{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/1163 Esas<br>KARAR NO:2024/1952 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2019/623 Esas- 2022/488Karar<br>TARİH:24/05/2022<br>DAVA:ALACAK<br>KARAR TARİHİ:05/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalılara ait (aynı sermaye ve kişilere ait) şirketler nezdinde 1982 yılından çeşitli pozisyonlarda çalıştığını, en son davalı ...'ta yönetici sıfatıyla 7.082 TL net ücret ile hizmet akdine binaen çalıştığını, ayrıca 30/11/2010 tarihli istifasına kadar yönetim kurulu üyeliği sıfatının da olduğunu, davacının gördüğü bazı olumsuzluklar, keyfi etik dışı uygulamalar nedeniyle 30/11/2010 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini sözlü olarak bildirdiğini, ancak yönetimin kendisine olumsuzlukları giderip borçlarını ödeyeceklerini beyan ederek istifa yerine izne ayrılmasını talep etmesi nedeniyle davacının izne ayrılmasına rağmen borçlarının ödenmediğini, bu nedenle davacının da haklı fesih hakkını kullanarak iş akdini fesh ettiğini, ancak davalı ...'ın davacının fesih olgusunu bilmesine rağmen davacı sanki keyfinden işe gelmiyor gibi 14.01.2011 tarihli ihtarname ile davacının 19 gündür işe gelmediğini gerekçe göstererek iş akdini feshettiğini, davacıdan ihbar tazminatı istendiğini, davacının da bu ihtarnameye karşılık 19.01.2011 tarihli ihtarname keşfide ederek tüm işçi alacaklarını istediğini, davalı ...'ın geriye doğru son 7 ayın ücretlerinin bir kısmını hiç ödemediğini, bir kısmını ise ödediğini, davacının ayrıca davalı .... Şti.'den muavin defter kayıtlarından da anlaşılacağı üzere 25.000 TL alacağının olduğunu, davacının hafta sonu dini-milli-genel tatil alacaklarının da olduğunu beyanla fazla ilişkin hakları saklı kalmak üzere 2.000 TL kıdem tazminatı, 2.000 TL ücret alacağı, 500 TL hafta sonu-dini-milli-genel tatil alacaklarının mevduata uygulanan en yüksek faizle, 500 TL senelik izin alacağının yasal faizle, 25.000 TL cari hesap alacağının avans faizi ile (temerrüt tarihi olan 19.01.2011 tarihinden itibaren işleyen) birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve  dava etmiştir.Davacı vekili 01/04/2015 tarihli ıslah dilekçesi ile; kıdem tazminatı talebini 2.000 TL'den 47.043,06 TL'ye, ücret alacağını 2.000 TL'den 41.373,80 TL'ye, genel tatil ücreti alacağını 500 TL'den 13.062,36 TL'ye, yıllık izin alacağını 500 TL'den 5.273,46 TL'ye artırmıştır.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacının İş Kanunu'nun 26. maddesinde yazılı 6 günlük hak düşürücü süreden sonra davayı açtığını, kendi isteği ile istifa ettiğini, 19 gün işe gelmediğini, davacının haklı fesih şartlarının olmadığını, davacının aynı mahiyette kendisine ait başka şirket kurduğunu, bu davayı da haksız kazanç elde etmek amacıyla açtığını, davalı ... A.Ş. yönetim kurulu üyeliğinden henüz ayrılmadan aynı mahiyette başka bir şirkette ortak ve yönetici olarak görev yapmaya başladığını, bu davranışın nedeni ile Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/73 Esas sayılı dosyası ile aleyhine dava açıldığını, davacının daha önce çalıştığı davalı .... Şti.'yi ibra ettiğini, ... isimli davalının çalışanlarının izin belgelerinin kontrolünün davacıda olması nedeniyle izinlerin defterde gösterilmediğine dayanarak hak talep edemeyeceğini, dosyaya sunulan e-mail yazışmaları ile davacının Yönetim Kurulu Başkanı ...'tan izin alıp kullandığını, davacının şirket müdürü olması nedeniyle fazla mesai hafta tatili gibi ücretlerin davacının maaşına dahil olduğunu, sundukları belgelerden de anlaşılacağı üzere son 7 aylık ücretlerinin ödendiğini, davacının davalı ...'ten ise herhangi bir alacak hakkının kalmadığını, davacının bu davalıyı ibra ettiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 24/05/2022 tarih 2019/623 Esas- 2022/488 Karar sayılı kararında;\" SGK'ya yazılan yazıya verilen cevapta ... isimli davalımın halen faal olduğu,...'e ait ücret bordrolarının dosyasında olmadığını bildirmiştir. Deniz Ticaret Odası'na davacının pozisyonundaki bir kişiye verilecek ortalama ücret sorulmuş, cevap alınmıştır. ...'dan ... isimli davalının aylık prim ve hizmet belgesi dökümleri istenip dosyaya konulmuştur. Yine ...'dan her iki davalıya ait dönem ve aylık prim ve hizmet çalışmaları gösterir prim tahakkuk dökümleri dosyaya celbedilmiştir. Davalı ...'e ait muavin defterin davacıya ilişkin sureti dosyaya celbedilmiştir. 25.000 TL...'e ait hesap kodunda alacak kaydı olduğu anlaşılmıştır. ... Derneğine yazılan yazıya verilen cevapta belirtilen pozisyondaki birinin aylık ücreti bildirilmiştir. İstanbul Ticaret Odası aynı soruya verdiği cevapta daha fazla ücret alacağını yazmıştır. ... beyanında davacının acente müdürü olduğunu, genelde İstanbul'da çalıştığını, bazen kendisininde çalıştığı körfezdeki iş yerine de geldiğini, haklarını alıp almadığını bilmediği, davacının işten ayrılmak istediğini, yeni işine kendisini de davet ettiğini ama kabul etmediğini beyan etmiştir.Tanık ... beyanında 2010 yılında 6 ay süreyle davalı şirkete muhasebeci elemanı olarak çalıştığını, o dönemde davacınında acente müdürü olduğunu, kendi istifası ile işten ayrıldığını, istifa nedenini bilmediğini, davacının maaşlarının düzenli olarak bankaya yatırıldığını, haftanın 5 günü çalıştığını, gerekmedikçe haftasonu gelmediğini, çok nadir haftasonu geldiğini, dini-milli ve genel tatillerde kapalı olduklarını, yıllık izinleri kendisi ayarlayıp kullandığını beyan etmiştir. Bilirkişi ... 