{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2023/903 Esas<br>KARAR NO:2024/2040 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2019/612 Esas-  2022/125<br>TARİH:24/02/2022<br>DAVA:İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)<br>KARAR TARİHİ:19/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Davalı aleyhine ... sayılı icra dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun 01/02/2017 tarihinde asıl alacağa faize ve ferilerine itirazda bulunduğunu, davalı borçlunun itirazlarının haksız olduğunu, çünkü davalıya icra dosyasındaki alacağın dayanağı olarak gösterilen ve ödeme emri ekinde de tebliğ edilen Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin (iflas mahkemesi) ... Esas nolu dosyasında düzenlenen ... seri numaralı ve 01/09/2008 başvuru tarihli iflas sıra cetvelinden de görüleceği üzere, borçlu davalının müvekkiline 8.216,096 Euro tutarında borcu olduğunu, bu borcun kesinleştiğini ve  mahkeme iflas dosyasında kayıt altına alındığını, davalının Almanya'daki malvarlığının borcu karşılamadığını, müvekkili davacının alacağını Türkiye'de yasal yollarla takip etmek istediğini, dolayısıyla davalının borca itirazının yersiz ve kötü niyetli olduğunu, davalının Almanya'da ...'nin ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğunu, davalının bu şirket üzerinden ... (...) ihraç ettiğini ve davalı müvekkilinin de 5.000 Euro tutarında bir satın alma yaptığını, bu tahvilin davalının şirketince %8,25 faizi ile 15/11/2010 tarihinde geri ödenmek üzere alındığını, güneş enerjis Almanya'da çok büyük bir pazar olduğundan müvekkili davacının bu şirketten tahvil alarak yatırım yapmaya yönlendiğini, davacı müvekkilinin yanında bir çok kişinin de davalının yönetim kurulu başkanlığı yaptığı bu şirketten 50.000 Euro'ya varan rakamlarda tahvil satın aldığını, bu suretle davalının buyük bir sermaye topladığını, ancak daha sonra davalının bu şirket üzerinden güneş yatırımı yapmayıp 25 milyon Euro tutarında sanat eseri satın aldığını ve bunları 37,9 milyon Euroya ... isimli şirkette sattığını, bunu öğrenen müvekkilinin sözleşmeyi feshettiğini ve ödediği parayı geri istediğini, davalı şirket ödeme yapmayınca davacı müvekkilinin Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesinde 328 O 373/07 Esas sayılı dosyadan davalının şirketine karşı açtığı davayı kazandığını ve mahkemece davalının büyük bir riske girdiği, şirketin sermayesini tehlikeye soktuğu ve şirketi aşırı borçlandırdığı gerekçesiyle davayı kabul ettiğini, karar hükmünde davalının davacıya 5.000 Euro yu % 5 lik faizi ile 06/08/2007 tarihinden itibaren ödemesine, ayrıca 489,45 Euro yargılama giderine hükmedildiğini, bu kararı apostille şerhini onaylı tercümesi ile birlikte dilekçeleri ekinde sunduklarını, davalının ayrıca bu eylemlerinden dolayı Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin... Esas sayılı dosyasında dolandırıcılık suçundan yargılandığını ve 5 sene hapis cezasına mahkum olduğunu, davalının şirketi üzerinden gerçekleştirdiği bu eylemleri sonucu, tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak, davalının kişisel malvarlığı ile de sorumlu addedildiğini, söz konusu toplam borcun 37,9 milyon Euro olduğunu, davalının bu meblağı kişisel olarak ödeyemeceğini belirterek Almanya'da kişisel iflas yoluna başvurduğunu, müvekkilinin de karar altına aldığı alacağının masrafları ile birlikte iflas masasına kaydettiğini, bu nedenlerle davanın kabulü ile, davalıların ... sayılı dosyasına yaptığı itirazının iptali ile takibin aynı şartlarla devamına, alacaklarının takip talebi çerçevesinde öngörülen oranlarda asıl alacağa işleyecek temerrüt faizi, vekalet ücreti ve masrafları ile birlikte tahsiline, haksız ve kötüniyetli itiraz nedeni ile İİK madde 67-2 uyarınca takip çıkışının %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davalıya husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davanın ...'e yöneltmesinin gerektiğini,  mahkemenin görevsiz ve yetkisiz olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının sunduğu belgelerden dolayı davalının sorumlu tutulamayacağını, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas tablosunda iflasa konu şirketin ve alacağın .... olduğu görülmekle beraber bu belgeden çok fazla birşey anlaşılamadığını, müvekkili davalı ...'nin ...'nin ortağı olduğunu, ticari ilişkinden aslen sorumlu olmasının mümkün bulunmadığını, Türkiye de tanıma tenfiz gibi dava açma hakkı var iken yeni bir dava açılmasının hakkın kötüye kullanımı olduğunu, davacıların iddia ettikleri alacaklarının hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalıştıklarını, davacının dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu ve davalı ile hiçbir ilgisi bulunmayan  Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi ve Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin ne olduğu anlaşılmayan belgeleri dışında herhangi bir delil sunmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 24/02/2022 tarih 2019/612 Esas-  2022/125 Karar sayılı kararında;\"Davacı davalının Almanya da kurmuş olduğu ...