{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2023/1367 Esas <br>KARAR NO:2024/1929 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2021/390 Esas -  2023/30 Karar <br>TARİH:19/01/2023<br>DAVA:İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)<br>KARAR TARİHİ:05/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacıya olan borcundan dolayı davalı aleyhine ...İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının 01.02.2017 tarihinde asıl alacağa, faize ve ferilerine itirazda bulunduğunu, ancak davalının itirazının haksız olduğunu, davalı ile borçlu arasında Almmanya'da ... şirketini (anonim şirket) iki ortak ile kurduklarını ve şirketine yatırımcı arayışına girdiklerini, davalının, şirkete yatırım yapmak isteyenlere, şirketin amacının ve hedefinin yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olduğunu ifade ettiğini, şirkete yatırım yapan yatırımcıların, borçlu tarafından kendilerine şirketin kuruluş amacı olarak ifade edilen bu amaca yönelik olması şartı ile yatırım yaptıklarını, davalı borçlunun, şirkete yatırılan paraları amaç dışı kullandığını ve yatıımcıları bu şekilde dolandırdığını, bu durumun ceza mahkumiyet kararı ile de sabit olduğunu, davalı hakkında Almanya Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin 15.07.2008 tarihli kararı ile 15.07.2008 tarihinde saat 12.40 da tüketici iflasının açıklandığını, akabinde şirkete para yatıran ve dolandırılan alacaklıların birçoğunun, alacaklarını kasten işlenmiş haksız fiilden doğan alacak sebebiyle iflas masasına yazdırdığını, davacının da iflas alacağını zamanında 28.08.2008 tarihinde iflas masasına yazdırdığını, müflis ve iflas idaresinin bu alacağa itiraz etmiş olsalar da müflisin itirazının Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı ile kaldırıldığını, iflas idaresinin itirazının da 17.06.2013 tarihinde reddedildiğinin tespit edildiğini, buna göre davacının borçludan 9.234,58 Euro alacağı bulunduğunu beyan ederek davalıların ... sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına, %20'den aşağı olmamak üzere davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  öncelikle usule yönelik itirazlarında; müvekkilinin ...'nin yetkilisi olup, davada davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, ayrıca dava konusu uyuşmazlığın ticari ilişkiden kaynaklandığını, bu nedenle Mahkememizin görevsiz olup, görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri, yetkili mahkemenin ise müvekkili davalının ikamet adresinin bulunduğu Berlin Mahkemeleri olduğunu, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını, esasa ilişkin beyanlarında ise; ihtiyati haciz kararının hukuka aykırı olduğunu, müvekkili davalının muayyen bir adresinin mevcut bulunduğunu, işbu davanın müvekkili ile herhangi bir ilgisinin bulunmaması sebebiyle alıcı tarafa karşı herhangi bir şekilde taahhütlerinden kurtulmak gibi maksadı da bulunmadığını, ayrıca yedinde bulunan malları gizleme, kaçırma özetle alıcı tarafın haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması gibi durumun dahi söz konusu olmadığını, davacıların, ...'den olduğunu iddia ettikleri alacaklarını hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalıştıklarını beyan ederek öncelikleri usuli itirazlarını ve akabinde koşullarının oluşmaması sebebiyle esastan itirazları nedeniyle ihtiyati haczin kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 19/01/2023 tarih ve 2021/390 Esas -  2023/30 Karar sayılı kararında;\"Dava; TTK.m.553 kapsamında şirket yöneticisinin haksız fiil sorumluluğuna dayalı olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.Somut olayda; davalının yetkilisi olduğu belirtilen Almanya'da kurulu ... şirketinin iflası ve bu iflasta şirket yetkilisi davalı ...'nin kusurlu olduğundan bahisle ayrıca davalının kişisel iflası ile birlikte davacının uğramış olduğu zararın tazmini amacıyla icra takibi başlatıldığı,  davacı tarafın delil olarak temelde Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetveline ve Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin dosyasına dayandığı tespit edilmiştir.O halde uyuşmazlık; yabancılık unsuru içeren eldeki davada uygulanacak hukukun tespiti,  davalı yanca sunulan belgelerin alacak iddiasını ispata elverişli olup olmadığı elverişli  ise alacak tutarının belirlenmesine ilişkindir.Türk kanunlar ihtilafı kurallarına göre haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin topraklarında işlendiği devletin hukukuna tabidir (MÖHUK m. 34). Haksız fiil teşkil eden davranışların şirket yöneticisi iken işlenmesi ve davalının yönetici sıfatıyla sorumluluğu ile ilgili olması uygulanacak hukuku değiştirmemektedir. Bu sebeple somut olayda maddi hukuk bakımından dava konusu uyuşmazlığın tabi olduğu hukukun Alman Hukuku olduğu; dava sırasında ortaya çıkan usul meseleleri bakımından ise Türk Hukuku'nun uygulanacağı sonucuma varılmıştır.