkilin Küçükçekmece ilçesi, ... mahallesi, ... ada, ... parsel blok giriş ... nolu bağımsız bölüm ile, aynı yer ... ada ... parsel ... nolu bağımsız bölümün, aynı yer ... parsel .... nolu bağımsız bölümün, aynı yer ... parsel ... nolu bağımsız bölüm, aynı yer .... parsel .... nolu bağımsız bölüm, aynı yer .... parsel .... nolu bağımsız bölüm, aynı yer ... parsel .... nolu bağımsız bölüm, ... ada ... parsel ... nolu bağımsız bölüm, ... ada ... parsel .... nolu bağımsız bölümün de bulunduğu ileri sürerek İİK 277 vd. kapsamında tasarrufun iptalini, icra dosyalarından kendisine cebri icra yetkisi tanınmasını talep ettiğini yapılan yargılamada davanın kabulüne ve tasarrufun iptaline karar verildiğini, söz konusu icra dosyaları nedeniyle zaten müvekkiline ait olan taşınmazların satışa çıkarıldığını ve ihalesinin gerçekleştirildiğini,  gerçekleşen ihaleler için ihalenin feshi davası açıldığını, yargılamasının devam ettiğini,-Müvekkillerinden ...’ın da ...’tan taşınmaz satın aldığını, taşınmazı satın aldıktan bir süre sonra müvekkiline karşı Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/430 E. sayılı dosyasından tasarrufun iptali davası açıldığını, yapılan yargılamada müvekkilinin gerçekte satın aldığı taşınmaza ilişkin tasarrufun iptali ile İstanbul İli, Büyükçekmece İlçesi, ... Mevkii, ... Ada ... Parsel 1 ve 2 numaralı bağımsız bölümler üzerinde alacaklı görünen ...’na cebri icra yetkisi verildiğini,-Tasarrufun iptali davalarında alacaklının alacağının gerçek bir alacak olmasının dava şartı olduğunu, bu hususun mahkeme tarafından resen araştırılması gerektiğini, ancak yukarıda ifade edilen Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ilgili dosyaları incelendiğinde görüleceği üzere, mahkeme alacağın varlığını ve gerçekliğini araştırmadığını, ancak daha sonra ortaya çıkan vakıa ve deliller ile  davalı ... ve diğer davalı ...’ ın birlikte hareket ederek gerçek bir alacak olmamasına rağmen 13.01.2007 tanzim 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bono ile 14.01.2007 tanzim, 24.04.2007 vade tarihli bonoyu düzenledikleri, daha sonra da yukarıda izah ettikleri gibi icra takipleri başlatıp, davalar açarak, müvekkili ve dava dışı diğer kişileri mağdur ettikleri, borçlandırıp mülklerini satışa çıkarttıkları, haksız menfaat teminine yönelik hileli işlemler yaptıklarının anlaşıldığını, Davalılar kendi aralarında anlaşmazlığa düşmüş olacaklar ki, davalı ... 13.01.2007 tanzim 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bono ile 14.01.2007 tanzim, 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000,00 TL bononun bedelsiz bir bono olduğu, kendisine herhangi bir mal yahut para verilmediği halde bu bononun düzenlendiği, ...’nun bedelsiz bonoları icra takibine koyduğu iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/20582 Sor. numaralı dosyası ile ... hakkında savcılık şikayetinde bulunduğunu, aynı sebep ve gerekçeler ile ... tarafından ... aleyhine 13.01.2007 tanzim 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bono ile 14.01.2007 tanzim, 24.04.2007 vade tarihli bono ve bu bonolara istinaden başlatılan .... ve ...sayılı dosyaları ile ilgili borçlu olmadığının tespiti için Mahkemenin İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2013/290 E. sayılı dosyası ile görülen menfi tespit davasını açtığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/20582 Sor. numaralı dosyasında her ne kadar takipsizlik kararı verilmiş ise de, ...’nun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/20582 Sor. Numaralı dosyasında verdiği ifadede tüm gerçeklerin ortaya çıkmasına, söz konusu bonoların gerçek bir borç ilişkisine dayanmadığının ortaya çıkmasına sebebiyet verdiğini,  dava konusu icra takiplerinin dayanağı bonoların ...’ın düzenleyen, davalı ...’ nun lehtar, düzenleme tarihi 13.01.2007, vade tarihi 24.04.2007, 2.000.000TL bedelli  olan nakden kaydı içeren bir bono olduğunu, düzenleyeni ...’ın ortağı olduğu... Şti. kefili ..., lehtarı ...’ nun ortağı olduğu ... A.Ş. olduğu, 14.01.2007 düzenleme tarihli, 24.04.2007 vadeli, 2.000.000TL bedelli  nakden kaydı içeren bir bono olduğunu,  ...'nun 2. bonoyu ortağı olduğu .... A.Ş.’ nın ciro ve teslimine binaen teslim aldığı iddiasında olduğunu her iki bononun da nakden kaydı içerdiğini, somut olayda dava konusu her iki bononun da nakden kaydı içermesine, 14.01.2007 düzenleme tarihli, 24.04.2007 vadeli, 2.000.000TL bedelli bono ... tarafından ...’tan değil, ... A.Ş.’ den ciro ve teslim yolu ile iktisap edilmiş olmasına rağmen, davalı ... hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2010/20582 Sor. Numaralı dosyası ile “Bedelsiz Senedi Kullanma” suçundan yürütülen soruşturma dosyasına sunduğu 01.06.2010 havale tarihli dilekçesi ile senetlerin alınması sebebini; “Şikayet Eden ... ve sahibi olduğu .... Şti. ticari ilişkilere bağlı olarak yetkilisi olduğum .... A.Ş.’ DEN MDF, MDF Lam ve sair inşaat malzemeleri satın almışlar ve aldıkları MAL BEDELLERİ NEDENİYLE de hem şahıs hem de şirket olarak tarafımıza borçlanmışlardır. Şikâyet eden borçlular cari hesap bazında oluşan ve ticari kayıtlar ile sabit olan borçları nedeni ile tarafımıza bir kısım çek ile senetleri vermişlerdir.” şeklinde, mal karşılığı verilen bonolar olarak açıklamıştır. (... savcılık makamına verdiği 01.06.2010 havale tarihli dilekçesi EK-2)Davalı ..., 01.06.2010 tarihinde savcıya verdiği ifade de; “suça konu 2.000.000TL bedelli senedi satmış olduğum mal karşılığında kendisinden aldım.”şeklinde beyanda bulunduğunu yine dava konusu senetlerin hem şirket hem de şahsı tarafından mal karşılığı olarak verildiğini savunduğunu, Davalı ...’nun alacağının dayanağı bonolar’da nakden kaydı bulunmasına karşılık ...’nun savcılıktaki ifadesinde mal karşılık bono aldığı savunması ve bu ikrarı ile bononun sebebini tahlil etmesi, ispat külfetinin (mal verilip bono alındığının) davalı ...’ ya geçmesinin İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/290 E. sayılı dosyası ile görülen menfi tespit davasında dikkate alındığını, davalı ...’ nun iktisap ettiği dava konusu iki bononun gerçekten bir mal alışverişine dayanıp dayanmadığı, .... Şti. ve  .... A.Ş. kayıtları üzerinde inceleme yapacağı bir sırada, Davalı ... İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/290 E. sayılı dosyası ile görülen davadan feragat ettiğini ancak önemle vurgulamak gerekir ki, feragat dilekçesi ...’ nun vekilliğini yapan Hukuk Bürosu’nun anteti ile verildiğini,  buradan feragat dilekçesinin davalı ...’nun avukatı tarafından hazırlandığı, yani ... ile ...’nun bedelsiz bono düzenleyip yukarıda izah ettikleri işlemleri yaptıktan sonra bir anlığına anlaşmazlığa düşüp İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/290 E. sayılı dosyası ile görülen menfi tespit davası açılmış ise de, bu aşamada tekrar anlaştıkları, ...’ın ...’nun vekili tarafından hazırlanan hukuk bürosu antetli dilekçe ile davadan feragat etmekle yeniden birlikte hareket ettiklerinin ortaya çıktığını, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/290 E. sayılı dosyası ile ele alınan dava devam etse idi, herhangi bir mal verilmediği yani her iki bononun da bedelsiz olduğunun ortaya çıkacağını, davanın kabulü ile 13.01.2007 tanzim 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bono ile 14.01.2007 tanzim, 24.04.2007 vade tarihli bono ve bu bonolara istinaden başlatılan ... ve .... sayılı dosyaları ile ilgili bir borç bulunmadığı tespit edilecek iken, bu durumda müvekkillerinin taşınmazları hakkında tasarrufun iptali kararları alınmayıp cebri icra yetkileri verilmeyecek olduğunu, Davalıların anlaşarak bu dosyayı feragat ile ortadan kaldırarak gerçekte var olmayan bir alacak sebebi ile tasarrufun iptaline yönelik davalara devam ettiklerinin açık olduğunu, müvekkillerin gerçekte var olmayan bir alacak sebebi ile açılan tasarrufun iptali davası ile ... Ve.... sayılı dosyalarına borçlu olarak eklendiğini, müvekkillerinin taşınmazları haciz edip satış işlemleri sürdürüldüğünü, icraen satışın gerçekleşmesi durumunda müvekkilinin telafisi imkansız zarar ve ziyanları oluşacağını, asıl dosya borçlusu davalı ...’ ın herhangi bir borç olmadığı halde menfi tespit davası açmaması yahut açtığı davadan feragat etmesi, menfaati ihlal edilen müvekkili gibi 3. kişilerin dava açmak hakkını ortadan  kaldırmayacağını, HMK'nın 376. maddesi ile davanın taraflarının aralarında anlaşarak, kendilerine karşı hile yapmaları nedeniyle üçüncü kişilerin yargılamanın yenilenmesini isteyebileceklerinin kabul edildiğini, ortada gerçek bir borç bulunmadığı halde davalıların kendi aralarında 1 gün arayla çok ciddi tutarda bonolar tanzim edip, davalı ...’ın gerçekte sattığı taşınmazları, 3. kişiler adına tapulandığında icraen satıp, haksız kazanç elde etmek için muvazaalı işlemler yaptıklarının aşikar olduğunu,  ortada gerçek bir alacak yokken, davalıların muvazaalı biçimde hareket ederek kendi aralarında borç ihdas etmeleri, daha sonra muvazaalı ve kötü niyetli tasarrufun iptali davası ile müvekkillerinin alakası olmadığı halde...ve .... sayılı dosyalarına müvekkillerinin borçlu olarak ekletmeleri ve müvekkillerinin taşınmazlarını satmaları sebebi ile “müvekkilin 13.01.2007 tanzim 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bono ile 14.01.2007 tanzim, 24.04.2007 vade tarihli bono ve bu bonolara istinaden başlatılan .... ve ... sayılı dosyaları ile ilgili davalı ...’ın diğer davalı ...’na borçlu olmadığını ve bu sebeple bizatihi müvekkilinin kendisinin de borçlu olmadığı, feragatin muvazaalı gerçekleşmesi nedeniyle HMK 376 maddesi kapsamında hükmün iptalini isteyebileceğini, dava konusu bonolarda borçlu gözüken ...'nun savcılığa verdiği ifadede ve verdiği dilekçede nakden kaydı içeren bonoları tahlil ettiğini, mal karşılığında bono aldığını iddia ettiğini, bu sebeple ispat külfetinin müvekkilinde değil karşı tarafta olduğunu, ...'nun mal satışı ve teslimini, bono konusu alacakların bu sebeple doğduğunu ispat etmesi gerektiğini,  iş bu sebeple davanın kabulü ile, 13.01.2007 tanzim 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bono ile 14.01.2007 tanzim, 24.04.2007 vade tarihli bono ve bu bonolara istinaden başlatılan ... ve .... sayılı dosyaları ile ilgili davalı ...’ın davadan feragati ile davanın reddi şeklinde sonuçlanan hükmün iptaline, davalı ...’ın diğer davalı ...’na borcunun bulunmadığı ve bu sebeple müvekkillerin de borçlu olmadığının tespiti ile, söz konusu icra takibi ve bonoların iptaline karar verilmesi taleplerinin haklılığı gözetilmeksizin karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyaya sunulu savcılık ifade tutanağı, davalının sunduğu dilekçe, ...’ ın verdiği menfi tespit davasından feragat dilekçesinin ...’nun vekiliğini yapan Hukuk Bürosu tarafından hazırlandığını gösterir, Hukuk Bürosu antetli dilekçe ile Müvekkillerinin huzurdaki davayı açmakta hukuki menfaati bulunduğunu ve haklılığı iş bu belgeler ile yaklaşık olarak ispatlandığını, müvekkilleri yönünden ihalenin kesinleşmesi halinde müvekkillerinin telafisi imkansız zarar ve ziyanları oluşacağını, bunca muvazaalı ve danışıklı iş yapan davalılardan satış bedelinin istirdadının mümkün olamayacağını, davanın etkinliğinin sağlanması, işlemlerin muvazaalı olarak somut yazılı delillerle sabit olduğu, icra takip dosyasından muvazaalı işlemlerle taşınmaz satışları yapıldığı, yine satış yapılan taşınmazların alacağa mahsuben alındığı, hukukun kötü niyeti korumayacağı, adalete erişim hakkı ve hukuk güvenliği açısından cebri icranın muvazaalı şekilde kötüye kullanılamayacağı gibi maddi ve hukuki sebepler dikkate alınarak müvekkillerinin de telafisi imkansız zarar ve ziyanlarının önlenmesi için,...ve ... sayılı dosyaları ve her halükarda bu dosyalardan yukarıda ada parsel bilgileri verilen taşınmazların satılmasına yönelik icra işlemlerinin durdurulmasına dair ihtiyati tedbir kararı verilmesini Yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulüne ve davanın kabulü ile 13.01.2007 tanzim 24.04.2007 vade tarihli 2.000.000TL bedelli bono ile 14.01.2007 tanzim, 24.04.2007 vade tarihli bono ve bu bonolara istinaden başlatılan ... (... Eski Esas) ve .... (... Eski Esas) sayılı dosyaları ile ilgili davalı ...’ın feragati ve feragat nedeniyle davanın reddine yönelik verilen ilamın HMK md 376 kapsamında iptali ile davalı ...’