{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/1286 <br>KARAR NO\t\t: 2024/2154<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 08.05.2024<br>NUMARASI\t\t: 2022/849 Esas 2024/374 Karar\t<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat <br>KARAR TARİHİ\t: 18.12.2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 18.12.2024<br><br>\tİzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.05.2024 tarih 2022/849 Esas 2024/374 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA : Davacı vekili, davacıya ait tapuda ... Ada ... Parselde kayıtlı ... Mah. .../... Sok. ... Sitesi Sit. No: ... / ... ve ... ... / ...'de kain iş yerlerinin tam hissesine sahip olup taşınmazın DASK tarafından 59787414 ve 59787126 poliçe numaralarıyla zorunlu deprem sigortası kapsamında garanti altına alındığını, 30/10/2020 depreminden sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca davacıya ait taşınmaz hakkında \"az hasarlı\" tespiti yapıdığını, bu tespitin ise gözleme dayalı yapıldığından gerçeği yansıtmadığını, bu minvalde davacı tarafça yapılan araştırmalar neticesinde binanın yeniden deprem yönetmeliğine uygun olarak güçlendirilebilmesi sebebiyle yeniden yapım maliyetine yakın bir masrafın gerektiğinin tespit edildiğini, ağır hasarlı hâle gelen ve güçlendirilmesinin ekonomik olmayacağının tespiti yapılan bu binanın bina maliklerince güvenle kullanılamayacağını, binadan karot örnekleri aldırılarak, inceleme yaptırıldığını ve bu inceleme neticesinde binanın riskli bir bina olduğunu, davacının dava açılmadan önce DASK'a başvuru yaptığını, davacıya yapılan ödemenin zarar ve ziyani karşılamadığını, deprem sonrasında meydana gelen hasarların sigorta bedeline kadar DASK tarafından teminat altına alındığını, davacının poliçe numarası ile sigortalatmış olduğu iş yerlerinin depremlerde hasar görmesi sonrasında davalının sigortalı davacıya kısmi ödeme yapmış olmasının, kurumun poliçenin tanzimi tarihinde binanın hasarsız durumda olduğunu kabul ettiğinin bir göstergesi olduğunu, yıkılarak tam zayi hâline gelmiş taşınmazların gerçek zarar ilkesi doğrultusunda \"yeniden yapım maliyetinin\" hesaplanması gerektiğini, bu sebeplerle öncelikle davanın belirsiz alacak davası olarak kabulüne, davacının afetzede olduğu değerlendirilerek adli yardım taleplerinin kabulüne, rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren işletilecek ticari faizi ile birlikte  59787414 ve 59787126 poliçe numaralı taşınmazlar için 100,00.'er TL olmak üzere toplam 200,00. TL sigorta tazminatlarının davacıya ayrı ayrı ödenmesine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\tDavacı vekilinin 08.03.2024 tarihli talep arttırım dilekçesi ile, dava konusu olan 59787126 poliçe numaralı taşınmaz için 100,00 TL olarak talep ettiği alacağını 82.484,41 TL arttırarak 82.584,41 TL'ye, 59787414 poliçe numaralı taşınmaz için 100,00 TL olarak talep ettiği alacağını 69.811,91 TL arttırarak 69.911,91 TL'ye çıkarmıştır. <br>\tCEVAP : Davalı vekili, davaya konu taleplerin belirsiz alacak olarak ileri sürülemeyeceğini, davanın usulden reddi gerektiğini, husumete ilişkin itirazları olarak rehinli alacaklının Türk Medeni Kanunu’nun 879. maddesi uyarınca bu konuda açık ve yazılı muvafakat vermesi gerektiğini, davacının konu ticarethanelerin brüt yüzölçümü, yapı tarzı, adresi, geçmiş depremlerde hasar durumuna ilişkin beyan yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığı hususunun araştırılması gerektiğini, ZDS Genel Şartlarında belirtilen yükümlülüklerin bilakis poliçede yer alan