{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/943 Esas<br>KARAR NO: 2024/2031 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2016/258 Esas- 2022/97 Karar<br>TARİH: 07/02/2022<br>DAVA: Tazminat <br>KARAR TARİHİ: 19/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin ... isimli binada emlak danışmanlığı faaliyetlerinde bulunduğunu, davalılardan ... Dan. Tur. Eği. ve Tic. Ltd. Şti.'nin de aynı binada emlak danışmanlığı faaliyetinde bulunduğunu, diğer davalı ...'ün ise davalı şirketin ortağı ve yetkilisi olduğunu, müvekkilinin emlak danışmanlığı faaliyetlerini yürüttüğü ... ve ... binalarında toplam 226 adet daire mevcut olup, bu dairelerin binaları inşaa eden ... A.Ş.-... İnşaat tarafından satılmış, her birinin ayrı mülkiyetlere geçmiş olduğunu, söz konusu binada kat maliklerinin kendi tasarrufları ile izin verdikleri birçok emlak ofisinin çalıştığını, dolayısıyla ikinci el konumuna geçmiş binada artık inşaattan satış yapan yetkili emlak danışmanlık ofisinin bulunmadığını, davalıların, kat maliklerine ve müvekkili müşterilerine, müvekkili hakkında adeta bir karalama kampanyası başlatarak, müvekkiline karşı hukuka aykırı eylem, fiil, söylem, hakaret, tehdit ve aşağılayıcı söylemlerle zarar vererek, müşteri nezdinde ticari itibarının zedelenmesine sebep olduğunu, davalıların müvekkilinin binadaki emlakçilik faaliyetlerinin illegal olduğu algısını yaratarak iş yapmasına engel olmaya çalıştığını, binada müvekkilinin yetkili olmadığını belirterek müvekkilinin emlak danışmanlığı yapmasına engel olmaya çalıştığını, davalılardan ...' ün ... apartmanının yöneticisi olduktan sonra ortağı olduğu emlak danışmanlık şirketi olan davalı şirketi, ...'un resmi web sayfası www...com adresinde ...'un yetkili emlak şirketi gibi göstererek davalı şirketin e posta adresi ...COM.TR uzantısını iletişim kısmına koyduğunu, davalılardan ...'ün haksız rekabet ve suç teşkil eden eylemlerini daha da artırarak ... Apartmanının yöneticisi olduktan sonra, apartman yöneticisi olarak yönetimin avukatı aracılığıyla Beyoğlu ... Noterliği'nden 20.11.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile müvekkiline 2. el satış ve kiralama yapmayacağını belirten bir ihtarname göndererek müvekkilini baskı altına almaya, emlak danışmanlığı faaliyetlerinde bulunmasını engellemeye çalıştığını, davalının apartman yöneticiliğinden kaynaklı yetkilerini kötüye kullanarak kendisinin ve davalı şirketin kazanç elde etmesine gayret gösterek haksız rekabette bulunduğunu, davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin artık çekilmez bir hale geldiğini, davalılardan ...'ün apartman yöneticiliği yetkilerini kötüye kullanarak güvenlik görevlilerine verdiği talimat ile müvekkilinin müşterilerine daireleri göstermesini yasaklattığını, 02.03.2016 tarihinde meydana gelen bu engelleme karşısında müvekkilinin satılık ve kiralık daireleri müşterilerine gösteremediğini ve müşterilerin önünde rencide olduğunu, devam eden bu engellemeler karşısında müvekkilinin satılık ve kiralık dairelerin güvenlikler tarafından açılmasını ... yönetiminde çalışan ...'tan e poata aracılığı ile talep ettiğini, davalılardan ...'ün, davalı şirkete eposta ile \"...kesinlikle daireler kendilerine açılmayacaktır\" şeklinde talimat verildiğini, bu engellemelerin hem ... hem de ... binalarında yönetiminde olduğu için her iki bina açısından geçerli olduğunu, apartman yönetiminden ... 'ın 03.03.2016 tarihinde müvekkiline gönderdiği epostada \"... Yönetim Kurulunda ... beyin talimatı var bundan böyle daire açılmayacaktır daire sahibi onaylasa bile ... beyle görüşüp ... beyden gelecek talimat doğrultusunda hareket edilecektir, bilginize\" diyerek müvekkili müşterilerine ... ve ... binalarında satılık ve kiralık daire göstermesinin hukuka aykırı ve suç teşkil edecek şekilde engellenip yasaklandığını, davalılardan ...'ün bu talimatı ile alenen suç işlediğini, davalı hakkında suç duyurusunda bulunulacağını, davalı ...'ün, yönetici olduktan sonra ... binasının web sayfası olan www...net adresinin satış ve pazarlama başlıklı bölümde \"... kiralama ve satış faaliyetlerinin bina içerisinde yer alan ... Ltd. Şti. tarafından gerçekleştirmekte olduğu\"nu bildirerek menfaat elde edildiğini, davalıların apartmanda kat maliklerini arayarak, müvekkilinin binada illegal olarak çalıştığı, binada emlakçının faaliyette bulunma yetkisinin olmadığı, binada sadece, davalı şirketin tek yetkili olduğu şeklinde beyanlarda bulunmak suretiyle müvekkilinin ticari ilişkilerini zedelediğini, haksız rekabet halleri davalılarca çok agresif bir şekilde tatbik edilmekte, serbest piyasa ve rekabet ortamı yöneticilik konumlarının da kullanılmasıyla yok edilmekte olduğunu ve adeta müvekkilinin son günlerde işlerinin tamamen durması ve iş yapamaz hale gelmesi sağlanarak piyasadan çıkmasının amaçlandığını beyanla davalıların devam eden haksız rekabetinin önlenmesine, kesinleşen ilamın TTK madde 59 gereği ulusal gazetelerde masrafı davalılardan alınmak üzere ilanına, davalıların haksız rekabet teşkil eden eylem, fiil ve söylemleri sebebiyle ticari itibarı zedelenen müvekkilinin duyduğu manevi ıstırap sebebiyle 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden işletilecek faiziyle birlikte ortaklaşa ve zincirleme davalılardan tazminine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı/karşı davacılar vekili cevap dilekçesinde ve karşı dava dilekçesinde özetle; Karşı davalarının esasen başlı başlına davacını iddialarına ve davasına karşı cevap ve savunma niteliği taşıyacağını, bu nedenle karşı davaya konu hukuki sebepler ve vakıalar ile davaya cevaplarını teşkil eden savunmaların iç içe geçmiş olarak bir olay örgüsü şeklinde anlatılacağını, davacı ...'