ın diğer davalı ...’na borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Yerel Mahkemenin gerekçeli ilamında müvekkilinin vasi ... tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi istemlerinin temelde 3 ana başlık altında gerekçe gösterilerek reddedildiğini, bunların Vesayet makamının izninin alınmamış olması, Yargılamanın yenilenmesi taleplerinin yasal süresi içerisinde dermeyan edilmemesi ve Önceki vasinin feragati için zaten yasal gerekliliklerin sağlanmış olması olduğunu, söz konusu bu sebeplerin ret gerekçesi olarak değerlendirilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, -yargılamanın yenilenmesi taleplerinin yeni bir dava niteliğinde olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için aksi kanaat faraziyesinde ise vesayet makamının izni olmaksızın dava açılmasının doğrudan davanın ret sebebi olamayacağı, söz konusu eksikliğin tamamlanması adına davacıya süre verilmesi gerekeceği ise gerek Yargıtay içtihatları ile gerekse de kanun hükümleri uyarınca sabit olduğunu,  vesayet makamının izni olmadan dava açılması hallerinde dahi bu husus davanın reddi gerekçesi yapılmamakta; tamamlanabilir bir dava şartı gibi muamele görerek tamamlanması adına davacıya süre verilmekte olduğunu,  (Yargıtay Kararı - 14. HD., E. 2019/1084 K. 2019/7660 T. 12.11.2019 sayılı ilamı), bu nedenlerle, Yerel Mahkemenin gerekçesinin yerinde olmadığını, -Yerel Mahkeme gerekçesinde, HMK m. 377’de yargılamanın yenilenmesi süresinin işlemeye başladığı an olarak “öğrenme”, “belgenin elde edilmesi”, “ceza mahkemesi hükmünün kesinleşmesi”, “ceza kovuşturmasına başlanamaması veya soruşturmanın sonuçsuz kalması” ve “tebliğ” kabul edildiğini, Yargılamanın yenilenmesi kararı öncesi mahkemenin gerekçeli kararının müvekkiline tebliğ edilmediğini, müvekkilinin yargılamanın iadesine konu kararı tebliğ ile öğrenemeyeceğini, bununla birlikte, Yerel Mahkeme'nin müvekkilinin söz konusu ilamı vasi olarak atandığı tarih itibari ile öğrenmesi gerektiğini (öğrendiğini değil) zira vasinin kanun gereği yükümlülüklerini yerine getirmesi için derhal vesayet dosyasını incelemesi ve gerekli önlemleri alması gerektiğini beyan ederek 3 aylık sürenin geçtiğini beyan ettiğini, Yerel Mahkeme'nin müvekkilinin yargılamanın iadesine konu olan ilamı öğrendiğini ve bu öğrenmenin üzerinden 3 ay geçtiğini somut bir şekilde ortaya koyamadığını, varsayımsal ve farazi bir hüküm kurduğunu, müvekkilinin vasi olarak atanmış olmasının doğrudan söz konusu bu ilamdan haberdar olduğu anlamına gelmediğini,Yerel mahkemenin müvekkilinin söz konusu ilamı öğrendiği tarihi şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya koyması bundan sonra hak düşürücü süre yönünden bir inceleme yapması gerektiğini, Yerel Mahkemenin bu konudaki gerekçesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, -Müvekkilinden önceki vasi olan ... tarafından verilen dosyaya ibraz edilen feragat dilekçesinin işbu davanın davalısı ...'nun avukatı Av. ...'na ait hukuk bürosunun antetli kağıdına yazıldığını, eski vasinin davalının hileli davranışları ile yanlış yönlendirildiğinin açık olduğunu, kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte, vesayet makamından izin alındığı ve bu iznin yeterli olacağı faraziyesinden yola çıkılacak ise dahi vesayet makamının kısıtlının menfaatine aykırı bir işlem yapamayacağı ve bu nedenle de izne konu işlem ve sonuçları ile ilgili olarak kısıtlıyı açıkça bilgilendirmesi gerektiğini,  oysa vesayet makamı tarafından somut olayın hiç incelenmediğini, kısıtlıyı feragatin koşulları hakkında bilgilendirmediğini, vesayet makamının izninin geriye yönelik olarak iptali ile geçersiz olduğunun kabulü gerektiğini bu nedenle Yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulü ile davalıya 13/01/2007 tanzim tarihli 24/04/2007 vade tarihli 2.000.000.,00 TL bedelli bono ile 14/01/2007 tanzim tarihli 24/04/2007vade tarihli 2.000.000,00 TL bedelli bonolara istinaden başlatılan... sayılı takip dosyası ve yine .... sayılı dosyaları ile ilgili olarak borçlu olmadığımızın tespitine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ...vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; -İlk Derece Mahkemesi kararında ve Yargıtay kararlarında, yargılamanın yenilenmesi talebi ayrı bir dava niteliğinde olduğundan, kısıtlı davacı ve/ veya vasisi tarafından, TMK'nın 462. maddesinin 1. fıkrasının 8. bendi uyarınca, öncelikle vesayet makamından izin alması gerektiğini, ancak tüm dosya kapsamına ek olarak, vesayet makamının husumete izin konusundaki 28.02.2024 tarihli cevabi yazısı ve 14.02.2024 tarihli ek kararı ile sabit olmak üzere, vesayet makamı tarafından vasinin 07/07/2017 tarihli feragate ilişkin yetkinin geriye dönük kaldırılması talebinin ve diğer tüm taleplerinin reddine karar verildiğini, bu durumda davacıya vesayet makamından dava açmak için izin almak üzere ayrıca süre verilmesine gerek olmadığından ve yargılamanın iadesine ilişkin davanın, ...'Nİn emredici nitelikteki 462. maddesine aykırı şekilde vesayet makamından izin alınmaksızın açıldığı sabit olduğundan, İlk Derece Mahkemesince bu gerekçeye dayalı olarak, yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu bu nedenle, davacının aksi yöndeki istinaf gerekçelerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 24/05/2021 tarih ve 2021/1478 E., 2021/2748 K. sayılı ilamında yargılamanın iadesi isteminin, önceki davanın devamı niteliğinde olmayan ayrı bir dava olduğunun belirtildiğini, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 462. Maddesinin 1. Fıkrasının 8. Bendi uyarınca, vasinin, ancak vesayet makamından izin almak koşuluyla kısıtlı adına dava açabileceği; dava ehliyeti, taraf sıfatı ve kanunî temsil hususlarının 6100 Sayılı Hmk’nın 114. Maddesi uyarınca dava şartı olduğu dikkate alındığında, ilk derece mahkemesinin 26.02.2024 tarihli Tensip Tutanağı'nın 4 no'lu ara kararı ile, \"...yeniden yargılama talebi usulen evvelki esas yargılamadan ayrı yeni bir dava mahiyetinde olduğundan, vasinin yeniden yargılama davasında vesayet makamı olarak husumete izin verilip verilmediği, bu aşamadan sonra husumete izin konusunda değerlendirme yapılarak verilecek kararın bir suretinin mahkememize gönderilmesinin istenilmesine...\" karar verilmesine rağmen, vesayet makamı olan Büyükçekmece 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2016/229 Esas sayılı dosyasından verilen 28.02.2024 tarihli cevabi müzekkere ile, \"...14.02.2024 tarihli Ek Kararı ile vasinin taleplerinin reddine karar verilmiş olup, karar denetim makamına itiraz yolu açık olmak üzere verildiğinden henüz itiraz süresinin dolmadığı...