{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/970 <br>KARAR NO\t: 2024/1573<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t:22/02/2023<br>NUMARASI\t:2022/546 Esas - 2023/126 Karar<br><br>DAVACI\t\t: ... (T.C. NO:...) - ......<br>VEKİLİ\t\t: Av. ... - .....................<br>DAVALILAR\t\t: 1- ... (T.C. NO:.........) <br>\t\t  2- ... (T.C. NO:.........) <br>VEKİLİ\t\t: Av. ... - ........................<br>DAVA TARİHİ\t:18/05/2022<br><br>KARAR TARİHİ\t:07/11/2024<br>KR. YAZIM TARİHİ\t:06/12/2024<br><br>\tİstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; hissedarı olduğu taşınmazın davalı ...'a satışı amacıyla ön anlaşma yapıldığını ancak bazı hissedarların şehir dışında olması sebebiyle devrin yapılamaması üzerine hisse devri için teminat olması amacıyla davalıya iki adet bono verildiğini, Türkiye'de bulunan hissedarların hissesi için kısa vadeli 200.000-TL bedelli, yurt dışında bulunan hissedarın hissesi için ise uzun vadeli 800.000-TL bedelli bonoların verildiğini, belirlenen tarihte devir yapılamayınca davalının her iki senedi Hendek İcra Dairesi'nin 2022/406 Esas sayılı dosyası ile icra takibine koyduğunu, mütevaffa ...'in (1/5) murislerinin hisseleri dışındaki tüm hisselerin  05.04.2022 tarihinde tapuda devredildiğini, bunun dışında davalı ile her hangi bir bireysel ve ticari ilişkisinin bulunmadığını, senetlerin teminat senedi olduğunu belirterek bahsi geçen senetlere dayanan icra takibi sebebiyle davalıya borçlu olmadıklarının tespiti ile %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmolunmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın zamanaşımı definde bulunduğunu, senedin bağımsız bir borç ikrarı niteliğinde olduğunu ve teminat senedi olduğu hususunun yazılı delille ispatının gerektiğini belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"... <br>1-Davanın KABULÜNE, Davacının Hendek İcra Müdürlüğünün 2022/406 Esas sayılı takip dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, <br>2-Davalının kötü niyeti sabit görülmemekle kötü niyet tazminatı talebinin ise reddine ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; usule aykırı olarak davacı tarafça hazırlanan yemin metni içeriğini kabul etmemekle beraber işbu metinden alıntılar içeren sorularla davalının yeminli beyanının alınmasının kabul edilemez olduğunu, her ne kadar yeminin usule uygun olarak eda ettirilmediği açıkça anlaşılmakta ise de aksi kanaatte ise bile davalının yerel mahkeme huzurunda yemin ettiğini ve yemininde ısrarcı olduğunu, HMK md.225-238 uyarınca yemin delili kesin delil niteliğine haiz olduğundan davalının mahkeme huzurunda yemin etmiş olması ve yemininde ısrar etmiş olması sebebiyle yerel mahkemenin takdir yetkisi bulunmadığını, davanın yemin kesin delililin eda ettirilmesi nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken bahsedilen şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemenin davalıya taşınmazın devir ve tescili ile senetlerin düzenlenme tarihleri arasındaki farklılık hususunda isticvap etmeden salt tapu kayıtlarından bir kanaate varmasının isabetsiz olduğunu, işbu senet imzalanırken herhangi bir sözleşme yapılmadığını veya ihtirazi kayıt da ileri sürülmediğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın, yemin metninde ifade ettiği üzere bonoları taşınmazın satışına ilişkin aldığını ikrar ettiğini, dolaysıyla kesin hüküm ifade eden yemine karşı davalı tarafın istinaf başvuru beyanlarının yersiz olduğunu, davalının söz konusu taşınmazın 4/5 hissesini 2021 yılında 400.000-TL karşılığında devir aldığını ve aynı hisseleri 10.10.2022 tarihinde ... isimli kişiye 1.750.000-TL bedelle sattığını haricen tapu kayıtlarından öğrendiklerini, yani zarar ettim iddiası ve senetlerin zarara karşılık verildi iddiasının tamamen asılsız olduğunu, davalının zarar iddiasını mahkeme huzurunda ispat etmesi gerektiğini, hangi ölçüye göre 1.000.000-TL olarak zararın tespit edildiği hususunun ispata muhtaç bir konu olduğunu, zira iddia olan zarar bedelinin, bakiye