ın müvekkili şirkette 24/06/2012 tarihînde işçi statüsünde yani 5510 sayılı Kanun kapsamında madde 4/a kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başladığını, 24.08.2012 tarihinde 1 adet \"belirsiz süreli iş sözleşmesi''' imzaladığını, ayrıca davacıyı yanın bir aile dostu ve büyüğü olarak yıllardır tanımakta olduğunu, davacı yanın işe başladığı tarihten bir müddet önce işini kaybetmiş, önceleri müvekkili şirkete aradaki bu tanışıklık dolayısıyla git gel yaptığını, müvekkilinin ofisinden yararlanmış olduğunu, bu sürelerde sigortalı bir çalışması olmadığını, davacının yaşı itibari ile belli bir mesai saatlerine riayet ederek işçi gibi çalışamayacağını, zaten emekli olduğunu belirterek serbestçe ofisi kullanmak ve gelip gitmek istediğini belirtiğini, fakat daha sonrasında davacı müvekkilinin iş portföyünün ve kazanç oranının tatminkar olması nedeniyle işe alınmasını teklif ettiğini, müvekkili ... ile aile dostu olduğundan ve kendisine sonsuz güven duyduğundan davacıyı şirketinde gayrimenkul danışmanı olarak 24/08/2012 tarihinde tam zamanlı olarak işe aldığını, davacının 21/11/2013 tarihinde istifa ettiğini, bu hususta istifa iradesini içeren 1 adet ibraname imzalandığını, davacının istifası sonrasında müvekkili şirket tarafından SGK işten ayrılış bildirgesi de verilmek suretiyle davacının müvekkili şirket ile olan ilişiğinin kesildiğini, müvekkili şirketin tüm müşteri bilgilerini içeren hard disklerden 1 tanesini de yanında götürdüğünü, bu hard disk içerisinde müvekkili şirketin portföyü, yazışma örnekleri, sözleşme örnekleri, müşteri bilgilerinin yer aldığını, müvekkili şirket ve müvekkili ... önceleri aile dostu olan davacıdan kendisinin güvenine ve iyi niyetine ihanet etmeyeceğini düşündüğünden bu duruma karşı herhangi bir tepki göstermediğini, fakat istifa sonrası davacının gerçek niyetinin anlaşıldığını, davacının istifasından yaklaşık 3 ay sonra 2014 yılının Ocak ya da Şubat ayı zamanlarında aynı bina içerisinde kendi ismi üzerinden vergi numarası açmak suretiyle emlak danışmanlığı, tellallık ofisi açarak danışmanlık faaliyeti yapmaya başladığını, bununla birlikte müvekkilleri aleyhine İş Mahkemelerinde 2 ayrı dava açmış olup bu davalar üzerinde dahi davacı aleyhine herhangi bir yasal işlem yapmadığını ve savunmakla kaldığını, zira davacıyı özellikle muhatap almamak şeklinde bir yöntem izlendiğini, mahkeme huzurunda açılan bu dava bardağı taşıran son damla olduğunu, davacı sigortalı olarak işe başladığı zaman imzaladığı iş sözleşmesindeki rekabet yasağı maddesinden bihaber olduğunu, ilgili madde metninde sehven bir başka iş sözleşmesinden kopyalama sebebiyle \"...\" ibaresiyle geçmiş ise de bunun bir maddi hata olduğunun açık olduğunu, kaldı ki; iş sözleşmenin birinci sayfasında 3 maddede davacının gayrimenkul danışmanı olarak istihdam edildiğinin belirtildiğini, ilgili sözleşmenin davacının müvekkili şirkete karşı İstanbul 19. İş mahkemesinin 2014/653 ve İstanbul 3. İş Mahkemesinin 2014/900 esas sayılı dosyalarında açmış olduğu davalarda karşı delil olarak sunulduğunu, davacının ne imzaya ne de sözleşme içeriğine itirazda bulunduğunu, dolayısıyla sözleşmenin davacı tarafın da kabulünde olduğunu, sözleşmenin 10.2 maddesi uyarınca rekabet yasağını, sözleşmesinin 10.4 maddesinde yer alan sır saklama yükümlülüğünü ihlal etmiş olduğunu, müvekkili şirket işçisi iken ele geçirdiği tüm gizli müşteri bilgilerini kullanmak suretiyle rekabet yasağına aykırı olarak açmış olduğu işyerine müşterileri çekerek müvekkilini ticari kazancından mahrum bıraktığını, sözleşmesinin 10.5 maddesinde yükümlülüklerin ihlali halinde işçinin cezai şart ödemekle sorumlu tutulduğunu, ayrıca mevcut yükümlülüklerin ihlali halinde doğabilecek kar ve kazanç kayıpları ile müşteri kaybı gibi ticari, zararları da tazminle sorumlu olacağının düzenlediğini, somut olay itibariyle davacının rekabet yasağını doğrudan müvekkilinin üst katında emlak ofisi açmak suretiyle ve müvekkili şirketten izinsiz bir şekilde temin ettiği ticari sır niteliğinde bilgi ve belgelerden de yararlanarak müvekkili şirketin ticari faaliyetini sekteye uğratmak, ona rakip olmak saikiyle hareket ettiğini, hatta ve hatta davacının bir kısım müvekkili şirket müşterilerine müvekkili şirket sayesinde yarattığı güven ile yanıltarak yeni ve ayrı bir ofis olarak faaliyette bulunduğunu gizlediğini, davacının müvekkili şirkette çalıştığı süre zarfında tüm dokümanları, müşteri listelerini, portföy bilgilerini, müşteri iletişim bilgilerini ele geçirerek