{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2023/1201 Esas <br>KARAR NO\t:2024/1927 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:2019/424 Esas - 2023/33 Karar <br>TARİH:19/01/2023<br>DAVA:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:05/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davalının Almanya da şirketini iki ortak ile kurduğunu ve şirketine yatırımcı arayışına giriştiğini, davalının şirkete yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacının ve hedefinin yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olduğunu ifade ettiğini, şikete yatırım yapan yatırımcıların borçlu tarafından kendilerine şirketin kuruluş amacı olarak ifade edilen bu amaca yönelik olması şartı ile yatırımlrını yaptıklarını ancak borçlunun yatırımcıların sermayelerini başka amaçlarla kullandığını ve şirkette vaat edilen hedefe uygun şekulde kullanılmadığından davalı hakkında Hamburg Asliye Ceza Mahkemesince 5 yıllık mahkumiyet kararı verilldiğini, davalının davacıdan 53.009,96.Euro alacağının bulunduğundan 53.009,96.Euro iflas kayıt tarihi olan 01.09.2008 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanuna 4/a maddesi uyarınca faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;   davalı müvekkil ...'nin Berlin Almanya adresinde ikamet eden gerçek kişi olduğunu, davacı ...'ın ise Almanya'da yaşayan ve dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere dava dışı ...'den alacaklı olduğunu iddia eden gerçek kişiler olduğunu, dava dışı ...'nin ise davacının alacaklı olduklarını iddia ettikleri Almanya'da faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi 328 0 258/08 numaralı Mahkeme kararı incelendiğinde davacının ... olduğu, davalının ise ... olduğunun açık olduğu, müvekkil davalı ...'nin yetkilisi bulunmakta olup, davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacı ...'den olduğunu iddia ettiği alacaklarını hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalışmakta olduğunu, bu sebeple davaya konu ticari ilişkide taraf olmayan davalıya karşı husumet yönetilmesi hukuken mümkün olmadığını, müvekkil davalının adresinin Almanya olması nedeniyle işbu Mahkemenin davayı görmeye yetkili olmadığını, yetkili Mahkemenin davalının yerleşim yeri olan Berlin Mahkemeleri olduğunu, davaya konu iddia edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, iddia edilen alacak dilekçe ekinde sunulan belgelerden anlaşıldığı üzere 2005 yılına ait ticari ilişkiden kaynaklandığını, bu nedenle alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı, davaya konu icra dosyasında ve akabinde açılan işbu itirazın iptali davasında davalı ile ilgisi bulunmayan bir yabancı Mahkeme kararını delil olarak gösterdiğini, davalı ile direk şahsen ilgisi bulunmayan delile dayanak ihtiyati haciz kararı verilmesi ve işbu davaya devam edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, somut uyuşmazlıkta ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kanunda aranan koşulların hiçbirinin gerçekleşmediğini, davacı tarafından ... aleyhine ve varsa müvekkil aleyhine açılmış davalar var ise işbu davanın derdestlik nedeni ile reddedilmesi gerektiğini, ayrıca başka hukuki başvuru hakkı varken Türkiye'de yeniden dava açılması hakkın kötüye kullanılması olduğunu, davacının dava dilekçesinde sunmuş olduğu ve davalı ile hiçbir ilgisi bulunmayan Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi ve Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin ne olduğu anlaşılmayan belgeleri dışında herhangi bir belge yada delil sunulmadığını, açıklanan işbu nedenlerle davalı aleyhine açılmış olan davanın reddine karar verilmesini talep ettikleri anlaşıldı. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi  19/01/2023 tarih ve 2019/424 Esas - 2023/33 Karar  sayılı kararında;\"Dava; TTK.m.553 kapsamında şirket yöneticisinin haksız fiil sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 2018/141-2019/48 E K sayılı görevsizlik kararı davacı vekili tarafından istinaf edildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2019/692-701 E K sayılı kararı ile istinaf talebinin reddedildiği, kararın08/05/2019 tarihinde kesinleştiği ve dosyanın Mahkememize gönderilerek Mahkememizin 2019/424 Esas sırasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.Somut olayda; davalının yetkilisi olduğu belirtilen Almanya'da kurulu ... şirketinin iflası ve bu iflasta şirket yetkilisi davalı ...'nin kusurlu olduğundan bahisle ayrıca davalının kişisel iflası ile birlikte davacının uğramış olduğu zararın tazmini amacıyla icra takibi başlatıldığı,  davacı tarafın delil olarak temelde Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetveline ve Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin dosyasına dayandığı tespit edilmiştir.O halde uyuşmazlık; yabancılık unsuru içeren eldeki davada uygulanacak hukukun tespiti,  davalı yanca sunulan belgelerin alacak iddiasını ispata elverişli olup olmadığı elverişli  ise alacak tutarının belirlenmesine ilişkindir.Türk kanunlar ihtilafı kurallarına göre haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin topraklarında işlendiği devletin hukukuna tabidir (MÖHUK m. 34). Haksız fiil teşkil eden davranışların şirket yöneticisi iken işlenmesi ve davalının yönetici sıfatıyla sorumluluğu ile ilgili olması uygulanacak hukuku değiştirmemektedir. Bu sebeple somut olayda maddi hukuk bakımından dava konusu uyuşmazlığın tabi olduğu hukukun Alman Hukuku olduğu; dava sırasında ortaya çıkan usul meseleleri bakımından ise Türk Hukuku'nun uygulanacağı sonucuma varılmıştır.İspat kuralına ilişkin TMK.m.6 hükmüne göre: \"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür\". HMK.m.190/1 hükmüne göre: \"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağianan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir\". Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Dolayısıyla anılan hükümler uyarınca davalının, eldeki davada alacağını geçerli delillerle ispat etmesi gerektiği açıktır.<br>Davacı yanın dayandığı Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli ve 620 KLs 1/11 ve 5500 Js 24/06 (5550) sayılı kararı ile davalı/borçlu ... aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıl süreyle mahkumiyet kararı verildiği, kararın hangi müştekinin ne kadar zarara uğrayarak suçun mağduru olduğunun belli olmadığı gerekçesiyle kanun yolu aşamasında bozulduğu görülmüştür. Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararının kesinleşmemiş olduğu için esas alınacak bir delil niteliği taşımadığı sonucuna varılmıştır.Öte yandan; davacı yanca delil olarak dayanılan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetvelinin ilam niteliğinde bir belge olmayıp, olsa olsa İİKm.68 kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde ibraz ettiği hukuki görüşe göre iflas tablosunun İİKm.68 kapsamında belge olduğunun kabulü halinde bile bu belgenin icra mahkemesinde itirazın İİK.m.68 gereğince kesin olarak kaldırılması için kullanılabileceği, ancak davamızın genel mahkeme sıfatıyla bakılan itirazın iptali davası olup,  ibraz edilen belgenin içeriği itibariyle alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini göstermediği, gerekçe ve hüküm içermediği, sadece tablo şeklinde düzenlenmiş bir belge olup, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatına elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır.Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi heyeti kök ve ek raporu kapsamına göre de; dava konusu uyuşmazlığın tabi olduğu hukukun Alman Hukuku olduğu, dava sırasında ortaya çıkan usul meseleleri bakımından ise Türk Hukuku’nun uygulanacağı, itirazın iptali davasında ispat yükü üzerine düşen takip alacaklısı tarafından sunulan belgelerin alacağı kesin olarak ispatlayan belgelerden olmadığı, özellikle davalı takip borçlusunun Almanya’daki iflas alacaklısı olan davacının, Alman hukukundaki iflas tasfiyenin kapanmasından sonra da halen davalıdan cüz’i icra yoluyla talep edebileceği bir alacağı olduğunu belgeleyemediği anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.\"gerekçesi ile,''Davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin yukarıda belirttilen gerekçesi hükümle sebep sonuç ilişkisinin kurulmasını sağlayacak yeterlilikte, açık, anlaşılabilir ve tatmin edici olmadığını,<br>Yerel Mahkemece aşağıdaki maddi olaylar, delillerimiz (özellikle de kesinleşmiş İFLAS TABLOSU) ve hukuki olgular irdelenmeksizin, dosyaya sunulan emsal bilirkişi raporları ve mahkeme kararları ile hukuki mütalaaya değinilmeksizin, MÖHUK-TTK konusunda uzman akademisyen bilirkişi tarafından Alman Hukuku  kapsamında değerlendirme yapılmaksızın, müvekkilin hak arama hürriyetini kısıtlama sonucunu doğuracak ve adalet duygusunu zedeleyecek şekilde karar verildiğini, <br>Yerel mahkeme ihtilafın çözümünde hukuki sebebi yanlış belirlediğini; delillerinin hatalı şekilde değerlendirildiğini,Yerel mahkemece \"Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli ve 620 KLs 1/11 ve 5500 Js 24/06 (5550) sayılı kararı ile davalı/borçlu ... aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıl süreyle mahkumiyet kararı verildiği, kararın hangi müştekinin ne kadar zarara uğrayarak suçun mağduru olduğunun belli olmadığı gerekçesiyle kanun yolu aşamasında bozulduğu görülmüştür. Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararının kesinleşmemiş olduğu için esas alınacak bir delil niteliği taşımadığı sonucuna varılmıştır.