teminatları ve davalı kurumun sorumluluğunu etkilediğini, davaya cevap verilebilmesi için öncelikle HMK 121.madde gereği delillerin davalı tarafa tebliğinin gerektiğini, esasa yönelik olarak davalı kurumun sorumlu olduğu tutarlara ilişkin tanzim edilen eksper raporları doğrultusunda dava öncesinde hasar tespitlerinin yapılmış olup, bu doğrultuda ödemelerin gerçekleştirildiğini, davalı kurumun davacının taleplerine başkaca sorumluluğunun bulunmadığını, davayı kabul etmemekle birlikte, davacının zararının hasar tarihinde yürürlükte olan yasal mevzuata göre tamamen karşılandığını, binanın yapısal sorunları ve mevcut yönetmeliklere uymaması nedeniyle ortaya çıkan hasarların deprem kaynaklı olmadığını, yapısal hasarların ve 6306 sayılı kanun kapsamında yıkım kararı verilmesinin zorunlu deprem sigortası kapsamında olmadığından dolayı davalı kurumun herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, binanın yapısal durumu da dikkate alınarak yeni mevzuat gereği afet/kentsel dönüşüm kapsamına alınarak verilmiş tahliye/yıkım kararı sonucu oluşan zarar ile deprem sonucu doğrudan meydana gelen hasarlar arasında nedensellik ilişkisinin olmadığını, dava kurum tarafından tespiti sağlanan ekspertiz raporunda belirtilen ve binada hafif hasar kapsamında değerlendirilebilecek hasarların deprem nedeniyle oluştuğu ve davalı kurum tarafından ekspertiz raporu çerçevesinde belirlenen hasar tespit tutarının hasarın büyüklüğü ile orantılı ve uygun olduğunun açık olduğunu, davalı kurumun herhangi bir sorumluluğu kalmadığını, davacının talebine ilişkin sigorta kapsamı ve teminat dışı kaldığı hallerin mevcut olup olmadığının araştırılması, bu hallerin mevcut olması halinde davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının iddia ve taleplerinin incelenmesi, ihtilaf bakımından sağlıklı yargılamanın yapılabilmesi için bilirkişi heyetinin oluşturularak heyette jeoloji mühendisi, inşaat mühendisi ve sigorta eksperlerine yer verilmesi ve yine söz konusu dairede keşif de yapılmak suretiyle rapor alınması gerektiğini, anılan itirazlar saklı kalmakla birlikte, davalı kurum aleyhine tazminat hesaplaması yoluna gidilmesi durumunda dahi, sigortalanan meskenin doğru brüt yüzölçümünün ve yapı tarzının vb.hususların tespitinin yapılması gerektiğini, bu doğrultuda eksik/aşkın sigorta hükümlerinin uygulanarak sigorta bedelinin hesaplanması gerektiğini, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yayınlanan bina aşınma payı oranının sigorta bedeli üzerinden muafiyet uygulandıktan sonra tenzil edilmesi gerektiğini, ayrıca ZDS Genel Şartları'nın B.3-1 maddesindeki ilkeler doğrultusunda, zararın meydana geldiği tarihteki serbest piyasa rayiç birim fiyatlarına göre hasar bedelinin (davacıya ait konutun yeniden yapım maliyetinin) belirlenmesi gerektiğini, sigortalının kasti olarak beyan yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle davalı kurumun herhangi bir sorumluluğu bulunmadığına ilişkin itirazları saklı kalmakla birlikte; mahkemece aksi kanaatte bulunması durumunda dahi sigortalının doğru beyan yükümlülüğüne aykırılıktan dolayı Türk Ticaret Kanununun 1439. maddesinin 2. fıkrası gereğince tazminattan en az %50 oranında indirim yapılması gerektiğini, depremden kaynaklı zararlar için davalı kuruma usulüne uygun herhangi bir ihbarda bulunulmadığı için davalı kurumun temerrüde düşmediğini ve davacının faiz isteme hakkının doğmadığını, davalı kurumun ve gelirlerinin her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının  ... Ada ... Parselde kayıtlı ... Mah. .../... Sok. ... Sitesi