müvekkili şirketin üst katında açmış olduğu ofisinden bu müşterileri teker teker arayarak kendisinin aynı bina içerisinde ofis açtığını, artık kendisiyle çalışmanın binada daire sahibi olan malikler için daha lehe olacağını, müvekkili şirketten daha ucuz komisyon oranları ile daha kalite hizmet vereceği gibi beyanlarla müvekkili şirketin ticari faaliyetine zarar vermiş, müşteri kaybına yol açmış olduğunu ve kar mahrumiyeti yarattığını, davacının kendisi aleyhine yapıldığı ileri sürülen haksız rekabet fiillerinin de aslı astarının bulunmamakta olduğunu, zira ... diye tabir edilen ve rezidans konseptinde yer alan gayrimenkullerin ilk inşaası sonrası satım ve pazarlaması bizzat müvekkili şirketin müteahhit firma tarafından yetkilendirilmesi ile yapıldığını, asıl davacının haksız rekabet yaptığını, müteahhit firma tarafından yapılan bu yetkilendirme ile halen dava dışı rezidans yönetiminin internet sitesinde yer almakta olduğunu, davacının iddialarının aksine bu durumun haksız rekabet teşkil eden bir husus olmadığını, tercih olduğunu, bunu sebebinin, ilgili rezidansta bulunan dairelerin kat maliklerinin dairelerinin güvenliği ve korunması bakımından sorumluluğun yönetime ait olması olduğunu, bu sorumluluk kapsamında ilgili dairelere fiziki zarar gelebileceği gibi bir takım çekinceler sebebiyle kat maliklerine karşı da sorumluluğunun bulunduğunu, yönetimin yabancı kişilere daireleri açması halinde şayet daire gezilmesi sırasında daireye bir zarar gelmesi halinde kat maliklerinin bu hususta yönetime rücu edebildiğini, tüm bu olumsuzlukların önüne geçilmesi ve sabit bir muhatap olması amacıyla ilgili taşınmazın inşaası ve lansmanından bu yana satış, pazarlama, 2.el satış ve kiralama faaliyetini tek başına yürütmekte olan müvekkili şirketin yetkilendirildiğini, fakat bu noktada kat malikleri eğer müvekkili şirket ile çalışmak istemez ise yönetimin sorumluluktan azledildiği şeklindeki yazılı taahhütnameler ile 3. kişiler aracılığı ile taşınmazların alıcılara ve/veya kiracı adaylarına gezdirebileceğini, yönetimin ve rezidans güvenliğinin tanımadığı kişilere karşı kat maliklerinin onay ve bilgisi olmaksızın daire açması ve gezdirmesinin söz konusu olmadığını, rezidans şeklinde yönetilen taşınmazlarda genel işleyişin bu şeklinde olduğunu, davacının haksız rekabet olduğunu iddia ettiği tasarrufların, rezidans yönetiminin Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri ve ana gayrimenkulün yönetim planı ile paralel nitelikte almış olduğu koruma tasarrufu olduğunu, ilgili yönetim planının mahkeme dosyasına sunulduğunu, somut olayda asıl haksız rekabete yol açan davacı taraf iken davacının kendi ihlalini görmezden gelerek üste çıkmaya çalışması ve müvekkili şirketi karalama ve bastırma şeklinde bir yol izlemesinin hayret verici olduğunu, dolasıyla davacının haksız rekabet şeklinde tanımladığı fiiller rezidans yönetiminin bireysel tasarrufları olup doğrudan müvekkillerine atfı kabil olan bir kusur olmadığını, davacının bu iddiaları açısından müvekkillerinin pasif ehliyetinin olmadığını, bahse konu iddialarını muhatabının doğrudan rezidans yönetim kurulu olduğunu, keza davacının davasını TTK'da sınırlı olarak sayılan hangi haksız rekabet bendine dayandırdığının dava dilekçesinden anlaşılmadığını, davacının yapmış olduğu ve komisyon kazandığı satış ve kiralama işlemleri nedeniyle kar mahrumiyeti yaşandığını, davacının iş sözleşmesinde yazılı olan 2 brüt ücret tutarındaki ceza şartı tazminle yükümlü kılındığını, müvekkili  şirkete vermiş olduğu kar mahrumiyeti zararının hesabı için 2 yöntem bulunduğunun; bunlardan ilkinin davacının vergi dairesi kayıtlarının, beyannamelerinin celbi suretiyle yukarıda yer verildiği tarihlerde kesmiş olduğu faturaların tespiti, beyan ettiği gelirlerin saptanması ve ticari defterlerin incelenmesi şeklinde yapıldığını, davacının gelirlerini gerçeğin altında gösterme ihtimali ve bir kısım faaliyetleri fatura kesmeksizin yapmış olma ihtimali sebebiyle bir diğer yöntemin ise ilgili taşınmazların taraflarınca sunulacak yakın tarihli örnek kira sözleşmeleri sayesinde ne kadar bedelden kiraya verildiğinin tespiti, bunun üzerinden yıllık kiranın % 12'si oranında komisyonların hesaplanması, satılan taşınmazlar bakımından ise rayiç bedeller üzerinden %13 komisyon miktarlarının hesaplanması şeklinde olduğunu, işbu zararların dışında davacının yapmış olduğu rekabet yasağını ihlal fiili müvekkilinin üstü nitelikteki haklarını ciddi şekilde ihlal etmekte olduğundan, davacının kural tanımaz bu davranışı ile müvekkilinin üst katında ofis açması menfaatlerini ciddi şekilde ihlal ettiğinden ve dahası davacı müvekkilinin işçisi iken istifa sırasında tüm dokümanları ve gizli belgeleri, sözleşme örneklerini içeren hafiza diskini yanında götürmüş olduğundan, davacının rekabet yasağını ihlal eden bu davranışlarına son verilmesinin talep edildiğini, davacının müvekkili şirketin dökümanlarını ele geçirdiğine dair delil olarak sahibinden.com gibi emlak sitelerindeki ilanlarda kullandığı fotoğrafları gösterdiğini, davacının yeni verdiği bu ilanda kullandığı fotoğrafların halen müvekkili