{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/894 Esas <br>KARAR NO:2024/1930 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2023/547 Esas -  2024/86 Karar <br>TARİH:15/02/2024<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:05/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Davalının talebi üzerine toplamda 1.168.483,20 TL tutarlı fatura karşılığı pet şişe üretilerek davalıya teslim edildiğini, davalının ürünleri teslim aldığını, ürünler karşılığında toplamda 574.840,88 TL tutarlı ödeme alındığını ancak kalan 593.642,32 TL tutarlı fatura bedelinin ödenmediğini, müvekkilin düzenlediği bir kısım faturalar için davalının 15.06.2023 tarihinde iade faturası düzenlediğini ve 20.06.2023 tarihli noter ihtarnamesi ile ürünlerin ayıp olduğunun davalı tarafından kendilerine bildirildiğini, davalı ihtarnamesine 22.06.2023 tarihli noter ihtarnamesi ile cevap verildiğini ve faturalara yasal süresi içerisinde itiraz edilmediğini ve iade faturasının düzenlenmediğini hususlarının belirtildiğini, bakiye borcun ödenmemesi nedeniyle takip başlatıldığını ancak davalının takibe itiraz ettiğini, anılan nedenlerle itirazın iptali ile takibin devamını, davalı itirazının haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini iddia ve talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Davacı ile müvekkil arasında fatura/irsaliye düzenlenmesi gibi bir durum olmadan tamamen güvene dayalı bir ticari ilişki bulunduğunu, bu nedenle davacıya sipariş verilmeden önce söz konusu ürünlerin fatura edildiğini, teslim edilen ürün tutarında ödeme yapıldığını, teslim hususunda irsaliye düzenlediği yönündeki davacı iddiasının doğru olmadığını zira tüm faturaların irsaliye ile aynı tarihte düzenlendiğini, ayrıca irsaliyelerde teslim alan teslim edilen kısımlarında imza bulunmadığını, davacının tek taraflı olarak hazırladığı e-irsaliyelerin müvekkil bilgisi dahilinde olmadığını ve dava dosyasına ibraz edilmeleriyle irsaliyeden haberdar olunduğunu, esasen ürünlerin tesliminden hemen sonra ödeme yapıldığını, ödeme tarihlerinin bu hususu desteklediğini, davacıdan 09.01.2023 tarihli 274.840,88 TL tutarlı ürün alındığını, bedelinin 03.02.2023 tarihinde ödendiğini, yine 678.882,32 TL tutarlı faturaya konu ürünler henüz teslim edilmeden 06.04.2023 tarihli 129.800 TL tutarlı fatura düzenlendiğini, ilgili faturalara konu ürünlerin müvekkil şirket müşterilerine teslim edilmeden müvekkile gelen yeni sipariş üzerine davacıya yeni sipariş geçildiğini, buna istinaden davacının müvekkil adına 22.05.2023 tarihli 84.960,00 TL tutarlı fatura düzenlediğini, bu aşamada müvekkile 03.02.2023 tarihinde teslim edilen 274.840,88 TL tutarlı ürünlerin bitmiş ürün haline getirilerek müvekkil müşterilerine teslim edildiğini, teslim edilen ürünlere ilişkin müvekkil müşterilerinden kutu ve kapaklarında sızma çatlama olduğu yönünde şikayetler alındığını, davacının ürünleri teslim ettiği 03.02.2023 tarihte incelendiğini ancak gözle görülür olağan inceleme sonucu ortaya çıkabilecek herhangi bir kusur ve ayıp olmadığı kanaatine ulaşıldığını, müşterilerinden gelen şikayetlerin mail yazışmalarında yer aldığını, ürünlerde gizli ayıp olduğunun anlaşılması üzerine davacıya ihtarda bulunulduğunu ve iade faturası düzenlendiğini, sözleşmeden dönme iradesinin davacıya bildirildiğini, davacının bu konuda kötü niyetle hareket ettiğini ileri sürerek davanın reddini ve davacının %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 15/02/2024 tarih ve 2023/547 Esas -  2024/86 Karar sayılı kararında;\"Dava, açık hesap ilişkisine dayalı ... sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın iptaline ilişkindir.23/11/2023 tarihli ara karar ile dosyanın bir mali müşavir bilirkişiye tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 25/01/2024 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca kural olarak, aksi kanunca belirlenmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur. Bu hüküm, kaynak İsviçre Medeni Kanunu’ndaki şekli  gibi, “bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf, o vakıayı ispat etmelidir” şeklinde anlaşılmalıdır.Davacı taraf bedeli ödenmeyen faturalardan kaynaklanan açık hesap ilişkisine dayalı   alacak talebinde bulunmaktadır.Buna göre öncelikli incelenmesi gerek husus faturanın ispat gücüdür.6102 sayılı TTK'nın 21/2.maddesi şu şekildedir: ''Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır''.TTK'nın 21/2.