{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1682 <br>KARAR NO: 2024/1687<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 20/05/2019<br>NUMARASI: 2018/529 E. - 2019/482 K. <br>DAVANIN KONUSU: Alacak <br>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  davalı banka  ile ... Oto Tur Hiz.San.ve Tic.Ltd.Şti.arasındaki krediye davacının  kefaleti  nedeniyle davacı aleyhine  İstanbul  ...İcra  Müdürlüğünün ... Esas sayılı  icra takibi başlatıldığını, tebligat davacıya ulaşmadığından davacının  itiraz edemediğini, takibin kesinleştiğini,  aradan yaklaşık 5 yıl geçtiği halde dosyada hiçbir işlem yapılmadığı için dosyanın  işlemden kaldırıldığını,  daha sonra davalının yenileme talep ettiğini, bunun davacıya tebliğ edilmediği gibi asıl borçluya da tebliğ edilmediğini, yapılan tüm bu işlemlerin usulsüz ve yasaya aykırı olduğunu, davacının  maaşına haciz gönderildiğinde takipten haberdar olduğunu, davacının takip konusu alacak nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tesbiti için işbu davanın ikamesi zarureti hasıl olduğunu, ödeme emri tebligatlarının Tebligat Kanununa aykırı ve usulsüz olduğunu, bu sebepe yapılan haciz işleminin de geçersiz olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını,   kat ihtarının davacıya tebliğ edilmediğini,  bu sebeple sorumluluğu doğmadığından onun aleyhine icra takibi başlatılmasının mümkün olmadığını, kredi sözleşmesinin yapıldığı tarih ile icra takibi başlatıldıktan sonra uzun süre işlem yapılmaması nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılmasından sonra yenileme talep tarihi arasında geçen sürede davacının kefillik süresinin de  dolduğunu, ayrıca Tüketici  Yasası gereğince ancak asıl borçlunun borcu ödeme imkanının ve malvarlığının bulunmadığının icra müdürlüğü vasıtasıyla tesbitinden sonra  kefil aleyhine icra takibi ve işlem yapılabileceğini, asıl borçlunun davalı banka ile yaptığı genel  kredi sözleşmesine dayanarak bir araba  aldığını,  taksitlerini aksatınca araç banka tarafından satılarak bedelinin banka tarafından tahsil edildiğini, davacının kredi sözleşmesinde kefil olduğunu, sorumlu olduğu alacak tutarının arabanın bedelini ya da kredi sözleşmesinde yazılı meblağı  geçemeyeceğini,  araba satılıp bedeli banka tarafından tahsil edildiğine göre akabinde ihtarname keşide edilerek bakiye borcun davacıdan talep edilmesinin haksız ve yasaya aykırı olduğunu, asıl borçlu şirketin toplamda ne kadar kredi kullandığı ve banka tarafından aracın satış  bedeli olarak hangi meblağın tahsil edildiğinin asıl borçlu ile birlikte davacı aleyhine başlatılmış olan takipte asıl alacağın nasıl ve neye göre tesbit edildiği hususlarının takipte tamamen belirsiz olduğunu,  yenileme dilekçesinin asıl borçlu şirkete tebliğe gönderilmemesinin ise davalının kötüniyetinin göstergesi olduğunu,  bu nedenle asıl borçlu şirkete ait tüm hesap ve kredi dökümlerinin davalı bankadan celbedilerek incelenmesi gerektiğini, asıl borcu kabul anlamına gelmemekle birlikte takibin dayanağı yapılan kredi sözleşmesinde uygulanacak faiz oranının açık ve net bir şekilde belirtilmediğini,  davacı ve asıl borçlu aleyhine yapılan takip ilamsız olup bu takipte ancak yasal faiz talep edilebileceğini, oysa takipte yıllık %52,50 oranında faiz işletilerek takipten sonra da aynı faizin uygulanmasının talep edildiğini,  fahiş oranda talep edilen işlemiş faizin iptaliyle asıl alacağa işleyecek faizin yasal faiz olarak