10/06/2013 tarihli raporunda davacının 47.043,36 TL kıdem tazminatı, 13.062,36 TL genel tatil ücreti, 5.273,46 TL yıllık izin ücreti olacağı, 41.373,80 TL ücret alacağı olduğunu, 25.000 TL cari hesap alacağının ticari ilişkiden kaynaklandığını, bu konuda tespit yapılamadığını rapor etmiştir. Davalılar ıslah dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunmuşlardır. Bilirkişi...rapora itiraz üzerine 21.03.2014 tarihli ek raporunda ilk rapordan farklı olan yeni alternatifli rapor sunmuştur. Ek rapora  itiraz üzerine 19/11/2014 tarihli 2. Ek raporunu sunmuştur. Tanık ... beyanında 1995-Aralık 2010 arasında davalı şirketlerde muhasebe elemanı olarak çalıştığını, davacının acente müdürü olduğunu, 19/01/2011tarihinde gerek davacıdan gerekse de şirket sahibinden davacının istifa ettiğini duyduğunu, belli bir süre daha şirkete gidip geldiğini, sonra davacının ayrıldığını, davacının ayrıca davalı ...'ın %0,50 oranında payı olduğunu, davacıya banka aracılığı ile 2.000 TL yatırdıklarını, ayrıca açıktan da 5.000 TL aldığını duyduğunu, muhasebe kayıtlarına göre maaş alacağı olmadığını, davacının 5 günlük mesaiye geldiğini, hafta sonu ise gerektiğinde geldiğini, dini bayramlarda davacının çalıştığını görmediğini ama milli bayramlarda çalıştığını, iş yerinin açık olduğunu, kendi yıllık izinlerini davacıdan ve ... aldığını beyan etmiştir.Tanık ... beyanında 1995-2010 Aralık ayı arasında davalı şirketlerde gemi operasyon şefi olarak çalıştığını, ilk işe girdiğinde davacının iş yerinde çalışıyor gördüğünü, davacının operasyon müdürü olduğunu, 19/11/2011 tarihinde gerek davacıdan gerek şirket sahibinden davacının istifa ettiğini duyduğunu, davacının maaşının 7.500 TL olarak duyduğunu, bir kısmının açıktan verildiğini, davacının maaş alacağı olduğunun kendisine söylediğini, 2008 yılına kadar ... Ltd. Şti.'de çalıştıklarını, bu tarihten sonra davalı... şirketine geçtiklerini, davacının 5 günlük mesaiye geldiğini, Cumartesi Pazar gerektiğinde geldiğini, dini bayramlarda işe gelmediğini, ancak milli bayramlarda iş yeri açık olup işe geldiğini beyan etmiştir. İstanbul 10. İş Mahkemesi 14/07/2015 tarihli kararı ile davacının davalı ... şirketinin ortağı olduğunu, ayrıca yönetim kurulu üyesi olduğunu, işçi işveren sıfatının aynı kişide birleşemeyeceğinden iş ilişkisinin olmadığını, davalı ... Şti.'den istenen cari hesap alacağı yönünden de iş mahkemesinin görevli olmadığını gerekçe göstererek görevsizlik kararı verilmiştir. Mahkememizce bilirkişi .... 11/11/2016 tarihli rapora göre davalı .... Şti.'nin davacıya 25.000 TL borçlu olduğu tespiti yapılmıştır. Davalı ... Firma Sicil Kaydı incelendiğinde davacının eski yönetim kurulu üyesi olduğu anlaşılmıştır. Mahkememiz 03/04/2018 tarihli kararı ile görevli mahkemenin davanın açıldığı İstanbul 10. İş Mahkemesi olduğu gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı vermiş, olumsuz görev uyuşmazlığı ortaya çıktığından görevli mahkemenin belirlenmesi için dosya İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Ancak BAM ilk görevsizlik tarihi dikkate alınarak bu konuda Yargıtay'ın karar vermesi gerektiğini gerekçe göstererek dosyayı iade etmiştir. Daha sonra İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi mahkememizin görevli olduğuna karar verilmiştir.Davacının davalı ... Şti.'den talep ettiği 25.000 TL'lik dava bu şirketin hisselerinin satışı bedelinden cari hesap alacağına ilişkindir. Bu konuda mahkememiz görevli olup bu dava mutlak ticari davadır. Yine İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi 02/10/2019 tarihli kararında da belirtildiği üzere davacının ilk çalışmasının iş akdi olarak sayılması gerektiği, yönetim kurulu üyesi olduktan sonraki çalışmasının ise vekalet akdi olarak değerlendirilmesi gerektiği ilk dönem için iş mahkemesinin görevli olduğu, ikinci dönem içinse Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu ancak delillerin büyük oranda toplanması nedeniyle tüm dava hakkında mahkememizce karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Davanın konusu davacının davalı ... Ltd. Şti'den talep ettiği şirket hisselerinin satışından elde edilen 25.000 TL'lik payı ile davacının davalı şirketlerde hizmet sözleşmesi ile çalıştığı dönemlerde alamadığı işçi alacaklarına ilişkin talepleridir. Her ne kadar işçi alacakları konusunda İş Mahkemesi görevli ise de İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin göreve ilişkin kararı gereği birlikte açılan davada yargıda hedef süre ve usul ekonomisi ilkeleri göz önüne alınarak tüm talepler konusunda mahkememizce karar vermek gerekmiştir. Davacının 25.000 TL'lik talebi ticari bir dava olup dosyada bu konuda alınan bilirkişi ...'nun raporunda da izah edildiği ve hesaplandığı üzere davacının 25.000 TL cari hesap alacağının olduğu açıktır. 