şirket çalışanı olan ...'un geçmiş döneninde çekmiş olduğu fotoğraflar olduğunu beyanla 2.389,38 TL cezai şart alacakları ile asgari 2.000 TL olarak belirsiz alacak karşı davalarının kabulü ile davacı/karşı davalının rekabet Yasağına aykırı davranışlarına son verilmesi ve davacı/karşı davalının iş akdinin sona ermesiyle birlikte rakip işyeri açtığı tarihten itibaren günümüze değin tespit edilen ve ileride davacının ticari defterlerinden tespit olunacak zararların hesaplanması sonucu bulunacak ve müvekkili şirketin uğradığı mahrum kalınan kar tazminat alacaklarının davacı-karşı davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı-karşı davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı/karşı davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; görev itirazının yersiz olduğunu, davalıların internet ilanları, bina yönetiminin web sayfasındaki beyanları, bina içerisindeki yönlendirme tabelaları \"yanlış ve yanıltıcı beyan\" kapsamında olup TTK madde 55/1-a2 gereği haksız rekabet teşkil etmekte olduğunu, davalıların  haksız rekabet yaptıklarını cevap dilekçelerinin 15 numaralı paragrafında ikrar etmekte olduklarını, davalıların yönetici konumlarını kullanarak müvekkilinin müşterilerine daire göstermesini zorla engellemelerinin TTK m. 54 kapsamında haksız rekabet teşkil ettiğini, davalıların yönetici olarak haksız rekabet teşkil eden hukuka aykırı engellemelerini ve eylemlerini cevap dilekçelerinin 5'inci sayfasında 15 numaralı paragrafta ikrar etmiş olduklarını,  karşı dava yönünden davanın zamanaşımına uğradığını, karşı dava dilekçesinde gösterilen ve dilekçenin eki olarak mahkemeye klasör içinde sunulduğu iddia olunan yazılı delillerin hiç birinin taraflarına tebliğ edilmemiş olduğunu, davalı / karşı davacının, karşı dava dilekçesinde bahsettiği ve ek 2 olarak sunduğunu belirttiği fakat taraflarına tebliğ edilmeyen belirsiz süreli iş sözleşmesinin davalı tarafça sonradan değiştirilmiş olduğunu, müvekkilinin imzasını taşımayan rekabet yasağı ve cezai şart maddelerinin müvekkilini bağlamamakta olduğunu, davalı / karşı davacı tarafından karşı dava dilekçesinde belirtilen hususların tamamen gerçeklere aykırı, hayal ürünü, soyut ifadeler olduğunu, aksine davalı / karşı davacıların binadaki tekel pozisyonunu kaybetmenin verdiği kabullenememe ve sinir ile müvekkili davacı hakkında kötüleme faaliyetlerinde bulunmuş, davacıyı müşterilerinin önünde küçük düşürmüş, rencide etmiş ve kötülemiş olduğunu, davalı / karşı davacının bu hareketlerinin TTK madde 55/1-a1 kapsamında haksız rekabet teşkil eden eylemler olduğunu, karşı davaya konu tazminat talebinin dayanağı olan delil ve belgeler (dava dilekçesinin 5 ve 6 numaralı ekleri) taraflarına tebliğ edilmediğinden ve bu belgeleri inceleyemediklerinden davalı / karşı davacının bu husustaki gerçeklere aykırı ve asılsız iddialarına karşı detaylı olarak cevap veremediklerini beyanla karşı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı/karşı davacılar vekili 15/02/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile: 2.398,38 TL  cezai şartın karşı dava  tarihinden  itibaren işleyecek   reeskont faizi ile birlikte  davacı- karşı davalıdan tahsili ile müvekkillerinden ... Dan. Tur. Eğitim Ve Tic. Ltd.Şti.'ne verilmesine, tespit edilen 41.446,78 TL tazminatın karşı dava  tarihinden itibaren işleyecek reeskont  faizi  ile bilikte  davacı  karşı davalıdan tahsili ile müvekkillerinden ... Eğitim Ve Tic. Ltd. Şti.'ne verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 07/02/2022 tarih 2016/258 Esas- 2022/97 Karar sayılı kararında; \"Asıl dava; TTK'nin 55 vd. maddeleri uyarınca açılan haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Karşı dava; işçi-işveren arasında imzalanan rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranıştan kaynaklanan maddi tazminat ve cezai şart istemine ilişkin belirsiz alacak davasıdır. Çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Asıl dava yönünden, davalının yaptığı iddia olunan reklam mahiyetindeki söylemleri ve davalının davacıya yönelik yaptığı iddia olunan fiziki yönden zorluk çıkarma şeklindeki eylemlerinin haksız rekabet teşkil edip etmediği, davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı, Karşı dava yönünden ise, taraflar arasında akdedildiği iddia olunan rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olup olmadığı, karşı davalının rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranıp davranmadığı, mevcut ise bu eylemler nedeniyle karşı davacının mahrum kaldığı kar olup olmadığı, var ise miktarının ve cezai şart koşullarının oluşup oluşmadığının noktalarında toplanmaktadır. Tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporları ile dosyamızda bulunan tüm bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; ...'ın 24/08/2012-22/11/2013 tarihleri arasında ... isimli şirkette sigortalı olarak çalıştığı, ... ise anılan şirketin ortağı ve yetkilisi olduğu, ...'ın anılan şirketten ayrıldıktan sonra şirketin bulunduğu binada şirketle aynı sektörde faaliyet gösteren yeni bir işyeri açtığı,...'