(6762 sayılı TTK'nın 23/2.) maddesi ile faturanın tacirler arasında ifaya yönelik ispat aracı olduğu,süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine,adına fatura düzenlenen aleyhine bir karine getirilmiştir.Bu karine faturanın ispat gücünü ortaya koymaktadır.Fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle,adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması,faturanın akdin ifasıyla ilgili düzenlenmesi gerekir.Fatura sözleşmenin kurulma safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir.Ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür.Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya  diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Her iki ticari defterlerde yer alan kayıtlar birbiri ile uyuşması halinde ticari defterler, içeriğine göre delil vasfına sahip olabilecektir. (Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir.Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi,değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür.Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da  imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya ... aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin  kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra  iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi  ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi  (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde  alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi  uyarınca alacağını ispatladığının  kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir. Yargıtay 23. HD.  2015/1418 Esas 2015/8313 Karar),(Sözü edilen faturaların davalı şirket tarafından Ba/Bs formlarıyla vergi dairesine bildirilmesi halinde faturaların davalı şirkete tebliğ edildiğinin ve fatura konusu malların da teslim alındığının kabulü gerekir.Yargıtay 15 H.D. 2014/1727 Esas 2014/7418 Karar) Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde taraf ticari defterlerinin incelenmesi için alınan 25.01.2024 tarihli raporda davacı kayıtlarına göre davalının 593.642,32 TL borçlu göründüğü anlaşılmıştır. Davalı tarafın ticari defterlerinin incelenmesi için yapılan tebliğe rağmen davalı tarafın kayıtlarını sunmadığı bununla birlikte davalıya ait ba formlarında dava konusu faturaların yer bulduğu bu haliyle dava konusu ürünlerin davalı tarafından teslim alındığının kabulü gerektiği daha sonradan davalı tarafça iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç olmadığı görülmekle 7251 sayılı kanunla değişik HMK 222.maddesi uyarınca davacı kayıtlarının davacı lehine delil teşkil ettiği kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Alacağın faturaya bağlı alacak olması nedeniyle kabul edilen asıl alacağın yüzde 20si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında davanın kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.\"gerekçesi ile,''Davanın KABULÜ ile ... sayılı dosyasına yapılan itirazın 593.642,32 TL asıl alacak üzerinden iptaline, takibin kabul edilen asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faiz işletilerek devamına,  Kabul edilen asıl alacak miktarı olan 593.642,32 TL üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin görünüşte, şekli ve eksik bir gerekçe yazarak müvekkili şirketin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini,Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler,  Anayasaya,  kanuna ve  hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verdiklerini ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazıldığını; bu gerekçeninde hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanması gerektiğini,Mahkemelerin, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorunda olduklarını; eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılmasının adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlali olduğunu, Somut uyuşmazlıkta ise; Mahkemenin somut olayla ilgili açıklama yapmaktan kaçındığını,  delillerini ve beyanlarını görmezden gelmiş olup eksik, şekli ve görünüşte bir gerekçe yazdığını; Mahkeme'nin Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve kanuna aykırı davranarak kararını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmemiş olup hukuka aykırı karar verdiğini,Yargılama aşamasında