\" bildirildiğinden ve bu müzekkerede bahsi geçen 14.02.2024 tarihli Ek Karar ile vasinin 07/07/2017 tarihli feragate ilişkin yetkinin geriye dönük kaldırılması talebi ile diğer tüm taleplerinin reddine karar verildiğinden, davanın ...'nin 462. maddesine aykırı şekilde vesayet makamından izin alınmaksızın açıldığı ihtilafsız olup; vesayet makamı tarafından vasinin dava açmak üzere izin verilmesi yönündeki taleplerinin 14.02.2024 tarihli Ek Kararı ile reddedildiğinin bildirildiği, bu nedenle davacıya vesayet makamından izin almak üzere yeniden süre verilmesinin sonucu değiştirmeyeceği dikkate alındığında, yargılamanın iadesine yönelik talebin öncelikle bu nedenle usulden reddine karar verilmesinin bütünüyle hukuka uygun olduğunu,  yargılamanın iadesi istemi, HMK'NİN 377. Maddesinde yazılı kanuni hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmediğinden, İlk Derece Mahkemesince netice itibariyle yargılamanın iadesine yönelik tüm taleplerin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu,  davacının yargılamanın iadesi istemi HMK'nin 375/1-h bendinde yazılı \"Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması\" sebebine dayandığından, İlk derece mahkemesi gerekçeli kararınında da açıklandığı üzere, HMK'nin 377/1-c maddesine göre, yargılamanın iadesini talep süresi, hilenin farkına varıldığı tarihten itibaren üç ay olduğunu,  davacı ...'ın o tarihteki vasisi ... tarafından 21.11.2017 tarihli dilekçe ile davacı/ ...'ın yazılı talep ve muvafakati ve vesayet makamı olan Büyükçekmece 4. Sulh Mahkemesi'nin 2013/229 Esas sayılı dosyasından verilen 07.07.2017 tarihli \"İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas sayılı dosyasından feragat etmek üzere vasi ...'a izin ve yetki verilmesine\" dair ara kararı doğrultusunda, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı dosyasına davadan feragat beyanı sunulduğu, mahkemece 22.11.2017 tarihli Kimlik Tespit Tutanağı ile vasi ...'a davadan ve temyizden feragat konusundaki beyanı sorularak ıslak imza ile tutanak altına alındığını  ve bu suretle davacının davadan feragati nedeniyle 22.11.2017 tarihli gerekçeli karar ile HMK'nun 307 ve 311 maddeleri uyarınca karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiği, Davacı vasisi ...'ın 22.11.2017 tarihli ıslak imzalı dilekçesi ile kararı temyiz hakkından peşinen feragat ettiğini belirterek kararın kesinleştirilmesini talep etmesi ve ayrıca kararın taraflara tebliğ üzerine yasal süresi içerisinde temyiz yoluna başvurulmaması nedeniyle söz konusu kararın kesinleştiğini,  vesayet makamı olan Büyükçekmece 4. Sulh Mahkemesi'nin 2013/229 Esas sayılı dosyasından verilen 07.07.2017 tarihli ek karar içeriği ile sabit olmak üzere, davacı hükümlü tarafından ceza infaz kurumu aracılığı ile 22.05.2017 tarihinde gönderilen dilekçe ile vasinin davayı feragat talebine muvafakat edilerek feragate izin yönünde açık irade beyanında bulunulduğundan ve işbu beyan ıslak imza ile imzalandığından, davacı asil ...'ın açık rıza ve iradesi doğrultusunda gerçekleşen, vasinin kendi tasarrufunda olmayan, vesayet makamı tarafından verilen izin ve yetkiye dayalı feragatin, yıllar sonra bir başka vasi tarafından iptalinin istenmesine/ geri alınmasına matuf şekilde yargılamanın iadesinin istenmesi, hukuk güvenliği ve olağanüstü kanun yolu niteliğinde olan istisnai mahiyetteki yasal düzenlemenin amacı ile kesinlikle bağdaşmadığını,  vesayet makamının 16.11.2018 tarihli ek kararı ile vasi ...'ın vasilik görevine son verilerek ... vasi olarak atandığından ve 04.08.2022 tarihli ek karar ile ...'in vasilik görevi iki yıl müddetle uzatıldığından, dosya kapsamındaki 12.02.2024 havale tarihli dilekçede, \"vasi olarak görevlendirildikten sonra dava dosyalarında inceleme ve araştırma yaptığını\" ikrar eden vasi/ ...'ın, asilin 22.05.2017 tarihli, vasinin ise 22.11.2017 tarihli feragatinin üzerinden yedi yıla yakın süre geçtikten sonra ileri sürdüğü yargılamanın iadesi talebinin, HMK'Nin 377. maddesinde yazılı üç aylık kanuni hak düşürücü süre geçtikten sonra yapıldığının kabulünün zorunlu olduğunu bu durumda uygulama alanı bulan HMK'nin 379/2. maddesi uyarınca talebin ön incelemesi sonucunda \"kanuni süre içinde yapılmamış olması\" sebebiyle davanın esasına girilmeksizin usulden red kararı verilmesinin yasal bir zorunluluk olduğundan, ilk derece mahkemesince 17.04.2024 tarihli duruşmada yargılamanın iadesine yönelik taleplerin reddine karar verilmesinin hukuka uygun olduğunu, bu nedenle de, davacının aksi yöndeki istinaf gerekçelerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından yargılamanın iadesi talep dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin, 6100 sayılı HMK'nin 375. maddesinde tahdidi olarak sayılan yargılamanın iadesi nedenlerini karşılamadığından, ilk derece mahkemesince yargılamanın yenilenmesine yönelik taleplerin reddine karar verilmiş olmasında, esas bakımından da hukuka aykırılık bulunmadığını, yargılamanın iadesi istemine konu, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı dosyası, davacı/ takip borçlusu ... tarafından, ... ve ... sayılı icra dosyaları ile işbu dosyalara konu bonolar nedeniyle, takip alacaklısı/ Müvekkiline  borçlu olmadığının tespitine yönelik bir menfi tespit davası olarak açılmış olup; davacı ... hükümlü/ kısıtlı olması nedeniyle, davacı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 448. maddesi uyarınca, vesayet makamı olan Büyükçekmece 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/229 Esas sayılı dosyası kapsamında vasi olarak atanan ... tarafından temsil edildiğini,  İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı dosyasına ilişkin 22.11.2017 tarihli gerekçeli karar içeriği ile dosya arasına alınan vesayet dosyasının kapsamı ile sabit olmak üzere, vasi ... tarafından 15.05.2017 havale tarihli dilekçe ile Mahkemenin 2013/290 Esas sayılı davasından feragat konusunda vesayet makamından izin ve yetki istendiğini, vesayet makamının 15.05.2017 tarihli tensip tutanağı gereğince, vasinin bu talebi davacı asil/ kısıtlı ...'a tebliğ edildiğini ve ... tarafından el yazılı ve ıslak imzalı olarak sunulan 22.05.2017 tarihli dilekçede \"...vesayet davasıyla ilgili olarak vasinin mahkemenizden istediği izin, benim talebim doğrultusunda gerçekleştiğini, irade ve rızamında söz konusu davada vasinin isteği doğrultusunda karar verilmesini talep eder, gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.