{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1140 <br>KARAR NO:2024/1862<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMES:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:24/03/2021<br>NUMARASI:2018/500 Esas - 2021/262 Karar <br>Taraflar arasında görülen tazminat davasının ilk derece mahkemesice yapılan yargılaması sonucunda maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kabulüne dair verilen hükme karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvrulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, yirmi yılı aşkın bir süredir sahibi olduğu ve tescil ettirdiği patent, endüstriyel tasarım ve faydalı modellerle yenilenebilir kompozit ürünleri üreten ve bunları özellikle inşaat sektöründe kullanan bir şirket olduğunu, söz konusu ürünlere ilişkin tasarım, faydalı model ve patentlerin TPE nezdinde tescil edilerek koruma altına alındığını, müvekkili şirketin kompozit ürünlerin hamurunun yapıldığı hamurhane, kompozit kalıplarının yapıldığı preshane ve üretilen kompozit ürünlerle ev yapımının sağlandığı montaj bölümlerinde çalışan sekiz işçisinin şirketten ayrıldığını, rakip firmalarda çalışma yasağı bulunmasına rağmen çalışmaya başladıklarını, müvekkili şirket nezdinde öğrendikleri bir takım gizli bilgileri sızdırmak suretiyle haksız ve kötüniyetli menfaat sağladıklarını, müvekkili adına tescilli endüstriyel tasarımları  kötü niyetle ve hukuka aykırı bir şekilde pazarladıklarını, müvekkil adına tescilli ürünlerin taklit edilerek benzerlerinin üretilerek kopyalandığını,  taklit ettikleri ürünleri piyasaya sürdüklerini, davalının, müvekkili şirket nezdinde 19.03.2011 - 26.07.2013 tarihleri arasında hamurhane bölümü sorumlusu olarak çalıştığını, iş akdini hiçbir haklı gerekçe ileri sürmeden 26.07.2013 tarihinde istifa ile sonlandırdığını, yapılan araştırmada davalı ile dava dışı bir kısım eski çalışanların yine dava dışı ..., A.Ş.'de çalışmaya başladıklarını, bu şirketin müvekkili adına tescilli endüstriyel tasarım, faydalı model ve patentlerin tasarımcısı olan ... isimli şahıs ile ortak kurulduğunu, davalının, müvekkili şirketle ilişiğini kestikten sonra 5 yıl süre ile müvekkili şirketle rekabet etmeyeceğini taahhüt ettiğini, şirketteki çalışmaları esnasında edindiği bilgilerin gizli olduğunu ve bunları şirket aleyhine kullanarak kendisi ya da üçüncü kişilere menfaat sağlamasının sözleşme ile yasaklandığını, davalının bu konuda ihtar edilmesine rağmen eylemlerine devam ettiğini, müvekkilinin uğradığı zararın tespitinin mümkün olmaması sebebiyle davalarını belirsiz alacak davası olarak açtıklarını belirterek fazla ilişkin haklarını saklı kalması kaydıyla 2.000,00 TL maddi tazminat ile 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davalının, davacı şirketin çalışanı olması sebebiyle davanın iş mahkemesinde açılması gerektiğini, bu şekilde görev itirazında bulunduklarını, müvekkilinin ikamet adresinin Esenyurt olması sebebiyle davanın Bakırköy'de açılması gerektiğini, mahkemenin davaya bakmaya yetkili olmadığını, dava, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali gerekçesine dayandırılmış ise de  üçüncü kişi konumundaki şirketi ile davacı arasındaki gerekçelerin anlatıldığını, dava dilekçesinde bahsi geçen değişik iş dosyasının ve savcılık soruşturmasının dosya ile ilgisinin olmadığını, müvekkilin davacı şirkette daha önce hamurhane bölümünde işçi olarak çalışmış olmasından dolayı şirketin faaliyetleri, müşterileri ve ticari sırlarını öğrenmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki davacının bu iddialarını ispatlamak zorunda olduğunu, rekabet yasağına aykırılık için; işverenle rekabet etmek, kendi hesabına rakip bir işletme açmak, başka bir rakip işletmede çalışmak, rakip işletmeye başka türden bir menfaat ilişkisine girmek gerektiğini, müvekkilinin davacı ile rekabet edecek bir durumunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalının davacı şirketten ayrılırken yaptığı rekabet etmeme sözleşmesinin 6098 sayılı TBK m. 444 ve devamı maddelerine uygun olup olmadığı, davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığı dava dışı ... A.Ş.'nde davacıya ait ticari sırları paylayıp paylaşmadığı, eğer davacı şirkete ait ticari sırları paylaşmakta ise bu durumun davacıyı maddi ve manevi olarak zarara uğratıp uğratmadığı noktasındadır. 