hissenin bedelinden fazla olmasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının davalıya herhangi bir borcu, ticari ilişkisi vb. bir bağlantısı bulunmadığını belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/02/2023 tarih, 2022/546 Esas - 2023/126 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; İİK'nın 72. maddesine göre; takipten sonra açılmış bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; davaca tarafça Hendek İcra Müdürlüğünün 2022/406 Esas sayılı takip dosyasında takip dayanağı olan 09/03/2021 tarihli, 200.000-TL bedelli ve 04/02/2022 tarihli,  800.000-TL bedelli bonoların teminat senedi olduğundan bahisle borçlu olmadığının tespiti amacıyla işbu davayı açtığı, bu senetleri hissedarı olduğu Sakarya ili Hendek ilçesi, Yeniköy Mahallesi, .... numaralı parselin davalıya satılacağı, ancak hazır olmayan hissedarların hisse devrini teminat olması açısından işbu senetlerin verildiği, Türkiye'de bulunan hissedarlar için kısa vadeli 200.000,00 TL bedelli, yurt dışında bulunan hissedarlar için uzun vadeli 800.000,00 TL bedelli bonoyu(malen yazılı) verdikleri belirttiği, davalı tarafın zamanaşımı definde bulunduğunu, senedin bağımsız bir borç ikrarı niteliğinde olduğunu ve teminat senedi olduğu hususunun yazılı delille ispatının gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, Mahkemece; davalının dava konusu senetlerle teminat altına alınmış bir alacağının varlığı sabit görülmediğinden teminat senetlerinin tümüyle bedelsiz olduğu sonucuna varılmış ve davanın kabulüne karar verilmiştir.  <br>Dava konusu bonoların teminat senedi olduğunu iddia eden davacının öncelikle bu iddiasını HMK’nın 201. maddesi uyarınca yazılı delille ispatlaması gerekmektedir. Davacı vekili yazılı delillerinin bulunmadığını bildirdiğinden yemin deliline dayanmış olmaları sebebiyle yemin teklif edip etmedikleri sorulmuş, davacı vekilinin teklifi üzerine davalı duruşmada yemini eda etmiştir. Davalı yeminli beyanında senetlerin teminat senedi olmadığını söylemekle birlikte senetlerin verilmesinin temelinde taşınmaz alış verişi olduğunu, taksi plakasını satarak elde ettiği para ile yatırım amacıyla bahsi geçen taşınmazı satın aldığını ancak tapuda bir kısım payın devri gerçekleşmediğinden daha sonrasında taşınmazı satıp beklediği kazancı elde edemediğini, bu suretle ortaya çıkan zararının tazmini maksadıyla söz konusu senetlerin taşınmazın satışı ve bedelinin ödenmesinden sonraki bir tarihte düzenlenerek kendisine verildiğini ifade etmiş, dolayısıyla davalı bu beyanları ile senetlerin düzenleme sebeplerini de değiştirmiş bulunmaktadır.<br>Hendek İcra Dairesi'nin 2022/406 Esas sayılı dosyasında; davalı tarafça, 09.03.2021 tanzim tarihli 20.08.2021 vade tarihli, 200.000,00-TL bedelli ve 04.02.2022 tanzim tarihli 11.02.2022 vade tarihli 800.000,00-TL bedelli 2 adet bonoya dayalı olarak ferileriyle birlikte toplam 1.055.078,08-TL'nin davacıdan tahsili için kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile  takip başlatılmış olduğu anlaşılmıştır.<br>Her iki takip dayanağı senetlerde, senet borçlusunun davacı, senet lehtarının davalı olduğu, senet metinlerinde, düzenleme yeri, düzenleme ve vade tarihi ile senet bedellerinin yazılı olduğu, senetlerden 800.000,00-TL'lik olanda 'malen' ihdas edildiği, 200.000,00-TL'lik senette ihdas sebebi bulunmadığı, kambiyo senedi niteliğinde oldukları anlaşılmıştır.<br>Dava konusu senetlerden 800.000,00-TL'lik olanda 'malen' kaydı bulunduğu halde, 200.000,00-TL'lik olanda ise hiçbir ihdas sebebi yer almazken davacı senetlerin teminat amacıyla, davalı ise yemin eda ederken ortaya çıkan ticari zararının tazmini amacıyla düzenlendiğini kabul etmiştir. Senetlerden 800.000,00-TL'lik olanın malen düzenlenmediği hususu her iki tarafın da kabulündedir.<br>Öncelikle alacağın dayanağını teşkil eden kambiyo senetlerinin  ve bu senetlerde  yer alan bedel kaydının hukuksal anlamını irdelemekte yarar vardır.<br>Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.