şirketinin ihraç etmiş olduğu  güneş tahvillerinden  faizi ile birlikte geri ödenmek üzere  5.000 EURO tutarında satın aldığını,  davalının satmış olduğu tahviller karşılığında güneş enerjisi yatırımı yapmayarak sanat eserleri satın alarak şirketi işlemez hale getirdiğini,  Almanya da davalı hakkında davalar açıldığını ve kişisel olarak iflasına karar verildiğini, Türkiye de bulunan taşınmazını iflas masasına kaydettirmediğini bildirerek TTK.nun 553. Maddesine dayalı alacağının tahsili davasını açmıştır.Yabancılık unsuru taşıyan davalarda Türk Mahkemesi MÖHUK 40.maddesi uyarınca iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına göre tayin edilir. TTK.nun 553.maddesinde, şirket kurucularının yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu düzenlenmiş olup, TTK 561.maddesinde sorumlular aleyhine şirket merkezinin bulunduğu yerde  dava açılabileceği düzenlenmiş ise de;  bu yetki düzenlemesi kesin yetki kuralı olmayıp genel yetki kuralının yanında yer aldığından  genel mahkemelerin yetkisini ortadan kaldırmamaktadır. HMK.nun 6.maddesine göre genel yetkili mahkeme  davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesindir. HMK.nun 9.maddesinde de davalının Türkiyede yerleşim yerinin bulunmaması halinde  genel yetkili mahkemenin davalının Türkiye de mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesi olduğu düzenlenmiştir.Davalının vekiline vermiş olduğu vekaletnamede adresi ... Cad. 125/4 Şişli olarak gösterilmiş olduğundan davalının mutad meskeninin Şişli/İstanbul olduğu kabul edilerek HMK.nun 9.maddesi uyarınca davalının yetki itirazının reddine karar verilerek açık yargılamaya devam olunmuştur...  sayılı icra dosyası getirtilmiş, yapılan incelemesinde;  dosyamız davacısı tarafından davalı ...'ye 7.916.61 EURO asıl alacak, 4.729,69 EURO işlemiş faiz olmak üzere toplam 12.646,30 EURO üzerinden icra takibi yapıldığı, davalının yasal süresi içerisinde itiraz ederek takibi durdurduğu görülmüştür. Hamburg Ceza Mahkemesinin09/4/2013 tarihli 620 Kls 1/11, 5500 Cs 2406 sayılı kararı ile; davalı ... hakkında dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiği, bu karara karşı  temyiz kanun yoluna başvurulduğu,  Hamburg Federal Temyiz Mahkemesinin  19/02/2014 tarihli 510/3 sayılı kararında;  davalı ...'nin ... firmasının yöneticisi olduğu, şirketin tahvil satımı sırasında yatırımcılara yenilebilir enerji alanında yatırım yapılacağının bildirdiği , yatırımcıların  davalı tarafından kendilerine bildirilen verilerin doğruluğuna güvenerek şirkete para yatırdıkları, şirket tarafından  bu paralarla sözleşmeye uygun olmayarak yenilenebilir enerji alanına yatırım yapılmadığı, sanat eserleri temin edildiği, bu durumun aktif davranış yolu ile dolandırıcılığı değil, dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı,  ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanununun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu,  davalı tarafından her ne kadar ceza mahkemesinde beraatine karar verildiği savunmasında bulunulmuş ise de; Mahkememizce getirtilen federal  temyiz mahkemesi kararının yapılan incelemesinde;  davalının beraatine karar verilmediği,  dolandırıcılığın niteliği bakımından ilk derece mahkemesinin kararının bozulduğu görülmüştür. Davalı ...'nin yöneticisi bulunduğu ... A.Ş vasıtasıyla 3.kişilere vermiş olduğu zararları karşılayamaması sebebi ile kişisel iflasını talep ettiği,Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin (iflas mahkemesi ) davalının iflasına karar verdiği, iflas mahkemesince 67 aın 23708  nolu belge ile  haksız fiilden kaynaklanan alacak olarak 7.916,61 EURO'nun  davacı alacağı olarak  kaydedildiği,  bu belge Türk İcra Hukukunun 68.maddesinde düzenlenen bir belge sayılmasa da HMK.nun 199/1 maddesi kapsamında uyuşmazlık konusu vakıaları ispata ilişkin belge olarak kabul edilmesi gerektiği,   davalı hakkında verilen kişisel iflas kararı MÖHUK de öngörülen şartları taşımadığından Türk Hukukunda tanıma ve tenfizin yapılmasının mümkün olmadığı, davacının haksız fiilden kaynaklanan alacağı için davalı ...'den tahsili için Türkiye de dava açmasına engel bir durum bulunmadığı, davacı ve dava dışı birçok yatırımcının davalının yöneticisi olduğu ... firması tarafından verilen bilgilerin doğruluğuna güvenerek bu şirkete para yatırdığı, ancak  şirket yöneticisi