11/11/2016 tarihli bu rapora göre; ''Dava dosyası ile davalı şirkete ait ticari defterlerin tetkiki sonucunda, nihai takdiri Sayın Mahkemenize ait olmak üzere;1) Taraflar arasında imzalanan, Beyoğlu ...Noterliğinin 01.12.2008 tarih ... yevmiye numaralı Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin mevcut olduğu, Sözleşme devir bedelinin 50.000,00 TL olduğu, 2) Hisse Devir Sözleşmesine istinaden, davalı şirket tarafından davacıya; 03.12.2008 tarihinde 10.000.-TL., 04.12.2008 tatihinde 6.000.-TL ve 16.01.2009 tarihinde 9.000.-TL olmak üzere toplam 25.000.-TL ödeme yapılmış olduğu, 3) Davalı .. Şti.'nin ticari defter kayıtlarında, davacı ...'in dava tarihi itibariyle 25.000.-TL alacaklı durumda olduğu, '' bilirkişice tespit yapılmıştır. Buna göre davacının davalı .... Şti.'nden 25.000 TL alacaklı olduğu açıktır. Her ne kadar davacı ile davalı bu şirket arasında makbuz ve ibraname düzenlenmiş ise de bu paranın ödendiğine dair bir makbuz veya belgenin sunulmamış oluşu ve taraflar arasındaki iş ve hizmet sözleşmesi dikkate alınarak Yargıtay İçtihatları gereğince bu tür iş akdi bulunan taraflar arasındaki ibranamelerin başka bir delille desteklenmediği sürece tek başlarına ispat aracı alamayacağına ilişkin içtihatlar göz önüne alınıp değerlendirildiğinde davalının bu 25.000 TL'yi davacıya ödediğine ilişkin başka bir dekont veya ödeme belgesi sunulmadığından bu paranın henüz ödenmediğine kanaat getirilerek bu alacağa yönelik davanın kabulü yoluna gidilmiştir. Ancak davacı bu alacağını her iki davalıdan istemiş ise de bu borç sadece davalı .... Şti.'ne ait olduğundan bu alacak konusunda davalı ... A.Ş.'ye karşı açılan davanın reddi yoluna gidilmiştir. Yine davacı bu alacak içinde Kadıköy .... Noterliği aracığıyla 19/01/2011 tarih .... yevmiye nolu ihtarnameyi çektiği görülmüş ise de bu ihtarnamenin muhatabının davalılardan ... A.Ş. olduğu, diğer davalı ... Şti. olmadığı, dolayısıyla davalı .... Şti.'nin dava tarihinden önce cari hesap alacağının ödenmesi için temerrüde düşürüldüğüne dair başka bir delil olmadığından faize dava tarihinden itibaren hükmedilirken alacağın mutlak ticari alacak olması nedeniyle ticari avans faizine hükmedilmiştir.Davacı dava dilekçesi ile 2.000 TL kıdem tazminatı, 2.000 TL ücret alacağı, 500 TL hafta tatili dini-milli bayram-genel tatil alacağını mevduata uygulanan en yüksek faizle, 500 TL senelik izin alacağını yasal faizle 19/01/2011 itibaren işleyecek şekilde talep etmiştir.Davacı daha sonra verdiği ıslah dilekçesi ile 47.043,06 TL kıdem tazminatı, 41.373,80 TL ücret alacağı, 13.062,36 TL genel tatil ücreti alacağı, 5.273,46 TL yıllık izin ücreti talep etmiştir. Davacı davasını bu şekilde ıslah etmiştir.Dosyada davacının her iki davalıyı ibra ettiğine dair dosyada ibranameler var ise de yukarıda da izah edildiği üzere iş akitlerinde ibranameler başka ödeme ve saire deliller ile desteklenmesi halinde itibar edilebilir belgelerdir. Bu nedenle bu dosyada ödemelere ilişkin bir kısım belgelerin olduğu, bu belgelerinde bilirkişilerce işçi alacakları hesaplamalarına dahil edildiği anlaşılmış olup tek başlarına bu ibranamelere itibar edilmemiştir. Maaş bordroları, bir kısım ödeme dekontları, SGK kayıtları, aylık prim ve hizmet belgesi dökümleri, iş yeri bordroları, muavin defter tanıkların davacının çalışma şekline ilişkin beyanları dikkate alınarak bilirkişi raporunu düzenlemiştir. Davalılar 08/07/2013 tarihli ıslah dilekçeleri ile zamanaşımı itirazında bulunmuşlardır. Davalı şirketlerden... diğer davalı şirketin ortakarından biri olup şirketler arasındaki hukuki irtibat ve organik bağ olduğundan davacının başlangıçtan beri kesintisiz bir şekilde tek çatı altında faaliyet gösteren davalı şirketler nezdinde çalıştığı sabit olduğundan tüm hizmet süresine ait tüm işçi alacakları konusunda davalılar birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Cari hesap alacağı ise ticari bir alacak olup sadece davalı .... Şti. sorumlu olduğundan cari hesap alacağından ... isimli şirket sorumlu değildir. İşçi alacakları konusunda gerek ...ve gerek ... isimli bilirkişiler farklı raporlar ve alternatifli raporlar düzenlemiş ve ek raporlar alınmış ise de hukuki değerlendirme mahkememize ait olduğundan 3. Bir bilirkişiden rapor alınmamıştır. Kıdem tazminatı yönünden her iki bilirkişide fesih tarihi olan 27/10/2010 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini yazmış iseler de davacı dava dilekçesinde 19/01/2011 tarihinden itibaren faiz talep ettiğinden bu tarihten öncesine ait bir tarihe taleple bağlılık ilkesi gereğince hükmedilemez. İşçi alacakları kalemlerinin tek tek değerlendirilmesi gerekir. Kıdem tazminatı hesabını her iki bilirkişi de başta 47.043,06 TL olarak hesaplamış iseler de itirazlar üzerine ek raporlar