ün reklam mahiyetindeki söylemleri ve asıl davada davacı ...'a yönelik olarak fiziki yönden zorluk çıkardığı, daireleri göstermesine engel olduğu vb. şeklindeki eylemleri nedeniyle haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ilanı ve manevi tazminat istemleri ile asıl davanın açıldığı, ...'ın ... şirketine girişte imzaladığı rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davrandığı iddiasıyla şirketin mahrum kaldığı kar ve cezai şart alacağının tahsili talebiyle karşı davanın açıldığı, Dr. ... ve ...'den oluşan heyetten alınan 22/11/2019 havale tarihli bilirkişi raporunun dosyamız kapsamı ile büyük oranda uyumlu olduğu, yapılan tespitlerin yasa maddeleri ile uyumlu bir şekilde, denetime ve hüküm kurmaya elverişli tespitler içerdiği anlaşıldığından, anılan rapora kısmi olarak itibar edilmesi gerektiği, Bu bağlamda yapılan değerlendirmede; davacı/karşı davalı iddialarının ispata muhtaç kaldığı, davacı/karşı davalının, davalı/karşı davacılarda işten ayrıldıktan yaklaşık 3-4 ay sonra, davalı/karşı davacılarla aynı binada aynı sektörde faaliyet gösteren işyeri açmış olmasının rekabet yasağı sözleşmesine aykırı olduğu, bununla birlikle taraflar arasında herhangi bir sözleşme bulunmasa dahi davacının haksız rekabet eyleminde bulunamayacağının açık olduğu, davacı/karşı davalının eyleminin Medeni Kanunun 2.maddesine aykırı olduğu, bu nedenle Türk Borçlar Kanunu'nun 446.maddesi uyarınca davalı/karşı davacıların uğramış olduğu zararları gidermekle yükümlü olduğu, bu nedenle 22/11/2019 havale tarihli raporda tespiti yapılan 41.446,78 TL'lik mahrum kalınan kar alacağını karşılaması gerektiği, ayrıntıları yukarıda belirtilmiş olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesinin 2019/613 esas, 2021/292 karar sayılı ilamında da değinildiği üzere sözleşme ile kararlaştırılan cezai şartın sadece işçi olan davacı/karşı davalı ... aleyhine bir ceza koşulu olduğu, bunun karşılığında işveren olan davalı/karşı davacıların bir edim üstlenmemiş oldukları, bu nedenle cezai şart koşulunun geçersiz olduğu, karşı dava tarihinden sonra devam etmekte olan rekabet yasağına aykırı herhangi bir davranışın bulunmadığı da nazara alınarak; ispatlanamayan asıl davanın reddine, karşı davanın ise kısmen kabulü ile 41.446,78 TL mahrum kalınan kar kaybı alacağının karşı dava tarihi olan 18/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, cezai şart ve rekabet yasağına aykırı davranışlara son verilmesi taleplerinin ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Karşı davada davalı ...'ın zamanaşımı defi bakımından; talebin dayanağı sözleşme olduğundan zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, dava tarihi itibariyle  10  yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından, zamanaşımı defi yerinde görülmemiştir.(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2020/1109 esas, 2020/936 karar sayılı ilamı)...\"gerekçesi ile, ''ASIL DAVA YÖNÜNDEN; 1-Davanın reddine, KARŞI DAVA YÖNÜNDEN; 2-Davanın kısmen kabulü ile, 3-Cezai şart talebinin reddine, 4-Rekabet yasağına aykırı davranışlara son verilmesi talebinin reddine, 5-41.446,78 TL mahrum kalınan kar kaybı alacağının karşı dava tarihi olan 18/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine,''karar verilmiş ve karara karşı davacı/ karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı/ karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Karşı Dava Açısından İstinaf Nedenleri: Karara dayanak teşkil eden belirsiz süreli iş sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin maddesinin bulunduğu sayfası taraflarınca imzalanmamış olup, geçersiz olduğunu ve müvekkilini hukuken bağlamadığını, imzasız ve hukuken geçerli olmayan rekabet yasağı maddesinin ihlal edildiği yönündeki kararın yasaya ve Yargıtay uygulamasına aykırı olduğunu; Yerel mahkemenin kararının kendi içerisinde çeliştiğini, zira sözleşmenin imzasız olduğu yönündeki itirazları doğrultusunda imzasız sözleşmedeki cezai şartın hukuken bağlayıcı olmadığına hükmettikten sonra bu kararıyla çelişecek şekilde imzasız rekabet yasağı maddesine dayanarak müvekkili aleyhine hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı/karşı davacının, taleplerinin zamanaşımına uğradığını, hukuken geçerli olmayan sözleşmeye dayanılarak 10 yıllık zamanaşımı süresi olduğu yönündeki mahkemenin değerlendirmesinin hatalı olduğunu; Davalı/karşı davacının karşı davasında imzasız ve hukuken geçersiz sözleşmenin rekabet yasağı maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunduğunu, mahkemenin gerekçeli kararına dayanak teşkil ettiği bilirkişiler ... ve ... tarafından hazırlanan bilirkişi raporlarında hatalı değerlendirme ile rekabet yasağı içeren imzasız sözleşmenin geçerli kabul edilerek hesaplama yapıldığını, söz konusu bilirkişi raporuna itiraz etmeleri üzerine bu sefer de bilirkişilerin 20.11.2019 tarihli ek raporlarında sözleşmenin imzasız olması sebebiyle cezai şart ve rekabet etmeme yasağını içeren sayfada imza bulunmaması sebebiyle cezai şarttan sorumlu olunmayacağına ancak sözleşme bulunmasa da \"haksız rekabet\" eyleminde bulunulmayacağından bahisle tazminat hesabı yaptıklarını, bilirkişilerin