İspat kuralına ilişkin TMK.m.6 hükmüne göre: \"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür\". HMK.m.190/1 hükmüne göre: \"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağianan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir\". Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Dolayısıyla anılan hükümler uyarınca davalının, eldeki davada alacağını geçerli delillerle ispat etmesi gerektiği açıktır.Davacı yanın dayandığı Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli ve 620 KLs 1/11 ve 5500 Js 24/06 (5550) sayılı kararı ile davalı/borçlu ... aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıl süreyle mahkumiyet kararı verildiği, kararın hangi müştekinin ne kadar zarara uğrayarak suçun mağduru olduğunun belli olmadığı gerekçesiyle kanun yolu aşamasında bozulduğu görülmüştür. Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararının kesinleşmemiş olduğu için esas alınacak bir delil niteliği taşımadığı sonucuna varılmıştır.Öte yandan; davacı yanca delil olarak dayanılan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetvelinin ilam niteliğinde bir belge olmayıp, olsa olsa İİKm.68 kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde ibraz ettiği hukuki görüşe göre iflas tablosunun İİKm.68 kapsamında belge olduğunun kabulü halinde bile bu belgenin icra mahkemesinde itirazın İİK.m.68 gereğince kesin olarak kaldırılması için kullanılabileceği, ancak davamızın genel mahkeme sıfatıyla bakılan itirazın iptali davası olup,  ibraz edilen belgenin içeriği itibariyle alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini göstermediği, gerekçe ve hüküm içermediği, sadece tablo şeklinde düzenlenmiş bir belge olup, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatına elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır.Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi heyeti kök ve ek raporu kapsamına göre de; dava konusu uyuşmazlığın tabi olduğu hukukun Alman Hukuku olduğu, dava sırasında ortaya çıkan usul meseleleri bakımından ise Türk Hukuku’nun uygulanacağı, itirazın iptali davasında ispat yükü üzerine düşen takip alacaklısı tarafından sunulan belgelerin alacağı kesin olarak ispatlayan belgelerden olmadığı, özellikle davalı takip borçlusunun Almanya’daki iflas alacaklısı olan davacının, Alman hukukundaki iflas tasfiyenin kapanmasından sonra da halen davalıdan cüz’i icra yoluyla talep edebileceği bir alacağı olduğunu belgeleyemediği anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.\"gerekçesi ile,'' Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Yerel Mahkemenin gerekçesi hükümle sebep sonuç ilişkisinin kurulmasını sağlayacak yeterlilikte, açık, anlaşılabilir ve tatmin edici olmadığını,Yerel Mahkemece aşağıdaki maddi olaylar, delilleri (özellikle de kesinleşmiş İFLAS TABLOSU) ve hukuki olgular irdelenmeksizin, dosyaya sunulan emsal bilirkişi raporları ve mahkeme kararları ile hukuki mütalaaya değinilmeksizin, MÖHUK-TTK konusunda uzman akademisyen bilirkişi tarafından Alman Hukuku  kapsamında değerlendirme yapılmaksızın, müvekkilin hak arama hürriyetini kısıtlama sonucunu doğuracak ve adalet duygusunu zedeleyecek şekilde karar verildiğini,Yerel mahkemenin ihtilafın çözümünde hukuki sebebi yanlış belirlediğini; delillerinin hatalı şekilde değerlendirildiğini, Yerel mahkemece \"Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli ve 620 KLs 1/11 ve 5500 Js 24/06 (5550) sayılı kararı ile davalı/borçlu ... aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıl süreyle mahkumiyet kararı verildiği, kararın hangi müştekinin ne kadar zarara uğrayarak suçun mağduru olduğunun belli olmadığı gerekçesiyle kanun yolu aşamasında bozulduğu görülmüştür. Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararının kesinleşmemiş olduğu için esas alınacak bir delil niteliği taşımadığı sonucuna varılmıştır.\" belirtilmişse de söz konusu tespitin açıkça hatalı olduğunu,Dosya kapsamında sunmuş oldukları Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 620/KLs 1/11 esas sayılı kararının VI.Ceza başlıklı bölümünde davalı ... hakkında mahkumiyet kararı verildiğinin açıkça belirtildiğini,Akabinde dosya üst derece mahkemesi incelemesi yapıldığı aşamada da yine yerel mahkemenin belirtiği gerekçe ile bozulmadığını; davalı tarafından dosyaya delil olarak sunulmuş olan ve beraat kararı verildiği iddia edilen Federal Mahkeme ilamı incelendiğinde görülecektir ki davalı hakkında BERAAT KARARI VERİLMEdiğini,Federal mahkeme, hamburg ceza mahkemesinde dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ... yolerin'nin beraatine değil dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar verildiğini, Yani Federal Mahkemece davalının dolandırıcılık suçunun işlediğinin sabit görüldüğünü, ancak suçun nitelikli halinin de varlığının söz konusu olduğu ve cezanın artırım nedeninin de uygulanması gerekip gerekmeyeceği noktasında yeniden yargılama yapılması gerektiğinin belirtilmiş durumda olduğunu,Yerel