\" şeklinde beyanda bulunulması üzerine, vesayet makamı tarafından 07.07.2017 tarihli Ara Karar ile \"...hükümlü tarafından ceza infaz kurumu aracılığı ile 22.05.2017 tarihinde Mahkememize gönderilen dilekçe ile vasinin mahkememizden istediği izin talebinin kendi talebi doğrultusunda gerçekleştiğini, irade ve izninin söz konusu olduğunu bildirdiği...\" gerekçesiyle talebin kabulü ile \"...İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin2013/290 Esas sayılı dosyasından feragat etmek üzere vasi ...'a izin ve yetki verilmesine\" karar verildiğini, bunun üzerine, davacı vasisi ... tarafından İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı dosyasına sunulan 21.11.2017 tarihli dilekçe ile davacı asil ...'ın talebi ve vesayet makamından alınan 07.07.2017 tarihli yetki doğrultusunda yazılı olarak davadan feragat beyanında bulunulduğunu, ayrıca mahkemece 22.11.2017 tarihinde kimlik tespiti yapılarak vasinin feragat konusunda beyanları mahkemece tutanak altına alındığını, vasi ...'ın 22.11.2017 tarihli Kimlik Tespiti Tutanağı'na geçen ıslak imzalı beyanında, \"...davacının vasisi olarak asil adına davadan ve temyizden feragat ediyorum\" şeklinde beyanda bulunması üzerine, ilk derece mahkemesince feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı dikkate alınarak, HMK'nin 307 ve 311. maddeleri uyarınca feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiğini, Davacının esasa ilişkin istinaf gerekçeleri tek tek ele alındığında, ilk olarak belirtmek gerekir ki, davacının iddialarının aksine, ilk derece mahkemesi gerekçeli kararında da isabetli olarak ifade edildiği üzere, vasinin davadan feragat konusunda denetim makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesi'nden onay alması yönünde hukuki bir zorunluluk bulunmadığını, vasinin davadan feragat konusunda yetkili adli makamdan usulüne uygun şekilde izin ve yetki aldığı, bu nedenle mahkemece feragat doğrultusunda hüküm kurulmasının usul ve yasaya uygun olduğu ve bu durumda yargılamanın iadesini gerektiren herhangi bir usul hatası bulunmadığını, diğer yandan, \"vasi ...'ın yanlış yönlendirildiği veya iradesinin hata hile ikrah gibi nedenlerle yanıltıldığı ve iradesinin sakatlandığı\" yönündeki iddialara istinaden öncelikle belirtmekte fayda görüyoruz ki, TBK'nın 30 ve devamı hükümlerinde düzenlenen irade sakatlığı halleri, tek başına HMK'nin 375. maddesi uyarınca yargılamanın iadesi sebebi oluşturmadığını,  davacı vasisi tarafından sunulan  feragat beyanından önce, vesayet makamı olan Büyükçekmece 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/229 Esas sayılı dosyasına vasi tarafından 15.05.2017 tarihinde; davacı asil tarafından ise 22.05.2017 tarihinde feragat iradesini içeren dilekçe sunulduğu; vasinin 22.11.2017 tarihli kimlik tespit tutanağına ve aynı tarihli temyizden feragat dilekçelerine yansıyan beyanlarının tamamında  da kayıtsız ve şartsız olarak davadan feragat iradesinin bulunduğu, bu nedenle davacı ve vasinin defalarca tekrarlanan feragat konusundaki açık ve sarih diğer irade beyanları doğrultusunda mahkemece feragat nedeniyle hüküm kurulması, yürürlükte olan yasal mevzuata göre zorunlu olduğundan, karara tesis eden hileli bir davranışın varlığından söz edilemeyeceğini, her durumda, yargılamanın iadesi talebini içeren 12.02.2024 tarihli dilekçede yalnızca vasi ...'ın feragat yönündeki iradesinin hile ile sakatlandığı iddiasına dayanıldığı halde, davacı asilin kayıtsız ve şartsız nitelikteki, açık ve kesin irade açıklamasını içeren feragat beyanı konusunda herhangi bir şekilde irade sakatlığı iddiası ileri sürülmediğinden, vesayet makamının davadan feragate izin verilmesi konusundaki 07.07.2017 tarihli kararının davacı asilin bu konudaki talep, izin ve irade açıklamasına dayalı olduğu, bu kapsamda yargılamanın iadesini gerektiren bir hal bulunmadığı dikkate alındığında, ilk derece mahkemesince yasal koşulları oluşmayan ve yaklaşık ispat düzeyinde dahi ispatlanamayan yargılamanın iadesi isteminin reddine karar verilmesinin bütünüyle hukuka uygun olduğunu,  emsal niteliğinde olan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 18.3.2021 tarih ve E. 2021/3127, K. 2021/2952 sayılı ilamı, davacının HMK'nin 375. maddesinde yazılı yargılamanın iadesi nedenlerinin sübut bulmadığını, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu ortaya koyduğundan, yargılamanın iadesini talep eden tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ...  vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; -Yargılamanın iadesi talebine konu İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı menfi tespit davasında taraf sıfatı bulunmayan dava dışı ...,...ve ... isimli üçüncü kişiler tarafından ileri sürülen nedenlerin, 6100 sayılı HMK'nun 376. maddesinde yazılı koşulları sağlamadığından ve istisnai bir düzenleme/ olağanüstü kanun yolu niteliğinde olan yargılamanın iadesi davasında dinlenemeyeceğinden, ilk derece mahkemesinin \"Yargılamanın yenilenmesi taleplerinin ayrı ayrı reddine\" dair kararı usul, yasa ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun olduğunu, dava dışı/ üçüncü kişiler ...,... Ve ..., HMK'NİN 376. maddesinde yazılı kişilerden olmadığından, yargılamanın iadesini talep hakları bulunmadığını bu nedenle, talebin öncelikle aktif husumet yokluğu nedeni ile reddi gerekir ise de, ilk derece mahkemesince dava dışı üçüncü kişilerin yargılamanın iadesi taleplerinin reddine karar verilmesi netice itibariyle doğru olduğundan, aksi yöndeki istinaf gerekçelerinin reddine karar verilmesi gerektiğini,  HMK'nun 376. maddesi \"Davanın taraflarından birisinin alacaklıları veya aleyhine hüküm verilen tarafın yerine geçenler, borçluları veya yerine geçmiş oldukları kimselerin aralarında anlaşarak, kendilerine karşı hile yapmaları nedeniyle hükmün iptalini isteyebilirler.