Sit. No: ... / ... ve ...Bayraklı/İzmir'de kain iş yerlerinin tam hissesine sahip olup taşınmazın DASK tarafından 59787414 ve 59787126 poliçe numaralarıyla zorunlu deprem sigortası kapsamında garanti altına alındığı, ilimizde meydana gelen 30/10/2020 tarihindeki deprem nedeni ile işyerlerinin hasar alması nedeni ile davacının zararının karşılanmasını talep ettiği, mahkemece 12/04/2023 tarihli ara kararı gereği 19/04/2023 tarihinde inşaat mühendisi, jeoloji (deprem) uzmanı refakatinde keşif yapıldığı, dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edildiği, inşaat mühendisi, jeoloji mühendisi ve sigortacı tarafından hazırlanan 22/09/2023 tarihli raporda deprem ile işyerlerinde meydana gelen zarar arasında illiyet bağının bulunduğunun tespit edildiği, davaya konu taşınmazların bulunduğu betonarme binanın 1994 yılında ruhsatlandırıldığı, binanın depremin gerçekleştiği tarih itibariyle 26 yaşında olduğu ve bu tarih dikkate alındığında yapının ekonomik ömrünü tamamlamadığı, riskli bina incelemesi raporu ile yapının riskli yapı olduğunun tespit edildiği, depremin gerçekleştiği 2020 yılı itibariyle davaya konu 29 numaralı bağımsız bölümün yeniden yapım maliyetinin 280.000,00 TL, davaya konu 30 numaralı bağımsız bölümün yeniden yapım maliyetinin 217.000,00 TL olduğu, davaya konu bağımsız bölümlerin zorunlu deprem sigortası poliçesi ile sigortalandığı ve hasarın poliçe vadeleri içinde gerçekleştiğinin rapor kapsamında belirtildiği, bu hali ile mahkemece deprem nedeni ile davacının işyerinin hasarlandığı ve davacının davasının açmakta hukuki yararının bulunduğunun kabul edildiği, ilgili işyerlerinin DASK tarafından 59787414 ve 59787126 poliçe numaralarıyla zorunlu deprem sigortası kapsamında garanti altına alındığı, poliçeler incelendiğinde; 8.07.2020 Tarih 59787126 numaralı zorunlu deprem sigortası poliçesinin .../... Sokak, ... Sitesi No:... adresinde bulunan ... Mahallesi, ... ada ... parselde kayıtlı 80,00 m2 alana sahip ticarethane için düzenlendiği, 90.720,00.-TL sigorta bedeli üzerinden teminat kapsamına alındığı, DASK tarafından dava öncesinde davacıya bu taşınmaz nedeni ile  6.321,19 TL tazminat ödendiği, 28.09.2020 Tarih 59787414 numaralı zorunlu deprem sigortası poliçesinin .../... Sokak, ... Sitesi No:... adresinde bulunan ... Mahallesi, ... ada ... parselde kayıtlı 68,00 m2 alana sahip ticarethane için düzenlendiği, 77.112,00.-TL sigorta bedeli üzerinden teminat kapsamına alındığı, DASK tarafından dava öncesinde davacıya bu taşınmaz nedeni olan 5.657,85 TL tazminat ödediğinin anlaşıldığı, Mahkemece taraf itirazlarının karşılar mahiyette alınan 01/02/2024 havale tarihli ek raporda ödenen tazminatların karıştırılması nedeni ile 27/11/2023 tarihli ek rapordaki çelişkinin giderildiğinin belirtildiği, her ne kadar davalı vekili tarafından bina aşınma payı indirildikten sonra değerlendirme yapılması gerektiğine yönelik itiraz mevcut ise de; İzmir BAM 20 Hukuk Dairesi'nin 25/01/2024 tarih 2023/1407E- 2024/123K.sayılı ilamı ile belirtildiği şekli ile \"......, heyet raporuna göre taşınmazın yeniden yapı maliyetinin deprem tarihine göre hesaplandığı, tespit edilen bedele %25 yıpranma payı uygulansa dahi tespit edilecek zararın poliçe limitinin üstünde kaldığı, yani limitin zararı karşılamaya yetmediği, hasar için poliçe gereğince teminat limitine % 2 tenzili muafiyet uygulanması ve davalının davadan önce yaptığı ödemelerin mahsubu neticesinde kalan limitin zararı karşılamaya yetmediği anlaşılmakla poliçe limitinin bakiye kısmının davalıdan