{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2023/1323 Esas<br>KARAR NO:2024/1949 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2021/17 Esas- 2022/885 Karar<br>TARİH:06/12/2022 <br>DAVA:İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)<br>KARAR TARİHİ:05/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı aleyhine, davacıya olan borcu nedeniyle ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun faize ve ferilerine itirazda bulunduğunu, ancak davalının borca, faize ve ferilerine ilişkin itirazlarının haksız olduğunu, çünkü davalıya icra dosyasındaki alacağın dayanağı olarak gösterilen ve ödeme emri ekinde de tebliğ edilen Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi (iflas mahkemesi) 67a IN 237/08 esas nolu dosyasında düzenlenen ... seri numaralı ve 01/09/2008 başvuru tarihli iflas sıra cetvelinden de görüleceği üzere, borçlu davalının müvekkiline 11.145,07 Euro tutarında borcunun mevcut olduğunu, bu borcun kesinleştiğini ve bu mahkeme iflas dosyasında kayıt altına alındığını, davalının Almaya'daki malvarlığı borcu karşılamadığından ve Türkiye'de malvarlığı bulunduğundan müvekkili davacının alacağını Türkiye'de yasal yollarla takip etmek istediğini, dolayısıyla davalının borca itirazının yersiz ve kötü niyetli olduğunu, davalının Almanya'da ...'nin ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğunu, davalının bu şirket üzerinden güneş tahvili (...) ihraç ettiğini ve davalı müvekkilinin de 10.000 Euro tutarında bir satın alma yaptığını, bu tahvilin davalının şirketince faizi ile geri ödenmek üzere alındığını, güneş enerjisi Almanya'da çok büyük bir pazar olduğundan müvekkili davacının bu şirketten tahvil alarak yatırım yapmaya yönlendiğini, davacı müvekkilinin yanında bir çok kişinin de davalının yönetim kurulu başkanlığı yaptığı bu şirketten 50.000 Euro'ya varan rakamlarda tahvil satın aldığını, bu suretle davalının buyük bir sermaya topladığını, ancak daha sonra davalının bu şirket üzerinden güneş yatırımı yapmayıp 25 milyon Euro tutarında sanat eseri satın aldığını ve bunları 37,9 milyon ... isimli şirkette sattığını, bunu öğrenen müvekkilinin sözleşmeyi feshettiğini ve ödediği parayı geri istediğini, davalı şirketin ödeme yapmadığını, davalının ayrıca bu eylemlerinden dolayı Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 620 KLs 1/11 esas sayılı dosyasında dolandırıcılık suçundan yargılandığını ve 5 sene hapis cezasına mahkum olduğunu,  tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak davalının kişisel malvarlığı ile de sorumlu addedildiğini, söz konusu toplam borcun 37,9 milyon Euro olduğunu, davalının bu meblağı kişisel olarak ödeyemeceğini belirterek Almanya'da kişisel iflas yoluna başvurduğunu, müvekkilinin de karar altına aldığı alacağının masrafları ile birlikte iflas masasına kaydettiğini beyanla davanın kabulü ile davalının ... sayılı dosyasına yaptığı itirazının iptali ile takibin talepleri doğrultusunda devamına ve İcra İflas Yasasının 67-2 uyarınca takip çıkışının %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin... Berlin/Almanya adresinde ikamet eden gerçek kişi olduğunu, davacının Almanya’da yaşayan ve dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere dava dışı ...’den alacaklı olduğunu iddia eden gerçek kişi olduğunu, dava dışı ...'nin davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği Almanya’da faaliyet gösteren şirket olduğunu, huzurda görülmekte olana davada davacının dava dışı ...’den alacaklı olduğunu iddia ettiğini, Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi kararı incelendiğinde davacının ... olduğu, davalının ise ... olduğunun açıkça anlaşılmakta olduğunu, müvekkilinin ...’nin yetkilisi bulunmakta olup davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının ...uka aykırı olarak müvekkilinden tahsil etmeye çalıştığını, davaya konu ticari ilişkide taraf olmayan müvekkiline karşı husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacının Almanya’da faaliyet gösteren ...’den güneş enerjisi ile ilgili bir ticari ilişkiden alacaklı olduğunu iddia ettiğini, bu durumda davanın  ticari alacak davası olduğunu, yani konunun Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından çözümlenmesi gereken bir dava olduğunu, davanın görev itirazı sebebi ile reddedilmesi gerektiğini, müvekkilinin adresinin mernis kayıtlarından da anlaşılacağı üzere ... Berlin/ALMANYA olduğunu, ayrıca davacının dava dışı ...'ye açmış oldukları davaların da Hamburg’da açıldığını, davanın yetki itirazı sebebi ile reddedilmesi