tarafından sözleşmeye uygun olmayarak yatırımcılardan toplanan paranın risk barındıran sanat eserleri teminine yatırıldığı ve sermayenin amaca aykırı şekilde kullanıldığı,  Hamburg Federal Mahkemesi tarafından yapılan  yargılamalar sonucunda davalının  ihmal yolu ile dolandırıcılık suçunu işlediğinin tespit edildiği, TTK.nun 553.maddesine göre yöneticinin sorumluluğu kapsamında  davacının  zararının tahsilini talep edebileceği,TTK.nun 553.maddesinde  kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirket hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı vermiş oldukları zararlardan dolayı sorumlu olduklarının düzenleme konusu yapıldığı anlaşıldığından davacının dava açma hakkının olduğu sonucuna varılmıştır.Davalı tarafından zamanaşımı def'inde bulunulmuş ise de; şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı tazminat davalarında zamanaşımı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde zararı doğuran ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren 5 yıl olarak  mülga TTK.nun 309.maddesinde düzenlenmiştir. Haksız fiilin gerçekleştiği tarih itibariyle olayda  uygulanması gereken zamanaşımı  süresinin mülga TTK.nun 309.maddesine göre tespit edilmesi gerekmektedir. Zararın doğmasına sebebiyet veren haksız fiil cezayı gerektiriyor ve ceza kanuna göre müddeti daha uzun zamanaşımına tabi bulunuyorsa ceza kanununa göre müddeti daha uzun olan zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir. TBK.nun 154/2 maddesine göre alacaklı dava ve defi yolu ile mahkeme ve hakeme başvurmuş ise icra takibinde bulunmuşsa, ya da iflas masasına başvurmuş ise zamanaşımı kesilir. Borçlar Kanununun 157.maddesine göre;  bir dava veya def'i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hakimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımı icra takibi ile kesilmiş ise, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar. Davacı alacağını 01/09/2008  tarihinde iflas masasına başvurarak yazdırmış, iflas tasfiyesi 06/05/2014 tarihinde kapatılmıştır.Davacının alacağı 06/05/2014  tarihi itibariyle kesinleşmiştir. Ayrıca davalı hakkında dolandırıcılık sebebi ile dava açılmış olup, uzamış ceza zamanaşımı da Türk Ceza Kanununa göre 8 yıldır. Davacının iflas tasfiyesinin kapatıldığı tarih olan 06/05/2014 tarihinden itibaren 3 yıl sonra 2017  yılında icra takibi yaptığı, icra takibinin başladığı tarih itibariyle TBK.nun 154/2  ve 157.maddeleri uyarınca zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı, davanın  süresi içerisinde açıldığı, aynı uyuşmazlıkla  ilgili yargılaması devam eden  diğer İstanbul Ticaret Mahkemelerine Türk ve Alman Hukukunun değerlendirilmesi konusunda uzman bilirkişilerin sunmuş oldukları raporlarda da MÖHUK madde 8 uyarınca zamanaşımına ilişkin uyuşmazlıklarda zamanaşımına uğradığı iddia olunan alacağa uygulanan hukuka tabi olduğu, alacağın haksız fiilden kaynaklandığı, bu sebeple Alman Hukukuna tabi olduğu, Alman hukukunda haksız fiile ilişkin tazminat taleplerinin Alman ... (...) 195 deki genel zamanaşımı süresi olan 3 seneye tabi olmakla birlikte  aynı konunun 197/5 maddesi uyarınca  iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar bakımından zamanaşımı süresinin 30 yıl olduğu, davacının talep ettiği alacağın Hamburg İflas Mahkemesinin ... dosya numaralı ... seri numarası ile kesinleşen iflas tablosunda yer aldığı, ... 197/5 maddesi uyarınca 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, Türk hukukundaki zamanaşımı süresinden Alman hukukundaki zamanaşımı süresinin uzun olmasının tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyeceği,   Almanya da iflas prosedürünün sonuçsuz kalmasından sonra 3 yıl içerisinde Türkiye de icra takibi yapıldığı, bu sürenin makul bir süre olduğu tespit edildiğinden ( İstanbul 3 Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığının 2020/667 E.sayılı dosyasına sunulan 10/09/2021 tarihli Prof. Dr. ... ve ... tarafından düzenlenen rapor, İstanbul 20 Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığının 2020/225 Esas sayılı dosyasına  Prof. Dr. ... - ...- ... tarafından düzenlenen rapor)  Alman hukukunun ...195,197 sayılı maddelerinin uygulanmasında dahi zamanaşımı süresinin dolmadığı   anlaşıldığından zamanaşımı def'inin reddine karar vermek gerekmiş ve açık yargılamaya devam olunmuştur. Tüm dosya kapsamı ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda; davacının Almanya da mukim ... firmasını yöneticisi davalı ...'nin haksız fiil sorumluluğu nedeniyle uğramış olduğu zararı tazmin talebinde bulunduğu, davalı ...'nin Almanya da mukim şirketin yöneticisi, yetkili ve sorumlusu olduğu, davacı ve diğer yatırımcıların ... 