uygulanması gerektiğini,  bu nedenle asıl borçlu şirketin banka hesap ve kullandığı takibe konu  kredi dökümleri celp edilerek bilirkişi marifetiyle hem asıl alacak hem de yasal faiz üzerinden faiz hesaplaması yapılması gerektiğini,  ayrıca takipte yasaya  aykırı olarak faize faiz işletildiğini,  BK'nın 84.madde gereğince ödemelerin öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmesi talep edilmiş olduğundan asıl alacağın hiçbir zaman azalmadığını, bunun davacının mağduriyetine neden olduğunu, Tüketici  Yasasındaki tüketici yararına olan tüm maddelerin uygulanarak davacı aleyhine kefil sıfatıyla yapılmış bulunan takibin iptaline ya da durdurulmasına karar verilmesini  gerektiğini ileri sürerek, kefilliği ve  icra takibinin iptaline ya da durdurulmasına, davacının icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, ödemeler için  davaya istirdat davası olarak devam  edilmesine, davalı aleyhine  % 20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; açılmış olan işbu davanın, menfi tespit ve kefaletin iptali talepleri ile açıldığını, davacı tarafın borçlu bulunmadığı hususunu icra dairesine itiraz veya gerekli şartları taşıması durumunda ise icra mahkemesinde gecikmiş itiraz veya tebligatın iptali talepleri ile açılması  gerektiğini, mevcut olayda bu prosedürlere uymaksızın doğrudan mahkemeye  başvurulmasında hukuki menfaat bulunmadığını, davanın doğrudan usulden reddi gerektiğini, davacı tarafın zamanaşımı itirazının dayanaksız olduğunu, tebligatların usulsüz olduğuna ilişkin iddianın  icra mahkemesinde yapılması gerektiğini, davacı tarafın maaşına gönderilen hacizden sonra takipten haberi olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafın maaşına gönderilen haciz yazısının 12.09.2013 tarihinde işyerine tebliğ edilmiş olduğunu, davacının iddiasının dayanaksız olduğunu gösterdiğini, huzurdaki davanın niteliği gereği icra itiraz davası olmadığından davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin de dayanaksız olduğunu, kefaletin iptali talebinin hiçbir dayanağı bulunmadığını,  yürürlükteki mevzuat uyarınca önce asıl borçlu, sonuç alınamaması durumunda kefile başvuru şartları düzenlenmişse de, hem sözleşmenin yapıldığı, hem icra takibinin başladığı tarihteki mevzuat uyarınca işlemler yapıldığını,  ilgili sözleşmelerdeki müteselsil kefalet hükümlerinin, şimdiki mevzuatın geriye dönük yorumu şeklinde uygulanmasının imkan dahilinde olmadığını, 10 yıllık genel zamanaşımının geçerli olduğunu, tebligatların usulüne uygun yapılarak dosya haciz safhasına geçildiğini,  davacı tarafın maaşına gönderilen haciz yazısı 12.09.2013 tarihinde işyerine tebliğ edildiğini, kesinleşen takipten sonra dosyanın yenilenmesi durumunda yenileme emri tebliği haciz işleminin devamı için zorunlu olmayıp, ihbar niteliğinde olduğunu, yani yenilenen dosyada yenileme emrinin borçluya gönderileceğini,  dosyada tahsil olarak görünen tutarların tümünün asıl alacak ve masraf kalemlerine alınmış olduğunu,  faize  yapılan tahsilatı ‘0’  olduğunu, dava  itiraz davası olmadığından davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin de dayanaksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Dava; Davacının kefilliğinin iptali, kefil sıfatı ile aleyhine yapılan  İstanbul  ... İcra  Müdürlüğünün ... esas sayılı  dosyasından borçlu olmadığının tespiti talepli davadır. Deliller; Dosya münderecatı,  İstanbul  ...