gerektiğini, davaya konu iddia edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, somut uyuşmazlıkta ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kanunda aranan koşulların hiçbiri gerçekleşmediğini beyanla davanın usulden ve esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 06/12/2022 Tarih, 2021/17 Esas- 2022/885 Karar sayılı kararında;\"Elde ki dava, İcra İflas Yasasının 67.maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup, yapılan ilamsız icra takibine karşı davalının vaki itirazının iptali ve icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulması istemine ilişkindir....Taraf iddia ve savunmaları, dosya kapsamına ibraz edilen  deliller ve alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde Davacı davalının Almanya da kurmuş olduğu ... şirketinin ihraç etmiş olduğu  güneş tahvillerinden  faizi ile birlikte geri ödenmek üzere  11.145,07 Euro tutarında satın aldığını,  davalının satmış olduğu tahviller karşılığında güneş enerjisi yatırımı yapmayarak sanat eserleri satın alarak şirketi işlemez hale getirdiğini,  Almanya da davalı hakkında davalar açıldığını ve kişisel olarak iflasına karar verildiğini, Türkiye de bulunan taşınmazını iflas masasına kaydettirmediğini bildirerek TTK.nun 553. Maddesine dayalı alacağının tahsili davasını açmıştır.Hamburg Ceza Mahkemesinin 09/4/2013 tarihli 620 Kls 1/11, 5500 Cs 2406 sayılı kararı ile; davalı ... hakkında dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiği, bu karara karşı  temyiz kanun yoluna başvurulduğu,  Hamburg Federal Temyiz Mahkemesinin  19/02/2014 tarihli 510/3 sayılı kararında;  davalı ...'nin ... firmasının yöneticisi olduğu, şirketin tahvil satımı sırasında yatırımcılara yenilebilir enerji alanında yatırım yapılacağının bildirdiği ,  yatırımcıların  davalı tarafından kendilerine bildirilen verilerin doğruluğuna güvenerek şirkete para yatırdıkları, şirket tarafından  bu paralarla sözleşmeye uygun olmayarak yenilenebilir enerji alanına yatırım yapılmadığı, sanat eserleri temin edildiği, bu durumun aktif davranış yolu ile dolandırıcılığı değil, dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı,  ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanununun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu,davalı tarafından her ne kadar ceza mahkemesinde beraatine karar verildiği savunmasında bulunulmuş ise de; Mahkememizce getirtilen federal  temyiz mahkemesi kararının yapılan incelemesinde;  davalının beraatine karar verilmediği,  dolandırıcılığın niteliği bakımından ilk derece mahkemesinin kararının bozulduğu görülmüştür.Davalı ...'nin yöneticisi bulunduğu ... A.Ş vasıtasıyla 3.kişilere vermiş olduğu zararları karşılayamaması sebebi ile kişisel iflasını talep ettiği,   Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin (iflas mahkemesi ) davalının iflasına karar verdiği, iflas mahkemesince 67 aın ...  nolu belge ile  haksız fiilden kaynaklanan alacak olarak davaya konu alacağın   davacı alacağı olarak  kaydedildiği,  bu belge Türk İcra Hukukunun 68.maddesinde düzenlenen bir belge sayılmasa da HMK.nun 199/1 maddesi kapsamında uyuşmazlık konusu vakıaları ispata ilişkin belge olarak kabul edilmesi gerektiği,   davalı hakkında verilen kişisel iflas kararı MÖHUK de öngörülen şartları taşımadığından Türk Hukukunda tanıma ve tenfizin yapılmasının mümkün olmadığı, davacının haksız fiilden kaynaklanan alacağı için davalı ...'den tahsili için Türkiye de dava açmasına engel bir durum bulunmadığı, davacı ve dava dışı birçok yatırımcının davalının yöneticisi olduğu ... firması tarafından verilen bilgilerin doğruluğuna güvenerek bu şirkete para yatırdığı, ancak  şirket yöneticisi tarafından sözleşmeye uygun olmayarak yatırımcılardan toplanan paranın risk barındıran sanat eserleri teminine yatırıldığı ve sermayenin amaca aykırı şekilde kullanıldığı,  Hamburg Federal Mahkemesi tarafından yapılan  yargılamalar sonucunda davalının  ihmal yolu ile dolandırıcılık suçunu işlediğinin tespit edildiği, TTK.nun 553.maddesine göre yöneticinin sorumluluğu kapsamında  davacının  zararının tahsilini talep edebileceği,  TTK.nun 553.maddesinde  kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirket hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı vermiş oldukları zararlardan dolayı sorumlu olduklarının düzenleme konusu yapıldığı anlaşıldığından davacının dava açma hakkının olduğu sonucuna varılmış, davalı tarafça ileri sürülen husumet itirazı yerinde görülmemiştir. Davacı  vekili tarafından yapılan ilamsız icra takibine