'nin yöneticisinin vermiş olduğu bilgilere güvenerek paralarını bu şirkete yatırdıkları, ancak şirket yöneticilerinin sözleşmeye uygun olmayan şekilde yatırımcıların paralarını sanat eseri temininde kullandığı ve yatırımcılar için risk oluşturduğu, bu hususların Alman Federal Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve  dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı,  ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanununun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu, bu kararın Türk hukuku uyarınca da haksız fiilin ispatı bakımından takdiri delil olacağı, Alman Medeni Kanunu uyarınca da haksız fiilin gerçekleştiği durumda failin zararı karşılamakla yükümlü olduğu, TTK.nun 553.maddesine göre yönetim kurulu üyelerinin kusurları sonucu şirket alacaklılarına, pay sahiplerine, şirkete karşı vermiş oldukları zarardan sorumlulukları bulunduğu,  davalının haksız fiilinden kaynaklanan zararları tazmin edemediği, Alman hukukuna göre kişisel iflasını talep ettiği ve iflas ettiği, tüm malvarlıklarını iflas masasına bildirmediği, Bodrum da taşınmazı bulunduğu,  iflas tasfiyesinin 2014 yılında Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile tamamlandığı, Alman hukukuna göre haksız fiil alacağının borçtan kurtulmaya tabi olmadığı, talep edilebilir bir alacak olduğu,  iflas masasına kaydedilen alacakla ilgili apostil şerhi de almış bulunan belgenin İİK.nun  68.maddesi kapsamında bir belge olmadığı, ancak davacının haksız fiil sonucu uğradığı zararı HMK.nun 199/1 maddesi anlamında ispata yarar belge mahiyetinde olduğu,  davacının  Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin ... numaralı dosyasından düzenlenen belgeye göre haksız fiilden kaynaklanan alacağının 7.916,61 Euro olduğu, kayıt tarihinin de 01/09/2008 tarihi olduğu, davacının bu tarihten itibaren faiz talep ettiği, Alman Medeni Kanununa (... 246 maddesi)  göre haksız fiillerde uygulanması gerekli olan faiz oranının yıllık %4 olması gerektiği,  01/09/2008  tarihinden icra takibinin yapıldığı 20/01/2017 tarihine kadar 8 yıl, 4 ay, 19 günlük sürenin  3019 güne tekabül ettiği,  7.916,61 Euro'ya  %4 oranında 3019 günlük işleyecek faizin 2.626,53 Euro olduğu ( 7.916,61 Euro *%4 = 316,66/360=0,87 *3019= 2.626,53 Euro olduğu anlaşıldığından itirazın kısmen iptaline, takibin 10.543,18 Euro (7.916,61  Euro asıl alacak, 2.626,53 Euro işlemiş faiz) üzerinden devamına, asıl alacak 7.916,61 Euro'ya takip tarihinden itibaren yıllık %4 faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacak haksız fiile dayalı olup yöneticinin sorumluluğuna ilişkin olduğundan ve likit bulunmadığından %20 tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile, ''Davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptaline, takibin 10.543,18 EURO  üzerinden devamına, asıl alacak 7.916,61 EURO'ya takip tarihinden itibaren yıllık %4 faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, %20 tazminat talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece her ne kadar asıl alacağa işlemiş faiz alacağı yönünden Alman hukuku ve takip öncesi faiz yönünden Alman yasal faizi olan %4 uygulanması gerektiğinden bahisle davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de faiz yönünden TBK madde 99 ve 3095 Sayılı Kanunun 4/A maddesi uyarınca faiz uygulanması gerektiğini;Kendileri tarafından takip talebinde belirtilen faiz oranının mevzuata uygun şekilde kamu bankalarınca mevduata fiilen uygulanan faiz olduğunu, Yerel mahkemece de gerekçeli kararda belirtildiği üzere takip tarihinden sonraki dönemde de aynı takip öncesinde kendileri tarafından talep edildiği gibi 3095 sayılı kanunun 4/A maddesi uyarınca faiz işletilmesine hükmedildiğini, Yerel mahkemenin söz konusu kabulü halinde asıl alacağa takip öncesi işlemiş faiz ile takip sonrası işleyecek faizin farklı oranlarda olacağını ve söz konusu durumun hakkaniyete aykırı olacağını beyanla Yerel mahkeme kararının yalnızca takip öncesi işlemiş faiz alacağı yönünden kaldırılması suretiyle davanın dava dilekçesindeki talepler yönünden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece usuli itirazlarının, zamanaşımı itirazlarının hukuken yanlış değerlendirildiğini, müvekkili davalı ile herhangi bir ilgisi bulunmayan işbu davada iddia edilen alacağın dilekçe ekinde sunulan belgelerden anlaşıldığı üzere 2005 yılına ait ticari ilişkiden kaynaklandığının iddia edildiğini, 2005 yılında ortaya çıktığı iddia edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının zararı ve zarar vereni 2005 yılında öğrendiğini belirtmesi sebebi ile davanın zamanaşımı itirazları nedeni ile reddedilmesi gerektiğini, Mahkemenin iflas masasına başvuru tarihini 01.09.2008, iflas tasfiyesinin kapatılma