İcra  Müdürlüğünün ... esas nolu  dosyası, bilirkişi incelemesi. Mahkememiz tarafından 03/01/2019 havale tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. Alacaklı ... T.A.O. vekilinin, Borçlular ... San. Ve Tic. Ltd. Şti., ... ve ... aleyhine, T.C. İstanbul ... İcra Müdürlüğümün 08.05.2008 başlangıç tarihli, ... esas sayılı dosyası ve haciz yoluyla başlattığı Takip Talebi ve İlamsız Takiplerde ödeme emrinde toplam 37.338,81-TL tutarındaki toplam alacağın icra gideri, vekalet ücreti ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek (%52,50 yıllık) faiz ile, faizin gider vergisi İle tahsilinin talep edildiği, takibin 08.05.2008 tarih, ... esas sayılı dosyası ile başlatıldığı, alacaklının 28.01.2013 tarihli yenileme talebi doğrultusunda, ... esas sayılı dosya numarası ile yenilendiği, borçlu ... yönüyle ödeme emrinin 28.05.2008 tarihinde tebliğ olması, itirazın süresi içinde yapılmaması sebebiyle kesinleştiği ve devamına karar verildiği görülmüştür. Keşideci ... T.A.0 tarafından, muhatap ... Tur. Hizm. San. Ve Tic. Ltd. Şti, ... ve ...’a Beyoğlu ... Noterilği’nin 31.03.2008 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek gönderilmiş olup, ihtarnamede muhatap ... Tur. Hizm. San. Ve Tic. Ltd. Şti. ile Bankanın Mercan/İSTANBUL Şubesi ile akdedilen 13.02.2007 tarihli Kredi Genel Sözleşmesine istinaden kredi açıldığı ve kullandırıldığı, muhataplar ... ve ...’ın Kredi Genel Sözleşmesinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile borçtan sorumlu oldukları, 04.03.2008 tarihi itibari ile toplam 33.847,45-TL tutarındaki borcun ödemenin yapılacağı güne kadar işleyecek %52,50 faiz, BSMV, fon payı, komisyon ve masraflar vs. ile birlikte ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 1 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiği, ihtarnamenin muhatap ... adresine 02.04.2008 tarihinde ulaştığı, aynı adreste ikamet ettiğini beyan eden ...’nın muhatabın bu adreste tanınmadığını sözlü beyan etmesi üzerine, tebliğ evrakının mahalle muhtarı tasdiğiyle merciine iade edildiği tespit edilmiştir. 04.02.2011 tarih, ... sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 581 ve devamı maddelerinde kefalet sözleşmesi düzenlenmiş, 583. Maddesinde de kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şart olup, mahkememiz dosyasına sunulan kefalet sözleşmesinde; ... Oto Tur.. Hizm. San. Ve Tic. Ltd. Şti., dava dışı ... ve davacı ... arasında 13.02.2007 tarih, 50.000,00-TL Kredi Limitli Kredi Genel Sözleşmesi akdedildiği, Kredi Genel Sözleşmesinin 818 sayılı Mülga Borçlar Kanunu yürürlükte iken imza altına alındığı, Kefalet Sözleşmesi’nin Banka teminat depo girişine ve teminat vasfına haiz olup olmadığı açısından Bankacılık mevzuatı ve teammülleri çerçevesinde inceleme yapıldığında, Sözleşmenin \"müteselsil kefalete” ilişkin açıklayıcı hükümler içerdiği, davacı ... ve dava dışı ...’ın \"Müşterek borçlu ve müteselsil Kefil\" olacağına ilişkin ibarenin altına imza attığı, Kefalet sözleşmesinin yazılı olarak yapılmış olması ile yazılılık şartının sağlandığı, Kefilin sorumlu olacağı azami meblağın Sözleşme limiti ile sınırlı ve belli olduğu, Sözleşmenin geçerli olarak kurulduğu ve gerekli tüm kefalet şartlarını taşıdığı, Kefillerin alacaklı Banka’ya karşı kredi borçlusu şirketin borcunu ödememesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği, kefalet sözleşmesinin mevcut olan veya sözleşme imzalandığı tarihte henüz doğmamış ve doğması muhtemel tüm borçları