tahsiline yönelik davanın kabulüne dair karar doğru olmuş\" şeklindeki ilamı nazara alındığında, bina aşınma payının uygulanması halinde dahi poliçe limitleri nazara alındığında kalan limitlerin poliçe dahilinde kaldığı ve tüm zararı karşılamadığı anlaşılmakla, bu hali ile davacının değer arttırım dilekçesi nazara alınarak dava açmasında hukuki yararının bulunduğu değerlendirilerek davanın kabulü ile,  59787126 poliçe numarası için 82.584,41 TL maddi tazminatın kısmi ödeme ve temerrüt tarihi olan 07/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 59787414 poliçe numarası için 69.911,91 TL maddi tazminatın kısmi ödeme ve temerrüt tarihi olan 07/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili, davacı vekili tarafından ileri sürülmüş olan ve iddia niteliğindeki alacak kalemlerinin işbu Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları’nın “Zaman Aşımı” başlıklı C.7 maddesi gereğince zamanaşımına uğradığından dolayı davanın reddine karar verilmesi gerekmekteyken davalı kurum aleyhine hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, binanın yapısal sorunları ve mevcut yönetmeliklere uymaması nedeniyle ortaya çıkan hasarların deprem kaynaklı olmadığını, yapısal hasarların ve 6306 Sayılı Kanun kapsamında yıkım kararı verilmesi zorunlu deprem sigortası kapsamında olmadığından dolayı davalı korumun herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, ayrıca davalı kurumca yapılan ödemeye esas alınan ekspertiz raporuna ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın davaya konu meskenin bulunduğu binanın riskli olduğunun kabulüyle davalı kurum aleyhine tazminat hesaplaması yoluna gidilmesinin de hatalı olduğunu, davaya konu bina deprem hasarı görmemiş olsaydı da ilgili kamu kurumlarına müracaat edilmesi halinde binayı depreme dayanıklı duruma getirmek için yine yıkım kararının verileceğini, dolayısıyla mevcut yıkım kararı ile meydana gelen deprem arasında bir nedensellik ilişkisi olmadığı açık olduğunu, binanın kendi kusur ve özellikleri nedeniyle zaman oluşan hasarların teminat kapsamı dışında olduğunu,  Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 30.10.2020 tarihli depreme ilişkin \"hafif hasar\" tespitinde bulunulduğundan dolayı tam hasar bedeli üzerinden davalı kurum aleyhine hüküm kurulmasının usul, esas ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, davacı tarafından söz konusu yapının yıkılmasına bağlı olarak ZDS poliçesi kapsamında sigorta bedeli ödenmesi talebi ile davalı  kuruma ihbarda bulunulduğunu, davalı kurum tarafından tespiti sağlanan ekspertiz raporunda belirtilen ve binada hafif hasar kapsamında değerlendirilebilecek hasarların deprem nedeniyle oluştuğunu ve davalı kurum tarafından ekspertiz raporu çerçevesinde belirlenen ve hak sahibine ödenen hasar tespit tutarlarının hasarın büyüklüğü ile orantılı ve uygun olduğunun açık olduğunu, mevcut deprem hasarlarının onarılarak giderilmesi dışındaki müdahalelerin ZDS kapsamında bulunmadığını, davacının konu meskenin brüt yüzölçümü, yapı tarzı, adresi, geçmiş depremlerde hasar durumuna ilişkin beyan yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığı hususunun araştırılması gerektiğini, belirli bir deprem hadisesine bağlı olmaksızın binanın kendi kusur ve özellikleri nedeniyle zamanla oluşan zararların davalı kurumun sorumluluğunda olmadığını, davacının ve davalı kurumun iddia, talep ve itirazlarının incelenmesi, ihtilaf bakımından sağlıklı yargılamanın yapılabilmesi için, bilirkişi heyetinin oluşturularak heyette jeoloji mühendisi, inşaat