{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/757 Esas<br>KARAR NO: 2024/1966<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/10/2022<br>NUMARASI: 2021/317 Esas, 2022/131 Karar.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 19/12/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1971 yılında kurulan Tayvan menşeili bir firma olduğunu, faaliyet konusu olarak modem ve bir takım teknolojik ürünler için adaptör üreten müvekkilinin aynı zamanda \"...” markalı adaptörler, ... marka modemlerin kutusunun içerisinde yer aldığını davalı tarafından ... markasının 13/04/2014 tarihinde ... tescil numarasıyla 9. sınıfta tescil ettirildiğini, davalının tescil ettirdiği marka ile müvekkiline ait 1971 yılından bu yana kullanılan markanın tipografik ve renk yönünden aynı olduğunu, müvekkiliyle aynı sınıfta tescil ettirdiğini, yine davalı tarafın müvekkiline ait tanınmış ... markalı tescilinin dışında da yurtdışında kullanılan ve tanınmış ... ve ... gibi birçok markayı tescil ettirdiğini, bu tescillerin tamamımın kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, davalı adına tescilli ... tescil numaralı ... ibareli markanın hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinine karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın sahipleri vasılasıyla 15 yılı aşkın bir süredir ticari faaliyetlerini sürdürdüklerini, bu dava konusu markanın  firmanın kurucusu ve yetkilisi ...'nin adına tescil edildiğini, daha sonra müvekkiline devredildiğini, ...'nin ... markasını 23/03/2011 tarihinde kullandığını, bu kullanıma ilişkin faturayı dilekçeleri ekinde sunduklarını, davacının dilekçesinde belirttiği ancak dosyaya herhangi bir uluslararası marka tescil bilgisi sunmadığını, ülkesellik gereği Türkiye'de tescili bulunmayan bir ibare bakımından sınai mülkiyet hükümleri kapsamında hak iddia etmesinin mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;Markayı Türkiye de ilk kullananın davalı taraf olduğu, bu nedenle davacının gerçek hak sahipliği iddiasının kanıtlanamadığı,  hükümsüzlüğü talep edilen ... numaralı \"...\" ibareli markanın, 13/03/2014 tarihinde tescil edildiği, davanın ise 06/08/2020 tarihinde açıldığı, tescil ve dava tarihi arasında 6 yıl 4 ay 23 gün süre  bulunduğu, tarafların aynı sektörde, aynı markayla faaliyet göstermeleri nedeniyle bir birlerinden haberdar olmamalarının mümkün olmadığı, davalının 2011 yılından itibaren ... markasını fasılasız şekilde ve ticari teamüllere uygun kullanması sebebi ile kötü niyetle veya şantaj amaçlı markayı tescil ettirdiğinden söz edilemeyeceği, SMK'nın 25/6 maddesi dikkate alındığından davacının sessiz kalma sebebi ile hak kaybına uğradığı, davacı tarafça sunulan belgeler ve bütün dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, \"...\" ibareli markasının tanınmış olduğunun kanıtlanamadığı, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde;  -Gerekçeli kararda her ne kadar hükümsüzlük davasının 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi  olduğu gerekçesiyle, müvekkili şirketin süresi içerisinde dava hakkını kullanmadığı kanaatine varılmışsa da kötü niyetle tescil edilen markalar yönünden hükümsüzlük davası açma hakkı süreye bağlı olmadığını işbu husus dikkate almaksızın gerekçe oluşturulmasının hatalı olduğunu,-Mahkeme tarafından denetime elverişliliği bulunmayan, çelişkili, eksik, hatalı ve hukuka aykırı olarak tanzim edilen bilirkişi raporları göz önünde bulundurularak karar verildiğini,-Gerekçeli kararda yer alan, davalı tarafından müvekkili şirkete ait markanın kullanımında kötü niyetli tescil nedenlerinin mevcut olmadığına ilişkin tespitlerin kabulü mümkün olmadığını, -Gerekçeli kararda yer alan, dava konusu markanın müvekkil şirkete ait kullanım süresi ve şartları açısından tanınmışlığının kanıtlanamadığına  ilişkin tespitlerin kabulünün mümkün olmadığını, ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, marka hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı  vekili  tarafından istinaf edilmiştir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı,  Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları doğrultusunda bir markanın aynısını ya da benzerinin marka olarak tescil ettirilmesinin tek başına kötüniyetli başvuru olarak değerlendirilemeyeceği gibi, marka hukukunun ülkeselliği ilkesi nedeniyle yabancı markanın benzeriyle ilgili marka başvurusunda bulunulması ve tescil ettirilmesinin de tek başına kötüniyetli marka  tescili anlamına gelmeyeceği,  (Emsal Yargıtay 11.HD'nin 2020/1842 E-2021/1878 K-   2021/249 E-K  2022/4017 K)  bir marka başvurusunun hangi hallerde kötüniyetle tescil ettirildiğinin her bir somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği, Yargıtay'ın uygulamalarında daha çok güvenin kötüye kullanılması, kullanmak yerine başkalarının ticaretine engel olmak, sözleşmeye aykırılık vb. suretiyle marka tescillerinin kötüniyetli marka tescili halleri olarak kabul edildiği, kötü niyetli tescilin varlığı için kötüniyetin tescil başvurusu anında varolması gerektiği, somut olayda davaya konu  \"...\" ibareli markanın 2011 yılından itibaren davalı tarafca fasılasız olarak kullanıldığı, marka tescilinin kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı, davacı markasının tanınmış olduğu iddiasının da ispatlanamadığı,  davaya konu markanın 2014 yılında tescil edildiği, davanın ise tescilden itibaren  5 yıl geçtikten sonra açıldığı, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, bu nedenlerle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE,  2-Alınması gereken 427,60 TL harçtan, peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye  247,7-TL harcın davacıdan  alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesi tarafından yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.19/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"54a0884d3a9a7254","SID":"edd90edd1c168335"}}