düzenlenmiştir. Kıdem tazminatı konusunda hükme esas alınan bilirkişilerden...'nın 08/02/2022 tarihli ek raporunda da izah edildiği üzere davacının 06/07/2004 tarihinde yönetim kurulu üyesi seçildiğinden bu tarihten öncesi için işçi alacağı hesabı yapılması gerektiği şeklindeki görüşüne mahkememizde katılmıştır. Yine bu ek raporda izah edildiği üzere yönetim kurulu üyelerine ücret ödenmemesine karar verildiğinden vekalet ilişkisi dönemi açısından alacak hesabı yapılmamıştır. Davacının bu dönemde (yönetim kurulu üyeliği) ...'ya tabi ücret aldığı sabittir. Davacının 06/07/2004 tarihi itibarıyla bilirkişice hesaplanan 31.740,65 TL kıdem tazminatı olduğu, davacıya 03/03/2005 tarihinde ödenen 22.115,73 TL'nin mahsup edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Yine davacının 28/02/2009 tarihinde 8.958,77 TL kıdem tazminatını ödemesi aldığı, böylece davacıya toplam 31.074,50 TL kıdem tazminatı ödemesi yapıldığı anlaşılmıştır.Davacının işçilik sıfatının bitip yönetim kurulu üyesi olduğundan vekalet ilişkisinin başladığı 06/07/2004 tarihinde hesaplanan 31.740,65 TL'den 31.074,50 TL çıkarıldığında davacının 06/07/2004 tarihi itibarıyla bakiye kalan kıdem tazminatı alacağı 666,15 TL yapmaktadır. Dava dilekçesindeki taleple bağlılık ilkesi gereği 19/01/2011 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Yine yukarıda açıklanan gerekçeyle davacının işçilik ilişkisi 06/07/2004 tarihine kadar devam etmiştir. Bu tarihten itibaren davacı ile davalılar arasındaki ilişki vekalet ilişkisidir. Genel Kurul Kararları ile yönetim kurulu üyelerine ücret ödenmeyeceği kararlaştırıldığından davacıda 06/07/2004 tarihinden itibaren yönetim kurulu üyesi olduğundan buna uygun olarak düzenlenen 08/02/2022 tarihli ek rapora göre davacının 06/07/2004 tarihi itibarıyla 2.160,99 TL genel tatil ücreti olduğu, 25.061,60 TL kullanılmamış yıllık izin bedeli ücreti olduğu, dava dilekçesi ve ıslah dilekçelerindeki taleple bağlılık ilkesi gereğince ıslah dilekçesi ile 5.273,46 TL yıllık izin ücreti istendiği göz önüne alındığından davacının 5.273,46 TL izin ücreti alacağı  talebinin kabulüne karar verilmiştir. Genel tatil ücreti ıslah dilekçesi ile 13.062,36 TL talep edilmiş ise de hükme esas alınan 08/02/2022 tarihli ek rapora göre davacının genel tatil ücreti 2.160,99 TL olduğundan bu kısım için davanın kısmen kabulü yoluna gidilmiştir. Genel tatil ücreti için temerrüt tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi uygulanır.Davacı da bu şekilde talep etmiş ise de temerrüt tarihi davalıya yapılan ihtaratın tebliğ tarihidir. Noter ihtarnamesi 19/01/2011 ise de tebligatın 20/01/2011 tarihi olduğu anlaşıldığından temerrüt tarihi de 20/01/2011 tarihidir. Kadıköy ... Noterliği İhtarnamesinde bu husus açıktır. Yıllık izin ücreti için de faiz başlangıcı temerrüt tarihidir. Yani tebligatın yapıldığı 20/01/2011 tarihidir. Yıllık izin ücreti için yasal faiz istenebilir. Davacı da bu şekilde talepte bulunmuştur. Davacı ıslah dilekçesi ile 41.373,80 TL ücret alacağı talebinde bulunmuştur. Davacı taraf son 7 ayın ücretinin ödenmediğini iddia etmiştir. Dosyadaki delillere göre davacıya 2.082,01 TL tutarın ödendiği ayrıca elden aylık 5.000 TL'nin ödendiği anlaşılmaktadır. Yani davacının gerçek aylığına göre davacının ödenmeyen ücret alacağının 41.373,80 TL olduğunu, her iki bilirkişi de tespit etmiştir. Davacı da ıslah dilekçesi ile bu miktarı talep etmiştir. Ücret alacağı içinde temerrüt tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faize hükmedilebilir. Davacı da dava dilekçesi ile temerrüt tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi talep etmiştir. Davacı her ne kadar temerrüt tarihini 19/01/2011 olarak yazmış ise de bu tarih ihtarname tarihi olup davalıya noter tebliğinin yapıldığı tarih 20/01/2011 olduğundan temerrüt tarihide 20/01/2011'dir. Bu talebin kabulü yoluna gidilmiştir. Sonuç olarak her bir alacak ayrı ayrı değerlendirilmiş 3 ayrı rapor yukarıdaki açıklamalarla değerlendirilerek bir kısım alacakların kabulü bir kısmının ise kısmen kabulü yoluna gidilmiştir...\"gerekçesi ile, '' 1- Davacının davalılardan ... AŞ'ye karşı 25.000,00 TL cari hesap alacağı için açtığı davanın REDDİNE, 2-Davacının davalılardan ... Şti'ye karşı 25.000,00 TL cari hesap alacağı davasının KABULÜ ile; 25.000,00 TL cari hesap alacağının dava tarihinden itibaren işleyen ticari avans faizi ile birlikte .. Şti'den alınarak davacıya verilmesine,3-Davacının kıdem tazminatı talebinin KISMEN KABULÜ ile; 666,15 TL kıdem tazminatı alacağının 19/01/2011 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Davacının genel tatil ücreti talebinin KISMEN KABULÜ ile; 2.160,99 TL'nin temerrüt tarihi olan 20/01/2011 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,5-Davacının yıllık izin ücreti talebinin KABULÜ ile; 5.273,46 TL'nin temerrüt tarihi olan 20/01/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacının ücret alacağı davasının KABULÜ ile; 41.373,80 TL ücret alacağının temerrüt tarihi olan 20/01/2011 