{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1878 Esas<br>KARAR NO: 2024/2046 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2024/161 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH: 24/10/2024<br>DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 19/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili talep dilekçesinde özetle; yargılama sırasında talepleri üzerine müvekkilleri ile davalı arasındaki hisse devrine ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'na (“EPDK”) yapılan bildirimlerin celbine karar verildiğini, EPDK tarafından verilen 08.08.2024 tarihli cevapta müvekkillerinden ..., ... ve ...'ın 18.12.2019 tarihi itibariyle şirkette %10'ar, müvekkili ...'ın ise %13,33 oranında doğrudan pay sahibi olduklarının anlaşıldığını, bu noktada, müvekkillerinin gerçek pay oranlarının açığa çıktığını, inançlı işlem sözleşmesinin imzalanmasından 1,5 ay sonra yapılan bu hisse devri de gerçek anlamda bir hisse devri niteliğinde olmadığından, karşılığında müvekkillerine herhangi bir bedel ödenmediğinden, bu hisselerin de davalıya inançlı işlem vasıtasıyla, “emaneten” devredildiğini, davalıya inançlı işlem suretiyle devredilen bu hisselerin müvekkillerine iadesi ve hisseler nezdinde tahakkuk eden kâr payı alacaklarının ödenmesi talebiyle dava öncesi zorunlu arabuluculuğa başvurulduğunu, 15.10.2024 tarihinde süreç “anlaşmama” ile tamamlandığını, neticeten gerek Mahkemenin gerek İstinaf Mahkemesinin ihtiyati tedbir talebi reddi gerekçeleri gelişen olgular karşısında yeniden değerlendirmesi gerektiğini, özellikle, EPDK'nın 08.08.2024 tarihli cevabi yazısı da müvekkillerinin anneleriyle birlikte şirkette toplam %43,33 oranında pay sahibi olduklarını açıkça ortaya koyduğunu, bu nedenlerle HMK md. 396 uyarınca değişen durum ve koşullar göz önüne alınarak davalı adına kayıtlı ... hisselerinin 3. kişilere devrinin önlenmesi amacıyla hisselerin 3.kişilere devrini önleyici mahiyette ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 2024/161 Esas ve 24/10/2024 tarihli ara kararında; \"HMK.nun 389.maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceğinin veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi halinde ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK.nun 390.maddesine göre tedbir talep eden taraf, davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.  Davacı tarafından EPDDK dan gelen cevabi yazı doğrultusunda müvekkillerinin davalı şirkette 18/12/2019 tarihi itibariyle %10'ar hissedar olduğunun ortaya çıktığını İnançlı İşlem sözleşmesinin im imzalanmasından 1.5 ay sonra yapılan hisse devrinin gerçek olmadığını, hisse devri karşılığında müvekkillerine herhangi bir bedel ödenmediğini, bu hisselerinde inançlı işlem sözleşmeleri ile emaneten devredildiği iddia edilmiş olup, hisse devrinin geçerliliği yapılacak yargılama sonucunda belirleneceği gibi İnançlı Temlik Sözleşmesi'nde davalı tarafından hisselerin, davacıların onayı olmaksızın üçüncü kişilere devredilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin varlığı ve Hisse Rehni Ve İntifa Hakkı Sözleşmesinde yer alan hisselerin rehin alan ve intifa sahibinin yazılı ön izni olmaksızın üçüncü kişilere devredilemeyeceğine dair düzenleme karşısında, mevcut durumda meydana gelecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin güçleşeceği veya tamamen imkansız hale geleceğine yönelik ispat bu aşamada sağlanamadığından, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile''İhtiyati tedbir talebinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Huzurdaki dava ile kendileri tarafından müvekkilleri ile davalı ... arasında bağıtlanan 04.11.2019 tarihli İnançlı Temlik Sözleşmesi kapsamında davalıya devredilen ... San. ve Tic. A.Ş. hisselerinin iptali ile müvekkilleri adına tescilinin talep edildiğini, yargılama sırasında hisselerin 3. kişilere devrinin önlenmesi amacıyla İlk Derece Mahkemesi’nden HMK md. 389 uyarınca ihtiyati tedbir talep edildiğini, Mahkemece, 11.03.2024 tarihli tensip tutanağında verilen 14 numaralı ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin, davalı şirket ticaret sicil özeti, ... Bankası, ... ve ... ile şirket arasında imzalanan kredi sözleşmeleri ile ... A.