\" belirtilmişse de söz konusu tespitin açıkça hatalı olduğunu,Dosya kapsamında sunmuş olduğumuz Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 620/KLs 1/11 esas sayılı kararının VI.Ceza başlıklı bölümünde davalı ... hakkında mahkumiyet kararı verildiğinin açıkça belirtildiğini,Akabinde dosya üst derece mahkemesi incelemesi yapıldığı aşamada da yine yerel mahkemenin belirtiği gerekçe ile bozulmadığını; davalı tarafından dosyaya delil olarak sunulmuş olan ve beraat kararı verildiği iddia edilen Federal Mahkeme ilamı incelendiğinde görülecektir ki davalı hakkında BERAAT KARARI VERİLMediğini,Federal mahkeme, Hamburg Ceza Mahkemesinde dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ...'nin beraatine değil dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar verildiğini, Yani Federal Mahkemece davalının dolandırıcılık suçunun işlediği sabit görülmüş, ancak suçun nitelikli halinin de varlığının söz konusu olduğu ve cezanın artırım nedeninin de uygulanması gerekip gerekmeyeceği noktasında yeniden yargılama yapılması gerektiği belirtilmiş durumda olduğunu,Yerel mahkemenin kesinleşmiş mahkumiyet kararı karşısında cezanın kesinleşmediği, davalının beraat alıp almadığının belirli olmadığı gibi tamamen delilere aykırı ve yoruma dayalı değerlendirmeler yapılmış olması kabul edilebilir olmadığını,Davalı taraf son olarak da yanlış ve yanıltıcı tercüme yoluyla Hamburg Eyalet Mahkemesince davalı ... hakkında ceza davasının ortadan kaldırıldığını iddia ederek hem huzurdaki davada hem de diğer seri davalarda doğruyu söyleme ve dürüst davranma yükümlülüğüne aykırı hareket etmiştir.Davalı taraf sanki ... ceza yargılamasından beraat etmişçesine ceza davasının ortadan kaldırıldığına dair Hamburg  Eyalet Mahkemesi Kararını dosyaya sunmuştur. Ancak söz konusu tercüme incelendiğinde Alman Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu adı dahi Alman Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu olarak çevrilmiştir. Sunulan Alman Eyalet Mahkemesi kararı incelendiğinde ... hakkında ceza davasının ortadan kaldırılmadığı, tam aksine suça konu eylemlerinin sabit görüldüğü, hakkında Türk hukuk sistemindeki Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) benzeri bir kısım yükümlülükler yüklendiği görülecektir. Yani ilgili mahkeme kararında belirtilen ve ekte tercümesine yer verilen StPO § 153a  Abs. 2'nin madde metninden de anlaşılacağı üzere davalıya yükümlülüklerin yüklendiğini, (Ek-1: Kararda belirtilen kanun maddesinin Türkçe tercümesi).Hal böyle olunca, davalı hakkındaki ceza davası ortadan kaldırılmamış, tam aksine davalı suçlu bulunmuş ve HAGB benzeri bir uygulama ile üzerine bir takım yükümlülükler yüklendiğini, Dosyaya 28.04.2021 tarihli dilekçemizin  ekinde de sundukları emsal seri dosyalarından 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/328E. ve 156K. sayılı ilamı ile davamızın kabulüne karar verildiğini; anılan dosyanın gerekçeli kararında bu hususa ilişkin değerlendirme yapıldığını; bu değerlendirmelerde; her ne kadar davalı tarafça Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinde verilen kararın kesinleşmediği hatta bozulduğunu belirterek temyiz mahkemesine ilişkin karar  davalı tarafça sunulmuş olsa da, davalı tarafın şirket konusuyla ilgili yatırım yapmayarak davacılardan toplanan paralarla sanat eseri alındığı konusunda ibarelerin bulunduğu görüldüğü açık şekilde belirtildiğini; yerel mahkemece bu hususun dikkate alınmamış hukuka aykırı olduğunu, <br>Yine emsal seri dosyalarımızdan yeni karara çıkan İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi  2020/262 E. 2022/883 K.  Sayılı  06/12/2022 karar tarihli ilamı davamızın kabulüne karar verilmiştir. (Ek-2 Emsal Gerekçeli Karar)  Bu kararda da \"ancak şirket yöneticilerinin sözleşmeye uygun olmayan şekilde yatırımcıların paralarını sanat eseri temininde kullandığı ve yatırımcılar için risk oluşturduğu, bu hususların Alman Federal Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve  dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı,  ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanununun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu, bu kararın Türk hukuku uyarınca da haksız fiilin ispatı bakımından takdiri delil olacağı,\" şeklinde hüküm kurulmuş ve ceza mahkemesi kararının haksız fiili ispatına elverişli olduğunun belirtildiğini,Neredeyse her hukuk sisteminde olduğu gibi bir eylemin suç oluşturması için kanunun ön gördüğü şartlara sahip olmasının yeterli olduğunu; yerel mahkeme kararının aksine davalının dolandırıcılık suçunu işlediğinin sabit olduğu mahkeme ilamı ile hüküm altına alındığını, Müvekkilin alacaklı olduğunu gösterir iflas tablosunun iik 