davacı tarafından iddianın genişletilmesi/değiştirilmesi yasağına uyulmamış olup taraflarının da muvafakati olmadığı defalarca belirtilmesine rağmen ilk derece mahkemesi itirazlarını dikkate almadığı gibi davacıya yeni delil sunma olanağı vererek hukuka aykırı hareket ettiğini,Dava dosyası ''İtirazın İptali'' konulu olup ilk derece mahkemesince tensip zaptında da belirtildiği üzere basit yargılama usulüne tabi bir dava olduğunu; davacı tarafından davalı müvekkili şirket aleyhine davaya sebebiyet veren icra takibi tekemmül ettirilmeden önce ; davalı müvekkili tarafın davacı tarafa ihtarname keşide ettiğini ve müvekkili şirkete teslim edilmeyen ürünler hakkında da iade faturası düzenlediğini; akabinde davacı tarafın  davalı müvekkili şirkete; iş bu iade faturalarını ve ayıp bildirimini kabul etmediklerini beyan eden ihtarname keşide ederek hemen ardından kötü niyetli olarak sözde cari hesap alacağını icra takibine konu ettiğini ve davanın açılmasının bu şekilde meydana geldiğini; taraflar arasında mal teslimi, malın ayıplı olup olmadığı, borç ilişkisinin doğup doğmadığı hususunda ihtilaf bulunduğu esasında henüz icra takibi ve dava açılmadan önceki tarihlerde açık ve net olduğunu; buna karşın; davacı tarafın davasını açarken söz konusu malı teslim ettiğine veyahut malın esasında ayıplı olmadığına dair herhangi bir belge ( sevk irsaliyesi vb.) ibraz etmediği gibi delil listesinde de mal teslimine ve malın ayıplı olup/olmadığı hususuna ilişkin hiçbir beyanda bulunmadığını; dava dosyasının açılmasının ardından taraflara tensip zaptı tebliğ edilmiş olup taraflarınca mahkemeye cevap dilekçesi ve delillerinin ibraz edilerek;''Taraflar arasında yer alan ticari ilişkinin uzun yıllar öncesine dayandığı, tarafların daha eski tarihlerde aralarında herhangi bir fatura ilişkisi dahi bulunmadığı, bu nedenle davalının malın tesliminden önce fatura düzenlediği vb. '' gibi hususlar detaylı olarak izah edilmiş ve benzer şekilde davacı müvekkil şirkete teslim edilen ve teslim karşılığında ödemesi yapılan ürünlerin ayıplı çıktığı, davalının iş bu ayıp hususunda aylarca davacı müvekkil şirketi oyaladığı hususu da beyan edilerek taraflar arasındaki yazışmalar ile de sübuta erdirildiğini, Daha evvel ki beyanlarında da izah olunduğu ve Mahkemenin de malumu olduğu üzere basit yargılama usulünün düzenlendiği HMK M. 317, 318 ve 319 hükümleri uyarınca ; Basit yargılama usulünde iddianın değiştirilmesi / genişletilmesi yasağı , dava dilekçesinin verilmesi ile başlar ve taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek ; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır. Yargılama ''Taraflarca getirilme İlkesi'' nin hakim olduğu bir uyuşmazlık türü olup bu kapsamda HMK M.190 ve TMK M. 6 hükümleri uyarınca davacı tarafın iddiasını ispat ile mükellef olduğunu; tüm bu hususların karşısında davacı tarafın; dava dilekçesinde uyuşmazlık konusu malı teslim ettiğine veya ürünün ayıplı olmadığına dair hiçbir delil ibraz etmediği gibi delil listesinde dahi yer vermemesine rağmen taraflarınca cevap dilekçelerinin mahkemeye ibraz edilmesinden sonra 09.10.2023 tarihinde ;''Beyan ve Delil Dilekçesi'' adı altında adeta cevaba cevap niteliğinde bir dilekçe ve iş bu dilekçenin Ek'inde de kim tarafından teslim alındığı , kime teslim verildiği , kimin imzasına ait olduğu dahi anlaşılamayan birtakım evrakları delil olarak ibraz ederek iddianın genişletilmesi / değiştirilmesi yasağının sınırlarını aştığını; üstelik söz konusu beyan dilekçesinin taraflarına tebliğ edilmediğinden ve dava dosyası basit yargılama tabi olduğundan buna karşın cevap ve delil ibraz olanaklarının yasal olarak mevcut olmayıp savunma haklarının ihlaline sebebiyet verdiğini, 23.11.2023 tarihli ön inceleme duruşmasında taraflarınca; ''davacı taraf süresinden sonra delil ibraz etmiştir muvafakatimiz yoktur , tanık bildirmek istiyoruz'' şeklinde beyanda bulunulmasına rağmen ilk derece mahkemesince; ''Davacı vekiline 09.10.2023 tarihli beyan dilekçesi ekinde sunduğu dava konusu irsaliyelerin ıslak imzalı asıllarını sunması amacı ile 2 haftalık kesin süre verilmesine'' şeklinde ara karar oluşturulduğunu ve aynı duruşmada dosyanın defter incelemesinin yapılabilmesi adına bilirkişi tevdiine karar verildiğini; taraflarınca muvafakat edilmediği hususu beyan edilmesine rağmen ilk derece mahkemesince