6098 sayılı TBTK m. 444/I'e göre; 'Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.' Taraflar arasında yapılan 25.04.2011 tarihli Gizlilik ve Rekabet Etmeme Sözleşmesinin 1'inci maddesinde 'Bilgi' kavramının tanımı yapılmış, 2'nci maddesinde 1'inci madde de tanımı yapılan bilgilerin davalı tarafından açıklanmayacağı koşulu getirilmiş, 3'üncü maddesinde davalı tarafından kullanılan ve davalıya verilen bütün malzemelerin mülkiyetinin davacıya ait olduğu tespit edilmiş, 4'üncü maddesinde çalışma esnasında davalıya verilen bütün bilgilerin davacıya iade edileceği kararlaştırılmış, 5'inci maddesinde gizli sayılmayan bilgilerin neler olduğu tanımlanmış ve sözleşmenin çalışma ilişkisinin feshedilmesi durumunda da devam edeceği kararlaştırılmıştır. Taraflar arasında yapılan bu sözleşme ticari sırlarını korumak isteyen her işveren için 6098 sayılı TBK m. 444/I'e uygun hükümler taşımaktadır. Ancak sözleşmenin diğer hükümlerinin 6098 sayılı TBK m. 444 ve devamı maddelerine göre ve davalının yaptığı işin niteliğine göre de incelenmesi gerekmektedir. Taraflar arasında yapılan 25.04.2011 tarihli Gizlilik ve Rekabet Etmeme Sözleşmesinin 8'inci maddesinde sözleşmenin davacı ile davalı arasındaki hizmet sözleşmesinin feshinden itibaren 5 yıl geçerli olduğu kararlaştırılmıştır.6098 sayılı TBK m. 445/I'e göre; 'Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz.\"'Bu maddeye göre rekabet yasağının iki yılı aşamayacağı hüküm altına alınmıştır. Sözleşme 24.11.2011 tarihinde yapılmış olup davalı 26.07.2013 tarihinde davacı iş yerinden ayrılmıştır. Davalının rekabet etmeme yasağı 26.07.2013 tarihinde başlamış, 6098 sayılı TBK m. 445/I'e göre 26.07.2015 tarihinde, taraflar arasındaki sözleşmeye göre ise 26.07.2018 tarihinde dolmuştur.Tartışılması gereken ilk konu hangi sürenin esas alınacağıdır. Kanun koyucu 6098 sayılı TBK m. 445/I'de 'özel durum ve koşullar' olmasını ayrık durum olarak düzenlemiştir. Bu maddenin mefhumu muhalifinden istinbat edilmesi / karşı yorumundan 'özel durum ve koşullar' olması durumunda iki yıllık sürenin aşılabileceği sonucu çıkmaktadır. Dava konusu uyuşmazlığın aydınlatılmasında araştırılması gereken durumlardan birincisi davacının ürettiği ürünlerde iki yıllık rekabet etmeme koşulunun davacının sınai haklarının korunması için yeterli olmaması ve daha uzun bir sürenin gerekip gerekmeyeceğidir. Dolayısıyla davacının ürününün niteliğinin araştırılması gerekmektedir. 6098 sayılı TBK m. 444/II'ye göre; 'Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.' Bu maddeye göre taraflar arasında yapılan sözleşmenin geçerliliği davalının davacı yanında çalışırken yaptığı işin niteliğine bağlıdır. Dolayısıyla  dava konusu uyuşmazlığın aydınlatılmasında araştırılması gereken ikinci konu davalının davacı yanında çalışırken davacının müşteri çevresi veya üretim sırları ya da davacı işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme olanağına sahip olup olmadığıdır.Bu iki durumun tespiti için öncelikle Türk Patent Enstitüsüne yazı yazılarak davacı adına tescilli bütün patentlerin bilgilerinin gönderilmesi istenilmiştir. TPE'den gelen 10.07.2020 tarihli yazı cevabı ekinde davacı adına tescilli patentler içinde davalının sırlarını açıkladığı ileri sürülen oyun hamuru ürünü bulunmadığı tespit edilmiştir.Davalının çalıştığı davacı şirkete ait fabrikanın bulunduğu Saruhanlı Asliye Hukuk mahkemesine talimat yazılarak kimya mühendisi ve makine mühendisi eşliğinde keşif yapılması istenilmiş, bilirkişilerden, davalı ...'nın fabrikada yaptığı işin tespiti, davalının üretiminde çalıştığı ileri sürülen hamurun sadece davacı işyerinde üretilen türden bir hamur mu yoksa piyasada benzer imalathanelerde yapılmakta olan genele arzedilmiş, herkesce bilinen ve kolaylıkla bulunabilir türden bir hamur mu olduğunun tespiti ve davalının üretiminde çalıştığı hamurun Türk Patent Enstütüsünde patentinin bulunup bulunmadığının tespiti istenilmiştir.Hazırlanan 25.12.2020 tarihli talimat bilirkişi heyeti raporunda, davalının davacıya ait fabrikada hamurhane şefi olarak çalıştığı, davacının ürettiği bütün hamur ürünlerinin reçetelerine ulaşabilecek pozisyonda olduğu, kendisine verilen araç ve bilgisayardan düz ve sıradan bir pozisyonda olmadığının anlaşıldığı, üretilen hamurun özgün bir hamur olduğu, sıradan bir hamur olmadığı ancak patentinin davacı tarafından alınmış olmadığı, ürünün en önemli kısmının hamur reçetesi ve üretim bilgisi olduğu, ürünün patentinin alınmamış olmasının normal olduğu çünkü ürünün ham maddesini oluşturan poliester ve cam elyafın yeni keşfedilmediği, aynı malzemeleri aynı oranda başka birisinin kullanmasının engellenebilir ve korunabilir olmadığı, davalının yeni iş yerinde de benzer bir ürün üretilmekte ise bunun iyiniyetle açıklanmasının mümkün olmadığı ancak bu durumun tespit için davacının ürünü ile davalının yeni çalışmakta olduğu iş yerindeki ürünün fiziksel kıyaslamasının yapılması gerektiği tespit edilmiştir.Hazırlanan 25.12.2020 tarihli talimat bilirkişi heyeti raporu ile davalının davacıya ait fabrikada hamurhane şefi olarak