mahkemenin kesinleşmiş mahkumiyet kararı karşısında cezanın kesinleşmediği, davalının beraat alıp almadığının belirli olmadığı gibi tamamen delilere aykırı ve yoruma dayalı değerlendirmeler yapılmış olmasının kabul edilebilir olmadığını,Davalı tarafın son olarak da yanlış ve yanıltıcı tercüme yoluyla Hamburg Eyalet Mahkemesince davalı ... hakkında ceza davasının ortadan kaldırıldığını iddia ederek hem huzurdaki davada hem de diğer seri davalarda doğruyu söyleme ve dürüst davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini; davalı tarafın sanki ... ceza yargılamasından beraat etmişçesine ceza davasının ortadan kaldırıldığına dair Hamburg  Eyalet Mahkemesi Kararını dosyaya sunduğunu  ancak söz konusu tercüme incelendiğinde Alman Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu adı dahi Alman Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu olarak çevrildiğini; sunulan Alman Eyalet Mahkemesi kararı incelendiğinde ... hakkında ceza davasının ortadan kaldırılmadığı, tam aksine suça konu eylemlerinin sabit görüldüğü, hakkında Türk hukuk sistemindeki Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) benzeri bir kısım yükümlülükler yüklendiğinin görüleceğini; yani ilgili mahkeme kararında belirtilen ve ekte tercümesine yer verilen StPO § 153a  Abs. 2'nin madde metninden de anlaşılacağı üzere davalıya yükümlülükler yüklendiğini, (Ek-1: Kararda belirtilen kanun maddesinin Türkçe tercümesi).Hal böyle olunca, davalı hakkındaki ceza davasının ortadan kaldırılmadığını, tam aksine davalının suçlu bulunduğunu ve HAGB benzeri bir uygulama ile üzerine bir takım yükümlülükler yüklendiğini, Dosyaya 12.11.2021 tarihli dilekçelerini ekinde de sundukları emsal seri dosyalarından 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/328E. ve 156K. sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verildiğini; anılan dosyanın gerekçeli kararında bu hususa ilişkin değerlendirme yapıldığını; bu değerlendirmelerde; her ne kadar davalı tarafça Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinden verilen kararın kesinleşmediği hatta bozulduğunu belirterek temyiz mahkemesine ilişkin karar  davalı tarafça sunulmuş olsa da, davalı tarafın şirket konusuyla ilgili yatırım yapmayarak davacılardan toplanan paralarla sanat eseri alındığı konusunda ibarelerin bulunduğu görüldüğü açık şekilde belirtildiğini; yerel mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını, hukuka aykırı olduğunu, Yine emsal seri dosyalarından yeni karara çıkan İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi  2020/262 E. 2022/883 K.  Sayılı  06/12/2022 karar tarihli ilamı davanın kabulüne karar verildiğini, (Ek-2 Emsal Gerekçeli Karar)  Bu kararda da \"ancak şirket yöneticilerinin sözleşmeye uygun olmayan şekilde yatırımcıların paralarını sanat eseri temininde kullandığı ve yatırımcılar için risk oluşturduğu, bu hususların Alman Federal Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve  dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı,  ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanununun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu, bu kararın Türk hukuku uyarınca da haksız fiilin ispatı bakımından takdiri delil olacağı,\"Şeklinde hüküm kuruduğunu ve ceza mahkemesi kararının haksız fiili ispatına elverişli olduğu belirtildiğini,Neredeyse her hukuk sisteminde olduğu gibi bir eylemin suç oluşturması için kanunun ön gördüğü şartlara sahip olmasının yeterli olduğunu; yerel mahkeme kararının aksine davalının dolandırıcılık suçunu işlediğinin sabit olduğunun mahkeme ilamı ile hüküm altına alındığını,  Müvekkilin alacaklı olduğunu gösterir iflas tablosunun İİK 68 kapsamındaki belgelerden olduğunun açık bir şekilde ortada olduğunu,Yerel mahkemece yine istinafa konu ettikleri kararın gerekçesinde \"davacı yanca delil olarak dayanılan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetvelinin ilam niteliğinde bir belge olmayıp, olsa olsa İİKm.68 kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde ibraz ettiği hukuki görüşe göre iflas tablosunun İİKm.68 kapsamında belge olduğunun kabulü halinde bile bu belgenin icra mahkemesinde itirazın İİK.m.68 gereğince kesin olarak kaldırılması için kullanılabileceği, ancak davamızın genel mahkeme sıfatıyla bakılan itirazın iptali davası olup,  ibraz edilen belgenin içeriği itibariyle alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini göstermediği, gerekçe ve hüküm içermediği, sadece tablo şeklinde düzenlenmiş bir belge olup, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatına elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır.\" Denildiğini,Mevzuat gereği icra takibinde borçlu, ödeme emrine süresi içerisinde itiraz etmiş ise alacaklı bu itirazı iki yola başvurmak suretiyle kaldırma imkanına sahip olduğunu; alacaklının itiraz halinde 6 ay içerisinde itirazın kaldırılması davası açabileceği gibi 1 yıl içerisinde itirazın iptali talepli dava da açabilmekte olduğunu; kanunen tanınan bu imkan alacaklı için seçimlik bir hak olduğunu,Yerel mahkemenin gerekçesinin aksine alacaklı icra hukuk mahkemesinde itirazın kaldırılması talebinde bulunabilmesi ve yapılan yargılama sonucunda itirazın kaldırılmasına karar verilebilmesi için alacaklının İİK68 kapsamındaki belgeyi elinde bulundurmasının zorunlu olduğunu; buna rağmen alacaklının genel mahkemelerde itirazın iptali talebinde bulunabilmesi için ise İİK 68 kapsamında belgenin bulunması zorunlu olmayıp her türlü delil ile alacaklı alacağını ispatlayabilmekte olduğunu, Elinde bu belgelerden biri olan alacaklının, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren altı ay içerisinde itirazın kaldırılması yoluna başvurabileceğini; alacaklının itirazın kaldırılması yoluna başvurmasının itirazın iptali davası açmasına engel olmadığını,İtirazın iptali davasında ise, alacaklı İİK md.68’de sayılan belgelerle bağlı olmayıp, alacağını her türlü delille ispatlayabileceğini; İtirazın iptali davasında genel ispat ve delil kurallarının geçerli olduğunu,Yerel mahkemenin hatalı tespitleri karşısında dosya kapsamında sunmuş oldukları delilleri ile müvekkillerinin alacağının ispatlanmış durumda olduğunu; Alman Mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu aposille şerhi ihtiva ettiği için Türk Hukuku ve Türk makamları nezdinde de resmi belge olarak kabul edilme zorunluluğu bulunmakta olduğunu; buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacak da İİK m.68 anlamında resmi dairelerin veya  yetkili makamlarının yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit bir alacak kabul edilmesi gerektiğini; dava konusu alacaklarını resmi belge niteliğindeki bir delil ile ispat edilmiş durumda olduğunu,HMK Madde 204/2 \"İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispat oluncaya kadar KESİN DELİL SAYILIR\"  hükmünü haiz olduğunu,Kanun açık hükmü karşısında Kesin delil niteliğindeki mahkeme ilamının yerel mahkemece kesin delil niteliğindeki belgenin delil olarak kabul edilmemiş olmasının emredici kanun hükmüne aykırı olduğunu,Diğer taraftan müvekkili, davalının Almanya'da malvarlığının aktifi bulunmayıp iflas masası dahi oluşmadığından Almanya'da bu alacağını -kısmen dahi- tahsil edemediğini; davalı bu belgenin alman hukukuna göre geçersiz olduğunu ya da dava konusu tutarı tahsil etmediğini iddia etmemekte olduğunu; davalı, dava konusu alacağın doğumu ile ilgili olarak kusursuz olduğunu ispata yönelik esasa dair hiçbir geçerli delil gösteremediğini; davalı savunmasını sadece usuli itirazlarına dayandırdığını,Hukuki dayanakları ile açıklandığı üzere, ispat yükü bu davada davalıya geçmiş olmakla, davalı bu tutarı almadığını veya amaca uygun şekilde kullandığını ispat etmesi gerektiğini; buna rağmen davalı tarafından ne taraflarınca sunulan mahkeme kararları inkar edildiğini ne de davalı tarafından bir ödeme yapıldığının iddia edildiğini; davalının aslında böyle bir borcun varlığını kabul bile etmiş durumda olduğunu,Seri dosyalardan alınan emsal bilirkişi raporlarının mahkemece dikkate alınmadığını,İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/894 ESAS sayılı Dosyası Prof. DR. ... (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim Dalı), ... (Muhasebe Finans Uzmanı) raporuna göre sunulan iflas tablosunun türk hukuku açısından değerlendirilmesiSöz konusu raporun daha önce dosyaya 12.11.2021 tarihli dilekçelerinin ekinde sunulduğunu;  aşağıda raporun 15. sayfasında PROF. DR. ... değerlendirmesinden alıntı yapmakta olduklarını,\"Alman mahkemesi tarafından tanzim edilen İflas tablosu \"ilâm\" değildir, ancak bir devlet mahkemesi tarafından tanzim edilmiş olması itibariyle \"resmî belge\" niteliği taşır. Yabancı resmi belgeler; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu [HMK] m.224 uyarınca ilgili devletteki Türk konsolosu tarafından tasdik edildikleri veya Türkiye'nin de taraf oluğu 1961 tarihli Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Hakkında La Haye Sözleşmesi çerçevesinde apostille şerhi ile donatıldıkları takdirde Türk hukuku nezdinde de \"resmî belge\" niteliğine ve gücüne sahip olurlar. Davacı tarafından ibraz edilen iflas tablosunun, apostille şerhi taşıması sebebiyle, Türk hukuku ve Türk mahkemeleri nezdinde \"resmî belge\" olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Türk İİK m.68 uyarınca; talebine itiraz edilen alacaklının takibi, İmzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıda izah edildiği üzere, Alman mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu apostille şerhi ihtiva ettiği için, Türk hukuku ve Türk makamları nezdinde de \"resmî belge\" olarak kabul edilme zorunluluğu bulunmaktadır. Buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacak da İİK m.68 anlamında \"resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit\" bir alacak kabul edilmelidir. İflas tablosunda; alacaklının \"...