{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1824 <br>KARAR NO: 2024/1828<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/10/2024<br>NUMARASI: 2024/420 Esas - 2024/737 Karar <br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Banka kredi sözleşmesinden kaynaklı)<br>Taraflar arasında görülen menfi tespit davasının ilk derece mahkemesice yapılan yargılaması sonucunda davanın zorunlu arabuluculuğa dair dava şartı yokluğu nedeniyle usulden dair verilen karara karşı, davalı vekili vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvrulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davalı ...Ş. tarafından, ... San ve Tic. A.Ş. şirketi ile imzalanan kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacakların tahsili talebiyle, kredi sözleşmelerinde imzaları bulunan ..., ..., ..., ... ve ... hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı ilamsız icra takibi başlatıldığını, takibe konu ödeme emrinde; 18/01/2006 tarihli 400.000,00 TL bedelli kredi sözleşmesi, 12/04/2006 tarihli 150.000,00 TL bedelli kredi sözleşmesi, 05/06/2007 tarihli 500.0000,00 TL bedelli kredi sözleşmesi ve Eyüp ... Noterliği'nin 27/12/2007 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi takibin dayanağı olarak belirtildiğini, takip devam ederken 13/10/2012 tarihli takip talebi ile, icra takibine konu edilen kredi borçları ile hiçbir ilgi ve alakaları bulunmayan müvekkiller ..., ... ve... hakkında da takip talebi düzenlenerek haksız ve hukuka aykırı olarak borçlu sıfatıyla icra takibine dahil edildiğini, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra dosyasında, 2011 yılında borçlulardan...'ın hissedarı olduğu Sakarya İli, Sapanca İlçesi'nde mevcut taşınmazlara haciz konulduğunu, haciz konulan taşınmazlardaki... hissesinin cebri icra yoluyla satışı için alacaklı vekili tarafından icra dosyasına talepte bulunulduğunu, alacaklı vekilinin satış talebinin üzerine, taşınmazda kıymet takdiri yapılmış ve işbu kıymet takdir raporu, dosya borçlusu... adına kayıtlı taşınmazlardaki diğer hissedarlar olan huzurdaki dosya davacıları (ve dosya borçlusu...'ın kardeşleri) ..., ... ve ...'a tebliğ edildiğini, kıymet takdir raporunun 2011 yılında taşınmazda hissedar olan müvekkillere tebliğinin ardından, 2012 yılında müvekkiller işbu icra dosyasına her nasılsa borçlu olarak dahil edildiğini beyanla İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra takibine konu edilen kredi sözleşmeleri nedeniyle müvekkillerin alacaklı tarafa icra takip dosyasında asıl alacak, takip öncesi ve sonrası faiz ile tüm feriler yönünden herhangi bir borcunun bulunmadığının tespitine, müvekkiller hakkındaki icra takibinin iptaline, Müvekkiller hakkında haksız ve kötüniyetle icra takibi başlatan davalı taraf aleyhine İİK md. 170 uyarınca, takip konusu alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine,  İİK md. 72 uyarınca, takdiren teminatsız, aksi halde öngörülecek teminat karşılığı, öncelikle icra takibinin durdurulması, icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; dava açmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulmamış olması nedeniyle davadan usulden reddine kara verilmesini, bu savunma yerinde görülmezse esas bakımından da davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava; davacıların İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ...esas sayılı takip dosyası nedeniyle davalı bankaya borçlu olup olmadığının tespitine yönelik menfi tespit davasıdır. 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren ve 03/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen  maddeye göre ; MADDE 5/A- (1) \"Bu Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.\" Yine 05/04/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31. maddesiyle 6102 Sayılı TTK'nın 5/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiş, 7445 Sayılı Kanunun 43/1-a maddesiyle, bu Kanunun 31. maddesinin 01/09/2023 tarihinde yürürlüğe gireceği kararlaştırılmıştır. Söz konusu kanun hükümleri dikkate alındığında, 01/09/2023 tarihi itibariyle, menfi tespit davaları bakımından, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı haline getirildiği anlaşılmaktadır. Eldeki davanın açılış tarihi 18/10/2023 tarihidir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşm azlıklarında Arabuluculuk Kanununun “Dava şartı olarak arabuluculuk\" başlıklı  18/A. maddesine göre; \"(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.