borçlu/davalı ...'nin vekili tarafından yetkiye borcun ve faizin tamamına itiraz edilmiş; itiraz üzerine takip durmuştur. Takipte bulunan alacaklının ve itirazın iptali davasında alacaklının Alman vatandaşı olması sebebiyle davada yabancılık unsuru bulunmaktadır. Yabancılık unsuru - taşıyan davalarda maddi hukuk uyuşmazlıklarında uygulanacak hukuk 5718 sayılı MÖHUK'da yer alan kanunlar ihtilafı kurallarına göre belirlenecektir. Ancak davacını talep sonucunu İİK na dayandırmadığı, Genel Haciz yolu ile yapılan takibe yönelik itirazın iptalini talep ettiği anlaşılmakla (BAM 12 HD. 2021/1587 E-2022/197 K ),  İİK'nın kapsamına giren ve usule ilişkin hususlarda yalnızca Türk hukuku uygulanacaktır.Bu nedenle  takibin ve bu takibe itirazın nasıl yapılacağı; takibe itiraz edilmesi üzerine açılan itirazın iptalinde nazara alınacak belgeler İİK hükümlerine göre belirlenecektir.Almanya-Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesince yürütülen iflas davasına ilişkin olarak Almanya-Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesine ait 15.11.2016 tarihli  iflas tablosunda (sıra cetveli), ... sayılı dosya üzerinden yürütülen ilamsız icra takibinin Davacı alacaklı ... adının ve alacağının tutarının yer aldığı iflas tablosunun itirazın iptali için yeterli olup olmadığı tamamen İİK hükümlerine tabi bir meseledir. Davacı alacağı Alman Sulh Hukuk Mahkemesinin sıra cetveline dayanmakta olup, kayıt tarihinin 01.09.2008 tarihi olduğu ve alacağın17.06.2010 tarihi  tarihi itibariylekesinleştiği, davacının taşınmazını iflas masasına bildirmemesi Alman Hukukuna göre haksız fiil mahiyetinde ise de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin benzer dosyaların usulden red kararları üzerine yaptığı incelemeler neticesi verdiği birçok kararında belirttiği üzere  Türk hukukuna göre  TTK 553 maddesi kapsamında yöneticinin pay sahiplerine ve alacaklılarına verdiği zarardan sorumluluğunu gerektirdiği anlaşılmıştır.Davalı tarafça zamanaşımı def'inde bulunulmuş olup; Haksız fiilin gerçekleştiği tarih itibariyle olayda  uygulanması gereken zamanaşımı  süresinin mülga TTK.nun 309.maddesine göre tespit edilmesi gerekmektedir .Şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı tazminat davalarında zamanaşımı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde zararı doğuran ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren 5 yıl olarak  düzenlenmiştir. Zararın doğmasına sebebiyet veren haksız fiil cezayı gerektiriyor ve ceza kanuna göre müddeti daha uzun zamanaşımına tabi bulunuyorsa ceza kanununa göre müddeti daha uzun olan zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir. TBK.nun 154/2 maddesine göre alacaklı dava ve defi yolu ile mahkeme ve hakeme başvurmuş ise icra takibinde bulunmuşsa  ya da iflas masasına başvurmuş ise zamanaşımı kesilir. Borçlar Kanununun 157.maddesine göre;  bir dava veya def'i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hakimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımı icra takibi ile kesilmiş ise, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar.Davacı alacağını  01/09/2008  tarihinde iflas masasına başvurarak yazdırmış ise de alacağına kavuşamamış, alacak Müflis tarafından yapılan itirazın kesin olarak reddedildiği 17.06.2010 tarihi  tarihi itibariyle kesinleşmiştir. Ayrıca davalı hakkında dolandırıcılık sebebi ile dava açılmış olduğundan  uzamış ceza zamanaşımı da Türk Ceza Kanununa göre 8 yıl olup 25.01.2017  tarihinde icra takibi başlattığı icra takibinin başladığı tarih itibariyle TBK.nun 154/2  ve 157.maddeleri uyarınca zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı, davanın  süresi içerisinde açıldığı   anlaşıldığından zamanaşımı def'i yerinde görülmemiştir.Mahkememiz dosyasına ibraz edilen bilirkişi raporu ile;  MÖHUK madde 8 uyarınca zamanaşımına ilişkin uyuşmazlıklarda zamanaşımına uğradığı iddia olunan alacağa uygulanan hukuka tabi olduğu, alacağın haksız fiilden kaynaklandığı, bu sebeple Alman Hukukuna tabi olduğu, Alman hukukunda haksız fiile ilişkin tazminat taleplerinin Alman MK (BGB) 195 deki genel zamanaşımı süresi olan 3 seneye tabi olmakla birlikte  aynı konunun 197/5 maddesi uyarınca  iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar bakımından zamanaşımı süresinin 30 yıl olduğu, davacının talep ettiği alacağın Hamburg İflas Mahkemesinin 67 an 23708  dosya numaralı ... seri numarası ile kesinleşen iflas tablosunda yer aldığı, BGB 197/5 maddesi uyarınca 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu belirtilmiş olup Türk hukukundaki zamanaşımı süresinden Alman hukukundaki zamanaşımı süresinin uzun olmasının tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyeceği değerlendirilmiştir.Anılan durum karşısında ; davacının Almanya da mukim ... firmasını yöneticisi davalı ...'nin haksız fiil sorumluluğu nedeniyle uğramış olduğu zararı tazmin talebinde bulunduğu, davalı ...'nin Almanya da mukim şirketin yöneticisi, yetkili ve sorumlusu olduğu, davacı ve diğer yatırımcıların ... 