68 kapsamındaki belgelerden olduğu açık bir şekilde ortada olduğunu, Yerel mahkemece yine istinafa konu ettiğimiz kararın gerekçesinde \"davacı yanca delil olarak dayanılan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetvelinin ilam niteliğinde bir belge olmayıp, olsa olsa İİKm.68 kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde ibraz ettiği hukuki görüşe göre iflas tablosunun İİKm.68 kapsamında belge olduğunun kabulü halinde bile bu belgenin icra mahkemesinde itirazın İİK.m.68 gereğince kesin olarak kaldırılması için kullanılabileceği, ancak davamızın genel mahkeme sıfatıyla bakılan itirazın iptali davası olup,  ibraz edilen belgenin içeriği itibariyle alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini göstermediği, gerekçe ve hüküm içermediği, sadece tablo şeklinde düzenlenmiş bir belge olup, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatına elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır.\" denildiğini,Mevzuat gereği icra takibinde borçlu, ödeme emrine süresi içerisinde itiraz etmiş ise alacaklı bu itirazı iki yola başvurmak suretiyle kaldırma imkanına sahiptir. Alacaklı itiraz halinde 6 ay içerisinde itirazın kaldırılması davası açabileceği gibi 1 yıl içerisinde itirazın iptali talepli dava da açabilmekte olduğunu; kanunen tanınan bu imkan alacaklı için seçimlik bir hak olduğunu, Yerel mahkemenin gerekçesinin aksine alacaklı icra hukuk mahkemesinde itirazın kaldırılması talebinde bulunabilmesi ve yapılan yargılama sonucunda itirazın kaldırılmasına karar verilebilmesi için alacaklının İİK68 kapsamındaki belgeyi elinde bulundurmasının zorunlu olduğunu; buna rağmen alacaklının genel mahkemelerde itirazın iptali talebinde bulunabilmesi için ise İİK 68 kapsamında belgenin bulunması zorunlu olmayıp her türlü delil ile alacaklı alacağını ispatlayabilmekte olduğunu,Elinde bu belgelerden biri olan alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren altı ay içerisinde itirazın kaldırılması yoluna başvurabileceğini; alacaklının itirazın kaldırılması yoluna başvurması itirazın iptali davası açmasına engel olmadığını,İtirazın iptali davasında ise, alacaklı İİK md.68’de sayılan belgelerle bağlı olmayıp, alacağını her türlü delille ispatlayabileceğini; itirazın iptali davasında genel ispat ve delil kurallarının geçerli olduğunu,Yerel mahkemenin hatalı tespitleri karşısında dosya kapsamında sunmuş oldukları delilleri ile müvekkilinin alacağının ispatlanmış durumda olduğunu; Alman Mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu aposille şerhi ihtiva ettiği için Türk Hukuku ve Türk makamları nezdinde de resmi belge olarak kabul edilme zorunluluğu bulunmaktadır. Buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacak da İİK m.68 anlamında resmi dairelerin veya  yetkili makamlarının yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit bir alacak kabul edilmesi gerektiğini, dava konusu alacaklarının resmi belge niteliğindeki bir delil ile ispat edilmiş durumda olduğunu,HMK Madde 204/2 \"İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispat oluncaya kadar KESİN DELİL SAYILIR\"  hükmünü haiz olduğunu, Kanun açık hükmü karşısında Kesin delil niteliğindeki mahkeme ilamının yerel mahkemece kesin delil niteliğindeki belgenin delil olarak kabul edilmemiş olması emredici kanun hükmüne aykırı olduğunu, <br>Diğer taraftan müvekkil, davalının Almanya'da malvarlığının aktifi bulunmayıp iflas masası dahi oluşmadığından Almanya'da bu alacağını -kısmen dahi- tahsil edemediğini; davalı bu belgenin alman hukukuna göre geçersiz olduğunu ya da dava konusu tutarı tahsil etmediğini iddia etmemektedir. davalı, dava konusu alacağın doğumu ile ilgili olarak kusursuz olduğunu ispata yönelik esasa dair hiçbir geçerli delil gösteremediğini, davalı savunmasını sadece usuli itirazlarına dayandırdığını, Hukuki dayanakları ile açıklandığı üzere, ispat yükü bu davada davalıya geçmiş olmakla, davalı bu tutarı almadığını veya amaca uygun şekilde kullandığını ispat etmesi gerektiğini; buna rağmen davalı tarafından ne taraflarınca sunulan mahkeme kararlarının inkar edildiğini ne de davalı tarafından bir ödeme yapıldığı iddia edildiğini, davalının aslında böyle bir borcun varlığını kabul bile etmiş durumda olduğunu,Seri dosyalardan alınan emsal bilirkişi raporlarının mahkemece dikkate alınmadığını,İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/894 Esas Sayılı Dosyası Prof. Dr. ... (istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim Dalı), ... (muhasebe Finans Uzmanı) Raporuna Göre Sunulan İflasTablosunun Türk Hukuku Açısından Değerlendirilmesi Söz konusu rapor daha önce dosyaya 28.06.2021 tarihli dilekçelerinin ekinde sunulduğunu; aşağıda raporun 