Ş. tarafından düzenlenen bağımsız denetim raporlarının celbi sonrası değerlendirilmesine karar verildiğini ancak henüz bu delillerin tamamı celp edilmemişken 25.03.2024 tarihinde verilen ara karar ile davanın esası yönünden haklılıklarını ispat edecek delillerin sunulmadığı, haklılıklarının yapılacak yargılama sonrası belirlenebileceği gerekçesiyle talebin reddine karar verildiğini, bunun üzerine kendileri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğunu ancak Dairemizin, 16.05.2024 tarihli 2024/713 E. 2024/865 sayılı kararıyla: \"(i)Sözleşme’de hisselerin Müvekkillerin onayı olmaksızın 3. kişilere devredilemeyeceğine dair düzenleme yer alması, (ii)Davalı ve Maspo ile bankalar arasında imzalanan hisse rehni ve intifa hakkı sözleşmelerinde hisselerin bankaların onayı olmaksızın 3. kişilere devredilemeyeceğine dair düzenleme bulunması,(iii)İadesi talep edilen hisse miktarının yargılama sırasında belirleneceği,\" gerekçeleriyle istinaf başvurusunun reddine karar verildiğini, bu gerekçelerden ilk ikisinin tüm sözleşmelerin aynen ifa edileceği; hiçbir şekilde tarafların akitlerinden dönmeyeceklerine dair hayatın olağan akışına aykırı ve hatta yargı erkinin dahi gereksiz olduğu sonucuna geldiğini, bu gerekçenin anlamsız olduğunu, zira kendileri tarafından huzurdaki davanın zaten davalının sözleşmeyi ihlali üzerine ikame edildiğini, davalının sözleşmeyi bir kez ihlal etmişken ikinci kez ihlal etmeyecek olmasının güvencesi olmadığını; Bu gerekçelerin hukuk, akıl ve mantıkla izahsız olduğunu, bu sebeple yargılama sırasında kendilerinin talebi üzerine müvekkilleri ile davalı arasındaki hisse devrine ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na yapılan bildirimlerin celbine karar verildiğini; EPDK tarafından verilen 08.08.2024 tarihli cevapta müvekkillerinden ..., ... ve ...’ın 18.12.2019 tarihi itibariyle şirkette %10’ar, müvekkili ...’ın ise %13,33 oranında doğrudan pay sahibi olduklarının anlaşıldığını, bu noktada, müvekkillerinin gerçek pay oranlarının açığa çıkmış durumda olduğunu; Müvekkillerinin şirketteki pay oranlarının EPDK cevabı ile açığa çıkması üzerine İstinaf Mahkemesinin 3. ret gerekçesinin karşılandığını ve müvekkillerinin iadesini talep ettiği hisse miktarının belirlenmiş durumda olduğunu, bu doğrultuda kendileri tarafından HMK md. 396 uyarınca, değişen durum ve koşullar çerçevesinde davaya konu hisselerin 3. kişilere devrini önleyici mahiyette ihtiyati tedbir taelebinin yinelendiğini ancak İlk Derece Mahkemesi’nce; \"(i)İnançlı Temlik Sözleşmesi'nde davalı tarafından hisselerin, müvekkillerinin onayı olmaksızın üçüncü kişilere devredilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin varlığı, (ii)Hisse Rehni ve İntifa Hakkı Sözleşmesinde yer alan hisselerin rehin alan ve intifa sahibinin yazılı ön izni olmaksızın üçüncü kişilere devredilemeyeceği\"ne dair düzenleme sebebiyle mevcut durumda meydana gelecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin güçleşeceği veya tamamen imkansız hale geleceğine yönelik ispatın bu aşamada sağlanamadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verildiğini; Bu gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi’nin ilk gerekçesinden dönerek İstinaf Mahkemesi’nin müvekkili ile davalı arasında imzalanan inançlı temlik sözleşmesi ve davalı ve Maspo ile bankalar arasında imzalanan sözleşmelerde yer alan, hisselerin 3. kişilere devredilemeyeceğine dair düzenleme bulunması gerekçelerini benimsediğinin anlaşıldığını, ancak bu kararın arkasındaki gerekçeyi anlamlandıramadıklarını, huzurdaki davanın zaten davalının (i) şirket karını Türk Ticaret Kanunu’nun 395. maddesine aykırı şekilde muvazaalı kiralamalar ve şüpheli işlemler vasıtasıyla örtülü kazanç aktarımına konu etmesi, (ii) şirkette birikmesi gereken ve sözleşmenin sona ermesi ile birlikte müvekkillerine ödenmesi gereken birikmiş karı, bu şekilde malvarlığına aktarması, (iii) müvekkillerinin zaman içinde ... Grubu Şirketlerinden dışlanması, şirketlerin yönetim süreçlerine katılamadıkları gibi müteveffa babaları ...’ın büyük emekleriyle kurulan şirketlerin işleyişi hakkında kendilerine bilgi dahi verilmemesi, (iv) şirketlerin genel kurulları düzenlenirken, gerçek anlamda bir toplantı yapılmaması, “kağıt üzerinde” gerçekleştirilen genel kurullara müvekkillerinin hiçbir belgeyi okumadan imza atmaları istenerek şirket faaliyetlerinin sürdürülmesi, kısacası sözleşmenin zaten halihazırda ihlal edilmiş olması sebebiyle ikame edildiğini; Müvekkilleri ile imzaladığı sözleşmeye riayet etmeyen davalının, bankalar ile imzaladığı sözleşmelere riayet etmesinin beklendiğini, ihtiyati tedbir kararı verilmedikçe bankaların davalının hisselerini 3. kişilere devrini denetleyebilmesinin mümkün olmadığını, davalının inançlı işleme konu şirket hisselerini basit bir