çalıştığı, davacının ürettiği bütün hamur ürünlerinin reçetelerine ulaşabilecek pozisyonda olduğu, kendisine verilen araç ve bilgisayardan düz ve sıradan bir pozisyonda olmadığı anlaşılmaktadır.Davalının davacıya ait hamurhanede çalıştığı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı öncesinde yapılan yargılamada dinlenen tanık beyanları ile de sabittir. Dolayısıyla davalının davacı yanında çalışırken davacının üretim sırları ya da davacı işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme olanağına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacı ile davalı arasında yapılan 25.04.2011 tarihli Gizlilik ve Rekabet Etmeme Sözleşmesi 6098 sayılı TBK m. 444/II'ye göre hukuken geçerlidir.  Aynı raporda davacının ürettiği ürünün sıradan bir ürün olmadığı ancak davacı tarafından da patentinin alınmamış olduğu, ürünün patentinin alınmamış olmasının normal olduğu çünkü ürünün ham maddesini oluşturan poliester ve cam elyafın yeni keşfedilmediği, aynı malzemeleri aynı oranda başka birisinin kullanmasının engellenebilir ve korunabilir olmadığı tespit edilmiştir. Davacının davaya konu oyun hamuru ürününün patentini henüz almamış olması fiilen üretmekte olduğu bu ürün üzerindeki fikri ve sınai haklarının bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Raporda üründe kullanılan aynı malzemeleri aynı oranda başka birisinin kullanmasının engellenebilir ve korunabilir olmadığı belirtilmiştir. Ancak bu durum davacının bu malzemeleri bu üründe kullandığından habersiz olan başka üreticinin aynı malzemeleri aynı oranda kullanması için geçerli olup davacı yanında çalışan birinin başka bir iş yerinde çalışmaya başlaması ve bilgileri aktarması ile aynı malzemeleri aynı oranda kullanarak aynı ürünü üretmesi durumunda 4721 sayılı TMK m. 2 ve 3'e göre iyiniyet ve dürüstlük kuralından söz edilemeyecektir. Bu ürünün sırlarının davacı şirket dışına çıkması başka bir firmanın kendi Ar - Ge çalışması sonucunda keşfetmiş olması durumu dışında davacı şirketin kendisinin bilgi paylaşımı ile ya da rekabete aykırı davranış sonucunda gerçekleşecektir. Bu durumda raporda davacının ürettiği ürünün sıradan bir ürün olmadığının tespit edilmiş olması nedeniyle davacı şirket kendi iradesi ile ürünün bilgisini paylaşmadığı sürece ürüne ait bilgiler kendisinde saklı kalacak ve üretimi sadece kendisi yapmaya devam edecektir. Dolayısıyla davacının üretimini yaptığı oyun hamuru başka bir firmanın kendi Ar - Ge çalışması sonucunda keşfedilmediği ve davacı tarafından da bilgileri açıklanmadığı sürece davacı için sürdürülebilir bir ticari menfaat anlamına gelmektedir. Bu ticari menfaatin korunması için rekabet etmeme anlaşmasını 6098 sayılı TBK m. 445/I'de yazılı olan iki yıllık süre ile sınırlamak yerine bu durumu bu madde de yazılı olan \"özel durum ve koşullar\" olarak kabul edip beş yıllık sözleşme yapılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu nedenle davalının 25.04.2011 tarihli Gizlilik ve Rekabet Etmeme Sözleşmesinin süresine yönelik itirazı kabul edilmemiştir. Dolayısıyla sözleşme iş akdinin fesih tarihinden sonra beş yıl daha geçerli olup 26.07.2018 tarihine kadar davalı davacıya karşı rekabet etmeme borcu altındadır.Davalının yeni çalıştığı dava dışı ...A.Ş.'nin de aynı oyun hamurunu ürettiği konusunda davalı tarafın bir itirazı bulunmamaktadır. Bu nedenle ve 6100 sayılı HMK m. 30 usul ekonomisi uyarınca rekabete aykırı hareketin tespiti için davacı şirket ürünü ile dava dışı ... A.Ş.'nin ürünlerinin teknik bilirkişi incelemesi ile karşılaştırmasının yapılmasına gerek görülmemiştir. 6098 sayılı TBK m. 444 ve devamı maddelerde düzenlenen rekabet yasağına aykırı davranış niteliği itibariyle haksız fiilin özel bir türüdür. Dolayısıyla kusur, zarar ve uygun nedensellik bağı koşullarının varlığının dava konusu olayda incelenmesi gerekmektedir.Taraflar arasında yapılan 25.04.2011 tarihli Gizlilik ve Rekabet Etmeme Sözleşmesinde sözleşme hükümlerine aykırı davranılması durumunda belli bir tazminat miktarı belirlenmemiştir. Ancak davacının doğacak zararlarının davalı tarafından karşılanacağı sözleşmenin 8'inci maddesinde düzenlenmiştir. Sözleşmenin bu hükmü 6098 sayılı TBK m. 446'da ki; \"Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür.\" hükmüne de uygundur. Bu sebeple davacının dava konusu olay nedeniyle zararının olup olmadığının tespiti için mahkememizin 26.10.2018 tarihli duruşmasında davacı şirketin ve dava dışı ... A.