tarihini 06.05.2014 tarihi olarak belirtmesine rağmen bu hususları açıklığa çıkartacak olan iflas dosyası ile ilgili istinabe talepleri dikkate alınmadan davanın kısmen kabul edildiğini, bu durumun, yani iflas süreci ile ilgili işlemlerin dosyada mevcut belgelerden çıkarılamayacağını; Bunun yanında Mahkemenin Alman Federal Mahkemesi tarafından müvekkili davalı hakkında verilen beraat-ortadan kaldırma kararını yok saydığını, zamanaşımı itirazlarını karşılayacak delilleri toplamadan, ceza davasındaki mahkeme bozma kararı değerlendirilmeden, zamanaşımı ile ilgili hesaplamada ceza zamanaşımı değerlendirmesinde hukuki hata yapılarak zamanaşımı itirazlarının yok sayıldığını, bu husus açıkça hukuka ve kanuna aykırı olup, kararın bu açıdan ortadan kaldırılması gerektiğini;Huzurda görülmekte olana davada davacının, dava dışı ....’den alacaklı olduğunu iddia ettiğini, davaya konu iflas kayıt tablosunun dava dışı ...’ye ait bir belge olduğunu, müvekkili davalı ...’nin ortağı olup, davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının, ...'den olduğunu iddia ettiği ancak şirkete yatırıldığı bile ispat edilmeyen bedelleri Alman İflas İdaresinden tahsil etmek yerine hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalıştığını, Mahkemenin Alman İflas İdaresine göre alacaklı olmadığının tespit edilmesi sebebi ile hukuka aykırı olarak Türkiye'de işbu davayı müvekkili aleyhine açmak zaruretinde hissettiğini,  bu sebeple davanın husumet yokluğundan reddedilmesi gerektiğini;Mahkemece Alman mahkemeleri dosyalarının son durumu hakkında gerekli istinabe yapılmadan, bu konuda hiçbir delil toplanmadan, iddia edilen ama müvekkili davacı lehine sonuçlanan tüm olaylar Almanya’da geçmesine, Alman kanunlarına göre işlem görülmesine rağmen bu hususu yeterince değerlendirmeden, yabancı mahkeme kararlarının ve iflas masasının son durumlarını öğrenmek için ve şirket kayıtlarının celbi için istinabe yapılmadan, şirket yöneticisinin sorumlu olup olmadığı yönde hiçbir araştırma yapılmadan, son tahlilde aynı konuda açılmış ve sonuçlanmış \"emsal mahkeme kararları\" ve \"bilirkişi raporları\" dikkate alınmadan  hukuka aykırı olarak karar verildiğini;Bunun yanında dosyadaki belgelerden davacının dava dışı ...’den alacaklı olduğu iddiası ile Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtıkları, mahkeme kararı incelendiğinde davanın ... aleyhine açılmış olduğu ve davalı ... ile ilgili herhangi bir dava açılmadığının açıkça anlaşıldığını, Mahkemenin davacının delilleri arasında sunmuş oldukları Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi iflas tablosunun, iflasa konu şirketin ... ile ilgili olduğunu görmesine rağmen hiçbir araştırma yapmadan hukuka aykırı olarak hüküm tesis ettiğini, davaya dayanak yapılan iflas kayıt belgesinin Türk Kanunlarına göre hukuken herhangi bir geçerliliğinin bulunmadığını;Taraflar arasındaki devam edip sonuçlanan ve dilekçe ekinde bulunan İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/495 Esas 2018/715 Karar sayılı kararında davaya konu belgenin İİK'nın 68. madde bağlamında bir belge olmadığının sabit olduğunu, kararın kesinleştiğini, ayrıca başka hukuki başvuru hakkı varken (tanıma ve tenfiz gibi) işbu başvuruları yapmadan direkt Türkiye’de dava açılmasının hukuken mümkün olmadığını; Tüm delillerin Alman makamları ile ilgili olmasına rağmen Türk Kanunlarının davaya uygulanması ve TTK'nın 553/1. maddesine dayanarak karar verilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bilirkişilerin MÖHUK madde ve hükümlerini değerlendirmeye çalıştığı kısımlara ilişkin itirazlarının dikkate alınmadığını, MÖHUK’da şirket yöneticilerinin haksız fiil sorumluluklarında uygulanacak hukuku gösteren bir hüküm bulunmadığını açıkça belirttiğini, ama buna rağmen herhangi bir hukuki gerekçe göstermeden davanın haksız fiillere uygulanacak genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiğini talihsiz bir şekilde açıkladığını, bu davanın haksız fiil sorumluluğu ile çözülmesinin hukuken mümkün olmadığını, zaten hukuka aykırı olarak haksız fiil sorumluluğu ile çözülmesine karar verilirse dosyada haksız fiilin işlendiğine dair hiçbir delil olmaması sebebi ve müvekkili davalının da davacıya karşı herhangi bir haksız fiil işlemediği göz önüne alınırsa davanın esastan reddedilmesi gerektiğini, Mahkemenin bu hususa ilişkin itirazları dikkate almayarak hatalı bir karara imza attığını; Davacının delillerinden biri olan Hamburg SulhHukuk Mahkemesi iflas tablosunun hukuki niteliğine ilişkin itirazlarının dikkate alınmadığını, bahse konu iflas tablosunun dava dışı...’ye ait bir belge olduğunu, yani iflas sıra cetveline benzer bir belge olduğunu, konu ile ilgili olarak başka bir