'nin yöneticisinin vermiş olduğu bilgilere güvenerek paralarını bu şirkete yatırdıkları, ancak şirket yöneticilerinin sözleşmeye uygun olmayan şekilde yatırımcıların paralarını sanat eseri temininde kullandığı ve yatırımcılar için risk oluşturduğu, bu hususların Alman Federal Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve  dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı,  ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanununun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu, bu kararın Türk hukuku uyarınca da haksız fiilin ispatı bakımından takdiri delil olacağı, Alman Medeni Kanunu uyarınca da haksız fiilin gerçekleştiği durumda failin zararı karşılamakla yükümlü olduğu, TTK.nun 553.maddesine göre yönetim kurulu üyelerinin kusurları sonucu şirket alacaklılarına, pay sahiplerine, şirkete karşı vermiş oldukları zarardan sorumlulukları bulunduğu,  davalının haksız fiilinden kaynaklanan zararları tazmin edemediği, Alman hukukuna göre kişisel iflasını talep ettiği ve iflas ettiği, tüm malvarlıklarını iflas masasına bildirmediği, Bodrum da taşınmazı bulunduğu,  iflas tasfiyesinin 2014 yılında Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi  kararı ile tamamlandığı, Alman hukukuna göre haksız fiil alacağının borçtan kurtulmaya tabi olmadığı, talep edilebilir bir alacak olduğu,  iflas masasına kaydedilen alacakla ilgili apostil şerhi de almış   belgenin İİK 68.Md kapsamında bir belge olduğu ileri sürülmüş ve bilirkişi raporu ile de bu yönde tespitte bulunulmuş ise de iş bu davadaki talep sonucu İİK na dayandırmış ve genel haciz ile yapmış olduğu icra takibine itirazın  iptalini istediği nazara alındığında iflas kararının sadece açıldığı ülke açısından sonuç doğuracağı   İİK.nun  68.maddesi kapsamında bir belge olmadığı, ancak davacının haksız fiil sonucu uğradığı zararı HMK.nun 199/1 maddesi anlamında ispata yarar belge mahiyetinde olduğu,  davacının  Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin dosyasından düzenlenen belgeye göre haksız fiilden kaynaklanan alacağının 11.145.07 Euro olduğu, kayıt tarihinin de 01/09/2008 tarihi olduğu, davacının bu tarihten itibaren faiz talep ettiği, Alman Medeni Kanununa (BGB 246 maddesi)  göre haksız fiillerde uygulanması gerekli olan faiz oranının yıllık %4 olması gerektiği,  müflis tarafından yapılan itirazın kesin olarak reddedildiği 17.06.2010 tarihinden  icra takibinin yapıldığı 25/01/2017 tarihine kadar 11.145.07 Euro asıl alacak ve 2.989,36 Euro işlemiş faiz üzerinden devamına, asıl alacak miktarına  takip tarihinden itibaren yıllık %4 faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacak haksız fiile dayalı olup yöneticinin sorumluluğuna ilişkin olduğundan ve likit bulunmadığından %20 tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur....\"gerekçesi ile,''1-Davanın KISMEN KABULÜ ile ... sayılı dosyası ile başlatılan takibe yönelik itirazın KISMEN İPTALİ ile takibin 11.145,07 Euro asıl alacak, 2.989,36 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 14.134,43 Euro üzerinden davamına, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, 2-Asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %4 faiz uygulanmasına, %20 tazminat talebinin REDDİNE,3-Asıl alacağın %20'si  üzerinden talep olunan icra inkar  tazminat isteminin alacağın yargılamayı gerektirmesi nedeni ile REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  ilk derece mahkemesi tarafından; hiçbir delil toplanmadan, özellikle dava konusu ödemenin dava dışı şirkete yapılıp yapılmadığı araştırılmadan, iddia edilen ama müvekkili davalı lehine sonuçlanan tüm olaylar Almanya’da geçmesine, Alman kanunlarına göre işlem görülmesine rağmen dosyada milletlerarası hukuk alanında söz konusu hususlarda uzman bilirkişiden rapor alınmadan yabancı mahkeme kararlarının ve iflas masasının son durumlarını öğrenmek için istinabe yapılmadan, son tahlilde aynı konuda açılmış ve sonuçlanmış \"emsal mahkeme kararları\" ve \"bilirkişi raporları\" dikkate alınmadan hukuka