ciro işlemi ile dahi 3. kişilere devrinin mümkün olduğunu, davalının, hisselerini bankalar ile imzaladığı sözleşmeye aykırı olarak 3. kişilere devretmeyeceğinin garantisinin verilemeyeceğini, bu durumun denetlenemeyeceğini, yine davalının, bankalar ile imzaladığı sözleşmelere aykırı olarak inançlı işlemle devraldığı hisseleri 3. kişilere devrederse “sözleşmelerin nispiliği” ilkesi gereği bankalar nezdinde sorumlu olacağını, müvekkillerinin haklarının zayi olmasının önüne geçilemeyeceğini; Davalının zaten ihlal ederek huzurdaki davanın açılmasına sebebiyet verdiği sözleşmedeki “hisselerin 3.kişilere devredilemeyeceğine dair düzenleme” gerekçe gösterilerek hisselerin 3. kişilere devrini önleyici mahiyette tedbir talebinin reddedilemeyeceğini, izah edilen hususlar doğrultusunda ihtiyati tedbir talebinin tekrar değerlendirilmesi gerektiğini, hukuka olan inancı sarsan bu gerekçelerden dönülmesi gerektiğini, ortada (davalı tarafından imzası inkar edilmemiş) “yazılı” bir inanç sözleşmesi olan bu vakıada müvekkillerinin haklarının zayi olmaması ve geri dönülemeyecek zararların ortaya çıkmaması adına İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davaya konu hisselerin 3. kişilere devrini önleyici mahiyette ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini beyanla İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/161 E. 24.10.2024 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını, davalı adına kayıtlı ... hisselerinin 3. kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini  talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:  HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, inançlı temlik sözleşmesi ile davalı tarafa devredilen şirket hisselerinin iadesi ve hisselerden doğan kar payının tahsili talebi ile açılan davada, davalı adına kayıtlı hisselerin üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkindir.  Mahkemece 25/03/2024 tarihli ara karar ile talebin reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince yapılan istinaf başvurusunun incelenmesi neticesinde Dairemizin, 2024/713 Esas ve 2024/865 Karar sayılı kararı ile Mahkemenin kararı yerinde görülerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, davacılar vekilince 23/10/2024 tarihli dilekçe ile, dosyaya celp edilen deliller kapsamında yeniden ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile talebin reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6100 Sayılı HMK'nın 389. maddesinde, ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, 1. fıkrasında; \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.\" hükmü düzenlenmiştir. Buna göre şartların mevcut olması durumunda ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir.  6100 Sayılı HMK'nın 390/3. maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Somut olayda; davacılar tarafından İnançlı Temlik Sözleşmesi kapsamında davalıya şirket hisselerinin devredildiği ve davalının söz konusu sözleşmeye aykırı davranması sebebiyle sözleşmenin feshedildiği iddiasıyla davalı adına kayıtlı olup kendilerine ait olan hisselerin iadesinin talep edildiği, davalı tarafından inançlı temlik sözleşmesinin geçerlilik şartlarını taşımadığı, davacılar ve kendisine ait tüm şirket hisselerinin tasarruf hakkının, Hisse Rehni ve İntifa Hakkı Sözleşmesi kapsamında bankalardan kullanılan krediler karşılığında bankalara devredildiğinin savunulduğu, söz konusu sözleşmelerin dosyaya ibraz edildiği, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davanın esası hakkında yaklaşık ispatın sağlanması gerektiği, davacıların, davalının devraldığı hisselerden doğan hakları kullandırmadığı, sözleşmeye aykırı davrandığı, sözleşmenin feshedildiği, hisselerin taraflarına iadesinin gerektiğine dair iddialarının ara karar tarihi itibariyle yargılamaya muhtaç olduğu, ayrıca Hisse Rehni Ve İntifa Hakkı Sözleşmesinde yer alan; hisselerin rehin alan ve intifa sahibinin yazılı ön izni olmaksızın üçüncü kişilere devredilemeyeceğine dair düzenleme karşısında, mevcut durumda meydana gelecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin güçleşeceği veya tamamen imkansız hale geleceğine yönelik kanaatin oluşmadığı anlaşıldığından Mahkemece şartları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinin isabetli olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı istinaf edenler tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/12/2024  tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"73710142cf929f77","SID":"56fc96f4d397661d"}}