\" şeklinde olup üçüncü kişinin kim olduğu açıkça düzenlenmiş olup, hükmün iptalini isteyebilecek üçüncü kişilerin ya davanın taraflarından birisinin alacaklıları, ya da aleyhine hüküm verilen (davalının) yerine geçenler olduğunu,  ..., ...ve ..., 6100 sayılı HMK’nun 376. maddesinde tahdidi olarak sayılan \"üçüncü kişiler\"den olmadığından, diğer bir anlatımla, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı menfi tespit davasının taraflarından birinin alacaklısı veya aleyhine hüküm verilen tarafın yerine geçen konumunda olmadığından, istisnai nitelikteki bu yasal düzenlemenin aradığı anlamda dava açma ehliyetine sahip olmadıklarını bu nedenle, dava dışı üçüncü kişilerin yargılamanın iadesine/ hükmün iptaline yönelik taleplerinin öncelikle usulden reddine karar verilmesi gerekse de, ilk derece mahkemesince esasa ilişkin değerlendirme yapılarak yargılamanın iadesi talebinin reddedilmesi de netice itibariyle doğru olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15.9.2015 tarih ve E. 2015/3412, K. 2015/9239 sayılı içtihadı, dava dışı üçüncü kişilerin, hükmün iptalini talep hakkı ve taraf ehliyeti bulunmadığını doğruladığından, dava dışı üçüncü kişilerin, istinaf başvurusunun da aynı gerekçeyle reddi gerektiğini, \"...Dava, yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir. Yargılamanın yenilenmesi yoluna ancak kesin hükmün tarafları ve ya tarafların halefleri ya da alacaklıları başvurabilir. Yargılamanın iadesine konu hüküm davanın taraflarını ilzam edecek bir hüküm olup davacı hükmün tarafı olmadığı gibi halef ya da alacaklı sıfatı da bulunmamaktadır. somut uyuşmazlıkta hmk 375 ve 376. madde koşullarının bulunmaması karşısında davanın esastan görülmesi mümkün olmadığından yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru değilse de, sonucu itibari ile doğru olan ret kararının açıklanan gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir...\"-Yargılamanın iadesi/ hükmün iptali taleplerine konu,  İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı dosyası, davacı/ takip borçlusu ... tarafından, ... ve ... sayılı icra dosyaları ile işbu dosyalara konu bonolar nedeniyle, takip alacaklısı/ Müvekkile Müvekkiline borçlu olmadığının tespitine yönelik bir menfi tespit davası olarak açılmış olup; davacı ... hükümlü/ kısıtlı olması nedeniyle, davacı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 448. maddesi uyarınca, vesayet makamı olan Büyükçekmece 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/229 Esas sayılı dosyası kapsamında vasi olarak atanan ... tarafından temsil edildiğini,  davacı vasisi ... tarafından İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı dosyasına sunulan 21.11.2017 tarihli dilekçe ile davacı asil ...'ın talebi ve vesayet makamından alınan 07.07.2017 tarihli yetki doğrultusunda yazılı olarak davadan feragat beyanında bulunulduğunu ayrıca mahkemece 22.11.2017 tarihinde kimlik tespiti yapılarak vasinin feragat konusunda beyanları mahkemece tutanak altına alındığını, bu kapsamda, vasi ...'ın 22.11.2017 tarihli Kimlik Tespiti Tutanağı'na geçen ıslak imzalı beyanında, \"...davacının vasisi olarak asil adına davadan ve temyizden feragat ediyorum\" şeklinde beyanda bulunması üzerine, ilk derece mahkemesince feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı dikkate alınarak, HMK'nin 307 ve 311. maddeleri uyarınca feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiğini, İlk Derece Mahkemesince kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuran feragat beyanı doğrultusunda usul ve yasaya uygun şekilde hüküm tesis edildiğini, dolayısıyla gerek davacı gerekse de üçüncü kişiler tarafından ileri sürülen hile ve/ veya muvazaa iddialarının maddi gerçeği yansıtmadığı ortada olup; somut olarak ortaya konulamayan, yasal delillerle kesin  şekilde ispatlanamayan ve HMK'nin 375 vd. hükümleri uyarınca yargılamanın iadesi sebebi teşkil etmeyen iddialara dayalı olarak olağanüstü kanun yoluna başvurulması ve bu suretle kesin hükmün hukuki sonuçlarının bertaraf edilebilmesi mümkün olmadığından, İlk Derece Mahkemesince yargılamanın iadesine yönelik taleplerin reddine karar verilmiş olmasının, bütünüyle hukuka uygun olduğunu, Dava dışı üçüncü kişiler tarafından hükmün iptali talebine gerekçe gösterilen hususlara ilişkin olarak ise, Müvekkil/ ...'nun, ... ve ... sayılı icra dosyaları ile işbu dosyalara konu bonolar nedeniyle ...'tan alacaklı olup; taraflar arasında gerçek bir alacak- borç ilişkisi bulunduğunu, HMK'nin 376. maddesinde, kimlerin, hangi hallerde hükmün iptalini isteyebilecekleri tahdidi ve istisnai şekilde düzenlenmiş olup; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı menfi tespit davası bakımından, borçlu ile alacaklının anlaşarak, üçüncü kişilere karşı hile teşkil eden davranışta bulunmaları söz konusu olmadığını,her türlü şüpheden uzak, tek bir kesin delil bulunmadığından ilk derece mahkemesince hükmün iptali talebinin reddedilmesi doğru olmakla birlikte; dava dışı üçüncü kişilerin, müvekkilin alacaklısı olduğu ... Ve ... Sayılı İcra Dosyalarına borçlu olarak eklenmeleri, ...'ın müvekkiline borcunu ödememek ve mal kaçırmak kastıyla bu kişilere muvazaalı şekilde taşınmazlarını devretmesi nedeniyle tasarrufun iptaline ilişkin, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen mahkeme kararlarından ileri geldiğini, hükmün iptalini isteyen üçüncü kişilerden...'ın davalı olarak taraf olduğu, Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/425 Esas, 2014/565 Karar sayılı tasarrufun iptali davasında, ilk derece mahkemesince, \"...davalıların birlikte hareketle davacının alacağının tahsilini  engellemek amacıyla devir işlemlerini yaptıkları...\" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilerek müvekkile taşınmazların cebri icra yoluyla satışını isteme hakkı verildiğini, hüküm Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/11139 Esas, 2018/10499 Karar sayılı ilamı ile onandığını, hükmün iptalini isteyen üçüncü kişilerden ...'un davalı olarak taraf olduğu, Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/402 Esas sayılı tasarrufun iptali davasında \"...davalılardan ...'un iyiniyetli 3. Kişi konumunda olmadığı, ...'ın alacaklıları takipsiz bırakmak amacıyla muvazaalı olarak bu satışıngerçekleştirildiğini bilebilecek durumda olduğu  kanaati...\" ile; aynı mahkemenin 2018/403 Esas sayılı tasarrufun iptali davasında ise, \"...Yargıtay 17 HD.'nin 30.11.2010 tarih 2010/8595 Esas ve 2010/10372 sayılı kararında açıkça davalılar ... ve...'ın borçlunun mali durumunu bildikleri dolayısıyla kötü niyetli oldukları hususu tesbit edildiği...\" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiğini,  hükmün iptalini isteyen üçüncü kişilerden ...'