bu ek raporlarında \"rekabet yasağı\" kavramı ile \"haksız rekabeti\" karıştırdıklarını, karşı davacının karşı davasındaki talebini aşar nitelikte TTK madde 54 kapsamında haksız rekabet teşkil eden eylem sebebiyle tazminat hesabı yaptıklarını, halbuki karşı davanın konusunun rekabet yasağı maddesine dayandığını, bu rapora itirazları üzerine, Yerel mahkemenin talep ve itirazlarını karşılaması için dosyayı bir daha ek rapor alınması için aynı bilirkişilere gönderdiğini, bilirkişilerin 11.01.2021 tarihinde bir önceki raporlarının aynısını dosyaya sunduklarını, davacı olarak talep ve itirazlarını değerlendirmeden ve \"rekabet yasağı\" ile \"haksız rekabet\" kavramlarını karıştırarak hazırlanmış rapora tekrar itiraz edilmesi üzerine Mahkemenin itirazları celse arasında incelemek üzere duruşmayı ertelediğini ve itirazlarının haklılığı doğrultusunda dosyanın başka bir bilirkişi heyetine tevdi edilerek tarafların tüm iddia ve talepleri doğrultusunda rapor alınmasına karar verdiğini; Prof. Dr. ... ve ... tarafından hazırlanan en son bilirkişi raporunda bilirkişilerin davalı/karşı davacının karşı davasında imzasız iş sözleşmesini ileri sürerek iddia ettikleri hukuksuz rekabet yasağı ve cezai şart hükümlerinden davacı/karşı davalı müvekkilinin sorumlu olmadığını açıkça belirttiklerini, daha önceki bilirkişilerin raporlarındaki \"rekabet yasağı\" ve \"haksız rekabet\" kavramlarını karıştırmak suretiyle TTK m. 56/1-e hükmüne dayanarak hesapladıkları tazminat açısından en başından beri (karşı dava dilekçesine cevap dilekçesi) TTK hükümlerine göre talepte bulunamayacaklarını, zamanaşımına uğradığını ve itiraz ettiklerini belirttiklerini, TTK madde 60 gereği zamanaşımının 1 yıl olduğunu,  davalı/karşı davacının asılsız iddiasına göre, müvekkilinin 21.11.2013 tarihinde işten ayrılarak rekabet yasağına aykırı davrandığını, davalı/karşı davacıların, karşı davayı açtıkları tarihin ise 18 Nisan 2016 olduğunu, yani zarar teşkil ettiğini iddia etikleri eylemden tam 2 yıl 6 ay geçtiğini, dolayısıyla TTK madde 60 gereği 1 yıl olan zamanaşımının dolduğunu, bu itirazı karşı davacının ıslah dilekçesine karşı sunulan itiraz dilekçesinde de belirttiklerini,  bilirkişiler Prof. Dr. ... ve ...'in, raporlarının son sayfasında \"davacının davalılarla aynı binada ve aynı konuda faaliyette bulunması 2014 yılında faaliyete geçen davacıdan davalıların bilgisi olmadığının ileri sürülemeyeceği; karşı davanın 2016 yılında açılmış olması nedeniyle zaman aşımı  itirazının  kabulü Sayın  Mahkemenin takdirlerindedir\" şeklindeki tespitleri ile karşı davanın zamanaşımına uğradığının açıkça tespit edildiğini; Bu davada daha önceki bilirkişilerin \"rekabet yasağı\" ve \"haksız rekabet\" kavramlarını karıştırmaları sebebiyle Yerel mahkemenin yanlış değerlendirme ve karar vermesine sebep olduğunu ve Mahkemenin, geçersiz rekabet yasağı maddesine dayanılarak açılan karşı davayı her ne kadar MK madde 2'ye dayandırmış ise de, zamanaşımı itirazını değerlendirirken her nedense hukuken bağlayıcı olmayan ve geçersiz iş sözleşmesine atıfta bulunarak, talebin dayanağı sözleşme olduğundan zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, dava tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı defi yerinde görülmemiştir şeklinde hatalı değerlendirme ile hüküm tesis ettiğini, Mahkemenin, hukuken geçerli olmayan bir sözleşmeyi kararına dayanak yaparak zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğuna hükmetmesinin hatalı, usul ve yasaya aykırı olduğunu, kararın bu sebeple kaldırılması gerektiğini; HMK madde 26 gereği hakimin bakmakta olduğu davada tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğunu, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğini, rekabet yasağını içeren sözleşmenin imzasız olması sebebiyle hukuken bağlayıcı olmaması ve geçersiz olması sebebiyle rekabet yasağı maddesinin uygulanamayacağını, Yerel mahkemenin bu hususu kabul etmesine rağmen bu sefer de taraflar arasında \"rekabet yasağı\" maddesi içeren bir sözleşme bulunmasa bile davacının MK madde 2 gereği \"haksız rekabet\" eyleminde bulunamayacağından bahisle tazminata hükmettiğini, ancak bu durumun HMK madde 26 taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, zira davalı / karşı davacının karşı davasında sözleşmedeki rekabet yasağı maddesine dayandığını, Yerel mahkemenin yapması gerekenin, rekabet yasağı sözleşmesinin hukuken geçersiz olduğunun ve tarafları bağlamadığının tespit edilmesinden sonra karşı davacının rekabet yasağı maddesine dayalı talebini reddetmek olduğunu, dolayısıyla yanlış değerlendirme sonucu taleple bağlılık kuralına aykırı olarak talepten fazlasına karar verilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu; Asıl dava açısından istinaf nedenleri: Yerel Mahkemenin asıl davaya ilişkin hiçbir talep ve iddiayı tartışmadığını ve kararının 11'inci sayfasında gerekçesiz olarak, \"... Yapılan değerlendirmede; davacı/karşı davalı iddialarının ispata muhtaç kaldığı ... İspatlanamayan asıl davanın reddine...\" şeklinde hüküm kurduğunu; 12.12.2016 tarihli ön inceleme duruşmasında Beyoğlu ... Noterliği'nin 25.07.