Ş.'nin ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.Hazırlanan 25.02.2019 tarihli bilirkişi raporunda davacı şirketin 2011, 2012 ve 2014 yıllarında alım satım kârı elde ettiği, 2013 yılında ise 204.047,35 TL alım satım zararının oluştuğu tespit edilmiştir. Davalının davacı yanında işten ayrıldığı tarih ise 26.07.2013 olup davacının 2013 yılı zararının davalının işten ayrılması sonucunda rekabete aykırı davranışı olmadığı anlaşılmaktadır. Hazırlanan 25.02.2019 tarihli bilirkişi raporunda dava dışı  ...A.Ş.'nin ise 2013 ve 2014 yıllarında zarar ettiği her iki zararının da genel yönetim giderlerinden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bu rapora tarafların itirazları üzerine hazırlanan 05.08.2019 tarihli raporda da aynı tespitlerde bulunulmuştur. Dolayısıyla davalının davacı yanında işten ayrılmasından sonra rekabete aykırı davranışı nedeniyle davacının maddi bir zararının oluşmadığı anlaşılmakla davacının 2.000,00 TL tutarlı maddi tazminat talebinin reddine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. Davalının manevi tazminat talebi ise 6098 sayılı TBK m. 58'e göre değerlendirilecektir. Davacının maddi zararının oluşmamış olması davacının şirket olarak davalının rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı davranışının manevi tazminat sorumluluğunu kaldıracağı anlamına gelmemektedir. 6098 sayılı TBK m. 58'e göre; 'Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.' Manevi tazminat zarara uğrayanlarda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmez. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olması gerekir. Manevi tazminatın bu ölçütleri 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararında tespit edilmiştir. Hazırlanan 25.12.2020 tarihli talimat bilirkişi heyeti raporunda davacının ürettiği ürünün sıradan bir ürün olmadığı tespit edilmiş olup davacının Ar - Ge çalışması ile elde edilen bir ticari bilgisinin başka firmaların eline geçmesinin ve bu durumun davacı şirketin çalıştığı piyasada duyulmasının davacı şirket yönünden belli bir ticari itibar kaybı yaratacağı açıktır. Davacının talep ettiği manevi tazminat miktarının davacı şirket yönünden zenginleşmeye neden olmayacak derecede olduğu, davalı açısından ise fakirleşmeye neden olmayacak miktarda olduğu anlaşılmakla davacının manevi tazminat davasının kabulüne yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.6098 sayılı TBK m. 117'ye göre; 'Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.'Dava konusu olay niteliği itibariyle haksız fiil olmasına ve haksız fiilin gerçekleştiği tarihte davalı açısından temerrütün gerçekleşmiş olmasına karşılık davacı taraf davalıya gönderdiği Kadıköy .... Noterliğinin 22.08.2013 tarih ve ... sayılı ihtarnamesinin davalı tarafa ulaştığı 08.10.2013 tarihinden sonraki üçüncü günden itibaren ticari avans faiz talep etmiştir. Davacının faiz başlangıç talebi 6100 sayılı HMK m. 26 taleple bağlılık ilkesine göre kabul edilerek davacı tarafın davalıya gönderdiği Kadıköy ... Noterliğinin 22.08.2013 tarih ve ... sayılı ihtarnamesinin davalı tarafa ulaştığı 08.10.2013 tarihinden sonraki üçüncü gün olan 11.10.2013 tarihinden itibaren faize hükmedilmiştir. Davalı tacir olmamakla birlikte davacı şirketle 6098 sayılı TBK m. 444'e göre yaptığı rekabet etmeme sözleşmesi ticari nitelikte sözleşme olduğundan davalının bu sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle davacının ticari avans faizinin kabulüne karar verilmiştir.Her iki tarafında dosyaya delil olarak sundukları Bakırköy 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2013 / 373 Esas sayılı dosyasının davacısı mahkememiz davacı şirketi davalısı ise .... Şti.'dir. Davanın konusu ise davacıya ait bir takım teknik çizimlerin bu dosya davalısı şirket tarafından elde edilerek başka firmalarla paylaşılmasından kaynaklı tespit davası olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu davanın mahkememiz davası ile hukuki ilişkisi bulunmamaktadır. Kararın verildiği tarihte reddedilen miktar her ne kadar maddi tazminat miktarı yönünden istinaf sınırı altında kalsa da davacının mahkememizin önceki kararına karşı istinaf kanun yoluna gitmiş olması davacı açısından usulü kazanılmış hak oluşturduğundan maddi tazminat talebi hakkında da istinaf yolu açık olarak karar verilmiştir.\" gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kabulü ile 5000,00 TL manevi tazminatın 11.