bu hususta  menfi veya müspet bir değerlendirmede de bulunulmadığını; bu şekilde davacı müvekkilinin savunma ve adil yargılanma hakkı ihlal edildiği gibi kanunen hiçbir nam ve ad altında değerlendirilemeyen ve davacı tarafından sunulan ''BEYAN DİLEKÇESİ'' içeriğinde sunulan evraklar ile ilk derece mahkemesi ara kararı neticesinde davacının sunmuş olduğu beyan dilekçesi esasında ''Cevaba cevap dilekçesi'' mahiyetine ulaşmış ve davalıya yeni delil sunma olanağı verildiğini ve dosya bu hali ile bilirkişiye tevdi edilmiş ve bilirkişi de bunlar üzerinden değerlendirme yaparak yanlış sonuca ulaştığını,25.01.2024 tarihli bilirkişi raporu denetime elverişli olmayıp hükme esas alınmaması gerekirken ilk derece mahkemesi tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak hükme esas alındığını, 25.01.2024 tarihli bilirkişi raporuna bakıldığında; bilirkişi raporun ilk sayfasında ''Davacının İddia ve Talebi''ni özetlemiş ve iş bu özette ; ''Faturalara yasal süresi içerisinde itiraz edilmediğini ve iade faturasının düzenlenmediğini hususlarının belirtildiğini'' şeklinde beyanda bulunmuş ise de davacının dava dilekçesine ve dava dilekçesinden dahi önce müvekkil şirkete keşide ettiği ihtarname içeriğine bakıldığında; davacı müvekkilin davalı yana iade faturası düzenlediği ve bu hususun davacının da kabulünde olduğu açıktır. Rapor bu yönü ile yanlış bilgiler içermekte olduğunu; hemen ardından ''Davalının Savunma ve Karşı Talebi'' başlığında ; tarafımızca cevap dilekçesinde yer verdiğimiz hususlardan yalnızca ''AYIPLI ÜRÜN'' ile ilgili beyanlarımıza yer vermekle yetinmiş ''MALLARIN TESLİM EDİLMEDİĞİNE İLİŞKİN'' beyanlarından hiçbir şekilde söz etmediğini; bu hali ile de söz konusu rapor eksik inceleme neticesinde düzenlendiğini,Bilirkişi raporunda; ''Davalı müvekkil şirketin ticari defterlerini ibraz etmediği, yerinde inceleme de talep etmediği bu nedenle yalnızca davacının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılabildiği, davalı yanın ticari defterlerinin usulüne uygun ve delil niteliğinde sayılabileceğinin tespit edildiği'' beyan edildiğini; somut olaydaki uyuşmazlık ''Tarafların ticari defterlerinin ve cari hesaplarının uyumsuzluğu'' hususundan kaynaklanmamakta olduğunu; cevap dilekçelerinde detaylı olarak belirttiklerini; davacı şirket tarafından davalı müvekkil şirkete teslim edilen ve sonrasında gizli ayıplı ürün olduğu ortaya çıkan ürünlerin ödemesi zaten davacı tarafa yapıldığını; taraflar arasındaki ticari teamülün; ''Davalı müvekkil şirketin davacı yana siparişte bulunması, davacı yanın bu sipariş neticesinde fatura düzenlemesi ve malın teslimi ardından davalı müvekkil şirketçe ödeme yapılması'' şeklinde olduğunu; gerek davacı tarafından sunulan dava dilekçesi ve eklerine gerekse taraflarınca sunulan cevap dilekçesi ve eklerine bakıldığında esasında taraflar arasında faturaya konu olabilecek, temel teşkil edebilecek  mal alış / satışı , mal alış / satış ilişkisinin şartları, miktarları, teslim olgusu, paranın ne zaman ödeneceği vb. hususları düzenleyen ve ispata yarayan bir sözleşme ilişkisi bulunmamakta olduğunu; taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmadığından; zamanla taraflar arasında ticari teamül olarak gelişen ilişkiler neticesinde davacı yan ihtiyaç duyduğu ürün ve miktarları davalıya bildirmekte, davalı tarafın da ücretini muayyen hale getirebilmek amacı ile fatura düzenleyerek müvekkili şirkete göndermekte ve en nihayetinde malın teslimi neticesinde de ödemesini gerçekleştirmekte olduğunu; dolayısıyla tarafların BA / BS formları ve ticari defterlerinin huzurdaki dava dosyasında incelenebilmesi için en önce taraflar arasındaki mal teslimi hususundaki uyuşmazlığın çözülmesi gerekmekte olduğunu; iş bu uyuşmazlığın çözümünden önce davalı müvekkili şirketin ticari defterlerinin incelenmesinde davalı müvekkili açısından hukuki bir yarar bulunmadığından taraflarınca yerinde inceleme talep edilmemiş veyahut defterler ibraz edilmemiş ise de davalı müvekkili şirket mahkeme tarafından talep edilmesi halinde defter ve kayıtlarının incelemeye tabi tutulmasında hiçbir sakınca görmemekte olup, ibraza hazır olduğunu, Bilirkişi tarafından düzenlenen raporun 4. Sayfasında bilirkişi tarafın; ''Tuzla Vergi Dairesi tarafından gönderilen müzekkere cevabında davalının Form BA/BS beyannamelerine yer verilmiştir. Buna