\" (yani işbu davanın davacısı} olduğu, borçlunun \"...\" (yani işbu davanın davalısı) olduğu, alacağın gerekçesinin dava dışı Şirketteki kötü yönetiminden kaynaklanan tazminat talebi olduğu, nitelik olarak \"kasten işlenen haksız fiil\" niteliğinde bir alacak olduğu, borçlu ve iflas temsilcisi tarafından alacağa yönelik İtirazlarda bulunulduğu ancak bu itirazların reddedildiği ve 11.880,35€ tutarındaki alacağın iflas tablosuna işlendiği anlaşılmaktadır.Yukarıdaki açıklamalara göre, davacının, talep ettiği alacağı \"resmî belge\" niteliğindeki bir delil ile ispat ettiği anlaşılmaktadır. HMK m.204(2) uyarınca, yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılır.\"İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/225 Esas Sayılı Dosyası- Prof. Dr. ... (marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Ve İcra-iflas Hukuku Anabilitaı Dalı Başkanı), ... (işletmeci), ... (ymm) raporuna göre davacının alacağının değerlendirilmesi:Söz konusu raporun dosya içerisinde mevcut olduğunu; aşağıda raporun 3. sayfasında  Prof. Dr. ... (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Ve İcra-iflas Hukuku Anabilitaı Dalı Başkanı) değerlendirmesinden  alıntı yapmakta olduklarını:\"...Bu bağlamda özetle Federal Mahkeme Hamburg Ceza Mahkemesinde dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ...’nin beraatine değil, dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar vermiştir. Ayrıca Federal Mahkeme, Hamburg Ceza Mahkemesinin davalı ...nin dava dışı şirketin yöneticisi olduğuna, şirketin yatırılan sermayeyi amaca aykırı olarak kullandığına yönelik yapılan tespitleri kabul etmiştir. Bu hususlar davalı tarafından da derdest dosyada inkar edilmemiştir.Bu noktada tartışılması gereken husus söz konusu kararların ve yapılan tespitlerin hukukumuz ve derdest dosya bağlamında nasıl bir etki yaratacağını; MÖHUK madde 50/1 'e göre; ‘\"'Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından lenfiz kararı verilmesine bağlıdır\\ 2. Fıkraya göre ise; ”Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da lenfiz kararı İstenebilir.Buna göre söz konusu karar hukukumuzda tenfıze konu olamayacaktır. Ancak bu durum kararın hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelmez. Zira Türk mahkemelerince hakkında tanıma veya tenfız kararı verilmeyen yabancı mahkeme kararı takdiri delil olarak kullanılabilir Nitekim Yargıtay'da 2001 tarihinde verdiği kararda “Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı İlamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Davacının istemi haksız fiilden doğan alacağın tahsiline ilişkin olduğuna göre bu bir eda davasıdır. ... davası ne tenfız ne tanımadır. ... davasında davacı tanınmamış ve tenfîzi istenmemiş yabancı mahkeme ilamına takdiri delil olarak dayanabilir. Usul Yasasında açıklandığı şekilde bu tür delil diğer delillerle birlikte takdir edilir ve değerlendirilir. Dava konusu olayda da davacı, yabancı mahkeme ilamına takdiri delil olarak dayandığından, işin esasına girilerek hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmelidir.” (YHGK, E. 2001/4-962, K. 2001/750, T, 24.10.2001).\"Dosya kapsamında da yerel mahkeme yargılaması sırasında sunmuş oldukları bilirkişi raporlarına rağmen yerel mahkeme söz konusu raporları dikkate dahi almadan hüküm verdiğini,Yukarıda da bahsettiğimiz üzere yerel mahkemede görülmekte olan işbu dosyaları ile benzer nitelikte yalnızca davacıları farklı davalısı ve konusu aynı olan 40'tan fazla seri dosyalarının mevcut olduğunu, söz konusu seri dosyalarında; -İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/328 E. Sayılı dosyada davanın kabulüne karar verilmdiğini,-İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/225 E.  Sayılı dosyada davanın kabulüne karar verildiğini -İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/350 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini( Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu) - İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/239 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini (yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu).-İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/240 E. Sayılı dosyada  davanın kabulüne karar verildiğini,-İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/256 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini(yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu) -İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/17 E. Sayılı dosyada  davanın kısmen kabulüne karar verildiğini (yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu)-İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/612 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini (yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu) -İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/262 E. Sayılı dosyada  davanın kısmen kabulüne karar verildiğini (yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu) Bölge Adliye Mahkemesi tarafından çok sayıda dosyaları hakkında yaklaşık ispatın mevcut olduğuna ve Türk mahkemelerinin yetkili olduğuna dair karar verildiğini,Yerel mahkemede görülmekte olan işbu davaları ile benzer nitelikteki seri dosyalarının daha önce yerel mahkemelerce verilen ihtiyati haciz kararları yönünden istinaf incelemesi yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiğini, Söz konusu istinaf incelemesi sonucu sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesince 2018/1112 E.