dosyada alınan bilirkişi raporunda bahsi geçen belgenin İİK'nın 68. maddesinde belirtilen belgelerden olmadığının açıkça belirtildiğini, bahse konu belge incelendiğinde davalının herhangi bir borç ikrarı olmadığının anlaşılacağını, kaldı ki dava dışı şirkete ait olan iflas sıra cetveli ile müvekkili davalının haksız fiil işlediğini iddia etmenin hukuken mümkün olmadığını, bilirkişiler davaya delil olarak gösterilen belgenin iflas hukukunu ilgilendiren bir belge olduğunu belirtmesine rağmen davanın iflas hukuku ile çözümüne ilişkin hiçbir görüş sunmadıklarını, iflas sürecinin ülkeselliği ilkesi hakkında ve dava dışı şirketin Almanya'da iflas sürecinin devam etmesinin işbu davanın Türkiye'de açılmasını ve devamını engellediği hususuna ilişkin itirazlarının  değerlendirilmediğini;İflas davalarının sadece açıldığı ülke açısından sonuç doğurduğunu, iflas hukukunda alacaklı olduğu iddia edilen kişiler arasında eşitlik ilkesinin mevcut olduğunu, iflas masasına kayıt edildikten sonra alacaklı olduğunu iddia eden kişilerin eşit durumda olduğunu, kaldı ki davaya konu belgeler arasında tanınmış veya tenfiz edilmiş iflas kararı bulunmadığını, bilirkişinin iflas süreci devam eden bir şirket ve yöneticisi hakkında açılacak davaların Alman iflas kanununa göre nasıl ilerleyeceği hakkında hiçbir görüş bildirmediğini, iflas süreci kamu düzeni ile ilgili olup, iflasın ülkesellik ilkesi gereğince Türkiye’de yargılama yapılamaması resen gözetilmeliyken bu hususa hiç değinilmediğini;Bilirkişinin zamanaşımına ilişkin görüşleri hakkında itirazların dikkate alınmadığını, bilirkişinin Alman Medeni Kanununda haksız fiil zamanaşımının 3 yıl olduğunu belirttiğini, bunun yanında ise iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar bakımından zamanaşımının 30 sene olduğunu belirttiğini, ancak zamanaşımı hükümlerini gösteren kanun maddelerinin Alman-Türk tercümelerini göstermekten kaçındıklarını, bununla beraber bilirkişilerin işbu davanın haksız fiil hükümlerine göre çözülmesi gerektiğini belirtmesine rağmen iş zamanaşımı itirazlarına gelince uyuşmazlığın iflas hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğini belirttiğini, 2008 yılında iflas masasına kaydedilen dava dışı şirket borcunun haksız fiil hükümleri uyarınca zamanaşımına uğradığını, bilirkişilerin zamanaşımına ilişkin görüşlerine karşı itirazlarının hukuken yok sayıldığını;Müvekkilinin borçlu olmadığı dava konusu bedel ile ilgili davalıya herhangi bir tebliğ yapılmaması, temerrüde düşürülmemesi dikkate alınmadan davalı aleyhine faiz hükmedilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin işbu davanın dava konusu aynı, davacısı farklı olan diğer dosyalarda verilen emsal kararları ve alınan bilirkişi raporlarını yok saydığını Alman icra iflas hukukunda uzman bir bilirkişi heyetinden rapor almadan hukuka aykırı olarak hüküm tesis ettiğini beyanla kararın kaldırılarak, zamanaşımı itirazı doğrultusunda davanın usulden reddine, aksi takdirde davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalının Almanya'da iki ortaklı olarak kurmuş olduğu şirkete yatırımcı aradığını, yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacını ve hedefini yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olarak açıkladığını, kendisinin de içerisinde bulunduğu yatırımcılar tarafından bu amaca yönelik olarak şirkete para yatırıldığını, tahvil alındığını ancak davalının yatırılan paraları söz konusu amacın dışında kullandığını, bu nedenle Almanya'da hakkında dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiğini, yine Almanya'da hakkında iflas kararı verildiğini, kendisinin bu davaya konu alacağını iflas masasına kaydettirdiğini, davalının Bodrum/Muğla'da bir taşınmazının olduğunu ve söz konusu taşınmazı iflas masasına bildirmeyerek alacaklılardan mal kaçırdığını, alacağın davalıdan tahsilini sağlamak üzere icra takibi başlatıldığını ve davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf, Mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davada iddia edilen alacağın dava dışı şirketle ilgili olduğunu, davacının alacağını ispata yarar bir delil sunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; Mahkeme tarafından asıl alacağa takip öncesinde 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca faiz işletilmesi gerekirken Alman Medeni Kanunu'nda öngörülen %4 oranında faiz işletilmesinin hatalı olduğu, takip öncesi ve sonrası işletilecek faizler arasında çelişki oluşturulduğu ve bu nedenle davanın kısmen reddinin hatalı olduğu, kararın takip öncesi işlemiş faiz yönünden kaldırılması gerektiğine ilişkindir.