mühendisi ve sigorta eksperlerine yer verilmesi suretiyle denetime elverişli yeni rapor alınması gerekmekteyken eksik inceleme davalı kurum aleyhine hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, kesinlikle davayı kabul anlamına gelmemek ve yukarıdaki itirazları saklı kalmakla birlikte davaya konu meskenin yeniden yapım maliyetinin deprem tarihindeki veriler esas alınarak hesaplanması gerekmekteyken meskenin yapı sınıfına ilişkin değerlendirme yapılmaksızın, varsayımsal hesaplama ile hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, dava dilekçesinde davacının \"denkleştirici adalet ilkesi\" bağlamında herhangi bir talebi bulunmamasına rağmen hükme esas alınan bilirkişi tarafından talebi aşar nitelikte olacak şekilde hüküm kurulmasının da hatalı olduğunu, davalı kurum aleyhine tazminat hesaplaması yoluna gidilmesi durumunda dahi, sigortalanan meskenin doğru brüt yüzölçümünün tespitinin yapılması gerektiğini, mahkemece davaya konu poliçe ile hükme esas alınan bilirkişi raporu arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve denetime elverişli yeni heyet raporu temin edilmesi gerektiğini, sigortalının kasti olarak beyan yükümlülüğüne aykırı davranışları nedeniyle davalı kurumun herhangi bir sorumluluğu bulunmadığına ilişkin itirazları saklı kalmakla birlikte; Mahkemece aksi kanaatte bulunması durumunda dahi beyan yükümlülüğüne aykırılıktan dolayı tazminattan en az %50 oranında indirim yapılması gerektiğini, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yayınlanan bina aşınma payı oranının sigorta bedeli üzerinden muafiyet uygulandıktan sonra tenzil edilmesi gerektiğini, davalı kurum temerrüde düşmediğinden dolayı davalı korum aleyhine faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davalı kurumun tüzel kişiliğini haiz olup tacir niteliği taşımadığı gibi ticari işletme de olmadığını, davalı kurum aleyhine avans faize hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, aleyhe faize hükmedilmesi halinde yasal faize hükmedilmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tGEREKÇE : Dava, DASK poliçesi kapsamında hasar tazminatının tahsili  istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\t6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu gereğince, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamındaki bağımsız bölümler, tapuya kayıtlı ve özel mülkiyete tabi taşınmazlar üzerinde mesken olarak inşa edilmiş binalar, bu binalar içinde yer alan ve ticarethane, büro ve benzeri amaçlarla kullanılan bağımsız bölümler ile doğal afetler nedeniyle devlet tarafından yaptırılan veya verilen kredi ile yapılan meskenler Zorunlu Deprem Sigortasına tabidir.  Bu sigorta ile, depremin doğrudan neden olduğu maddi zararlar ile deprem sonucu meydana gelen yangın, infilak, dev dalga (tsunami) veya yer kaymasının sigortalı binalarda neden olacağı hasarlar (temeller, ana duvarlar, bağımsız bölümleri ayıran ortak duvarlar, bahçe duvarları, istinat duvarları, tavan ve tabanlar, merdivenler, asansörler, sahanlıklar, koridorlar, çatılar, bacalar ve yapının benzer nitelikteki tamamlayıcı kısımlarında meydana gelenler de dahil olmak üzere), sigorta bedeline kadar Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) tarafından teminat altına alınmıştır.