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin kararının usul ve yasaya aykırı olup kaldırılması gerektiğini, kararı kabul edilen alacak kalemleri yönünden istinaf ettiklerini, öncelikle, müvekkilleri aleyhine açılan davaya karşı zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacı tarafından müvekkilleri aleyhine açılan davada, davacının müvekkili bünyesinde yaptığı çalışmaları nedeniyle hak etttiğini ileri sürdüğü alacakları talep ettiğini, ancak 4857 Sayılı İş Kanunu'nun “Ücret ve Ücretin Ödenmesi” başlıklı 32. maddesinin son fıkrasına göre; ücret alacaklarında zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğunu, anılan bu kanun maddesi kapsamında davalı şirketler aleyhine açılan davaya karşı zamanaşımı defi'nde bulunduklarını;Mahkeme tarafından müvekkillerinden .... Şti. yönünden davacının talep etmiş olduğu 25.000,00 TL cari hesap alacağı talebinin kabulüne karar verildiğini, verilen kararın hatalı olduğunu, davacının müvekkili şirketlerden ... Şti.'de bulunan hisselerini Beyoğlu ... Noterliği’nin 01.12.2008 tarih ve ... yevmiye numaralı Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi ile devrettiğini, sözleşmeye göre; devredenin ..., devralanın ise davalı .... Şti. olduğunu, sözleşme içeriğinde; “Devir bedelinin  tamamını kendisinden nakden, tamamen ve peşinen aldım. Devir bedelinden dolayı kendisinden hiçbir hak ve alacağım kalmadığını, kabul beyan ve ikrar ederim” şeklinde ki davacı beyanının dosyada mevcut olan bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini, öncelikle davacının, dava dilekçesinde, borcun kaynağını, sebebini özellikle belirtmediğini, dava dilekçesi incelendiğinde 4. madde ile “ muavin defter kayıtlarından da görüleceği üzere 25.000TL. alacaklıdır.” ifadesinden başka alacağın sebebine ilişkin bir ibare bulunmadığını;Türk Borçlar Kanunu'nda, borç ilişkilerinin kaynaklarının üç kategoriye ayrıldığını, bunların, sözleşmeden doğan borç ilişkileri, haksız fiilerden doğan borç ilişkileri ve sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri olduğunu, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, iddia edilen alacağın, hisse devri sözleşmesinden doğduğunu, dolayısı ile borcun kaynağının hisse devri sözleşmesi olduğunun ihtilafsız olduğunu, borcun kaynağının ticari defter ve kayıtlar olmadığını, bu durumda kaynağı hisse devri sözleşmesine dayanan alacağın varlığının ispatında bu sözleşme hükümlerini bir kenara bırakarak, emredici kurallara aykırı olmayan içeriğinin bir kısmını geçersiz saymanın mümkün olmadığını, bu sözleşme ile davacının noter huzurunda alacağının tamamını aldığını, hiçbir hak ve alacağının kalmadığını kabul, beyan ve ikrar ettiğini, davacının, davalı müvekkilini ibra etmiş ve borç ilişkisini ibra ile sonlandırmış olduğunu;Davacının, müvekkiline vermiş olduğu hizmetin, vekalet ilişkisine dayandığının kesinleşen İstanbul 10. İş Mahkemesi'nin 2011 / 319 E. 2015/ 416 K. sayılı ilamı ile tartışmasız olduğunu, bu ilişkinin temelinde güven olduğunu ve davacının güveni kötüye kullandığı gerçeğinin ortaya çıktığını, davacının müvekkilinin müşteri portföyünü ve bir kısım çalışanlarını da ayartarak, aynı iştigal konulu bir şirket kurma girişimi ile istifasını sunduğunun vekalet ilişkisinin sona erdiği 30.11.2010 tarihine kadar anlaşılmadığını, davacının, davalı şirketi temsile yetkili kişi olduğunu, yönetim kurulu üyesi ve şirketin ortağı olduğunu, ticari kayıtların tutulmasını gözeten, denetleyen pozisyonda bulunan davacının, 01.12.2008 tarihli Hisse Devir Sözleşmesi ile banka aracılığı olmaksızın nakden, elden aldığı  25.000 TL'yi ticari defterlere kaydettirmemiş olmasının, onun o tarihlerde kötü niyetli bulunduğuna işaret ettiğini; Ticari Defterlerde, hisse devir bedeli olarak kaydedilen 50.000 TL'nin dayanağı belgenin hisse devir sözleşmesi olduğunu, bu sözleşme uyarınca davacı devir bedelini aldığını beyan ettiğine göre; kendi gözetiminde tutulan defterlere kasıtlı olarak kaydettirmeyerek ticari kayıtlarda alacaklı gibi görünmesi ve iş bu davada gerçekle bağdaşmayan kayıtlara dayanmak suretiyle bu alacağı talep etmesinin, hakkın suistimali niteliğinde olduğunu, hisse devir sözleşmesinin de, müvekkilinin ticari kayıtlarına yansıdığını, belge niteliğinde olduğunu ve davacının alacağının bulunmadığını ispatladığını, bu nedenle Mahkemenin ticari kayıtlara giren ve alacağı sonlandıran hisse devir sözleşmesini tespit etmesine rağmen, davacının 25.000 TL alacaklı bulunduğuna ilişkin kararına itiraz ettiklerini, davacının, daha evvel temsil ettiği tüzel kişi aleyhine ticari kayıtlara kasten kaydetmediği ödemeyi, borcu sonlandırıcı belgenin varlığına rağmen, aksini iş bu davada aynı tüzel kişinin cari hesap kaydı ile ispatlamaya çalıştığını, iş bu davada, davacının kötü niyetinin korunmaması gerektiğini;Davacı ile müvekkili... A.