karşılamak amacıyla kurulduğu tespit edilmiştir. Taraflar arasında akdedilen Kredi Genel Sözleşmesi’nin Kefalet Şerhi Başlıklı Kısmında Kefalete İlişkin Olarak; Bu sözleşmeyi imzalayan kefil (kefiller) aşağıdaki koşullarla kefalet vermeyi beyan ve kabul ederler. Kefalet borcu; anapara ile bu sözleşme hükümlerine göre ödenmesi gereken her türlü faiz, komisyon, vergi ve vekalet ücretleri ve diğer her türlü masraflar eklenerek hesaplanacak ve müşterek müteselsil borçlu ve müteselsil kefilin (kefillerin) sorumluluğu bütün bu hususları kapsayacaktır. Kefıl, Borçlar Kanununun 490’tncı maddesi ile kendisine tanınan haklardan vazgeçtiğini ve Banka alacağı için işlemiş ve işleyecek faizlerin tamamından sorumlu olduğunu kabul ve taahhüt eder.Kefıl, Borçlar Kanununun 493 ve 494'üncü maddelerindeki kefaletten kurtulma imkanını veren haklardan vazgeçtiğini ve bu maddelere dayanarak Bankaya karşı hiç bir talepte bulunmamayı kabul ve taahhüt eder. Kefıl, borcun Müşteri için her ne nedenle olursa olsun muaccel olması halinde kendisine herhangi bir bildirimde bulunmaksızın kefalet borcunun da muaccel olacağını, bu durumlarda Bankadan borçlu aleyhine takibata geçilmesini ve kefaletten kurtarılmasını talep etmeyeceğini ve bu haklardan vazgeçtiğini kabul eder... ” hükümlerinin düzenlendiği tespit edilmiştir. Davalı Banka'nın Mercan/lstanbul Şubesi ile kredi müşterisi dava dışı asıl borçlu ... Tur. Hizm. San. Ve Tic. Ltd. Şti., müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla dava dışı ... ve davacı ... arasında 13.02.2007 tarihli, 50.000,00-TL limitli Kredi Genel Sözleşmesi akdedildiği, işbu sözleşme dışında davalı Banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında akdedilmiş başka bir Kredi Genel Sözleşmesi bulunmadığı, Davalı Banka tarafından dava dışı asıl borçlu şirkete 13.02.2007 tarihli, 50.000,00-TL limitli Kredi Genel Sözleşmesi tahtında, Sözleşmenin eki ve ayrılmaz bir parçası olan Ticari Kredi ödeme Planı dahilinde 13.02.2007 tarihinde 24.000,00-TL anapara-33.584,87-TL geri ödeme tutarlı, 15.03.2007 ilk ödeme-15.02.2010 son ödeme tarihli, 36 ay vadeli Taksitli Ticari Kredİ-2.EL Araç Kredisi kullandırıldığı, dava dışı asıl borçlu şirketin 6001846635 Risk no.lu Taksitli Ticari Kredi-2.EL Araç Kredisi Geri ödeme Planı dahilinde sadece 15.03.2007-15.04.2007 vadeli kredi taksitlerini ödediği, belirtilen taksitler dışında herhangi bir ödeme yapmadığı ve gecikmeye düştüğü, Davalı Banka’nın İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün yenilenen ... Esas sayılı icra dosyası kapsamında; dava dışı asıl borçlu şirketten 08.05.2008 takip başlangıç tarihi itibariyle toplam 37.338,81-TL tutarında alacağı olduğu, davacı ...’ın müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla temerrüde düşürülmesi ve kefalet limiti gözetilerek takip başlangıç tarihi itibariyle toplam 37.338,81-TL tutarlı borcun tamamından sorumlu olduğu, Davalı Banka tarafından 08.05.2008 takip başlangıç tarihli 30.01.2013 takip yenileme tarihi ile 13.06.2018 dava tarihi arasındaki dönem içerisinde gerek asıl borçlu şirketten, gerekse davacı kefilden icra dosyası kapsamında kısmi tahsilatlar sağlandığı, kısmi tahsilat tutarları, öncelikle işlemiş faiz, faizin gider vergisi, kalan kısım asıl alacağa mahsup edilecek şekilde faiz hesaplaması yapıldığında; davalı Banka’nın dava dışı asıl borçlu şirketten 13.06.2018 dava tarihi itibariyle Banka tasfiye olunacak alacaklar