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece daha önce verilen davanın reddine dair kararın BAM 14. HD tarafından kaldırıldığını, kaldırma gerekçesinin kararın gerekçesiz olması olduğunu, bu nedenle mahkemece gerekçesini oluşturarak tekrar davanın reddine karar verilmesi gerekirken manevi tazminat talebini kabul etmesinin hukuka aykırı olduğunu, TBK'nın 444.vd.maddelerinde emredici şekilde düzenlenen hükümler uyarınca davanın dayanağı olan ve 5 yıl için akdedilen rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğunu, 5 yıllık bir sürenin kararlaştırılmasını gerekli kılan bir durum bulunmadığını,Ayrıca TBK'nın 444/2.maddesine göre rekabet yasağının geçerli olabilmesi için hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılmasının işverenin bir zararına sebep olacak nitelikte olması gerektiğini, somut olayda bu koşulun da sağlanmadığını, zira müvekkilinin sahip olduğu bilgilerin önemli bir zarara yol açacak nitelikte olmadığını, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun bilimsel gerekçe içermediğini, zorlamaya dayalı yorum yapıldığını, hükme esas alınacak nitelikte olmadığını, bilirkişi raporunda davacının hamur bölümüne üretimine ve evsafına dair bir patent veya fikri mülkiyete dair belgesinin bulunmadığının tespit edildiğini, karışımı oluşturan maddelerin yeni keşfedilmediğinin belirlendiğini,müvekkilinin geçmişten bugüne hamur işçiliği ile iştigal ettiğini ve bu konuda işçilik tecrübelerinin oluştuğunu, herhangi bir sır söz konusu olmadığını,Davacının iddia ettiği maddi ve manevi zararların gerçek olmadığını, hesabı yapılmış bir zarar da bulunmadığını, esasen davacının benzer şekilde işten ayrılan diğer işçilere karşı aynı hukuki sebeple açtığı davaların redle sonuçlandığını, zira rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğunu, Savunmalarının mahkemece yeterince değerlendirilmediğini, mahkemenin kabul gerekçesinin zorlama ve hatalı bir gerekçe olduğunu, davacının maddi bir zarara uğramadığı kabul edilmiş iken manevi zarara uğradığının kabul edilmesinin çelişkili olduğunu, tüzel kişi olan davacının manevi zarar iddiasının gerçekçi olmadığını, her türlü sözleşmeye aykırılığın manevi zarar doğurmayacağını, davacının sermaye şirketi olup manevi zarara uğrama ihtimalinin oldukça zayıf olduğunu, somut olayda davacının itibar kaybı bulunmadığını, manevi zararın oluşmadığını, manevi tazminat talebinin de reddi gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin manevi tazminat talebinin kabulüne dair hükmünün usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın bu kısmının kaldırılmasına ve manevi tazminat talebinin de reddine karar verilmesini istemiştir.Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince 25.02.2019 tarihli rapor esas alınarak maddi tazminat talebinin reddine karar verildiğini, oysa yerleşik Yargıtay içtihadı uyarınca işverenin somut olarak zararı ispat yükü altında olmadığını, TBK'nın 444/2.maddesi uyarınca, işverenin önemli bir zararına sebep olma ihtimali varsa rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli kabul edildiğini, buna karşın mahkemenin zarar miktarının ispatını aradığını, raporun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, itirazlarının mahkemece değerlendirilmediğini, dava dışı ... tarafından patenti davacıya ait ürünlerin satışı yapılmak suretiyle kazanç elde etmesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, mahkemece fatura incelemesi yapılmadığını, davacıya ait ürünlerin ... tarafından üretildiğini, zira anılan şirketin davacıya ait kalıpları da ele geçirmiş olduğunu, bu hususta Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2013/19 D.iş sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, yine aynı mahkemenin 2017/215 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda, ... firmasına kalıp üreten na... Ltd.Şti'nin davacıya ait patent faydalı model ve endüstriyel tasarımlara ... tarafından tecavüz edilerek dava dışı firmalar ile paylaşıldığı ve kuvvetle muhtemel dava dışı firmalar ile davacı firmaya ait olan faydalı model ve endüstriyel tasarımların üçüncü kişilere pazarlandığı, söz konusu ürünlerin üretimine yönelik kalıp, panel vb. ... tarafından kopyalanarak satışının yapıldığına dair tespitler yapıldığını, bu tespitlerin davacının zararı bakımından oldukça önemli olup ...'nin satış, fatura ve kayıtlarının incelenmesi suretiyle zarar hesabı yapılabileceğini, bilirkişi raporunda müvekkilinin zarara uğramadığına dair tespitin gerekçesinin anlaşılamadığını, bilirkişinin hesaplama yönteminin yetersiz olduğunu, Davalının tek başına değil, kendisi ile birlikte 8 işçi ile ayrılarak dava dışı ... firmasında çalışmaya başladıklarını, anılan şirketin davacı şirket ile aynı şehirde aynı organize sanayi bölgesinde faaliyet gösterdiğini, hatta davalının davacı şirketten ayrılmadan önce dava dışı ...'de çalışmaya başladığını, dolayısıyla eldeki davada mesleki tecrübenin başka bir firmada masumane şekilde kullanılmasının söz konusu olmadığını, üstelik müvekkili tarafından anılan şirket hakkında marka ve patent haklarına dayalı suç duyurusunda da bulunduklarını, dava dışı ...'nin davacı şirket nezdinde koruma altına alınan tescilli ürünlerinin taklit edilip kopyalandığının ve bu yolla