göre 2023 yılında davalının davacıdan 3 adet karşılığı 918.240,00 TL +Kdv tutarlı fatura alarak Form BA beyannamesinde beyan ettiği ancak bir üst başlıkta incelenen davacı adına düzenlenen 4 adet iade faturası karşılığı tutarın davalının Form BS beyannamesinde beyan edilmediği tespit edilmiştir'' şeklinde nitelendirmede bulunduğunu;  davalı müvekkili şirketin, davacıdan teslim alamadığı ürünler adına iade faturası düzenlemiş olup iş bu iade faturaları mahkeme huzuruna sunulduğu gibi bilirkişi raporunda da mevcut olduğunu ancak iş bu iade faturalarının davacı tarafa ulaşmasının ardından davacı tarafa davalı müvekkili şirkete ihtarname keşide ederek söz konusu iade faturalarına açıkça itiraz ettiğini bildirdiğini ve bu şekilde taraflar arasındaki hukuki ihtilaf vuku bulduğunu; dolayısıyla davalı müvekkili şirket itiraz edilerek kabul edilmeyen ve hali hazırda dava konusu olan iade faturalarını BS formlarında beyan etmesi vergisel ve muhasebesel anlamda mümkün olmadığını,Davacı tarafından teslim edilen ürünlerin ücreti davalı müvekkili şirketçe davacı tarafa ödendiğini; söz konusu ürünlerin gizli ayıplı olduğunun anlaşılması ardından davalı müvekkili şirket tarafından sipariş edilen ve davalı tarafından fatura edilen ancak henüz teslimi yapılmayan ürünler ile ilgili olarak davalı müvekkil şirket tarafından davacı yana iade faturası düzenlendiğini ancak davacı yanın söz konusu faturaya itirazı neticesinde tarafların cari hesabına konu edilmeyerek karşılıklı olarak davaya konu edildiğini; davacı tarafın; iddia ve savunmanın değiştirilmesi/ genişletilmesi yasağına aykırı olarak beyan dilekçesi adı altında ibraz ettiği dilekçe ile kanunen hiçbir ad altında olmayan ve yine kanunen ibrazı için öngörülen bir süre dahi bulunmayan iş bu dilekçesinin eki ile bir takım evraklar ibraz ettiğini; iş bu delile muvafakatleri olmadığı gibi söz konusu evraklar ve evraklarda yer alan kişi ve imzaların sıhhıyatsiz olduğunu; bu hususun açıklığa kavuşturulmadan, davalı müvekkili şirketin ticari defterlerinin incelenmesinde davalı adına hukuki yarar olmadığından defterler ibraz edilmemişse de bu hususun ibrazdan kaçındıkları anlamına gelmemekte olup mahkeme tarafından gerekli görülmesi ve talep edilmesi halinde davalı müvekkil şirket defter ve belgelerini ibraza hazır olduğunu,Davacı yan 01.02.2024 tarihinde sunmuş olduğu beyan dilekçesinde bu hususu ; '' Defter deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ihtarı taraf vekillerinin yüzüne karşı yapılmıştır. Bu durumda zaten tarafın artık defter sunma hakkı kalmamıştır'' şeklinde nitelendirmiş ise de taraflarının ticari defter ve belgelerinin yalnızca davalı müvekkili şirketin delil listesinde yer alan bir delil olmayıp esasında davacı yan da dava dilekçesinde ve delil listesinde iş bu delile dayandığını; üstelik cevap dilekçelerinde ve yukarıda da izah ettiklerini; taraflar arasında mal alım satımına ilişkin herhangi bir sözleşme bulunmadığından davacının dava konusu iddialarını yazılı belge ile ispatlaması gerekmekte olup salt davalı müvekkilin defteri sunmamasının davacı lehine yorumlanmak suretiyle davanın ispatlandığına karine oluşturmasının mümkün olmadığını, 'T.C. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2016/3357, K. 2016/13899, T. 24.10.2016 ;''Davacı, aleyhine kambiyo senedine bağlı takipten dolayı takip konusu senedin teminat için verildiğini iddia ederek menfi tespit isteminde bulunmuştur. Davacının bu iddialarını yazılı belge ile ispatlaması gerekir. Dava dilekçesinde münhasıran davalının defterlerine delil olarak dayanılmadığından, davalının defterini sunmaması davacı lehine yorumlanmak suretiyle davanın ispatlandığında krarie oluşturmaz. Mahkemece, yukarıda açıklanan ilke uyarınca davacının yazılı belgeye dayanan delilleri değerlendiriliğ sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir''Davacı tarafın 01.02.2024 tarihli beyan dilekçesinde; ''Davalı müvekkil şirketin bir tacir olarak teslim almadığı ürünlere ilişkin BA formu düzenleyerek beyan etmesininin mümkün olmadığını, iade faturalarını BS formalarına işlememiş olması durumunun da davalının iade faturası düzenlemesinin hukuki dayanağı olmadığını gösterdiğini'' iddia ettiğini; davacı yanın davalı müvekkili şirket hakkındaki iş bu tahminlerinin hiçbir hukuki geçerliliği ve dayanağı olmamakla