hesaplarına yansıyan takip ve dava harç masraf vs. hariç olmak üzere toplam 205.634,49-TL tutarında alacağı olduğu, Davacı yanın kefalet sözleşmesine istinaden tahsis edilen limit içinde yapılan kredi kullandırımından doğmuş borçtan kurtulması, yazılı bir talep/bildirimi bulunmamakla birlikte, tek yanlı olarak da kefaletten dönmesinin mümkün olmayacağı, dava tarihi itibariyle toplam 205.634,49-TL tutarındaki borcun tamamından sorumlu olduğu ve İcra takibinin devamının uygun olacağı tespit edilmiş olup, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir. \"  gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;-kredi sözleşmesinde  uygulanacak faiz oranı açık ve net şekilde belirtilmediğinden  yalnızca  yasal faiz istenilmesi gerekirken icra takibinde %52 faiz uygulanmasının  ve işleyecek faiz oranı olarak talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, faize faiz işletildiğini,  tahsil edilen meblağların öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmesinin asıl alacağı hiçbir zaman azaltmayacağını,  davacının sürekli olarak asıl alacağa işleyecek faizi ve masrafları ödeme zorunluluğunda bırakılacağını, faize faiz işletilemeyeceğine dair beyan ve  yapılan ödemelerle ilgili hesaplamalara yaptıkları  itirazlarının  dikkate alınmadığını,  itirazları dikkate alınmadan tamamen bankacı bilirkişinin davalı banka lehine düzenlemiş olduğu rapor doğrultusunda  verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının  bu kredi sözleşmesinde kefil olmayı kabul ettiğini,  davacının kredi sözleşmesinde kefil olup sorumlu olduğu tutarın ancak kredi sözleşmesinde asıl borç  veya imza atılan tutar  kadar olduğunu, davacının da bunu bilerek kefil olmayı kabul ettiğini,  bankanın, asıl borçlunun aracını sattırıp kredi sözleşmesindeki asıl alacağı tahsil etmesine binaen kalan faiz vb.borçları kefile yöneltmesinin hukuka aykırı olduğunu, asıl borçlu şirketin toplamda ne kadar kredi kullandığı ve banka tarafından aracın satış bedeli olarak hangi meblağın tahsil edildiği,asıl borçlu ile birlikte davacı aleyhine başlatılmış olan takipte asıl alacağın neye göre tespit edildiği hususlarının tamamen belirsiz olduğunu, asıl borçluya gidilmeden borcun kefile yöneltilemeyeceğini,  takibin düştüğünü,  yenileme emrinin asıl borçluya tebliğ edilmediğini, asıl borçluya takip devam ettirilmeyip direkt kefile yöneltilmesinin de hukuka aykırı olduğunu,  kaldı ki  işbu icra dosyası takip edilmeyip dosya düştükten, yenileme emrine kadarki sürede kefilin sözleşmeden kaynaklanan  kefilliğinin de düştüğünü,  icra dosyasında 5 yıl bir işlem yapılmadığı için takibin düştüğünü,  alacağın zamanaşımına uğradığını,  zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava,  kefilliğin iptali ile  menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekili, davacının  İstanbul  ...İcra  Müdürlüğünün ... Esas sayılı  icra dosyasında  borçlu olmadığının tespiti ile kefilliğinin iptaline karar verilmesini istemiştir. Dosya içeriğinde bulunan İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas (... Eski Esas) sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı (takip alacaklısı)  tarafından davalı (takip borçlusu)  ile  dava dışı ... ile ... Hiz. San.ve Tic. Ltd. Şti.aleyhine 08.05.2008 tarihinde,33.847,45 TL  asıl alacak, 33.175,53 TL işlemiş faiz, 157,06 ihtar masrafı, 158,77 TL BSMV  olmak üzere toplam 37.338,81 TL'nin  asıl alacağa işleyecek %52,5 temerrüt faizi