15. sayfasında PROF. DR. ... değerlendirmesinden alıntı yaptıklarını, \"Alman mahkemesi tarafından tanzim edilen İflas tablosu \"ilâm\" değildir, ancak bir devlet mahkemesi tarafından tanzim edilmiş olması itibariyle \"resmî belge\" niteliği taşır. Yabancı resmi belgeler; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu [HMK] m.224 uyarınca ilgili devletteki Türk konsolosu tarafından tasdik edildikleri veya Türkiye'nin de taraf oluğu 1961 tarihli Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Hakkında La Haye Sözleşmesi çerçevesinde apostille şerhi ile donatıldıkları takdirde Türk hukuku nezdinde de \"resmî belge\" niteliğine ve gücüne sahip olurlar.Davacı tarafından ibraz edilen iflas tablosunun, apostille şerhi taşıması sebebiyle, Türk hukuku ve Türk mahkemeleri nezdinde \"resmî belge\" olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Türk İİK m.68 uyarınca; talebine itiraz edilen alacaklının takibi, İmzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıda izah edildiği üzere, Alman mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu apostille şerhi ihtiva ettiği için, Türk hukuku ve Türk makamları nezdinde de \"resmî belge\" olarak kabul edilme zorunluluğu bulunmaktadır. Buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacak da İİK m.68 anlamında \"resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit\" bir alacak kabul edilmelidir. İflas tablosunda; alacaklının \"Regina Fischer\" (yani işbu davanın davacısı} olduğu, borçlunun \"...\" (yani işbu davanın davalısı) olduğu, alacağın gerekçesinin dava dışı Şirketteki kötü yönetiminden kaynaklanan tazminat talebi olduğu, nitelik olarak \"kasten işlenen haksız fiil\" niteliğinde bir alacak olduğu, borçlu ve iflas temsilcisi tarafından alacağa yönelik İtirazlarda bulunulduğu ancak bu itirazların reddedildiği ve 11.880,35€ tutarındaki alacağın iflas tablosuna işlendiği anlaşılmaktadır.Yukarıdaki açıklamalara göre, davacının, talep ettiği alacağı \"resmî belge\" niteliğindeki bir delil ile ispat ettiği anlaşılmaktadır. HMK m.204(2) uyarınca, yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılır.\"İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/225 ESAS SAYILI Dosyası- Prof. DR. ... (marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Ve İcra-iflas Hukuku Anabilitaı Dalı Başkanı), ...(işletmeci), ... (...) Raporuna Göre Davacının Alacağının Değerlendirilmesi Söz konusu rapor dosya içerisinde mevcuttur. Aşağıda raporun 3. sayfasında  Prof. Dr. ... (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Ve İcra-iflas Hukuku Anabilitaı Dalı Başkanı) değerlendirmesinden  alıntı yapmakta olduklarını,\"...Bu bağlamda özetle Federal Mahkeme Hamburg Ceza Mahkemesinde dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ...’nin beraatine değil, dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar vermiştir. Ayrıca Federal Mahkeme, Hamburg Ceza Mahkemesinin davalı ... Yolerrnin dava dışı şirketin yöneticisi olduğuna, şirketin yatırılan sermayeyi amaca aykırı olarak kullandığına yönelik yapılan tespitleri kabul etmiştir. Bu hususlar davalı tarafından da derdest dosyada inkar edilmemiştir.Bu noktada tartışılması gereken husus söz konusu kararların ve yapılan tespitlerin hukukumuz ve derdest dosya bağlamında nasıl bir etki yaratacağıdır. MÖHUK madde 50/1 'e göre; ‘\"'Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından lenfiz kararı verilmesine bağlıdır\\ 2. Fıkraya göre ise; ”Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da lenfiz kararı İstenebilirBuna göre söz konusu karar hukukumuzda tenfıze konu olamayacaktır. Ancak bu durum kararın hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelmez. Zira Türk mahkemelerince hakkında tanıma veya tenfız kararı verilmeyen yabancı mahkeme kararı takdiri delil olarak kullanılabilir. Nitekim Yargıtay'da 2001 tarihinde verdiği karard“Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı İlamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Davacının istemi haksız fiilden doğan alacağın tahsiline ilişkin olduğuna göre bu bir eda davasıdır. ... davası ne tenfız ne tanımadır.... davasında davacı tanınmamış ve tenfîzi istenmemiş yabancı mahkeme ilamına takdiri delil olarak dayanabilir. Usul Yasasında açıklandığı şekilde bu tür delil diğer delillerle birlikte takdir edilir ve değerlendirilir. Dava konusu olayda da davacı, yabancı mahkeme ilamına takdiri delil olarak dayandığından, işin esasına girilerek hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmelidir.” (YHGK, E. 2001/4-962, K. 2001/750, T, 24.10.2001).