aykırı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verildiğini;Mahkemece zamanaşımı itirazlarının hukuken yanlış değerlendirildiğini; müvekkili davalı ile herhangi bir ilgisi bulunmayan işbu davada iddia edilen alacağın dilekçe ekinde sunulan belgelerden anlaşıldığı üzere 2005 yılına ait ticari ilişkiden kaynaklandığının iddia edildiğini, 2005 yılında ortaya çıktığı iddia edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının zararı ve zarar vereni 2005 yılında öğrendiğini belirtmesi sebebi ile davanın zamanaşımı itirazları nedeni ile reddedilmesi gerektiğini;Mahkemenin iflas masasına başvuru tarihini 01.09.2008, iflas tasfiyesinin kapatılma tarihini 06.05.2014 tarihi olarak belirtmesine rağmen bu hususları açığa çıkartacak olan iflas dosyası ile ilgili istinabe talepleri dikkate alınmadan davanın kısmen kabul edildiğini, bu durumun yani iflas süreci ile ilgili işlemlerin dosyada mevcut belgelerden çıkarılamayacağını, bunun yanında mahkemenin, Alman Federal Mahkeme tarafından müvekkili davalı hakkında verilen beraat-ortadan kaldırma kararını yok saydığını, zamanaşımı itirazlarını karşılayacak delilleri toplamadan, ceza davasındaki bozma kararı değerlendirmeden, zamanaşımı ile ilgili hesaplamada ceza zamanaşımı değerlendirmesinde hukuki hata yapılarak zamanaşımı itirazlarının yok sayıldığını, bu husus açıkça hukuka ve kanuna aykırı olup, kararın bu açıdan ortadan kaldırılması gerektiğini; Husumet itirazının hukuken yanlış değerlendirildiğini; huzurda görülmekte olana davada davacının, dava dışı...’den alacaklı olduğunu iddia ettiğini, davaya konu iflas kayıt tablosunun dava dışı ...’ye ait bir belge olduğunu, müvekkili davalı, ...’nin ortağı olup, davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının,...‘den olduğunu iddia ettiği, ancak şirkete yatırıldığı bile ispat edilmeyen bedelleri Alman İflas İdaresinden tahsil etmek yerine hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalıştığını, Alman İflas İdaresine göre alacaklı olmadığının tespit edilmesi sebebi ile hukuka aykırı olarak Türkiye'de işbu davayı müvekkili aleyhine açmak zaruretinde hissettiğini, bu sebeple davanın husumet yokluğundan reddedilmesi gerektiğini;Davanın esasına karşı istinaf itirazları: Mahkeme tarafından Alman Mahkemeleri dosyalarının son durumu hakkında gerekli istinabeyi yapmadan, bu konuda hiçbir delil toplanmadan, iddia edilen ama müvekkili davacı lehine sonuçlanan tüm olayların Almanya’da geçmesine, Alman kanunlarına göre işlem görülmesine rağmen bu hususu yeterince değerlendirmeden, yabancı mahkeme kararlarının ve iflas masasının son durumlarını öğrenmek için ve şirket kayıtlarının celbi için istinabe yapmadan, şirket yöneticisinin sorumlu olup olmadığı yönde hiçbir araştırma yapmadan, son tahlilde aynı konuda açılmış ve sonuçlanmış \"emsal mahkeme kararları\" ve \"bilirkişi raporları\" dikkate alınmadan  hukuka aykırı olarak karar verildiğini; Bunun yanında dosyadaki belgelerden davacının dava dışı ...’den alacaklı olduğu iddiası ile Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açtığını, mahkeme kararı incelendiğinde davanın E... aleyhine açılmış olduğu ve davalı ... ile ilgili herhangi bir dava açılmadığının açıkça anlaşıldığını;Mahkemenin davacının delilleri arasında sunmuş oldukları Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi iflas tablosunun, iflasa konu şirketin dava dışı şirket ile ilgili olduğunu görmesine rağmen hiçbir araştırma yapmadan hukuka aykırı olarak hüküm tesis ettiğini, davaya dayanak yapılan iflas kayıt belgesinin Türk kanunlarına göre hukuken herhangi bir geçerliliğinin bulunmadığını, taraflar arasındaki devam edip sonuçlanan ve dilekçe ekinde bulunan İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/495 Esas 2018/715 Karar sayılı kararında davaya konu belgenin İİK 68. madde bağlamında bir belge olmadığının sabit olduğunu, kararın kesinleştiğini, ayrıca başka hukuki başvuru hakkı varken (tanıma ve tenfiz gibi) işbu başvuruları yapmadan direkt Türkiye’de dava açılmasının hukuken mümkün olmadığını; Tüm delillerin Alman Makamları ile ilgili olmasına rağmen Türk Kanunlarının davaya uygulanması ve TTK 553/1. maddesine dayanarak karar verilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bilirkişi raporundaki MÖHUK madde ve hükümlerinin değerlendirildiği kısımlara ilişkin itirazlarının dikkate alınmadığını, bilirkişilerin MÖHUK’da şirket yöneticilerinin haksız fiil sorumluluklarında uygulanacak hukuku gösteren bir hüküm bulunmadığını beyan ettiklerini ama buna rağmen herhangi bir hukuki gerekçe göstermeden