Ş. arasında İş Kanunu uyarınca iş ilişkisinin bulunmadığını, davacının hizmetinin vekalet ilişkisine dayandığı tespitinin İstanbul 10. İş Mahkemesi'nin 2011 / 319 E. 2015 / 416 K sayılı  görevsizlik kararı ile ihtilafsız olduğunu, bu durumda Mahkemenin, davacının kıdem tazminatı, yıllık izin, hafta tatili ve genel tatil alacaklarına ilişkin taleplerini, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığından, taraflar arasında oluşmuş vekalet ilişkisi uyarınca bu tür alacakların doğmayacağı gerekçesi ile reddetmesi gerekirken hatalı karar vererek kabul ettiğini;Davacının, dava dilekçesinde ücret alacağına ilişkin olarak davalı ...'ın, müvekkilinin ücretini iş akdini haklı nedenle derhal fesh ettiği tarihten geriye doğru 7 ay boyunca bazı aylar eksik ödediğini, bazı aylar ise hiç ödemediğini beyan ettiğini, davacının, vekalet ilişkisini 30.11.2010 tarihinde sonlandırdığını, davacının, geriye doğru 7 ay ücret talebi olduğuna göre Kasım, Ekim, Eylül, Ağustos, Temmuz, Haziran ve Mayıs 2010 ayları ücret tutarını ve alacağının bulunup bulunmadığını vekalet İlişkisi kapsamında ispat etmesi gerektiğini, taraflar arasında vekalet ilişkisi bulunduğuna göre bu ilişkinin sona erdiği 30.11.2010 tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nnun hükümleri uygulanması gerektiğini, 818 Sayıl Borçlar Kanunu madde 386’ya göre;“Vekâlet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler. Diğer akitler hakkındaki kanunu hükümlere tâbi olmayan işlerde dahi, vekâlet hükümleri cari olur. Mukavele veya teamül varsa vekil, ücrete müstahak olur.” şeklinde ifadelerin bulunduğunu, taraflar arasında yazılı bir vekâlet sözleşmesi bulunmadığını, ancak davacıya talep ettiği aylara ilişkin olarak her ay 2.082 TL banka yolu ile ödendiği hususunun ihtilaf dışı olduğunu, davacı tarafından aylık vekalet ücretinin tutarına ilişkin bir belge sunulmadığını, davacının, vekalet ilişkisi kapsamında, kendisine her ay ödenen bu tutarın dışında ücret alacağı bulunduğunu yazılı delil ile ispatlaması gerektiğini, bu nedenle davacının ücret alacağının da reddine karar verilmesini talep ettiklerini;Mahkeme tarafından kıdem tazminatı alacağının kabulüne karar verildiğini, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi olduğunun kabulü halinde dahi verilen kararın hatalı olduğunu, kıdem tazminatına hak kazanılabilmesi için, süreye ilişkin koşulların sağlanmış olmasının yanı sıra hizmet sözleşmesinin kanunda öngörülen biçimde son bulmasının da gerektiğini, 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14.maddesinde hangi hallerde işçiye kıdem tazminatı ödeneceğinin belirtildiğini, genel kural olarak kendi isteği ile işten ayrılan kişi yani istifa eden kişinin kıdem tazminatı alamayacağını, bu işçinin kıdem tazminatı alamayacağı gibi, istifa etmeden önce yazılı bildirim yapmadığı takdirde bir de ihbar tazminatı ödemek durumunda kalacağını, bu sebeple, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak kıdem tazminatı alacağının reddine karar verilmesi gerektiğini;Mahkeme tarafından davacının genel tatil günlerinde çalıştığı kabul edilerek genel tatil ücreti talebinin kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, davacının, müvekkili şirkette çalışmış olduğu dönemde genel tatillerin hiç birinde çalışmadığını, konuya ilişkin  mahkemede dinlenen tanıklardan ... \"dini-milli ve genel tatillerde kapalı olduklarını, yıllık izinleri kendisi ayarlayıp kullandığını\"  beyan ettiğini, tüm bu nedenlerle davacının genel tatil ücreti talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini beyanla kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, cari hesap alacağı ile ödenmeyen ücret, kıdem tazminatı ile yıllık ve genel tatil izin ücreti alacağının tahsili talebine ilişkindir.Davacı taraf, 1982 yılından itibaren davalı şirketler nezdinde çeşitli pozisyonlarda çalıştığını, son aldığı ücretin 7.082 TL olduğunu, ayrıca 30/11/2010 tarihindeki istifasına kadar da yönetim kurulu üyesi olduğunu, iş akdini, ücret ve diğer alacaklarının ödenmemesi ile yönetimde ortaya çıkan bazı keyfi ve etik dışı uygulamalar nedeniyle haklı sebeple feshettiğini, son yedi aylık ücretinin bir kısmının hiç ödenmediğini, bir kısmının ise eksik ödendiğini, davalılar nezdinde çalışmakta iken çoğunlukla hafta tatili ile dini ve milli bayramlarda çalıştığını, yıllık izinlerini bazı yıllarda hiç kullanmadığını, ayrıca davalı ...Şirketi'nden 25.000 TL cari hesap alacağının olduğunu beyan ederek ödenmeyen işçilik alacakları ile cari hesap alacağının tahsilini talep etmiş, davalılar, davacının iş ilişkisinin istifa etmesi sebebiyle sona erdiğini, herhangi bir işçilik alacağı talep edemeyeceğini, şirket müdürü olarak görev yapan davacının izin defterlerinin tutulmasından sorumlu olduğunu, kendi kullandığı izinleri izin defterine kaydetmediğini, cari hesap alacağı dahil olmak üzere herhangi bir alacağının bulunmadığını, davalı ... Şirketi'ni ibra ettiğini, ıslah dilekçesi ile de davacının talep ettiği işçilik alacaklarının zamanaşımına uğradığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalılar vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığı, davacının,davalı ...