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacının ...’den alacaklı olduğunu iddia etmesi  ve sunulan iflas belgesinin de bu şirket ile ilgili olması karşısında davalıya husumet yöneltilemeyeceği, bilirkişiler ve Mahkemece zamanaşımı itirazlarının yanlış değerlendirildiği, bu davaya TTK madde 553 ve haksız fiil hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, davalı tarafından davacıya karşı işlenmiş herhangi bir haksız fiil olmadığı, Mahkemece Almanya'daki iflas süreci ve diğer yargılamaların neticesi bakımından istinabe yapılmadan, eksik araştırma ile hüküm kurulduğu, davalı hakkında Alman Federal Mahkemesince verilen beraat kararının dikkate alınmadığı, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi iflas tablosunda iflasa konu şirket ... olmasına rağmen Mahkemece bu hususun nazara alınmadığı, davacı tarafından Almanya'da dava dışı şirkete karşı dava açılmışken davalıya karşı herhangi bir davanın açılmadığı, davacının alacağını ispat için sunduğu iflas masasına kayıt belgesinin İİK anlamında kabul edilebilir bir belge olmadığı, davacı tarafından dava dışı ...'ye yapılan herhangi bir ödemenin ispatlanamadığı, Almanya'da yürütülen iflas prosedürü sonucu kimlere ne kadar ödeme yapıldığının ortaya konmadığı, iflas sürecinin ülkeselliği ilkesi hakkındaki itirazların Mahkemece değerlendirilmediği, davalıya herhangi bir temerrüt ihtarnamesi tebliğ edilmemiş olmasına rağmen faize hükmedilmesinin hatalı olduğu, farklı kişiler tarafından davalı aleyhine açılmış davalarda birbirinden farklı bilirkişi raporları düzenlendiği ve farklı kararlar verildiği, Mahkemece emsal bilirkişi raporları ile mahkeme kararlarının dikkate alınmamasının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.Davalının istinaf başvurusunun incelenmesi; Dava ve takip konusu alacağın dayanağını; davalının, davacının da içerisinde bulunduğu yatırımcılardan kurmuş olduğu şirket bünyesinde yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yaparak kar sağlamak amacıyla para toplamak ve şirket için toplanan paraları başka amaçlarla kullanmak şeklinde gerçekleştirdiği haksız fiil oluşturmaktadır.Haksız fiili gerçekleştiren kişi davalı olduğundan, bu fiil neticesinde oluşan zarar da davalıdan talep edilmektedir. Davacının alacağını ispat için sunduğu Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen ve apostille şerhi içeren iflas tablosu, dava dışı ...'nin değil davalının iflası nedeniyle düzenlenmiş bir belgedir. Dolayısıyla davalının, husumetin dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiğine ilişkin istinaf sebebi haksızdır. Hamburg Federal Mahkemesi'nin davalının dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına dair kararı Hamburg Eyalet Mahkemesi tarafından zararın niteliği araştırılmak, bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmak üzere kaldırılmıştır. Bu itibarla davalının, yatırımcıları para toplama amacı konusunda yanılttığı, aldattığı ve topladığı paraları şirketin vadettiği amacından başka amaçlar için kullandığı, yani işlemiş olduğu haksız fiil sabittir. Davalının bu haksız fiil neticesinde ceza alıp almamasının da sonuca etkisi bulunmamaktadır.Davada, davacı yabancı olup dava konusu haksız fiil iddiası da Almanya'da gerçekleştiğinden yabancılık unsuru bulunmaktadır. Bu nedenle davada uygulanacak hukuk 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca belirlenmelidir. MÖHUK madde 34 fıkra 1, 2 ve 3 uyarınca haksız fiilin işlendiği ülkenin Almanya olması, zararın Almanya'da meydana gelmesi ve haksız fiilden doğan borcun daha sıkı ilişkili olduğu ülkenin Almanya olması sebebiyle bu davada Alman Hukuku'nun haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekir. Alman Medeni Kanunu’nun 823. maddesi: “Kasıtlı olarak veya ihmalle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını, özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlal eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür” şeklinde düzenlenmiştir. MÖHUK madde 8 gereği zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. Alman Borçlar Kanunu'nda haksız fiile ilişkin genel zamananaşımı süresi 3 yıl olarak kabul edilmişse de, iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar için bir istisna getirilerek bu süre 30 yıla çıkarılmıştır. Davacının alacağı, davalının iflas davasının görüldüğü Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen ... sayılı iflas tablosunda 172 seri numarası ile kayıtlı olduğundan 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup bu süre takip ve dava tarihi itibariyle geçmemiştir. Bu sebeplerle davalının zamanaşımının dolduğuna yönelik istinaf sebebi haksız bulunmuştur.  