<br>\tDavalı yanca her ne kadar davanın zamanaşımına uğradığından dolayı davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, davalı tarafın davaya cevaplarında, zamanaşımı def'inde bulunmadığı gibi dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak belirtilmiş olmakla, (HGK 05.05.2010 gün 2010/8-231 E. 255 K. Sayılı ilamı) gerek dava açılan miktar gerekse ıslah edilen tutar yönünden davanın zamanaşımına uğradığına yönelik istinaf sebebi yerinde değildir. <br>\tZDS Genel Şartları'nın sigorta kapsamı dışında kalan binaları düzenleyen A.2. maddesi gereğince taşıyıcı sistemi olumsuz yönde etkileyecek şekilde tadil edildiği veya zayıflatıldığı tespit edilen binalar, taşıyıcı sistemi olumsuz yönde etkileyecek şekilde ilgili mevzuata ve projeye aykırı olarak inşa edilen binalar ile yetkili kamu kurumları tarafından yıkılmasına karar verilen binaların poliçe teminatı kapsamı dışında olduğu belirtilmiştir.<br>\tYine ZDS Genel Şartları'nın tazminat hesabını düzenleyen B.3.1.maddesinde sigorta tazminatının hesabında, tam veya kısmi hasar olmasına bakılmaksızın, rizikonun gerçekleştiği yer ve tarihte, benzer yapı özellikleri göz önünde bulundurularak, binanın piyasa rayiçlerine göre hesaplanan yeniden yapım maliyeti esas alınacağı, ancak sigorta tazminatının hiçbir durumda sigorta bedelinden fazla olamayacağı, A.6. maddesinde ise her bir hasarda sigorta bedelinin % 2'si oranında tenzili muafiyet uygulanacağı ifade edilmiştir.<br>\tPoliçe kapsamında deprem nedeni oluşar hasar dolayısı ile DASK'ın sorumluluğu cihetine gidilmesi için  alanında uzman inşaat mühendisi, jeoloji mühendisi, sigorta hukuku alanında uzman bilirkişilerin yer aldığı bilirkişi kurulundan dava konusu taşınmazda meydana gelen zararın dava konusu yapının yapım eksikliğinden mi yoksa deprem nedeniyle mi meydana geldiğinin tespit edilmesi gerekir. ( Yargıtay 17. HD'nin 08.06.2020 tarih ve  2018/2465 E. - 2020/3243 K. )<br>\tHasar ve buna bağlı tazminat bedelinin belirlenmesi özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden sigorta eksperi tarafından zararın belirlenerek hükme esas alınması mümkün değildir.(Yargıtay 4. HD'nin 28/03/2022 tarih ve 2021/17713 E.  2022/5999 K.)<br>\tZarar sigortalarının (mal ve sorumluluk sigortaları) amacı, rizikonun gerçekleşmesi hâlinde sigortalının maruz kaldığı veya kalacağı zararın tam olarak tazminini sağlamaktan ibarettir. Özellikle mal sigortalarında rizikonun gerçekleşmesi üzerine sigortalının alacağı tazminatın gerçek zararla sınırlı olması ve sigortalının hiçbir surette maruz kaldığı olay dolayısıyla haksız zenginleşme imkânına kavuşmaması gerekmektedir.  Zenginleşme yasağı olarak ifade edilen bu durum sayesinde sigorta sözleşmesi kazanç aracı olmaktan uzaklaşacaktır. Zenginleşme yasağının sonucu olarak sigorta tam sigorta olarak yapılmalı; sigorta bedeli sigorta değerine eşit olmalıdır. Sigorta bedeli taraflarca kararlaştırılan, sigorta poliçesinde gösterilen ve rizikonun gerçekleşmesi hâlinde sigortacının ödeyeceği azami miktarı ifade eder. Sigorta değeri ise sigorta edilen menfaatin tam (rayiç ekonomik) değerini ifade eden bir kavramdır. Sigorta edilen menfaatin tam değeri ise rizikonun gerçekleştiği andaki değere karşılık gelmektedir. Sigorta sözleşmesi yapılırken sigorta değeri, sigorta bedelinin tespitine esas teşkil eder. <br>\tBaşka bir deyişle zarar sigortalarında geçerli olan zenginleşme yasağı gereğince sigortacı sadece rizikonun gerçekleşmesi ile ortaya çıkan zararı ödemekle yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigorta sözleşmesi düzenlenirken genellikle sigorta ettirdiği malın değerini serbestçe tayin ettiği için rizikonun gerçekleşmesi hâlinde sigortalı malın gerçek kıymeti (sigorta değeri) sözleşmede yazılı olan meblağa (sigorta bedeli) eşit olmayabilir. Şayet sigorta bedeli, sigorta değerinden fazla ise aşkın sigorta var demektir. Bu takdirde sigortalı ancak sigorta değerini olarak ifade edilen rizikonun gerçekleşmesi ile maruz kaldığı zararı talep edebilir. ( Yargıtay HGK'nun 06.12.2022 tarih ve 2021/11-478 E. - 2022/1665 K.)