davanın haksız fiillere uygulanacak genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiğini talihsiz bir şekilde açıkladıklarını; Bu davanın haksız fiil sorumluluğu ile çözülmesinin hukuken mümkün olmadığını, zaten hukuka aykırı olarak haksız fiil sorumluluğu ile çözülmesine karar verilirse dosyada haksız fiilin işlendiğine dair hiçbir delil olmaması sebebi ve müvekkili davalının da davacıya karşı herhangi bir haksız fiil işlemediği göz önüne alınırsa davanın esastan reddedilmesi gerektiğini, Mahkemenin bu hususa ilişkin itirazları dikkate almayarak hatalı bir karara imza attığını;Davacının delillerinden biri olan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi iflas tablosunun hukuki niteliğine ilişkin itirazlarının dikkate alınmadığını, bahse konu iflas tablosunun dava dışı şirkete ait bir belge olduğunu, yani iflas sıra cetveline benzer bir belge olduğunu, konu ile ilgili olarak başka bir dosyada alınan bilirkişi raporunda bahsi geçen belgenin İİK 68. maddede belirtilen belgelerden olmadığının açıkça belirtildiğini, bahse konu belge incelendiğinde davalının herhangi bir borç ikrarının olmadığının anlaşılacağını, kaldı ki dava dışı şirkete ait olan iflas sıra cetveli ile müvekkili davalının haksız fiil işlediğini iddia etmenin hukuken mümkün olmadığını, bilirkişilerin davaya delil olarak gösterilen belgenin iflas hukukunu ilgilendiren bir belge olduğunu belirtmesine rağmen davanın iflas hukuku ile çözümüne ilişkin hiçbir görüş sunmadıklarını;İflas sürecinin ülkeselliği ilkesi hakkında ve dava dışı şirketin Almanya'da iflas sürecinin devam etmesinin işbu davanın Türkiye'de açılmasını ve devamını engellediği hususuna ilişkin itirazlarının  değerlendirilmediğini, bilindiği üzere esasen iflas davalarının sadece açıldığı ülke açısından sonuç doğuracağını, iflas hukukunda alacaklı olduğu iddia edilen kişiler arasında eşitlik ilkesinin mevcut olduğunu, iflas masasına kayıt edildikten sonra alacaklı olduğunu iddia eden kişilerin eşit durumda olduğunu, kaldı ki davaya konu belgeler arasında tanınmış veya tenfiz edilmiş iflas kararı bulunmadığını, bilirkişinin iflas süreci devam eden bir şirket ve yöneticisi hakkında açılacak davaların Alman İflas Kanununa göre nasıl ilerleyeceği hakkında hiçbir görüş bildirmediğini, iflas süreci kamu düzeni ile ilgili olup, iflasın ülkesellik ilkesi gereğince Türkiye’de yargılama yapılamayacağı resen gözetilmeliyken bu hususa hiç değinilmediğini;Bilirkişinin zamanaşımına ilişkin görüşleri hakkında itirazlarının dikkate alınmadığını, bilirkişinin Alman Medeni Kanununda haksız fiil zamanaşımının 3 yıl olduğunu belirttiğini,  bunun yanında ise iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar bakımından zamanaşımının 30 sene olduğunu belirttiğini ancak zamanaşımı hükümlerini gösteren kanun maddelerinin Alman-Türk tercümelerini göstermekten kaçındıklarını, bununla beraber bilirkişilerin işbu davanın haksız fiil hükümlerine göre çözülmesi gerektiğini belirtmelerine rağmen iş zamanaşımı itirazlarına gelince uyuşmazlığın iflas hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğini belirttiklerini, 2008 yılında iflas masasına kaydedilen dava dışı şirket borcunun haksız fiil hükümleri uyarınca zamanaşımına uğradığını, bilirkişilerin zamanaşımına ilişkin görüşlerine karşı itirazlarının hukuken yok sayıldığını;Müvekkilinin borçlu olmadığı dava konusu bedel ile ilgili davalıya herhangi bir tebliğ yapılmaması, temerrüde düşürülmemesi dikkate alınmadan davalı aleyhine faiz hükmedilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu;Mahkemenin işbu davanın dava konusu aynı, davacısı farklı olan diğer dosyalarda verilen emsal kararları ve alınan bilirkişi raporlarını yok saydığını, Alman İcra İflas Hukukunda uzman bir bilirkişi heyetinden rapor almadan hukuka aykırı olarak hüküm tesis ettiğini, davacının dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu ve davalı ile hiçbir ilgisi bulunmayan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin ne olduğu anlaşılmayan ve hukuken geçerliliği bulunmayan iflas kayıt belgesi dışında herhangi bir delil sunamadığını beyanla İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021 / 17 Esas - 2022 /885 Karar sayılı ve 06.12.2022 tarihli “davanın kısmen kabulü\" kararının kaldırılarak, zamanaşımı itirazı doğrultusunda davanın usulden reddine, aksi takdirde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalının Almanya'da iki ortaklı olarak kurmuş olduğu şirkete yatırımcı aradığını, yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacını ve hedefini yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olarak açıkladığını, kendisinin de içerisinde bulunduğu yatırımcılar tarafından bu amaca yönelik olarak şirkete para yatırıldığını, tahvil alındığını ancak davalının yatırılan paraları söz konusu amacın dışında kullandığını, bu nedenle Almanya'da hakkında dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiğini,yine Almanya'da hakkında iflas kararı verildiğini, kendisinin bu davaya konu alacağını iflas masasına kaydettirdiğini, davalının Bodrum/Muğla'da bir taşınmazının olduğunu ve söz konusu taşınmazı iflas masasına bildirmeyerek alacaklılardan mal kaçırdığını, alacağın davalıdan tahsilini sağlamak üzere icra takibi başlatıldığını ve davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf, Mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davada iddia edilen alacağın dava dışı şirketle ilgili olduğunu, davacının alacağını ispata yarar bir delil sunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davanın zamanaşımına uğradığı, Mahkemece alınan bilirkişi raporunun zamanaşımı ve davacının alacağına dayanak olarak sunduğu belge yönünden hatalı tespitler içerdiği, rapora bu yönüyle itiraz edilmiş olmasına rağmen Mahkemece itirazların nazara alınmadığı, davacının esasen dava dışı şirketten alacaklı olduğunu iddia etmesi karşısında davalıya husumet yöneltilemeyeceği, davacının dava dışı şirkete para yatırdığını ispat edemediği, davacı tarafından Almanya'da dava dışı şirkete karşı dava açılmışken davalıya karşı herhangi bir davanın açılmadığı, olayların tamamı Almanya'da vuku bulduğu halde Mahkemece Alman Mahkemeleri ve makamları nezdinde gerekli araştırmanın yapılmadığı, davacının alacağını ispat için sunduğu iflas masasına kayıt belgesinin İİK anlamında kabul edilebilir bir belge olmadığı,TTK 553/1. maddesine dayanarak karar verilmesinin hukuken mümkün olmadığı, davalıya herhangi bir temerrüt ihtarnamesi tebliğ edilmemiş olmasına rağmen faize hükmedilmesinin hatalı olduğu, farklı kişiler tarafından davalı aleyhine açılmış davalarda birbirinden farklı bilirkişi raporları düzenlendiği ve farklı kararlar verildiği, Mahkemece bu rapor ve kararların dikkate alınmamasının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.Dava ve takip konusu alacağın dayanağını; davalının, davacının da içerisinde bulunduğu yatırımcılardan kurmuş olduğu şirket bünyesinde yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yaparak kar sağlamak amacıyla para toplamak ve şirket için toplanan paraları başka amaçlarla kullanmak şeklinde gerçekleştirdiği haksız fiil oluşturmaktadır.Haksız fiili gerçekleştiren kişi davalı olduğundan, bu fiil neticesinde oluşan zarar da davalıdan talep edilmektedir. Davacının alacağını ispat için sunduğu Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen ve apostille şerhi içeren iflas tablosu, dava dışı ...'nin değil davalının iflası nedeniyle düzenlenmiş bir belgedir. Dolayısıyla davalının, husumetin dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiğine ilişkin istinaf sebebi haksızdır. Hamburg Federal Mahkemesi'nin davalının dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına dair kararı Hamburg Eyalet Mahkemesi tarafından zararın niteliği araştırılmak, bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmak üzere kaldırılmıştır. Bu itibarla davalının, yatırımcıları para toplama amacı konusunda yanılttığı, aldattığı ve topladığı paraları şirketin vadettiği amacından başka amaçlar için kullandığı, yani işlemiş olduğu haksız fiil sabittir. Davalının bu haksız fiil neticesinde ceza alıp almamasının da sonuca etkisi bulunmamaktadır.Davada, davacı yabancı olup dava konusu haksız fiil iddiası da Almanya'da gerçekleştiğinden yabancılık unsuru bulunmaktadır. Bu nedenle davada uygulanacak hukuk 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca belirlenmelidir. MÖHUK madde 34 fıkra 1, 2 ve 3 uyarınca haksız fiilin işlendiği ülkenin Almanya olması, zararın Almanya'da meydana gelmesi ve haksız fiilden doğan borcun daha sıkı ilişkili olduğu ülkenin Almanya olması sebebiyle bu davada Alman Hukuku'nun haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda Milletlerarası Hukuk alanında uzman bilirkişi tarafından Alman Hukukunun haksız fiile ilişkin düzenlemeleri açıklanmış olup Alman Borçlar Kanunu'nda haksız fiile ilişkin genel zamananaşımı süresi 3 yıl olarak kabul edilmişse de, iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar için bir istisna getirilerek bu süre 30 yıla çıkarılmıştır. Davacının