da menfaat sağlandığının sabit olduğunu, Davalının davacı şirketin müşteri çevresi ve ham madde temini konularında bilgi sahibi olduğunun tanık beyanları ile sabit olduğunu, bu bilgileri davacı zararına kullandığını, davalının sıradan bir işçi olmayıp aldığı maaşın da yüksek olduğunu, üretimde kullanılan hamurun karışım bilgilerini, içindeki maddelerin oranlarını ve tescil edilmiş çok önemli ticari sırları bildiğini ve bunları davalıya aktardığını, Saruhanlı Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılan 2020/76 Talimat sayılı dosya üzerinden düzenlenen bilirkişi raporu ile de bu durumun tespit edildiğini,Dosyada alınan bilirkişi raporları ve yukarıda anılan 2020/76 talimat sayılı dosyada düzenlenen raporla davadaki iddiaların ispatlanmış olduğunu, geçerli rekabet sözleşmesini davalının ihlal ettiğinin sabit olduğunu, davalının geçiş yaptığı firmanın rakip firma olduğunun ve davacının zarara uğradığının ispatlandığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesince maddi tazminat talebinin reddine dair verilen kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın bu yönden kaldırılmasına ve maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, hukuki niteliği itibariyle, işçinin rekabet yasağı sözleşmesini ihlali nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında hizmet sözleşme ilişkisinin bulunduğu ve bu kapsamda rekabet yasağı da içeren \"GİZLİLİK VE REKABET ETMEME SÖZLEŞMESİ\"nin imzalandığı ihtilafsızdır. İlk derece mahkemesince bilirkişi incelemeleri yapıldıktan sonra 2014/641 E - 2017/644 K.sayılı, 19.09.2017 tarihli kararla, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olmadığı gerekçesiyle bilirkişi raporlarına atıf yapılmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş, bu kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 17.05.2018 tarihli, 2017/1080 Esas - 2018/483 sayılı kararıyla; ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinin sadece bilirkişi raporlarının tekrarından ibaret olup HMK'nın 297.maddesi anlamında gerekçe içermediği gerekçesiyle HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Kaldırma kararı üzerine ilk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılamada bilirkişi incelemeleri de yapılmak suretiyle, deliller toplanmış ve eldeki istinaf başvurusuna konu hüküm verilmiştir.Davalı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde;Öncelikle, HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin davanın reddine dair verdiği karar bütün hukuki sonuçlarıyla kaldırılmış olup, ilk derece mahkemesinin tekrar davanın reddine karar verme zorunluluğu yoktur. Kanunun emredici hükümlerine aykırı şekilde ve gerekçesiz olarak verildiği tespit edilen bir hükümden herhangi bir taraf yararına usuli kazanılmış hak doğması söz konusu değildir. Bu nedenle davalı vekilinin, Dairemizin kaldırma kararından sonra gerekçesi gösterilerek tekrar davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Davanın dayanağı olan 25.04.2011 tarihli gizlilik ve rekabet etmeme sözleşmesi, tarihinden de anlaşılacağı üzere 6098 sayılı TBK yürürlüğe girmeden önce düzenlenmiştir. Zira TBK 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın yürürlükte olduğu dönemde   rekabet yasağı sözleşmesi akdedilmiş olup davalının bu sözleşmede 8.maddede  işten ayrıldığı takdirde 5 yıl süreyle rekabet etmeme yükümlülüğü altına girdiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin bu hükmü davalının işten ayrıldığı 2013 yılında hüküm doğurmaya başlamıştır. Bu durumda, rekabet yasağı içeren sözleşmesinin geçerliliği, sözleşmenin yapıldığı 818 sayılı BK hükümlerine göre belirlenecektir. 6101 sayılı Yasa'nın 4. maddesindeki düzenleme dikkate alınarak dava konusu hizmet sözleşmesindeki rekabet yasağı hükmünün sonuçları konusunda ise Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmalıdır (Emsal nitelikte bknz: Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 16.03.2016 tarih ve 2015/6975 Esas,  2016/2969 Karar sayılı kararı). Bu bilgiler ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; davalı tarafından imzalanan hizmet sözleşmesinin  818 sayılı BK döneminde imzalanmış olduğu görülmekte olup bu durumda sözleşmenin  imzalandığı tarihte TBK'nın rekabet yasağının sınırlandırılmasına dair 445.madde hükmünde öngörülen 2 yıllık azami sürenin uygulanması söz konusu değildir. Zira sözleşmenin geçerliliği 818 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenir. Ancak rekabet yasağı anlaşmasının sonuçlarını doğurmaya başladığı 2013 yılı itibariyle TBK'nın emredici hükümleri dikkate alınması gerektiğinden, 2 yıllık azami süre dikkate alınabilir ise de somut olayda davalının, davacı şirketin İstanbul'da faaliyet gösteren iş yerinden 26.07.2013 tarihinde istinaf ederek ayrıldığı, akabinde 2013 yılı Eylül ayı itibariyle aynı alanda faaliyet gösteren dava dışı ... A.