<br>\tEksik sigorta, kısmi rizikonun gerçekleştiği anda, sigorta bedelinin sigorta konusu malın gerçek değerinden düşük olması ve o ölçüde zararın kısmen tazmini halinde söz konusudur. Eksik sigorta, sigorta değerinin, sigorta konusu malın gerçek değerinden bilinçli olarak düşük gösterilmesiyle söz konusu olabileceği gibi, poliçe süresi içerisinde malın gerçek değerinin enflasyon veya başka bir sebeple yükselmesiyle de ortaya çıkabilir. Sigorta değeri (TTK.m.1460), sigorta konusu mal üzerindeki çıkarın para ile anlatımıdır. Sigorta bedeli ise (TTK.m.1461), sigortacının sorumlu olduğu en yüksek tutarı belirleyen primin hesaplanmasında rol oynayan, tarafların anlaşmasıyla belirlenen miktardır. Eksik sigorta, sigorta bedeli ve sigorta değeri birlikte dikkate alınarak belirlenir. Eksik sigortanın uygulanması için  riziko anında sigorta bedelinin sigorta değerinden düşük olması, bu  düşüklüğün önemli  ölçüde olması ve tam hasarın söz konusu olmaması gerekir. ( Yargıtay 11. HD'nin 15.02.2018 tarih ve 2016/13927 E. - 2018/1130 K. )<br>\tSomut olayda; rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle taraflar arasında Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartlarına tabi geçerli her iki taşınmaz yönünden ayrı ayrı sigorta poliçeleri düzenlendiği, deprem nedeniyle gerçekleşen rizikonun sözleşmenin teminatı kapsamında kaldığı ve dava konusu taşınmazların bulunduğu binanın idare tarafından yapılan tespitte  hasarlı şekilde 7269 ve 6306 Sayılı Yasa kapsamında riskli yapı olduğu kabul edilerek yıkılacağının kesinleştiği sabit olup, uzman bilirkişi kurulu raporuna göre; deprem nedeni ile binada oluşan hasarın binanın taşıyıcı siteminin bütününe sirayet eden, depremden kaynaklı bir hasar olduğu ve meydana gelen hasar ile deprem arasında illiyet bağının bulunduğu belirtilerek taşınmazların belirlenen yeniden yapım maliyetinin poliçe kapsamına göre tespit edilen poliçe teminat üst limitinin üstünde kaldığı gözetilip, poliçe teminat limitine % 2 tenzili muafiyet uygulanması suretiyle poliçe limitini aşamayacak şekilde davacının talep edebileceği hasar miktarının tespitinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.<br>\tAçıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi heyeti rapor ve ek raporlarının hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, taşınmazlarda neden olan hasarların deprem kaynaklı bir hasar olduğunun tespit edilmesine, tazminatın ZDS Genel Şartları ve ZDS poliçesi hükümlerine uygun şekilde muafiyet kaydı ile gözetilerek belirlenmesine, tam hasar hali söz konusu olduğundan eksik sigortanın mevcut olmamasına, tazminattan indirim yapılmasını gerektiren başkaca bir hal ve neden bulunmamasına, davacının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığının ve zararın poliçe kapsamı dışında kaldığının davalı tarafından ispat edilememesine, davalının ekspertiz rapor tarihi dikkate alınarak  davalının temerrüte düştüğü kabul edilerek tazminata ödeme tarihinden itibaren faiz yürütülmesine, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir.<br>\tBu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,<br>\t3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 18.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d671e79ef29369ac","SID":"4371154433844324"}}