\"Dosya kapsamında da yerel mahkeme yargılaması sırasında sunmuş oldukları bilirkişi raporlarına rağmen yerel mahkeme söz konusu raporları dikkate dahi almadan hüküm verdiğini,Yukarıda da bahsettiklerini, yerel mahkemede görülmekte olan işbu dosyamız ile benzer nitelikte yalnızca davacıları farklı davalısı ve konusu aynı olan 40'tan fazla seri dosyamız mevcuttur. söz konusu seri dosyalarında;-İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/328 E. sayılı dosyada davanın kabulüne karar verildiğini, -İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/225 E.  Sayılı dosyada davanın kabulüne karar verildiğini,-İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/350 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini ( Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu)- İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/239 E. sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu).-İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/240 E. Sayılı dosyada davanın kabulüne karar verildiğini,-İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/256 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,) -İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/17 E. Sayılı dosyada  davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,) -İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/612 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusudur)-İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/262 E. Sayılı dosyada  davanın kısmen kabulüne karar verildiğini,(Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu) Bölge Adliye Mahkemesi tarafından çok sayıda dosyamız hakkında yaklaşık ispatın mevcut olduğuna ve türk mahkemelerinin yetkili olduğuna dair karar verildiğini, <br>Yerel mahkemede görülmekte olan işbu davaları ile benzer nitelikteki seri dosyalarının daha önce yerel mahkemelerce verilen ihtiyati haciz kararları yönünden istinaf incelemesi yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiğini,Söz konusu istinaf incelemesi sonucu sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesince 2018/1112 E.- 2018/1102 K,  2018/1872 E- 2019/111K. Sayılı ilamlarında ;\"Somut olayda davacı vekili dava dilekçesi ekinde davalı hakkında Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesince verilen iflas kararını, Hamburg Asliye Ceza mahkemesince verilen kararı sunmuştur. Söz konusu kararlar ile davacının alacağı yaklaşık olarak ispatlanmış bulunmaktadır.\" denilmekle dosya kapsamında sunmuş oldukları mahkeme ilamlarının alacaklarını ispatladığının belirtildiğini ve istinaf incelemesi neticesinde kesinlik kazanmış durumda olduğunu,Dosya kapsamındaki tüm delilleri ile davadaki haklılıkları ve davalının müvekkile olan alacağının ispatlandığını hatta öyle ki daha yargılamanın en başında dahi Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da alacaklarının yaklaşık şekilde ispatlanmış olduğu tespit edilmiş bir gerçekken yerel mahkeme tarafından mevcut hiçbir karar ve delil dikkate alınmadan davanın reddine karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, İleri sürerek, yukarıda açıklanan  ve re'sen tespit edilecek sebeplerle;tehiri icra taleplerinin kabulünü istinaf başvurularının KABULÜ ile, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/424 E. ve 2023/33 K. sayılı kararının KALDIRILARAK, talepleri doğrultusunda davanın KABULÜNE karar verilmesini, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. <br>Dava, davalının dolandırıcılık haksız fiilinden kaynaklandığı iddia edilen zararın davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir.İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan iş bu davada Mahkemece 19/02/2019 tarih, 2018/141 esas ve 2019/48 karar sayılı ilamı ile İstanbul Asliye Ticaret  Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiş, dosya kendisine gelen Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı taraf, davalının Almanya'da iki ortaklı olarak kurmuş olduğu şirkete yatırımcı aradığını, yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacını ve hedefini yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olarak açıkladığını, kendisinin de içerisinde bulunduğu yatırımcılar tarafından bu amaca yönelik olarak şirkete para yatırıldığını, tahvil alındığını ancak davalının yatırılan paraları söz konusu amacın dışında kullandığını, bu nedenle Almanya'da hakkında dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiğini, yine Almanya'da hakkında iflas kararı verildiğini, kendisinin bu davaya konu alacağını iflas masasına kaydettirdiğini, davalının Bodrum/Muğla'da bir taşınmazının olduğunu ve söz konusu taşınmazı iflas masasına bildirmeyerek alacaklılardan mal kaçırdığını ve alacağın davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı taraf, Mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davada iddia edilen