Ş.'de aynı görevle çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır. TBK'nın 445/2.maddesi uyarınca rekabet yasağı sözleşmesindeki süreye ilişkin aşırı hükümlerin hakimin müdahalesi ile giderilmesi mümkündür. Rekabet yasağı anlaşmasının en az iki yıl için geçerli olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda davalının, davacı nezdindeki işinden ayrıldıktan iki ay kadar sonra aynı il sınırları içinde faaliyette bulunan rakip şirkette çalışmaya başladığı dikkate alındığında, rekabet yasağı ihlalinin yasal rekabet süresi içinde gerçekleştiği, rekabet yasağı anlaşmasının süre bakımından, sözleşmenin kurulduğu an itibariyle geçerli olduğu kanaatine varılmış, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin sahip olduğu bilgilerin davacının önemli bir zarara uğrayacağına dair nitelikte bilgiler olmadığını, müvekkilinin iş tecrübesi ile çalıştığını, bu nedenle de rekabet yasağı sözleşmesinin TBK'nın 444/2.maddesindeki şartları taşımaması nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. TBK'nın 544/2.maddesine benzer bir düzenleme 818 sayılı BK'nın 348/2.maddesinde de mevcuttur. Buna göre rekabet yasağına dair şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve iş sırlarına nüfuz etmesinden yararlanarak iş sahibine önemli derecede bir zarar verebilecek nitelikte ise rekabet yasağı anlaşması geçerlidir. Somut olayda ilk derece mahkemesi karar gerekçesinde de vurgulandığı üzere davacının iş yerinde çalışan davalının üretimde kullandığı hamur karışımını öğrendiği, bu karışımın miktar ve oranlar itibariyle özel formülünün ticari sır niteliğinde olduğu, davalının bu sırrı kullanması nedeniyle davacının önemli bir zarara uğramasının mevcut olduğu anlaşılmakla, rekabet yasağı anlaşmasının bu bakımdan da geçerli olduğunu sonucuna varılmış, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaflarının reddine karar verilmiştir.Davalı vekili, davacının ticaret şirketi olduğunu, tüzel kişi olduğunu, maddi bir zararının gerçekleşmediği kabul edilmesine karşın manevi zararının gerçekleştiğinin kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kişilik haklarının zedelenmediğini belirterek, manevi tazminata ilişkin kararın kaldırılmasına istemiştir. İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde de vurgulandığı üzere davacının ticari sır niteliğindeki üretim hamuru karışımının davalı tarafından rakip firmada uygulanması, davacının ticari sırrına tecavüz niteliğinde olup bir şirketin ticari sırları o tüzel kişiliğin maddi değeri olan bir varlığı olduğu kadar şirketin itibarı ve piyasadaki yeri bakımından manevi bir varlığı olarak da kabul edilmelidir. Bu eylemle davacı şirketin kişilik haklarının zarar gördüğünün kabulü gerekir. TBK'nın 114/2.maddesi atfıyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanması gereken aynı Kanun'un 58.maddesi uyarınca, manevi tazminata hükmedilmesinde hukuka aykırılık görülmemiş, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. İlk derece mahkemesince maddi tazminat talebinin ret gerekçesinin maddi zarar varlığının kanıtlanmamış olmasıdır. Maddi zararın kanıtlanmamış olması manevi zarar bakamından yukarıda yapılan değerlendirmeye engel olmayıp bir çelişki olarak değerlendirilemez. Bu yöne ilişkin istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde;Öncelikle belirtmek gerekir ki HMK'nın 282.maddesi uyarınca, bilirkişi raporları takdiri delil olup hakim, bilirkişinin oy ve görüşü ile bağlı değildir. Bilirkişi raporlarındaki tespitler mahkemece serbestçe değerlendirilir. Somut olayda da ilk derece mahkemesince kaldırma kararından önce bilirkişi raporları alınmış, kaldırma kararından sonra da öncelikle davacı şirketin ticari kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak 25.02.2019 tarihli rapor alınmıştı. Bu raporda, davacı işverenin fiili zararının ve kazanç kaybının mevcut olmadığına dair tespit yapılmıştır. Bu tespitin davacının mali verilerine göre yapıldığı anlaşılmaktadır. Aynı mali müşavir bilirkişiden alınan ek raporda aynı görüş tekrarlanmıştır. İlk derece mahkemesi daha sonra Saruhanlı Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla talimat yoluyla yaptırdığı bilirkişi incelemesi sonucunda iki kişilik heyetten 25.12.2020 havale tarihli rapor almıştır. Bu raporda davacının ürününün ve davalının çalıştığı firmanın olası ürünlerinin fizikler test ve kıyaslamasının yapılması gerektiğini, mahkemece yapılan keşfin davacının üretim birimiyle sınırlı olduğu için dava dışı ... firmasının ne kadar benzerlikte bir ürün ürettiğinin