alacağı, davalının iflas davasının görüldüğü Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 67 A IN 237/08 sayılı iflas tablosunda ... seri numarası ile kayıtlı olduğundan 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup bu süre takip ve dava tarihi itibariyle geçmemiştir. Bu sebeplerle davalının zamanaşımının dolduğu ve bilirkişi raporunda yanlış değerlendirme yapıldığına yönelik istinaf sebepleri haksız bulunmuştur.Davacı tarafından takip ve dava konusu edilen alacak davalının iflas masasına kaydedilmiş ve kesinleşen iflas tablosunda bu alacağa yer verilmiştir. Her ne kadar davalı taraf bu belgenin İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığını ve Türkiye'de bir geçerliliğinin bulunmadığını, iflas davalarının sadece açıldığı ülke açısından sonuç doğurduğunu, davaya konu belgeler arasında tanınmış veya tenfiz edilmiş iflas kararı bulunmadığını iddia etmiş ise de, bu dava icra takibine itirazın geçici olarak kaldırılması talebi ile İcra Hukuk Mahkemesinde açılmış bir dava olmayıp, itirazın kesin olarak iptali için genel mahkemede açılmış bir alacak davasıdır. Davacı bu davayı, salt davalının Almanya'da iflas etmiş olması sebebiyle iflas masasınca düzenlenen kayıt belgesine dayanarak açmamış, davalının haksız fiili nedeniyle alacaklı olduğunu iddia ederek açtığı davada iflas tablosunu alacağının ispatı minvalinde bir belge olarak sunmuştur. Bir başka anlatımla bu dava Almanya'daki iflas süreci ile ilgili açılmış bir dava olmayıp, bağımsız bir alacak davasıdır. Dolayısıyla davacının, miktarı itibariyle alacağını yazılı delil ile ispatlaması yeterli olup Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen ve apostille şerhi içeren iflas tablosu HMK'nın 224. maddesi uyarınca resmi belge sayıldığından alacağı ispat etmektedir. Davalı tarafın aksi yöndeki istinaf sebepleri haksızdır.Dairemizce başka bir davacı tarafından aynı davalıya karşı ve aynı vakıa ile hukuki sebeplere dayanılarak açılmış olan İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22.12.2021 Tarihli, 2020/350 Esas ve 2021/964 Karar sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurularının incelenmesi sırasında; Mahkemece istinabe yolu ile Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nden iflas dosyasının akıbeti sorularak davacının alacak iddiası yönünden araştırma yapıldığı, davalı tarafından ilgili Mahkemeye iflas davası ile ilgili bilgi verilmesi konusunda onay verilmediğinden Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından istinabe talebine olumsuz yanıt verildiği görülmüş olup, bu davada Mahkemece yapılacak bir istinabe talebine de bizatihi davalının onay vermemesi sebebi ile olumsuz cevap verileceği açık olduğundan, davalının Alman adli makamlarından yeterli araştırma yapılmadığına yönelik istinaf sebebi dürüstlük kuralına aykırıdır. Kaldı ki dosyaya Alman Feredal Mahkemesi kararı ve Türkçe tercümesi, ayrıca davacı tarafından appositle şerhli iflas masası kayıt belgesi ile onaylı Türkçe tercümesi sunulmuştur.Davalı tarafından kendisine karşı açılmış başka davalarda bilirkişiler tarafından düzenlenen ve farklı tespitler içeren raporlar olduğu iddia edilmişse de,  bilirkişi raporlarının kesin delil niteliği bulunmayıp Mahkemece de incelemeye konu dosyada bilirkişi raporu Alman Hukuku'ndaki haksız fiile ilişkin kuralların tespiti ve hesaplama amacıyla alınmış ve  HMK'nın 282. maddesinde; \"Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.\" şeklinde yer alan yasal düzenleme gereği diğer deliller ile birlikte değerlendirilmiştir. Davalı aleyhine açılmış farklı dosyalarda düzenlenen bilirkişi raporlarının bu dosya yönünden bir bağlayıcılığı bulunmadığı ve raporlar arası çelişkiden de bahsedilemeyeceğinden davalının aksi yöndeki istinaf sebebi haksız bulunmuştur.Davalı tarafından takipten önce temerrüde düşürülmediğinden bahisle faize hükmedilmesinin hatalı olduğu iddia edilmiş ise de, takip ve dava konusu alacak haksız fiilden kaynaklandığı ve Alman Borçlar Kanunu'nun 849. maddesinde bu alacaklar için zarar görenin, zararın meydana geldiği tarihten itibaren faiz talep edebileceği kabul edilmiş olduğundan davalının ayrıca bir ihtarname ile temerrüde düşürülmesine gerek olmayıp davalının bu istinaf sebebi de haksızdır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 4.535,93 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.131,66 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.404,27 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"bd4b0a33d1cafac1","SID":"5cbf91c3ddad2417"}}