- 2018/1102 K,  2018/1872 E- 2019/111K. Sayılı ilamlarında ;\"Somut olayda davacı vekili dava dilekçesi ekinde davalı hakkında Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesince verilen iflas kararını, Hamburg Asliye Ceza mahkemesince verilen kararı sunmuştur. Söz konusu kararlar ile davacının alacağı yaklaşık olarak ispatlanmış bulunmaktadır.\" denilmekle dosya kapsamında sunmuş olduğumuz mahkeme ilamlarının alacağımızı ispatladığı belirtilmiş ve istinaf incelemesi neticesinde kesinlik kazanmış durumdadır.Dosya kapsamındaki tüm delilleri ile davalarındaki haklılıklarının ve davalının müvekkile olan alacağının ispatlandığını hatta öyle ki daha yargılamanın en başında dahi Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da alacaklarının yaklaşık şekilde ispatlanmış olduğunun tespit edilmiş bir gerçekken yerel mahkeme tarafından mevcut hiçbir karar ve delil dikkate alınmadan davanın reddine karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu,İleri sürerek, Yukarıda açıklanan  ve re'sen tespit edilecek sebeplerle; Tehiri icra talebimizin kabulünüİstinaf başvurumuzun KABULÜ ile, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/390 E. ve 2023/30 K. sayılı kararının KALDIRILARAK, talebimiz doğrultusunda davanın KABULÜNE karar  verilmesini,Yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasınısaygılarımızla  talep ederiz.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Dava, davalının dolandırıcılık haksız fiilinden kaynaklandığı iddia edilen zararın tazmini için başlatılan ilamsız icra takibine itirazın iptali ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir.İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan iş bu davada Mahkemece 21/02/2019 tarih, 2018/137 Esas ve 2019/36 karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verilmiş, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Dairemizin 02/04/2021 tarih, 2019/1365 esas ve 2021/489 karar sayılı ilamı ile İstanbul Asliye Ticaret  Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesi ile karar kaldırılmış ve dosya kendisine gelen Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı taraf, davalının Almanya'da iki ortaklı olarak kurmuş olduğu şirkete yatırımcı aradığını, yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacını ve hedefini yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olarak açıkladığını, kendisinin de içerisinde bulunduğu yatırımcılar tarafından bu amaca yönelik olarak şirkete para yatırıldığını, tahvil alındığını ancak davalının yatırılan paraları söz konusu amacın dışında kullandığını, bu nedenle Almanya'da hakkında dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiğini, yine Almanya'da hakkında iflas kararı verildiğini, kendisinin bu davaya konu alacağını iflas masasına kaydettirdiğini, davalının Bodrum/Muğla'da bir taşınmazının olduğunu ve söz konusu taşınmazı iflas masasına bildirmeyerek alacaklılardan mal kaçırdığını, alacağın davalıdan tahsilini sağlamak üzere icra takibi başlatıldığını ve davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf, Mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davada iddia edilen alacağın dava dışı şirketle ilgili olduğunu, davalının husumetinin bulunmadığını, davacı tarafından davalı aleyhine açılmış davalar olması halinde davanın derdestlikten reddine karar verilmesi gerektiğini, iflas davasının tenfizi yoluna gidilmeden davalının sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği davacının alacağını ispata yarar bir delil sunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararının kesinleşmemiş olduğu için esas alınacak bir delil niteliği taşımadığı,  davacı yanca delil olarak dayanılan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetvelinin ilam niteliğinde bir belge olmayıp, olsa olsa İİKm.68 kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde ibraz ettiği hukuki görüşe göre iflas tablosunun İİKm.68 kapsamında belge olduğunun kabulü halinde bile bu belgenin icra mahkemesinde itirazın İİK.m.68 gereğince kesin olarak kaldırılması için kullanılabileceği, ancak davanın genel mahkeme sıfatıyla bakılan itirazın iptali davası olup, ibraz edilen belgenin içeriği itibariyle alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini göstermediği, gerekçe ve hüküm içermediği, sadece tablo şeklinde düzenlenmiş bir belge olup, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatına elverişli olmadığı, davacı tarafından davanın ispatlanmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda ve aynı olaya ilişkin emsal dava dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında da belirtildiği gibi MÖHUK'un 2. maddesi gereğince \"Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular. MÖHUK'un 34. (1) maddesi uyarınca \"Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna\" tâbidir. Uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukukunun uygulanması gerekir.Davalı vekili cevap dilekçesinde yetki itirazında bulunmuştur. MÖHUK 40. maddesinde \"Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.