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı e-tespit tutanağını (delil tespiti) sunduklarını, söz konusu tutanağın davalı/karşı davacı şirketin aynı zamanda ortağı olan davalılardan ...'ün bina yöneticisi olması hasebiyle ... bina yönetimine ait web sayfasına \"... kiralama ve satış faaliyetleri bina içerisinde yer alan ... Ltd.Şti tarafından gerçekleştirilmektedir\" şeklindeki davalı/karşı davacının haksız rekabet teşkil eden ve davanın açılmasından sonra da devam ettirdiği haksız rekabete ilişkin açıklamasını tevsik etmesine rağmen, Mahkemenin bu konuya hiç değinmediğini, davayı ispatlayamadıklarını belirtmekle yetindiğini, haksız rekabet teşkil eden beyanın noter kanalıyla yapılan tespit ile sabitken Mahkemenin bunu kararında değerlendirmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu; Dava dilekçesi ve dosyada bulunan dilekçelerde davalı/karşı davacının haksız rekabet teşkil edecek şekilde bina girişlerine ve otoparka astırdığı tek yetkili satıcı, 2. El satış ve kiralama ofisi şeklindeki yönlendirme tabelaları ve sahibinden.com gibi sayfalarda verdikleri ilanlarda kullandıkları \"tek yetkili satış ve pazarlama ofisi\" veya \"..., firmamız dışında başka yetkili emlak ofisi yoktur\" şeklindeki ibarelerin haksız rekabet teşkil ettiğini, bu iddiaların da mahkemece değerlendirilmediğini, araştırılmadığını ve cevapsız bırakıldığını; Davacının müşterilerinin binaya girişinin ve davacı ile görüşmesinin, aynı zamanda o dönemde yöneticilik de yapan davalı/karşı davacı tarafından güvenlik görevlilerine verdiği talimat ile bizzat engellendiğini, bu iddianın da tanık beyanları ile kanıtlanmasına rağmen Mahkemenin bu hususu da gerekçeli kararında tartışmadığını ve değerlendirmediğini; En son alınan bilirkişi raporu ile davalı / karşı davacıların TTK. m 54, TTK m. 55/1/a/2 gereği haksız rekabete yol açtıklarının tespit edildiğini, ancak bu hususun da Yerel mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, tartışılmadığını ve gerekçelendirilmediğini, aksine Bilirkişiler Prof. Dr. ... ve ...'ten alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığından bahisle değerlendirme dışı tutulduğunu belirttiğini ancak hangi sebeplerle değerlendirme dışı tutulduğunu gerekçelendirmediğini; Dosyanın en son bilirkişi heyetine gönderilmesini gerektiren itirazların da mahkemenin bu raporu değerlendirme dışı tutmuş olması ile havada kaldığını, cevaplandırılmadığını, eğer en son bilirkişi raporu yetersiz idiyse bu takdirde yapılması gerekenin yeniden rapor alınarak itirazların karşılanmasının sağlanması olduğunu, bu yapılmadan hatalı bilirkişi raporları ile hüküm tesis edilmiş olmasının hatalı olduğunu beyanla kararın kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda asıl davanın kabulüne, karşı dava yönünden karşı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl dava TTK'nın 55 vd maddeleri uyarınca haksız rekabetin meni, haksız rekabetin tespiti halinde kararın ilanı ve manevi tazminat taleplerine, karşı dava işçinin rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranışlarının meni ve rekabet yasağına aykırılık nedeniyle doğduğu iddia edilen cezai şart ve kar mahrumiyeti alacaklarının tahsili talebine ilişkindir.Davacı-karşı davalı taraf dava dilekçesinde, davalı-karşı davacı şirket ile aynı rezidansta emlak komisyonculuğu yaptığını ancak davalı şirketin yetkilisi olan diğer davalının, faaliyetlerine engel olduğunu, apartman yöneticisi olmasından doğan yetkilerini kullanarak daireleri müşterilerine göstermesine izin vermediğini, yine çeşitli internet sitelerinde söz konusu rezidansta emlak komisyonculuğu işinin yalnızca davalı/karşı davacı şirket tarafından yapıldığına dair açıklamalar yaptığını, bu şekilde çalışma hayatının engellendiğini beyanla davalı/karşı davacıların haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin menine, kararın gazetede ilanına ve 10.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı-karşı davacılar ise, davacı-karşı davalının daha önce davalı şirkette emlak danışmanı sıfatı ile işçi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinde rekabet yasağının bulunduğunu, buna rağmen işten istifa ederek aynı rezidansta ofis kiraladığını ve emlak komisyonculuğu yapmaya başladığını, bu şekilde rekabet yasağına aykırı davrandığını ve sözleşme gereği cezai şart ve kar kaybından sorumlu olduğunu, daire sahiplerinin izni olmadan dairelerin üçüncü kişilere gösterilmemesinin apartman yönetiminin tasarrufunda olduğunu beyan ederek asıl davanın reddine, davacı-karşı davalının haksız rekabetinin menine, cezai şart ve kar kaybı alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, asıl ve karşı davada verilen kararlara karşı davacı-karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmeli, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hüküm açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. Kararın gerekçesiz oluşu, gerekçe ile hüküm arasında veya gerekçenin kendi içerisindeki çelişki, açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup, İstinaf aşamasında re’sen nazara alınması gerekmektedir.HMK'nın 