ile birlikte tahsili için ilâmsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalıya (borçluya)  tebliğ edildiği, takibin kesinleştiği  anlaşılmaktadır. Dosya kapsamının incelenmesinde; dava dışı ..., ve ... San.ve Tic. Ltd. Şti.ile davalı banka arasında 13.02.2007 tarihli ve 50.000 TL limitle  genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacının bu sözleşmeyi müteselsil kefil olarak ve 50.000 kefalet limitiyle imzaladığı,  anılan sözleşme kapsamında  davacı  tarafından  borçlu şirkete taksitli ticari kredi-araç kredisi kullandırıldığı, kullandırılan kredi taksitlerinin ödenmemesi üzerine, alacaklı banka tarafından kredi hesabının  kat edilerek  Beyoğlu ...Noterliğinin 31.03.2008 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiği, borcun  ödenmesi için bir gün süre verildiği,  ihtarın asıl borçlu şirketin sözleşmede belirlenen adresine gönderildiği, ancak iade edildiği,  tebliğ edilemediği, aynı şekilde davacı müteselsil kefile de gönderilen ihtarnamenin sözleşmede belirttiği adresine  tebliğ edilemediği ve iade edildiği,  davalı  Banka borcun hesap kat ihtarına rağmen ödenmemesi üzerine  08.05.2008 tarihinde ilamsız takip başlatıldığı, takibin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Takip ve davaya dayanak taraflar arasındaki  genel kredi sözleşmesi  13.02.2007  tarihli  olup 6098 sayılı TBK'nın yürürlük tarihi olan 01.07.2012 tarihinden önce aktedilmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1.maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.'' hükmü düzenlenmiştir. Banka ile borçlu arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesindeki miktar hanesinde 50.000 TL yazılı olup, genel kredi sözlemesinde bu miktarda limit tahsis edildiği, sözlemede davacının müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak yer aldığı,  sözleşme ve kefalet  tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın kefalete ilişkin hükümlerine uygun olduğu anlaşılmıştır. Zira 818 sayılı BK'nın 484. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, yazılı olması ve kefilin sorumlu olacağı miktarın belirli olması zorunludur. Kefilin sorumluluğu, kefalet limitindeki miktar ile temerrüdünün hukuki sonuçları ile sınırlıdır. Sözleşmenin mülga  818 sayılı BK'nın yürürlülükte bulunduğu tarihte imzalandığı dikkate alındığında 818 sayılı BK'nın 484-485. maddeleri kapsamında kefaletin geçerli olduğu, yine  kredi sözleşmesinde müteselsil kefil için sözleşmede ayrıca kefalet limitinin bulunmadığı hallerde, geçerli bir kefalet mevcut olup, sözleşmedeki kredi limitinin kefalet limitini de belirlediği, sözleşmenin başında da kredi limitinin  50.000 TL olarak belirtildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece 6098 sayılı TBK'nın hükümleri kapsamında değerlendirme yapılmış ise de, sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan BK hükümlerine göre davacının müteselsil kefilliği geçerli olduğundan bu husus esasa etkili görülmemiş ve  kaldırma sebebi yapılmamıştır. 818 sayılı BK'nın 487.maddesi uyarınca  kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir. Davacı, BK'nın 487. maddesi kapsamında müteselsil kefil olup davalı alacaklı banka tarafından  asıl borçlu ve  davacı müteselsil kefil aleyhine kat ihtarı düzenleyerek icra takibi başlatmasında usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.  