Şirketi'nden talep ettiği 25.000 TL cari hesap alacağının dayanağının hisse devir sözleşmesi olduğu ve bu sözleşmede davacının hisse devrinden kaynaklı tüm bedeli aldığını ikrar ettiği, ticari kayıtların tutulmasını gözeten, denetleyen pozisyonda bulunan davacının, davalı şirketten almış olduğu hisse bedelini ticari defterlere kaydetmediği, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi değil vekalet ilişkisi bulunduğunun sabit olduğu, bu nedenle işçilik alacaklarına yönelik talebin kabul edilemeyeceği, davacının iş ilişkisinin istifa etmesi nedeniyle sonlandığı, bu nedenle kıdem tazminatına hükmedilemeyeceği, davacının genel tatil günlerinin hiçbirinde çalışmadığının tanık beyanı ile sabit olduğu, bu nedenle izin ücretine hükmedilemeyeceği, taraflar arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olması ve davacının işten ayrıldığı tarihten geriye doğru 7 aylık ücretinin ödenmediğini iddia etmiş olması nedeniyle 818 sayılı TBK'nın vekalet akdine ilişkin düzenlemeleri uyarınca kendisine ödenen ücretten daha yüksek bir ücret aldığını ve bu ücretin de ödenmediğini yazılı delil ile ispatlaması gerektiğine ilişkindir Dava, İstanbul 10. İş Mahkemesi'nin 2011/319 Esas sayılı dosyası ile 15/04/2011 tarihinde açılmış, Mahkemece davada Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş, kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi ile yargılamaya devam eden İlk Derece Mahkemesince öncelikle 2015/1147 Esas ve 2018/317 Karar sayılı karar ile davada İş Mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine incelemeyi yapan Dairemizin 02/10/2019 Tarih, 2019/1305 Esas ve 2019/1308 Karar sayılı kararı ile; \"Davacının davalı ... Şti.'den talep ve dava ettiği cari hesap alacağının kaynağı bu şirket hisselerinin satış bedelinden kaynaklanmaktadır. Limited şirket hisse devri TTK'da düzenlendiğinden mutlak ticari dava olup Ticaret Mahkemesi görevlidir.Gelen kayıtlara göre davacının davalı şirketlerde bir dönem iş akdi ile çalıştığı, daha sonra temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesi olarak görev aldığı bu kapsamda davacının çalışmalarının iki ayrı devrede değerlendirilmesi gerektiği, önceki çalışmalarının hizmet akdi olarak kabulü ile İş Kanununa tabi olduğu bu döneme ilişkin işçilik haklarından doğan alacak talepleri konusunda İş mahkemesinin görevli olduğu, temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu dönemden itibaren çalışmalarının ise vekalet akdi olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bu döneme ilişkin hakları bakımından görevli mahkemenin Ticaret Mahkemesi olduğu anlaşılmaktadır.Buna göre davacının, davalı şirketlerde İş Kanununa tabi olarak çalıştığı dönemlere ilişkin talepleri bakımından görevli mahkeme İş Mahkemesi olduğundan bu taleplere ilişkin davasının tefrik edilerek görevsizlik kararı verilmesi, davalı ... Şti'den talebi hisse devri nedeniyle alacak olduğundan ve yönetim kurulu üyesi olarak görev aldığı dönemlere ilişkin talebi de vekalet ilişkisinden kaynaklanıp TTK'da düzenlendiğinden mutlak ticari dava olup bu talepleri yönünden Ticaret Mahkemesi görevli olduğundan davaya devamla oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemenin davacı taleplerini ayırmadan yerinde olmayan gerekçe ile tüm dava hakkında görevsizlik kararı vermesi usul ve yasaya aykırıdır. Ancak gerek davanın ilk olarak açıldığı İstanbul 10. İş Mahkemesince davacının davaları tefrik edilmeksizin tüm talepleri hakkında görevsizlik kararı verilmiş olması, gerekse davanın geldiği aşama ve dosyada İş mahkemesince bilirkişi incelemeleri yaptırılıp raporlar alınmış olması, delillerin bir kısmının toplanmış olması karşısında HMK'nın yargılamaya hakim olan ilkeler başlıklı ikinci bölümünde yer alan 24. maddesindeki tasarruf ve 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkeleri gereğince bu aşamada tüm taleplerin bir arada değerlendirilerek davanın sonuçlandırılması gerektiğinden davaya Ticaret Mahkemesinde devam edilmesi gerektiği \"nden bahisle HMK'nın 353/1-a3 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiş, Mahkemece, Dairemizin kararı uyarınca yargılamaya devam edilerek bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve tüm dosya kapsamına göre; davacının davalı şirketler nezdinde 1982 yılından 2011 yılına kadar kesintisiz olarak çalıştığı ancak 2004 yılında yönetim kurulu üyesi seçilmesi sebebiyle bu tarihe kadar davalılar ile arasındaki ilişkinin hizmet/iş akdi, bu tarihten sonrasının ise vekalet akdi olduğu kabul edilerek istinaf incelemesine konu kararın verildiği anlaşılmıştır. Davalı şirketlerin ortak ve yöneticilerinin aynı kişiler oldukları, aralarında organik bağ bulunduğu ve davacının, davalılar nezdindeki çalışmasının bir bütün olduğu, bu hususa davalılar tarafından da itiraz edilmediği, her ne kadar bazı yıllar arasında SGK nezdinde işe giriş çıkışı yapılmış ise de, tüm dosya kapsamından çalışmasının aralıksız olduğu ve esasen işten çıkışının yapıldığı 14/01/2011 tarihine kadar nitelik değiştirmekle