ın davalı olarak taraf olduğu, Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/430 Esas- 2010/84 Karar sayılı tasarrufun iptali davasında da, \"...davalı borçlu ... davacıya olan borcundan dolayı yapılan ... sayılı icra takibi sırasında alacağına karşılık malının olmadığı, taşınmazı da borcun doğumundan sonra diğer davalıya devrettiği...\" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiğini, hüküm Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın 08.10.2012 tarih ve 2012/8527 Esas, 2012/10645 Karar sayılı ilamı, lehe olacak şekilde düzeltilerek onandığını, müvekkili ile takip borçlusu arasında üçüncü kişilerin zararına, muvazaalı bir alacak- borç ilişkisi bulunmadığı gibi; tam aksi şekilde, hükmün iptalini isteyen dava dışı üçüncü kişiler ile takip borçlusu danışıklı şekilde muvazaalı ve birlikte hareket ederek, müvekkilinin icra takibine konu haklı alacağının tahsilini engellemek amacıyla kendi aralarında muvazaalı taşınmaz devirleri gerçekleştirdiğinden, gelinen aşamada kesinleşen mahkeme kararları ile bu tasarrufların iptaline karar verildiğini, mahkeme kararlarının tabi bir sonucu olarak üçüncü kişiler icra dosyasına borçlu olarak eklendiğini ve taşınmazları mahkeme kararına dayalı olarak cebri icra yoluyla satışa çıkarıldığını, Dava dışı üçüncü kişiler hakkında yürütülen tüm bu işlemlerin, tasarrufun iptaline ilişkin kesinleşen mahkeme kararlarına dayalı olduğundan ve bu kararlarda üçüncü kişiler ile borçlunun, alacaklının alacağını tahsil etmesini engellemek amacıyla, aralarında muvazaalı olarak satış işlemleri gerçekleştirdikleri hususuna vurgu yapıldığından, dava dışı üçüncü kişilerin hükmün iptali talebinin, kesinleşen başka mahkeme kararlarının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaya matuf olduğu ve somut olayda HMK'nin 376. maddesi uyarınca hükmün iptali için yasal koşulların oluşmadığını, bu davada taraf sıfatı bulunmayan dava dışı üçüncü kişiler tarafından ileri sürülen yargılamanın iadesi/ hükmün iptali nedenlerinin, HMK'nin 375 ve 376. maddesinde yazılı koşulları taşımadığından, mahkemece yargılamanın iadesi talebinin reddine karar verilmesinin hukuka uygun olup, istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava,  yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir.Yargılamanın yenilenmesine ilişkin dosyanın, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  22/11/2017 tarihli 2013/290 esas, 2017/1428 karar sayılı dosyasından verilen karara ilişkin olduğu,  Mahkemece, Davacının davadan feragati nedeni ile HMK 307 ve 311 Mad uyarınca karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, 2013/290 Esas sayılı dosyada davacı ...'ın , davalı Davalı ...'na ... ve yine ... sayılı dosyalarından borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.Davacı ...'ın istinaf istemine ilişkin olarak; Davacı ...'ın o dönem vasisi olan ... tarafından 21/11/2017 tarihli dilekçe ile, Büyükçekmece 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin 07/07/2017 tarihli 2016/229 esas sayılı dosyasından feragat etmek üzere vasi ...'a izin ve yetki verilmesine ilişkin karar  sunularak davadan ve temyizden feragat ettiği anlaşılmıştır. Büyükçekmece 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/229 esas sayılı dosyasının UYAP sureti incelendiğinde; vasi ...'ın talebi üzerine verilen 14/02/2024 tarihli ek karar ile, vasinin 07/07/2017 tarihli feragate ilişkin yetkinin geriye dönük olarak kaldırılması talebinin ve diğer tüm taleplerinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.Vasi ... vesayet dosyasına 16.11.2018 tarihinde vasi olarak atandığı ve  04.08.2022 tarihli karar ile de vasiliğinin 2 yıl uzatılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.Davanın yasal dayanağı HMK’nın 375 ve devamı maddeleridir. Yargılamanın İadesi SebepleriHMK'nın 375. maddesinde düzenlenmiştir. Bu sepeple aşağıdaki sebeplere dayanılarak yargılamanın iadesi talep edilebilir;a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan sebeplerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmî makam önünde ikrar edilmiş olması.e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması, (Ek ibare: 7145 S.K. m.19; R.G: 25.7.2018) “veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” şeklinde düzenlenmiştir.Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda 6100 Sayılı HMK'nın 375. maddesinde yargılamanın iadesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup bu sebeplerin kıyas yolu ile genişletilmesi mümkün değildir. Her dava açıldığı tarihteki koşullara göre karara bağlanır.Yapılan incelemede; davacı vekilince yargılamanın yenilenmesine ilişkin dava dilekçesinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri olarak; 6100 Sayılı HMK'nın 375. maddesinin \" c  ve h \" bentlerinde belirtilen nedenlere dayandığı, bu kapsamda madde metnine dayanılarak yargılamanın yenilenmesine karar verilebilmesi için hileli davranışın veya  mahkemece verilmiş vasi izin kararının iptalinin gerektiği,  ancak Davacı ...'ın o dönem vasisi olan ... tarafından 21/11/2017 tarihli dilekçe ile, Büyükçekmece 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin 07/07/2017 tarihli 2016/229 esas sayılı dosyasından feragat etmek üzere vasi ...'a izin ve yetki verildiği ve bu izin ve yetki belgesinin iptaline ilişkin bir karar bulunmadığı ayrıca vasi...'ın da hileli olarak feragat ettiğine dair delil de bulunmadığı, bununla birlikte Mahkeme tarafından usule ilişkin  yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 462/8. maddesi, vasinin vesayeti altındaki kişi adına dava açabilmesi veya feragat edebilmesi için vesayet makamının iznine tabi kılındığı, denetim makamından izin alınmasını gerektirir bir durum bulunmadığı,  ayrıca vasi ...'ın talebi üzerine verilen 14/02/2024 tarihli ek karar ile, vasinin 07/07/2017 tarihli feragate ilişkin yetkinin geriye dönük olarak kaldırılması talebinin ve diğer tüm taleplerinin reddine karar verildiği ve bu karara karşı da denetim makamına başvuruda bulunulmadığı, Türk Medeni Kanunun 488. maddesi uyarınca ilgililer vesayet makamlarının kararlarına karşı, tebliğ gününden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebileceği,  bu şekilde yapılmış bir itirazın da bulunmadığı anlaşıldığından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır.Yargılamanın yenilenmesini talep eden 3. Kişiler istinaf istemine ilişkin olarak;Üçüncü kişilerin hükmün iptalini talep etmesi, başlıklı HMK'nın 376. maddesinde aynen \"Davanın taraflarından birisinin alacaklıları veya aleyhine hüküm verilen tarafın yerine geçenler, borçluları veya yerine geçmiş oldukları kimselerin aralarında anlaşarak kendilerine karşı hile yapmaları nedeniyle hükmün iptalini isteyebilirler.