Davacı tarafından takip ve dava konusu edilen alacak davalının iflas masasına kaydedilmiş ve kesinleşen iflas tablosunda bu alacağa yer verilmiştir. Her ne kadar davalı taraf bu belgenin İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığını ve Türkiye'de bir geçerliliğinin bulunmadığını, iflas davalarının sadece açıldığı ülke açısından sonuç doğurduğunu, Alman iflas kararının Türk Hukukunda tanımlı iflas ile eşdeğer olmadığını, kaldı ki davaya konu belgeler arasında tanınmış veya tenfiz edilmiş iflas kararı da bulunmadığını  iddia etmiş ise de, bu dava icra takibine itirazın geçici olarak kaldırılması talebi ile İcra Hukuk Mahkemesinde açılmış bir dava olmayıp, itirazın kesin olarak iptali için genel mahkemede açılmış bir alacak davasıdır. Davacı bu davayı, salt davalının Almanya'da iflas etmiş olması sebebiyle iflas masasınca düzenlenen kayıt belgesine dayanarak açmamış, davalının haksız fiili nedeniyle alacaklı olduğunu iddia ederek açtığı davada iflas tablosunu alacağının ispatı minvalinde bir belge olarak sunmuştur. Bir başka anlatımla bu dava Almanya'daki iflas süreci ile ilgili açılmış bir dava olmayıp, bağımsız bir alacak davasıdır. Dolayısıyla davacının, miktarı itibariyle alacağını yazılı delil ile ispatlaması yeterli olup Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen ve apostille şerhi içeren iflas tablosu HMK'nın 224. maddesi uyarınca resmi belge sayıldığından alacağı ispat etmektedir. Bu itibarla Mahkemece söz konusu belgenin alacağın ispatı hususunda delil olarak kabul edilmesi isabetli olup davalı tarafın aksi yöndeki istinaf sebepleri haksızdır.Davalı tarafından kendisine karşı açılmış başka davalarda bilirkişiler tarafından düzenlenen ve farklı tespitler içeren raporlar olduğu iddia edilmişse de,  bilirkişi raporlarının kesin delil niteliği bulunmayıp, davalı aleyhine açılmış farklı dosyalarda düzenlenen bilirkişi raporlarının bu dosya yönünden bir bağlayıcılığı bulunmadığı ve Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı için raporlar arası çelişkiden de bahsedilemeyeceğinden davalının aksi yöndeki istinaf sebebi haksız bulunmuştur.Davalı tarafından takipten önce temerrüde düşürülmediğinden bahisle faize hükmedilmesinin hatalı olduğu iddia edilmiş ise de, takip ve dava konusu alacak haksız fiilden kaynaklandığı ve Alman Borçlar Kanunu'nun 849. maddesinde bu alacaklar için zarar görenin, zararın meydana geldiği tarihten itibaren faiz talep edebileceği kabul edilmiş olduğundan davalının ayrıca bir ihtarname ile temerrüde düşürülmesine gerek olmayıp davalının bu istinaf sebebi ve sonuç olarak istinaf başvurusu tümü ile haksız bulunmuştur.Davacının istinaf başvurusunun incelenmesi;Davacı taraf takip talebinde asıl alacağa Kamu Bankalarınca bir yıl vadeli Euro mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizinin (3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi) işletilmesini talep etmiştir. Davalının istinaf sebeplerinin incelenmesi sırasında açıklandığı üzere, davada yabancılık unsuru bulunduğu ve MÖHUK madde 34 gereği uyuşmazlığın çözümünde Alman Hukukunun uygulanması gerektiğinden talep edilen alacağa işletilecek faizin Alman Hukukuna göre belirlenmesi gerekir. Alman Borçlar Kanunu'nun 246. maddesinde faiz oranı %4 olarak belirlenmiştir. Mahkemece, talep edebilecek en yüksek faiz oranı olan Alman yasal faizine yani %4 oranında faize hükmedilmesi mümkün olup ancak davacının talep ettiği 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesinde düzenlenen faiz oranının %4'ün altına düşmesi halinde talepten fazlasına hükmedilemeyeceğinden bu faiz oranının uygulanması gerekir. Bu nedenle Mahkemece takip sonrası işleyecek faiz yönünden 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesinde öngörülen faiz oranını geçmemek üzere %4 oranında faiz işletilmesine karar verilmemesi ve yine takip tarihine kadar 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesinde öngörülen faiz oranının, zaman zaman %4'ün altına düştüğü gözetilerek hesaplamanın buna göre yapılmaması (2010 yılı sonu 2011 yılı başı) hatalı olmuşsa da, davacı tarafından takip sonrası hükmedilen faiz oranı istinaf sebebi yapılmadığı, yine takip öncesi işlemiş faizin miktarına ilişkin davalı tarafça bir istinaf sebebi ileri sürülmediği ve davacının istinaf başvurusu kendisi aleyhine değerlendirilemeyeceğinden Dairemizce bu husus kararın kaldırma sebebi yapılmamış, davacının takip öncesi işlemiş faiz yönünden ileri sürdüğü istinaf başvurusu haksız bulunmuştur.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, tarafların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 3.383,44 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 845,86 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.537,58‬ TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8c92bc56207aa54a","SID":"6727822479f13fc4"}}