birlikte devam ettiği sabittir. Mahkemece davacının kıdem tazminatı, genel tatil izin ücreti ve yıllık izin ücreti alacağını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelik değiştirdiği yani davacının yönetim kurulu üyesi seçildiği 06/07/2004 tarihine kadar talep edebileceğinin kabul edilmesi dosya kapsamına uygun olup, bu alacaklar yönünden zamanaşımı süresi ise davacının çalışmasının/sözleşmesinin sona erdiği, işten tamamen ayrıldığı 14/01/2011 tarihinde başlamıştır. Davacının çalışması kesintisiz kabul edildiğinden işe giriş/çıkışının yapıldığı tarihlere göre zamanaşımının hesaplanması söz konusu değildir. Buna göre davanın açılışı ve ıslahın yapılışı zamanaşımı süresi içerisinde olduğundan, davalıların alacakların zamanaşımına uğradığı yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacının 06/07/2004 tarihinde yönetim kurulu üyesi olarak seçilmesi sebebiyle hizmet ilişkisinin vekalet ilişkisine dönüşmesi, bu tarihe kadar olan çalışmaları nedeniyle kıdem tazminatı talep hakkını ortadan kaldırmayacağından, Mahkemece 08/02/2022 tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplama uyarınca ve daha önce ödenen tazminatların mahsubu neticesinde 666,15 TL kıdem tazminatı alacağına hükmedilmesi isabetlidir. Davalıların, aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacının 06/07/2004 tarihinde yönetim kurulu üyesi olarak seçilmesi sebebiyle hizmet ilişkisinin vekalet ilişkisine dönüşmesi, bu tarihe kadar geçerli olan hizmet ilişkisi kapsamında kullanmadığı genel tatil izinleri nedeniyle doğan ücret alacaklarını talep hakkını ortadan kaldırmayacaktır. Davacının resmi tatillerde çalıştığına yönelik tanık beyanları karşısında Mahkemece 08/02/2022 tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplama uyarınca davacının genel tatil ücreti alacağının kısmen kabulüne karar verilmesi isabetlidir. Davalıların aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı, dava dilekçesi ile davalılardan ... Şirketi'nden olan 25.000 TL cari hesap alacağının tahsilini talep etmiştir. Davalının ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen mali müşavir bilirkişi raporunda, davalının ticari defterlerinin usulüne uygun şekilde tutulmuş olduğu, defterlere hisse devri sözleşmesi nedeniyle davacı adına 50.000 TL borç kaydedildiği ve bu borcun 25.000 TL'lik kısmının ödendiği, davacının halen 25.000 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki 01/12/2008 tarihli Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinde davacı, 50.000 TL devir bedelinin tamamını nakden ve tamamen aldığını beyan etmiştir. Buna göre davacının, ödenmeyen hisse devir bedeli alacağını resmi belge niteliğinde olan Noter sözleşmesine eş değer bir delil ile ispat etmesi gerekir. Davalı şirketin, yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 222/2. maddesinde sayılan şartları haiz ve hisse devir sözleşmesinin yapıldığı tarih ile davacının, davalılar nezdindeki çalışmalarının tamamen son bulduğu tarihten sonraki yıllara ait ticari defterlerinde davacının hisse devir bedeli yönünden 25.000 TL alacağının kayıtlı olması sebebiyle davacı alacağını ispat etmiştir. Davalının, Noterde yapılan sözleşmede davacının alacağını tamamen aldığını ikrar ettiğine ve ödenen alacağın davacı tarafın kontrolünde olan ticari defterlere kaydedilmediğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacı taraf, davalılar nezdindeki çalışmasının sona erdiği tarihten geriye doğru son 7 aylık ücretinin eksik ödendiğini, bir aylık ücretinin ise hiç ödenmediğini iddia etmiştir. Her ne kadar ücretin ödenmediği/eksik ödendiği iddia edilen aylarda taraflar arasındaki ilişkinin niteliği davacının yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle vekalet ilişkisi olup, şirket genel kurulu tarafından yönetim kurulu üyelerine ücret ödenmemesine dair karar alınmış ise de, davacının işten tamamen ayrıldığı 2010 yılı sonuna kadar davalı şirketlerden ücret aldığı dosya kapsamı ile sabittir. Taraflar arasında yazılı bir vekalet sözleşmesi bulunmasa da, davacı yönetici/müdür sıfatı ile görev yaptığından  ve aralarında ücret ödenmesi konusunda bir teamül oluştuğundan dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 386/3. maddesi uyarınca davacının ücret talep etmesi mümkündür. Bu ücretin miktarının yazılı delil ile ispatı şart olmayıp, tanık beyanları ve Mahkemece yapılan emsal araştırmasından alınan ücretin dekontlarda yer alan miktardan fazla olduğu, 5.000 TL'nin elden ödendiği anlaşıldığından Mahkemece davacının ücretinin eksik ödendiği Mayıs-Kasım ayları ile hiç ödenmediği Aralık ayı yönünden talebin kabulüne karar verilmesi isabetlidir. Davalıların bu yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 5.087,35 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalılar tarafından peşin olarak yatırılan 1.271,84 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.815,51‬ TL harcın davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8fcd7e3e5ebd2b9c","SID":"4db7dfff35ba88de"}}