\" hükmü düzenlenmiştir. HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir ve yine 9. maddede Türkeye'de yerleşim yerinin bulunmaması halinde yetki düzenlenmiş olup, maddeye göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme davalının Türkiye'de mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir. Buna göre davalının mutad meskeninin bulunduğu yerin tespiti önem taşımaktadır. Davaya konu takibe davalı tarafça yapılan itirazda verilen vekaletnameye göre davalının adresi Şişli İstanbul olarak belirtilmiştir. Buna göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayan davalının mutad meskeni Şişli/ İstanbul'dur. HMK 9. maddesine göre açılmış olan davada mahkeme yetkili olup, davalı vekilinin yetki itirazı yerinde görülmemiştir. Aynı olaya ilişkin emsal dava dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında Milletlerarası Hukuk alanında uzman bilirkişiler tarafından Alman Hukukunun haksız fiile ilişkin düzenlemeleri açıklanmış olup Alman Borçlar Kanunu'nda haksız fiile ilişkin genel zamananaşımı süresi 3 yıl olarak kabul edilmişse de, emsal bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar için bir istisna getirilerek bu süre 30 yıla çıkarılmıştır. Davacının alacağı, davalının iflas davasının görüldüğü Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 67 A IN 237/08 sayılı iflas tablosunda 251 seri numarası ile kayıtlı olduğundan 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup bu süre takip ve dava tarihi itibariyle geçmemiştir. Bu sebeplerle davalının zamanaşımı def'i yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, derdest dava dosyaları bulunması halinde iş bu davanın derdestlikten reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de, davalı vekili tarafından iş bu dava yönünden derdestlik oluşturduğu iddia edilen somut bir dava bilgisi dosyaya sunulmadığından söz konusu savunması yerinde görülmemiştir.Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacının iflâs tablosuna(sıra cetveli) dayandığı, davalının iddiasının aksine aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açmasının mümkün olduğunu, iflâs kararı Türkiye’de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabileceği, Alman iflâs kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi bulunmamaktadır. Davanın karşı yanı hakkında, ülke dışında  iflas kararı verilmiş olsa dahi, iflas kararı Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir. (Yargıtay 11 HD nin 17.12.2007 tarihli, 2007/13214 esas-15912 karar sayılı ilamı, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin  2023/1430 esas ve 2024/1541 karar sayılı ilamı). Söz konusu ilam dikkate alındığında davalı vekilinin iflas davasının tenfizi yoluna gidilmeden davalının sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği savunması da yerinde görülmemiştir.Davacı tarafça davalı şirket yöneticisinin mali ve finans sorumlusu olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacının zararına sebep olduğu ileri sürülmüştür. Davacının talebinin Türk hukukunda karşılığı şirket yöneticisinin sorumluluğudur.Türk Hukukunda, yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse TBK'nın haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir. İş bu dosyaya konu olaya ilişkin emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere Alman Hukukunda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu Aktiengesetz (Paylı Ortaklıklar Kanunu) de düzenlendiği, ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından, bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulanacaktır. Bu sebeple Mahkemece davanın dayanağının TTK.m.553 kapsamında şirket yöneticisinin haksız fiil sorumluluğu hukuksal sebebi olduğuna dair nitelemesi ve kabulü yerinde olmamıştır. Bu durumda haksız fiili gerçekleştiren kişi davalı olduğundan bu fiil neticesinde oluşan zarar da davalıdan talep edilmektedir. Dolayısıyla davalının husumetin dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiğine ilişkin savunması yerinde görülmemiştir. Mahkemece yukarıda belirtilen gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de Hamburg Federal Mahkemesi'nin davalının dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına dair kararı Hamburg Eyalet Mahkemesi tarafından zararın niteliği