Yine sözleşmenin kefalet şerhi başlıklı kısmının 64.sayfasında  müteselsil kefil davacının değişiklik  bildirmedikçe  sözleşmede belirttiği  adresine yapılacak tebligatı şahsına yapılmış olarak kabul edeceğini taahhüt etmiş olup kat ihtarının da sözleşmede belirtilen adresine gönderilmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır.Kefilin sorumluluğu ile ilgili BK'nın 490.maddesi hükmüne göre  kefil, borcun aslı ile  beraber  borçlunun kusur veya  temerrüdünün  kanuni neticelerinden de sorumludur. Başka bir anlatımla  kefalet limitini geçmemek  koşuluyla  asıl borçlunun  borcundan  davacı  müteselsil kefilin   sorumlu olacağı açıktır. Bu nedenle genel kredi sözlemesinde belirlenen 50.000 TL limit dikkate alınarak   bu miktardaki ana para borcu yanı sıra, TTK'nın 8. maddesi hükmüne göre sözleme ile belirlenen faiz oranları üzerinden belirlenen akdi ve temerrüt faizlerinden de temerrüde düşen müteselsil kefil davacı  borçlu sorumludur. Zira temerrüte düşen kefil, asıl borç ile birlikte kendi temerrüdünün sonucu olan borçlardan da sorumludur. Bu nedenle aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde değildir. Davacı vekili, faiz oranlarının, faiz hesaplamalarının hatalı olduğunu, %52,50 oranın hatalı olduğunu, yasal faiz uygulanması gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de;  genel kredi sözleşmesinin  19.maddesinde  yer alan  ''Müşteri temerrüt durumunda borcunu  ve bu borcuna, Bankaca kredilere uygulanan en yüksek faiz oranına bu oranın %50'sinin ilavesi suretiyle bulunacak oran üzerinden temerrüt faizi uygulanmasını ve bu şekilde hesaplanan faizi , bu faizin vergisini ve diğer eklentilerini ve Bankanın yapacağı her türlü masraflar ile birlikte ödemeyi kabul ve taahhüt eder '' hükmü ile tarafların temerrüt faizini  belirledikleri görülmektedir. Alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere,  bu maddeye göre  davalı bankanın  uyguladığı cari faiz oranı olan %35'in maddeye göre  %50'si ilave edilerek bulunan %52,50  temerrüt faiz oranı sözleşmeye uygundur. Ticari nitelikteki genel kredi  sözleşmesiyle  tarafların TTK'nın 8. maddesi hükmüne göre  serbestçe  belirledikleri faiz oranları üzerinden takip başlatılması ve talepte bulunulması yerinde olup yasal faiz uygulanmasının  bir dayanağı bulunmadığından  aksi  yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Kredi hesabının kat tarihinin  31.03.2008 olduğu anlaşılmaktadır. Yani 6098 sayılı TBK yürürlüğe girmeden önce kredi hesabı kat edilmiş ve kredi alacağı muaccel olmuştur. Bu durumda işleyecek zaman aşımı süresi 818 sayılı BK'nın 125. maddesindeki 10 yıllık süre olup TBK'nın 146 maddesindeki süre ile aynıdır. Davalı banka alacağın tahsili için 08.05.2008 tarihinde takip başlatmıştır. BK 133 uyarınca takip başlatılması ile zamanaşımı kesilir ve yeni süre işlemeye başlar. Daha sonra  işlemden kaldırılan  icra dosyası alacaklı bankanın 28.01.2013  tarihli talebi ile yenilenmiş ve  30.01.2013 tarihli yenileme emri gönderilmiştir. Buna göre alacağın zamanaşımına uğramadığı görülmektedir. Her ne kadar mahkemece zamanaşımı konusunda bir değerlendirme yapılmamış ise de açıklandığı üzere alacak zamanaşımına uğramadığından bu husus esasa etkili görülmemiş ve kaldırma sebebi yapılmamış, eleştirilmekle yetinilmiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.28.11.2024<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava değerine göre  karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"75c116226232a072","SID":"4bb91c689bab8ede"}}