26. maddesi uyarınca hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Aynı kanunun 266. maddesi uyarınca mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde tarafların talebi üzerine veya kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir. Somut olayda; Mahkemece öncelikle dosyanın birisi hukukçu olmak üzere iki kişilik bilirkişi heyetine tevdi edildiği, raporda davacı-karşı davalının iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağı hükmünü ihlal ettiğinden bahisle bir kısım hesaplamalar yapıldığı, asıl dava yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, davacı-karşı davalının itirazları üzerine aynı heyetten ek rapor alındığı, ek raporda bu kez iş sözleşmesinin rekabet yasağının bulunduğu sayfalarının davacı-karşı davalı tarafından imzalanmamış olması sebebiyle bağlayıcı olmadığı ve fakat davacı-karşı davalının haksız rekabet hükümleri gereği sorumluluğunun bulunduğunun belirtildiği, Mahkemece itirazlar üzerine aynı heyetten ikinci ek raporun, bu rapora yapılan itirazlar üzerine ise yine birisi hukukçu olmak üzere iki bilirkişiden oluşan yeni bir heyetten ayrı bir raporun alındığı, kararın gerekçesinde karşı davadaki uyuşmazlığın rekabet sözleşmesinin geçerli olup olmadığı, davacı-karşı davalının rekabet yasağına aykırı davranıp davranmadığı, mevcut ise bu eylemleri nedeniyle davalı-karşı davacının mahrum kaldığı kar kaybı olup olmadığı, var ise miktarı ve cezai şart koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplandığı tespit edildikten sonra TBK'nın 446. maddesine ve bu hususta bir içtihata yer verildiği, bundan sonra ise ikinci bilirkişi heyeti raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığı ve bu yüzden değerlendirme dışı tutulduğunun belirtildiği,  daha önce davacı-karşı davalının itirazları yerinde görülerek yeni heyetten rapor alınmış ve bu rapora yapılan itirazlar reddedilmiş olmasına rağmen, kararda raporun neden hüküm kurmaya elverişli olmadığına dair herhangi bir gerekçeye yer verilmediği, hükme esas alınmayan raporda tarafların hangi taleplerinin karşılanmadığının açıklanmadığı, gerekçenin devamında ilk bilirkişi heyeti raporunun dosya kapsamı ile uyumlu, hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğunun belirtildiği, daha önce ise bu rapora itirazlar üzerine iki kez ek rapor ve yeni bir heyetten kök rapor alındığı, buna rağmen ilk heyetin raporuna neden üstünlük tanındığının gerekçede açıklanmadığı, devamında davacı-karşı davalının iddialarının ispata muhtaç olduğunun belirtildiği, bu tek cümle dışında asıl davaya yönelik hangi iddianın, tanık beyanları ve diğer sunulan deliller kapsamına göre neden ispata muhtaç kaldığının, hangi delilin ne sebeple değerlendirmeye alınmadığının açıklanmadığı, devamında karşı dava yönünden, davacı-karşı davalının eylemlerinin rekabet yasağı sözleşmesine aykırı olduğu, taraflar arasında sözleşme bulunmasa dahi davacı-karşı davalının haksız rekabet eyleminde bulunamayacağı ve eylemlerinin TMK'nın 2. maddesine aykırı olduğu belirtilerek TBK'nın 446. maddesi uyarınca davalı-karşı davacının zararlarından sorumlu olduğunun belirtildiği, buna göre Mahkemece, davacı-karşı davalı ile davalı-karşı davacı şirket arasında imzalanan iş sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin hükümlerinin davacı-karşı davalıyı bağlayıp bağlamadığı açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte, ancak taraflar arasında rekabet yasağına ilişkin bir sözleşme olması halinde uygulanabilecek olan TBK'nın 446. maddesine atıf yapılarak davacı-karşı davalının sorumluluğunun ve sözleşmede yer alan cezai şartın da geçersiz olduğunun kabul edildiği, sözleşmeye göre davalı-karşı davacının taleplerinin 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilerek zamanaşımı iddiasının reddedildiği, bu şekilde Mahkemece davalı-karşı davacının, TMK'nın 2. maddesine veya TTK'nın 55 ve devamı maddelerine aykırılıktan doğan bir cezai şart veya kar kaybına yönelik tazminat talebi olmamasına rağmen, davacı-karşı davalının eylemlerinin bu kapsamda mı değerlendirildiği, yoksa her iki bilirkişi heyeti tarafından da davacı-karşı davalının imzasını içermemesi nedeniyle geçerli kabul edilmeyen rekabet yasağı sözleşmesi geçerli kabul edilerek mi kar kaybına karar verildiğinin, sözleşme geçerli kabul edilmiş ise gerekçesinin ne olduğunun anlaşılamadığı, HMK'nın 266. maddesine aykırı şekilde görevlendirilen bilirkişi heyetlerinin raporlarına neden üstünlük tanındığı/tanınmadığı hususları açıklanmadan, talebi aşar şekilde değerlendirme yapılarak, asıl dava yönünden gerekçesiz, karşı dava yönünden çelişkili ve yetersiz gerekçe ile verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle davacı-karşı davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı/ karşı davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/02/2022 tarih ve  2016/258 Esas- 2022/97 Karar  sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacı/ karşı davalıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/12/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"679496510b962b54","SID":"ff641ce627b39398"}}