\" Söz konusu yasal düzenlemeler ve dosya kapsamı dikkate alındığında, eldeki davanın menfi tespit davası olduğu ve 16/07/2024 tarihinde açıldığı, 01/09/2023 tarihi itibariyle açılan menfi tespit davalarında artık dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu, davacı tarafça dosyaya arabuluculuk son tutanağı sunulmadığı gibi, arabulucuya başvurulduğuna ilişkin bir beyanda da bulunulmadığı anlaşılmakla, 6325 Sayılı Kanunun 18/A-2, 6102 Sayılı Sayılı TTK'nın 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 30. maddesiyle değişik 5/A-1 maddesi, 6100 Sayılı Kanunun 114/2, 115. maddeleri gereğince, açılan davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.\" gerekçesiyle,  TTK'nın 5/A. maddesi ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-2. maddesi, HMK'nın 114/2 ve 115/2. maddeleri uyarınca, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince, zorunlu arabuluculuk şartının mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine dair kararın isabetli olduğunu ancak davacılar birden fazla yani üç kişi olmalarına rağmen davalı müvekkili yararına bir tek vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın vekalet ücreti yönünden düzeltilmesine ve müvekkili yararına davacı sayısınca vekalet ücreti tayinine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacıların dava sebeplerinin aynı olduğunu, ret sebebinin de aynı olduğunu bu durumda davalı yararına tek avukatlık ücreti tayininin usule uygun olduğunu, yerleşik Yargıtay içtihadının da bu yönde olduğunu belirterek emsal Yargıtay 3. HD'nin 03.07.2012 tarihli, 2012/11008 E- 2012/16753 K sayılı kararını ve Yargıtay HGK'nun 03.07.2013 tarihli, 2013/12 E- 2013/1.12 K sayılı kararını göstermiş ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine kara verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, banka kredi sözleşmesine dayalı icra takibine karşı İİK'nın 72. maddesi uyarınca açılmış ticari dava niteliğinde bir menfi tespit davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın zorunlu arabuluculuğa dair dava şartı yokluğu nedeniyle usulden karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekili vekili tarfından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasındaki dava, banka kredi sözleşmesine dayalı icra takibine karşı açılmış bir menfi tespit davası olup, ticari dava niteliğinde menfi tespit davası olduğu tartışmasızdır. TTK'nın 5/A maddesi uyarınca, ticari dava niteliğindeki menfi tespit davası açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı olarak düzenlenmiştir. Davacı tarafından eldeki dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmadığı ve dava şartının sağlanmadığı tartışmasız olup, istinaf başvurusu sadece vekalet ücretine ilişkindir. Dosyanın yapılan incelemesinde, davacıların eldeki menfi tespit davasında dayandıkları hukuki sebebin aynı olduğu, icra takibinde müteselsil sorumluluklarının talep edildiği, ilk derece mahkemesinin ret sebebinin de dava şartına ilişkin olup tüm davacılar için ortak olduğu belirlenmiştir. AAÜT'nde, birden fazla davacı tarafından açılan davaların reddi hâlinde her bir davacı için ayrı ayrı avukatlık ücreti hükmedileceğine ilişkin hüküm yoktur. Birden fazla davalı aleyhindeki davanın reddi hâlinde, ret sebebi ortak olan davalıların tek bir avukatlık ücretine mahkum edilmesi gerektiği, ret sebepleri farklı ise her ret sebebi için ayrı vekalet ücretine hükmedileceği  hususu Tarife'nin 3/2. maddesinde düzenlenmiştir. Kanun koyucunun iradesinin, ret sebebi ortak olan taraflar bakımından tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi yönünde olduğu anlaşılmaktadır (Bknz: Yukarıda anılan Yargıtay kararları). Somut olayda, davacıların dava sebepleri ortak olduğu gibi, ret sebebi de her üç davacı bakımından aynıdır. Seri davalara ilişkin Tarifenin 22.maddesinin somut olayda uygulanma yeri yoktur. Bu nedenle, davalı yararına tek bir avukatlık ücreti tayin edilmesinde usule ve yasaya aykırılık görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:  Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.12.2024 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7820601946b8dbac","SID":"971865db5047bbfa"}}