alacağın dava dışı şirketle ilgili olduğunu, davalının husumetinin bulunmadığını, davacı tarafından davalı aleyhine açılmış davalar olması halinde davanın derdestlikten reddine karar verilmesi gerektiğini, iflas davasının tenfizi yoluna gidilmeden davalının sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği davacının alacağını ispata yarar bir delil sunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararının kesinleşmemiş olduğu için esas alınacak bir delil niteliği taşımadığı,  davacı yanca delil olarak dayanılan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetvelinin ilam niteliğinde bir belge olmayıp, olsa olsa İİKm.68 kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde ibraz ettiği hukuki görüşe göre iflas tablosunun İİKm.68 kapsamında belge olduğunun kabulü halinde bile bu belgenin icra mahkemesinde itirazın İİK.m.68 gereğince kesin olarak kaldırılması için kullanılabileceği, ancak davanın genel mahkeme sıfatıyla bakılan itirazın iptali davası olup, ibraz edilen belgenin içeriği itibariyle alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini göstermediği, gerekçe ve hüküm içermediği, sadece tablo şeklinde düzenlenmiş bir belge olup, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatına elverişli olmadığı, davacı tarafından davanın ispatlanmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda ve aynı olaya ilişkin emsal dava dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında da belirtildiği gibi MÖHUK'un 2. maddesi gereğince \"Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular. MÖHUK'un 34. (1) maddesi uyarınca \"Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna\" tâbidir. Uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukukunun uygulanması gerekir.Aynı olaya ilişkin emsal dava dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında Milletlerarası Hukuk alanında uzman bilirkişiler tarafından Alman Hukukunun haksız fiile ilişkin düzenlemeleri açıklanmış olup Alman Borçlar Kanunu'nda haksız fiile ilişkin genel zamananaşımı süresi 3 yıl olarak kabul edilmişse de, emsal bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar için bir istisna getirilerek bu süre 30 yıla çıkarılmıştır. Davacının alacağı, davalının iflas davasının görüldüğü Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 67 A IN 237/08 sayılı iflas tablosunda ... seri numarası ile kayıtlı olduğundan 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup bu süre dava tarihi itibariyle geçmemiştir. Bu sebeplerle davalının zamanaşımı def'i yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, derdest dava dosyaları bulunması halinde iş bu davanın derdestlikten reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de, davalı vekili tarafından iş bu dava yönünden derdestlik oluşturduğu iddia edilen somut bir dava bilgisi dosyaya sunulmadığından söz konusu savunması yerinde görülmemiştir.Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacının iflâs tablosuna(sıra cetveli) dayandığı, davalının iddiasının aksine aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açmasının mümkün olduğunu, iflâs kararı Türkiye’de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabileceği, Alman iflâs kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi bulunmamaktadır. Davanın karşı yanı hakkında, ülke dışında  iflas kararı verilmiş olsa dahi, iflas kararı Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir. (Yargıtay 11 HD nin 17.12.2007 tarihli, 2007/13214 esas-15912 karar sayılı ilamı, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin  2023/1430 esas ve 2024/1541 karar sayılı ilamı). Söz konusu ilam dikkate alındığında davalı vekilinin iflas davasının tenfizi yoluna gidilmeden davalının sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği savunması da yerinde görülmemiştir.Davacı tarafça davalı şirket yöneticisinin mali ve finans sorumlusu olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacının zararına sebep olduğu ileri sürülmüştür. Davacının talebinin Türk hukukunda karşılığı şirket yöneticisinin sorumluluğudur.Türk Hukukunda, yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse TBK'nın haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir. İş bu dosyaya konu olaya ilişkin emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere Alman Hukukunda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu ...(Paylı Ortaklıklar Kanunu) de düzenlendiği, ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından, bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulanacaktır. Bu sebeple Mahkemece davanın dayanağının TTK.m.553 kapsamında şirket yöneticisinin haksız fiil sorumluluğu hukuksal sebebi olduğuna dair nitelemesi ve kabulü yerinde olmamıştır. Bu durumda haksız fiili gerçekleştiren kişi davalı olduğundan bu fiil neticesinde oluşan zarar da davalıdan talep edilmektedir. Dolayısıyla davalının husumetin dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiğine ilişkin savunması yerinde görülmemiştir. Mahkemece yukarıda belirtilen gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de Hamburg Federal Mahkemesi'nin davalının dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına dair kararı Hamburg Eyalet Mahkemesi tarafından zararın niteliği araştırılmak, bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmak üzere kaldırılmıştır.Yoksa davalının, yukarıda açıklandığı şekilde yatırımcıları para toplama amacı konusunda yanılttığı, aldattığı ve topladığı paraları şirketin vadettiği amacından başka amaçlar için kullandığı ve işlemiş olduğu haksız fiili sabittir. Davacı tarafından takip ve dava konusu edilen alacak davalının iflas masasına kaydedilmiş ve kesinleşen iflas tablosunda bu alacağa yer verilmiştir. Her ne kadar davalı taraf bu belgenin İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığını ve Türkiye'de bir geçerliliğinin bulunmadığını iddia etmiş, Mahkemece alınan bilirkişi raporu ve Mahkeme kararında da aynı şekilde tespit de bulunulmuş ise de, bu dava icra takibine itirazın kaldırılması talebi ile İcra Hukuk Mahkemesinde açılmış bir dava olmayıp, itirazın iptali için genel mahkemede açılmış bir davadır. Dolayısıyla davacının, miktarı itibariyle alacağını yazılı delil ile ispatlaması yeterli olup Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen ve apostille şerhi içeren iflas tablosu HMK'nın 224. maddesi uyarınca resmi belge sayıldığından alacağı ispat etmektedir.Nitekim dava konusu paranın davacı tarafından dava dışı şirkete verildiği ve miktarı da ihtilaf konusu değildir. Davalı tarafından borcun ödendiğine dair geçerli, yazılı ve kesin bir  delil de sunulmamıştır. Mahkemece bu hususlar gözetilmek suretiyle davacının alacağının hüküm altına alınmasına, emsal bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere Alman Medeni Kanunu (BGB) 849 madde  bir kimse mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebileceğinden ve bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmekte olduğundan aynı kanunun 246. madde gereğince bir hukuki işlemden veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4 oranında olduğu dikkate alınarak bu oran üzerinden, davacının talebi dikkate alınarark iflas masasına kayıt tarihi olan 01/09/2008 tarihinden itibaren yıllık %4 oranı geçmemek üzere talebiyle bağlı kalınarak 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduata  verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilmesine karar verilmesi gerekirken aksi gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE;İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/01/2023 tarih ve 2019/424 Esas - 2023/33 Karar  sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 2-Davanın KABULÜ ile,-53.009,96 Euro zararın 01/09/2008 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %4 oranı geçmemek üzere 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduatlara verilen en yüksek oranda faiz işletilerek davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,   <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Dairemiz karar tarihi itibariyle kabul edilen miktar üzerinden davalıdan alınması gereken 17.304,20-TL nispi karar harcından, davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 4.326,05-TL harcın mahsubu ile bakiye 12.978,15‬- TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 4.326,05-TL peşin harç, 35,90-TL başvurma harcı olmak üzere; toplam 4.361,95‬-TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,5-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davacı tarafından sarf edildiği anlaşılan 470,00-TL tebligat/posta gideri, 3.000,00-bilirkişi ücreti olmak üzere toplam; 3.470‬,00-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 7-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir edilen 40.530,99- TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 8-Kullanılmayan gider avansı bulunduğu takdirde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:9-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 10-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 149,00-TL dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gidiş- dönüş gideri olmak üzere; toplam 641,00‬-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 11-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 12-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara  tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"56a0bb44f17f8136","SID":"9e07ee3e0ab36b4f"}}