bilinemediği, davacı vekilinin iddiası doğrultusunda tasarımların benzer iktisap yaratacak şekilde olduklarının benimsenmesi durumunda, davalının, davacının ürününü (Hamur ve bundan mamul kompozit tuğla vb.) kopyaladığı, taklit ettiği ve üreterek davacıya zarar vereceği açık hale geldiği, eldeki bilgi, belge ve keşif verilerinin davalının, davacı firmada çalıştığı dönemde elde ettiği teknik bilgi ve sırları ... firmasına taşıdığı ve haksız rekabete yol açtığı görüşünün belirtildiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde rapordaki tespitlere yer verilerek hukuki değerlendirmeler yapılmış ve sonuçta, davacının maddi zarar iddiasını kanıtlayamadığı sonucuyla maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemeleri yeterli ve hüküm vermeye elverişli bulunmuştur. Rekabet yasağı şartının geçerliliği için, davalı işçinin sahip olduğu bilgilerin davacıya önemli miktarda zarar verecek nitelikte olması gerekli ve zorunlu olmakla birlikte, maddi tazminata hükmedilebilmesi için salt bu tehlikenin varlığı yeterli olmayıp, zarar verildiğinin de kanıtlanması gerekir. Diğer bir deyişle rekabet yasağı sözleşmesi geçerlidir. Eğer sözleşmede bir ceza koşulu öngörülseydi bu ceza koşulu da yasal sınırlar çerçevesinde geçerli olabilecek idiyse de kararlaştırılmış bir ceza koşulu mevcut değildir. Bu durumda davacının bir zarara uğradığını kanıtlamış olması gerekir. Somut olayda davacı, davalının, hamur karışımına ilişkin ticari sırları rakip firmada kullanması nedeniyle bir zararının oluştuğunu kanıtlayamadığından, maddi tazminat talebinin reddine dair ilk derece mahkemesi kararı isabetli bulunmuştur. Bu bağlamda vurgulamak gerekir ki TBK'nın 114/2 atfıyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanması gereken TBK'nın 50/2.maddesi uyarınca hakkaniyet hükümlerine göre bir tazminat belirlenebilmesi için öncelikle bir zararın mevcut olduğunun kanıtlanması gerekir. Bir zarar mevcut olup da miktarı kesin olarak belirlenemiyorsa ancak o zaman anılan Kanun hükmü uygulanabilir. Somut olayda bir zararın varlığı kanıtlanamadığından anılan 2. fıkranın da uygulanması söz konusu olmamıştır.Davacı vekili İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/215 E.sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda .. firmasına kalıp üreten ... Ltd.Şti'nin davacıya ait patent faydalı model ve endüstriyel tasarımlara ... tarafından tecavüz edilerek dava dışı firmalar ile paylaşıldığı ve kuvvetle muhtemel dava dışı firmalar ile davacı firmaya ait olan faydalı model ve endüstriyel tasarımların üçüncü kişilere pazarlandığı, söz konusu ürünlerin üretimine yönelik kalıp, panel vb. ... tarafından kopyalanarak satışının yapıldığına dair tespitler yapıldığını, bu nedenle dava dışı ...'nin satış faturalarının ve kayıtlarının incelenerek zarar tespitinin yapılması gerektiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Somut olayda davalının sabit görülen eylemi, yaptığı işle ilgili olarak öğrendiği hamur karışım formül ve oranlarını dava dışı şirkette kullanmaktan ibaret olup, şirket kalıplarının veya diğer üretim sırlarının davalının eylemleri sonucu rakip firmalar tarafından ele geçirildiğine dair bir tespit yoktur. Dava dışı ... tarafından yapılan eylemlerden davalının sorumlu tutulması mümkün görülmemiştir.Davalının tek başına değil sekiz işçi ile birlikte işten ayrılmış olması da tek başına maddi zararın varlığı bakımından ispata yeterli bir husus olarak kabul edilemez. Dosyadaki SGK kayıtlarına göre davalının dava dışı ...'de Eylül 2013 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır. ...asının davacıya ait tescilli ürünlerini taklit etmesi ise davalının eylemlerinden kaynaklanan bir husus olduğu kanıtlanmamıştır. Davacının bu iddiasının muhatabı dava dışı ... şirketidir.Davalının, davacıya ait müşteri çevresi ile ilgili olarak rekabet yasağını ihlal eden bir davranışının varlığı kanıtlanmamıştır. Bu yönlere ilişkin istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.2020/76 Talimat sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu sadece davalı bakımından üretimde kullanılan hamurun formulüyle ilgili bilginin ticari sır olduğunun tespiti bakımından önem taşımaktadır. Bunun dışında davacının somut bir maddi zararının varlığını ispatlayacak bir tespit anılan raporda yer almadığından, aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf inceleme sonucunda, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin  üzerinde bırakılmasına, 5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine 6-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.12.2024 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"bbb1efd261a466f3","SID":"6a7d80b9f984a12e"}}