\" hükmü yer almaktadır. Buna göre, yargılamanın iadesi yoluna, ancak davanın (kesin hükmün) tarafları (ve halefleri) başvurabilirler. Taraflar dışındaki kişiler, kural olarak hükme karşı yargılamanın iadesi yoluna başvuramaz. Ancak, hüküm aleyhine olan tarafın halefleri veya alacaklıları, istisna olarak, (kendi haklarına dayanak) o hükme karşı yargılamanın iadesi yoluna başvurabilirler (HMK m. 376).Yargılamanın yenilenmesini talep eden 3. Kişiler,  İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  22/11/2017 tarihli 2013/290 esas, 2017/1428 karar sayılı dosyasından verilen karardaki dayanak bonoların hileli düzenlendiğini ileri sürmüş iseler de, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/290 Esas- 2017/1428 Karar sayılı menfi tespit davasında ...,... ve ...'ın taraf olmadıkları,  dava dışı üçüncü kişilerin, davalı ...'nun alacaklısı olduğu ... Ve ... Sayılı İcra Dosyalarına borçlu olarak eklendikleri ve ...'ın davalıya borcunu ödememek ve mal kaçırmak kastıyla bu kişilere muvazaalı şekilde taşınmazlarını devretmesi nedeniyle tasarrufun iptaline ilişkin davada taraf oldukları, ...'ın davalı olarak taraf olduğu, Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/425 Esas, 2014/565 Karar sayılı tasarrufun iptali davasında, ilk derece mahkemesince, \"...davalıların birlikte hareketle davacının alacağının tahsilini  engellemek amacıyla devir işlemlerini yaptıkları...\" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, hüküm Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/11139 Esas, 2018/10499 Karar sayılı ilamı ile onandığı, ...'un davalı olarak taraf olduğu, Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/402 Esas sayılı tasarrufun iptali davasında \"...davalılardan ...'un iyiniyetli 3. Kişi konumunda olmadığı, ...'ın alacaklıları takipsiz bırakmak amacıyla muvazaalı olarak bu satışın gerçekleştirildiğini bilebilecek durumda olduğu  kanaati...\" ile; aynı mahkemenin 2018/403 Esas sayılı tasarrufun iptali davasında ise, \"...Yargıtay 17 HD.'nin 30.11.2010 tarih 2010/8595 Esas ve 2010/10372 sayılı kararında açıkça davalılar ...ve ...'ın borçlunun mali durumunu bildikleri dolayısıyla kötü niyetli oldukları hususu tesbit edildiği...\" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği,  ...'ın davalı olarak taraf olduğu, Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/430 Esas- 2010/84 Karar sayılı tasarrufun iptali davasında da, \"...davalı borçlu ... davacıya olan borcundan dolayı yapılan ... sayılı icra takibi sırasında alacağına karşılık malının olmadığı, taşınmazı da borcun doğumundan sonra diğer davalıya devrettiği...\" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, hüküm Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın 08.10.2012 tarih ve 2012/8527 Esas, 2012/10645 Karar sayılı ilamı onandığı, davalı ... ile davacı ...  arasında üçüncü kişilerin zararına, muvazaalı bir alacak- borç ilişkisi bulunduğunun, işbu yargılamanın iadesi ile ileri sürüldüğü ve buna ilişkin de  ...'ın açtığı menfi tespit davasının ileri sürüldüğü 6100 Sayılı HMK'nın 375/h maddesinde, lehine karar verilen tarafın karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olmasının yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak sayıldığı, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunanın, aleyhine hüküm verilen borçlunun alacaklılarından olması nedeniyle dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, bu nedenle Mahkemece bu kişiler tarafından yargılamanın yenilenmesinin talep edilemeyeceği gerekçesi yerinde olmamakla birlikte dosya kapsamında hileli davranışa ilişkin olarak sadece feragat dilekçesinin davalı vekilinin antetli kağıda yazılması ve davalı defterleri incelenecekken feragat edilmesi olarak gösterildiği, ispat yönünden yeterli olmadığı, başkaca delil bulunmadığı,  bunun tek başına yargılamanın iadesi sebebi olarak ileri sürülemeyeceği 3. Kişiler yönünden gerekçe düzeltilmek suretiyle kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davacı vekilinin istinaf başvurusunun  HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı ...'ın istinaf isteminin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Yargılamanın yenilenmesini talep eden 3. Kişiler vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile, 2- İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİnin 17/04/2024 tarih, 2024/124 E., 2024/275 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3-Yargılamanın yenilenmesi taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE, 4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-Harçlar tarifesi gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcının iade-i muhakeme talep edenlerden  tahsili ile hazineye irat kaydına, 4/b-Karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince 30.000,00 TL maktu ücreti vekaletin iade-i muhakeme talep edenlerden alınarak davalıya verilmesine, 4/c-İade-i muhakeme talep edenler tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4/ç-Davalı tarafından sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına,4/d-Dosyada kullanılmayan bakiye gider avansının HMK.’nın 333. ve HMK. yönetmeliğinin 47/1. maddeleri uyarınca karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa ödenmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcı davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 5/b-İstinaf talebi kabul edildiğinden yargılamanın yenilenmesini talep talep eden 3. kişiler tarafından yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/c-İstinaf yargılaması için yargılamanın yenilenmesini talep talep eden 3. kişiler tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 264,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 1.433,4‬ TL'nin davalıdan tahsiliyle yargılamanın yenilenmesini talep eden 3. kişilere verilmesine, 5/ç-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 05/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fc996e327a10ef6f","SID":"6fb6e35e6dbc0613"}}