araştırılmak, bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmak üzere kaldırılmıştır. Yoksa davalının, yukarıda açıklandığı şekilde yatırımcıları para toplama amacı konusunda yanılttığı, aldattığı ve topladığı paraları şirketin vadettiği amacından başka amaçlar için kullandığı ve işlemiş olduğu haksız fiili sabittir. Davacı tarafından takip ve dava konusu edilen alacak davalının iflas masasına kaydedilmiş ve kesinleşen iflas tablosunda bu alacağa yer verilmiştir. Her ne kadar davalı taraf bu belgenin İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığını ve Türkiye'de bir geçerliliğinin bulunmadığını iddia etmiş, Mahkemece alınan bilirkişi raporu ve Mahkeme kararında da aynı şekilde tespit de bulunulmuş ise de, bu dava icra takibine itirazın kaldırılması talebi ile İcra Hukuk Mahkemesinde açılmış bir dava olmayıp, itirazın iptali için genel mahkemede açılmış bir davadır. Dolayısıyla davacının, miktarı itibariyle alacağını yazılı delil ile ispatlaması yeterli olup Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen ve apostille şerhi içeren iflas tablosu HMK'nın 224. maddesi uyarınca resmi belge sayıldığından alacağı ispat etmektedir. Nitekim dava konusu paranın davacı tarafından dava dışı şirkete verildiği ve miktarı da ihtilaf konusu değildir.Davalı tarafından borcun ödendiğine dair geçerli, yazılı ve kesin bir  delil de sunulmamıştır.Mahkemece bu hususlar gözetilmek suretiyle davacının asıl alacağın hüküm altına alınmasına, emsal bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere Alman Medeni Kanunu (BGB) 849 madde  bir kimse mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebileceğinden ve bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmekte olduğundan aynı kanunun 246. madde gereğince bir hukuki işlemden veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4 oranında olduğu dikkate alınarak bu oran üzerinden, davacının talebi dikkate alınarark iflas masasına kayıt tarihi olan 28/08/2008 tarihinden itibaren icra takip tarihine kadar işlemiş faiz talebinin kısmen kabulüne ve takip tarihinden itibaren  asıl alacağa yıllık %4 oranı geçmemek üzere talebiyle bağlı kalınarak 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduata  verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilmesine karar verilmesi gerekirken aksi gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır Eldeki davada, dava konusu tazminat alacağı olup,  likit (belirlenebilir) değildir.  Bu halde icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları gerçekleşmediğinden davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 19/01/2023 tarih ve 2021/390 Esas -  2023/30 Karar   sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 2-Davanın KISMEN KABULÜ İLE; -Davalı borçlunun İstanbul ... İcra Dairesi'nin 2017/638 esas sayılı icra takip dosyasındaki icra takibine yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibi, 9.234,58-Euro asıl alacak ve 3.095,73 -Euro işlemiş faiz üzerinden asıl alacağa takip tarihinden  itibaren  yıllık %4 oranı geçmemek üzere 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduatlara verilen en yüksek oranda faiz işletilerek takibin devamına, fazlaya ilişkin işlemiş faiz talebinin reddine,-Davacının koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Dairemiz karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Harçlar Kanunu ve tarifesi uyarınca alınması gereken 4.025,02-TL karar ve ilam harcından davacı tarafından dava açılırken yatırılan 747,44-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 3.277,58‬-TL' nin davalıdan tahsili ile hazineye gelirkaydına,4-Davacı tarafından yatırılan 35,90-TL başvuru harcı ile 747,44-TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edildiği anlaşılan 470,00-TL tebligat/ posta gideri, 3.000,00-TL bilirkişi masrafı olmak üzere; toplam 3.470,0‬0-TL yargılama giderinin davanın kabul/ ret oranına göre 3.332,58-TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafının sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 7-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T uyarınca kabul edilen miktar ve tarifenin 13/1 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 30.000,00-TL maktu  vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 8-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T uyarınca reddedilen miktar ve tarifenin 13/2 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 2.425,14-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 9-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 11-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 142,00-TL istinaf gidiş-dönüş gideri toplamı olan 634‬,00-TL'nin  davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,  12-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 13-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara  tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4e40d854b7ba7b9d","SID":"5b0cd140aea04fa0"}}