birlikte; davacı şirket ile davalı müvekkil şirketin her ikisi de tacir olmasına karşın ticari teamül gereği aralarında yazılı bir sözleşme dahi bulunmamakta olduğunu; davacı tarafın iddia ettiği gibi bir yorum yapılacak olunduğundu; davacı tarafın bir tacir olmasına rağmen taraflar arasında yazılı hiçbir sözleşme yokken ve davacı müvekkili şirket tarafından ödeme dahi almadığı halde ürünü teslim ettiği hususunun mümkün olmadığının ortaya çıkacağını; davacı tarafından davalı müvekkili şirkete düzenlenen bir faturanın BA formuna işlenmesi kadar doğal bir durum daha bulunmadığını; söz konusu ürün teslim edilsin veya edilmesin Vergi Hukuku anlamında bir tarafın düzenlediği faturaya karşı ya iade faturası düzenlenmesi ya da iş bu faturayı kayıt altına alması gerektiğini; davalı müvekkili şirketin en nihayetinde davacı tarafından teslim edilmeyen ürünler hakkında iade faturası düzenlediğini ve bunu kayıt altına almış ise de davacı yanın iş bu faturaya itirazı neticesinde faturanın yasal koşulları kalmadığından BS formuna işeyemediğini; dolayısıyla burada davacının iddia ettiği gibi bir hukuka aykırılık bulunmamakta olduğunu,  Bu hususa ek olarak davacı tarafın 01.02.2024 tarihli dilekçesinde; ''hemen belirtmek isteriz ki ; tarafımızca dosyaya sunulan imzalı sevk irsaliye faturalarına karşı davalı tarafça herhangi bir itirazda bulunulmamıştır. davalı taraf iş bu delillerimizi ve sevk ve irsaliye faturalarını da kabul etmiştir. bu sebeple ürünlerin davalı tarafa teslim edildiği açık olup davalının aksi beyanlarının kabulü mümkün değildir'' şeklinde oldukça absürt, hukuki ve de mantıki izahtan yoksun bir iddiada bulunduğunu; davacı tarafından dosyaya sunulan imzalı sevk irsaliye faturalarına veyahut herhangi bir belgeye itiraz edebilmeleri için iş bu belgelerin kanunen belirlenen dilekçeler aşamasında ve yine kanunen belirlen delil ibraz etme süresinde sunulması ve sunulan belgelerin de taraflarına tebliğ edilmesi gerektiğini; davacı tarafından istediği zaman yargılamanın herhangi bir safhasında kendince sunduğu belge ve bilgileri görebilmeleri ve itiraz edebilmelerinin ne yazık ki mümkün olmadığını; buna rağmen; davacı tarafından anlaşılamamış olsa da taraflarınca 23.11.2023 tarihli ön inceleme duruşmasında; ''Davalı tarafından sunulan evraklara muvafakatimiz olmadığı, süresinden sonra olduğu, imza sıhhiyatinin dahi olmadığı '' zaten beyan edilmiş ve bu hususun zabıtta da geçtiğini; dolayısıyla davacının neye dayanarak böyle bir iddiada bulunduğu ve hangi kanun hükmü uyarınca delil dilekçesi dahi sayılmayan ve taraflarına tebliğ olmayan bir hususa itiraz etme veya etmeme olgusunun KABUL anlamına geldiğinin anlaşılmadığını,Tüm bu itirazlarını ilk derece mahkemesi huzurunda da dile getirmelerine rağmen ilk derece mahkemesinin itirazlarını hiçbir şekilde dikkate almadığını, salt davacı tarafın yönlendirmesi ile hareket ettiğini, süresinden sonra sunulan delillere itibar ederek müvekkilin adil yargılanma hakkını ve savunma hakkını kısıtlamış olup ilk derece mahkemesi kararının ivedi şekilde kaldırılması gerekmekte olduğunu, İleri sürerek, yukarıda açıklanan nedenler ve istinaf makamınca resen göz önüne alınan nedenler ile fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla; tehiri icra taleplerinin kabulü ile kararın taraflarınca tehiri icra talepli istinaf edildiğinin... sayılı dosyasına müzekkere ile bildirilmesine, İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/547 E. 2024/86 K. Sayılı 15.02.2024 karar tarihli kararının  yukarıdaki istinaf nedenleri doğrultusunda kaldırılmasına ve/veya davanın reddine karar verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; dava ve icra takibine konu faturaların oluşturduğu bakiye açık cari hesap alacağının ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi talebine ilişkindir.  Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili, davacı tarafından davalıya cari hesaba konu ve takip dayanağı olan 09/01/2023 tarihli 274.840,88 TL bedelli, 24/03/2023 tarihli 678.882,32 TL bedelli, 06/04/2023 tarihli 129.800,00 TL bedelli ve 22/05/2023 tarihli 84.960,00 TL bedelli faturalara konu ürünleri satarak teslim ettiğini, davalı tarafından 09/01/2023 tarihli 274.840,88 TL bedelli faturanın ödendiğini, daha sonra 05/05/2023 tarihinde 300.000,00 TL ödeme yapıldığını, davalı tarafça yapılan ödemeler mahsup edildiğinde davalının bakiye 593.642,32 TL alacağını ödemediğini, alacağın tahsili için yapılan icra takibine haksız itiraz edildiğini, haksız itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, taraflar arasında 2022 yılından itibaren ticari alım satım ilişkisi bulunduğunu, taraflar arasındaki ticari teamülün davalı tarafından davacıya sipariş verildiğini, davacı tarafından ürün teslim edilmeden fatura düzenlendiğini, davacı tarafından ürünlerin teslim edilmesi üzerine davalı tarafından ödeme yapıldığını, davalıya müşterilerden gelen sipariş üzerine davalının dava ve icra takibi dayanağı faturalara konu siparişleri davacıya verdiğini, davacı tarafından 09/01/2023 tarihli 274.840,88 TL bedelli faturaya konu ürünlerin davalıya teslim edildiğini ve bedelinin ödendiğini, bu sırada müşterilerden gelen siparişler üzerine davacıya dava konusu diğer faturalara konu ürünlerin sipariş edildiğini ve davacı tarafından faturaların düzenlendiğini, ancak ürünlerin davacı tarafından kendilerine teslim edilmediğini, 09/01/2023 tarihli 274.840,88 TL bedelli faturaya konu ürünlerin ayıplı çıktığı davalının kendi müşterileri tarafından iletilmesi üzerine davalı tarafından diğer fatura konusu ürünlerin teslim alınmadığını, davacıya ayıba ilişkin müşteri şikayetlerinin bildirildiği ve ihbar edildiği, davacı tarafından inceleme yapıldığı ve ürünleri kalıpçıya götürüp sorun çıkmadığının bildirilmesi üzerine davacı tarafından  24/03/2023 tarihli 678.882,32 TL bedelli fatura konu ürünlerin yarısının teslim edildiği, yarısında ilişkin 300.000,00 TL bedelin ödendiği, ancak bu ürünlere ilişkin ayıp şikayetinin devam etmesi üzerine durumun davacıya ihbar edildiği, teslim edilen ürünlerin ayıplı çıkması ve teslim edilmeyen ürünlerin henüz teslim edilmemesi sebebiyle davacıya iade faturası düzenlendiği ve sözleşmeden dönme iradesi gösterildiği, davacı tarafından sunulan irsaliyelerde teslim eden ve alan isim ve imzasının bulunmadığı, salt fatura düzenlenmesinin ve itiraz edilmemesinin malın teslim edildiği anlamına gelmediği, davacı tarafından teslim edilen ve ayıplı olan ürünlerin ödemesinin yapıldığı, ancak teslim edilmeyen ürünlerin ödemesinin yapılmadığı, bu nedenlerle davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talep etmiştir.Davalı vekili, istinaf sebebi olarak; Mahkemece iddia ve savunmalarını karşılar yeterlilikte gerekçeli karar yazılmadığı,basit yargılama usulüne tabi bu davada davacı tarafından dava dilekçesi ekinde fatura konusu ürünlerin teslim edildiğine ve ayıplı olmadığına ilişkin delil sunulmamasına rağmen iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı davranılmak suretiyle muvafakatleri olmaksızın yeni delil sunulduğu ve Mahkemece de bu yasağa aykırı olarak davacıya yeni delil sunulması için süre verildiği, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli nitelikte ve yeterlilikte olmamasına rağmen hükme esas alındığı, taraflar arasındaki ticari teamülün davalı tarafından davacıya sipariş verildiği, davacı tarafından ürün teslim edilmeden fatura düzenlendiği, davacı tarafından ürünlerin teslim edilmesi üzerine davalı tarafından ödeme yapıldığı, taraflar arasında söz konusu ürünlerin teslimi hususunun çözülmesi gerektiğinden ticari defterlerin incelenmesinin davalı açısından hukuki yararı bulunmadığından incelemeye sunulmadığı,Mahkeme tarafından talep edilmesi halinde sunulabileceği, düzenlenen faturaların BA formlarında beyan edilmesinin doğal olduğu, davalı tarafından düzenlene iade faturalarına davacı tarafından itiraz edildiğinden BS formlarında beyan edilmediği, davacı tarafından sunulan sevk irsaliyelerindeki isim ve imzaların sıhhatsiz olduğunu, Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriği malın teslim edildiğinin/hizmetin verildiğinin, düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi uyarınca ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması ile diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması, diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Ek cümle: 22/7/2020-7251/23 md.) veya defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.Mahkemece taraflarca delil olarak dayanılması ve uyuşmazlığın çözümü için zorunlu olması sebebiyle resende inceletebilmesi yasal olarak mümkün olduğundan tarafların defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi inceleme günü verilmiş, taraflara defter ve kayıtlarının ibraz edilmesi veya yerinde inceleme talebinde bulunabilecekleri ve ibraz edilmemenin yasal sonuçları usulüne uygun  olarak ihtar edilmiştir. Davacı tarafından ticari defter ve kayıtları bilirkişi incelemesine sunulmuş, usulüne uygun yasal ihtara rağmen davalı tarafından ticari defter ve kayıtları bilirkişi incelemesine sunulmamış ve yerinde inceleme talebinde bulunulmamıştır. Davacının incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre, defter ve kayıtların usulüne uygun olarak tutulduğu, sahibi lehine delil niteliğine sahip olduğu, takip dayanağı tüm faturaların ve davalı tarafından yapılan ödemlerin davacının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu ve bs formlarında beyan edildiği, davacının davalıdan 593.642,32 TL alacaklı olduğu, davacı tarafından düzenlenen tüm faturaların davalı tarafından ba formlarında beyan edildiği, tarafların ba-bs beyannamelerinde mutabık kaldığı, davalı tarafından davacının düzenlediği faturalara karşılık itiraz süresinden ve ba formunda beyan ettikten sonra 15/06/2023 tarihinde iade faturası düzenlediği, söz konusu iade faturalarının davacı tarafından kabul edilmediği, taraflarca ba-bs formlarında beyan edilmediği, davacı tarafından sunulan sevk irsaliyelerinden üçünde teslim alan isim soy isim ve imzaların, birinde telefon numarası ve imzanın bulunduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafından sunulan sevk irsaliyelerinde davalının teslimi inkar etmediği 09/01/2023 tarihli 274.840,88 TL bedelli faturadaki ürünleri teslim alan kişi ile 22/05/2023 tarihli 84.960,00 TL bedelli faturadaki ürünleri teslim alan kişi aynıdır. Davalı tarafından 24/03/2023 tarihli 678.882,32 TL bedelli faturadaki ürünlerin yarısının alındığı, yarısının alınmadığı savunulmuş, ancak sevk irsaliyesinde buna ilişkin bir kayıt olmadığı ve çekince konulmadığı görülmüştür. Bunun yanında davacı tarafından düzenlenen tüm faturalar ba formlarında beyan edilmekle davalı karine olarak fatura konusu ürünlerin teslim edildiğini kabul etmiş sayılmaktadır. Davalı tarafından karinenin aksi geçerli yazılı ve kesin deliller ile ispat edilememiş ve yasal ihtara  rağmen ticari defter ve kayıtları da bilirkişi incelemesine ibraz edilmemiştir. Davacı tarafından faturalara konu ürünlerin teslim edildiği ispat edildiğinden ve davalı tarafından bakiye fatura bedelinin ödenmediği de ihtilaf konusu olmadığından Mahkemece alacağın hüküm altına alınması isabetlidir. Mahkemece bu hususlar bilirkişi raporu ve gerekçeli kararda irdelenmiş olup, davalı vekilinin bilirkişi raporunun gerekçesiz olduğuna ve Mahkeme gerekçeli kararının yetersiz olduğuna dair istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili davacının sevk irsaliyelerini süresinden sonra ibraz ettiği ve Mahkemece de usul ve yasaya aykırı olarak davacıya sunması için süre verilerek iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı davranıldığı iddia edilmiş ise de, davacı tarafından dava dilekçesinde faturalar, sevk irsaliyeleri ve tarafların ticari defter ve kayıtlarına dayanıldığı, bu husus dikkate alınarak davacı tarafından örneklerinin dosyaya sunulduğu ve Mahkemece de sevk irsaliyelerinin denetlenmesi amacıyla asıllarının sunulması için süre verildiği, söz konusu belgelerin ticari defter ve kayıtlar kapsamında olduğu ve bilirkişi incelemesi sırasında da dikkate alınacağı, kaldı ki HMK'nın 222/1 maddesi uyarınca taraflarca ticari defter ve kayıtlara dayanılmaması halinde dahi Mahkemece resen tarafların ticari defter ve kayıtları ile dayanak belgelerinin ibrazı ve incelenmesine karar verilebileceği dikkate alındığında iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına aykırılık bulunmadığı, ayrıca usulüne uygun ihtara rağmen süresinde incelemeye ibraz edilmeyen davalı ticari defter ve kayıtların bu aşamada incelenmesi de yasal olarak mümkün olmadığı anlaşılmakla  davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.Sonuç olarark; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 40.551,70-TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 10.137,93-TL harcın mahsubu ile bakiye 30.413,77‬‬-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 05/12/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6d043e5deda5e70c","SID":"385773c95f640128"}}