<br>Bu genel açıklamadan sonra hemen belirtelim ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır. Bonoda şekil şartları; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur.  Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir.<br>Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir (Poroy,R.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 11. Bası, İstanbul 1989, s. 237 vd.).<br>Yerleşik Yargıtay içtihatları ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik “bedel kaydı”dır. Yinelemek gerekirse “bedel kaydı” kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.<br>Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır.<br>Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir.<br>Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır.<br>Bonoda yazılı bulunan bedel kaydının hem borçlu hem de alacaklı tarafından talil edilmesi hâlinde ispat yükünün hangi tarafta olduğu hususu da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bonodaki bedel kaydının her iki tarafça talil edilmesi hâlinde ispat yükü borçlu üzerindedir. Diğer bir ifade ile bu durumda ispat yükü yer değiştirmez. HMK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca borçlunun bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir.<br>Hemen burada, menfi tespit (borçsuzluğun tespiti)  konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır.<br>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.).<br>İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.<br>Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.<br>Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını  kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. (Ankara 22. HD'nin 16/02/2024 tarih, 2021/1259 Esas ve 2024/106 Karar sayılı ilamı)     <br>Somut olaya gelince; dava, kambiyo senetlerinden dolayı borçlu olunmadığının saptanması istemine ilişkin olduğuna göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir.<br>Davacılar, taraflar arasında taşınmaz alışverişi nedeniyle bir ilişki bulunduğunu, malen kayıtlı senedin de diğer senedin de bedelsiz olduğunu, dava dilekçesinde açıklandığı üzere teminat olarak verildiğini ileri sürerek menfi tespit isteminde bulunmuş, davalı ise cevap dilekçesinde senedin bağımsız bir borç ikrarı niteliğinde olduğunu ve teminat senedi olduğu hususunun yazılı delille ispatının gerektiğini belirterek; davanın reddini talep etmiş ise de yemin eda ederken senedin taşınmaz alım satımı  kapsamında ticari zararının tazmini nedeniyle düzenlendiği şeklinde beyanda bulunmuştur.<br>Yukarıda da ifade edildiği üzere bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette bedel kaydının mevcut olması hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa aittir. Somut olayda ise her iki yanın bonoların malen ya da hiç karşılığı olmadığına dair beyanları karşısında senedin her iki tarafça da talil edildiğinin kabulü zorunludur ve bu durumda TMK’nın 6. ve HMK’nın 191. maddesi uyarınca ispat yükünün davacı senet borçlusunda olduğu yolundaki genel kuralın yer değiştirmeyeceği ve davacının senedin bedelsiz olduğunu, teminat olarak düzenlendiğini ve bedelinin ödendiğini ispatlaması gerektiği kabul edilmelidir.<br>O hâlde açıklanan nedenlerle Mahkemece, ispat yükü kendisinde olan davacıya (senet borçlusuna) bu iddiasını kanıtlayabilmesi için olanak verilerek, tüm deliller toplanmış olup sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, yani her iki tarafında senedin ihdas nedenini talil ettiği,  çifte talil nedeniyle ispat yükünün davacıda olduğu, davacının iddiasını usulüne uygun yazılı delillerle teminat olarak verildiğinin ve bedelsiz olduğunun kanıtlanamadığı, davacının iddiasını ispat noktasında davalıya yemin teklif etme hakkını da kullanarak davalının da yemin eda ettiği gerekçesiyle davanın reddine şeklinde hüküm kurması gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır.<br>İlk derece mahkemesi kararındaki anılan yanılgıların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, davalı vekilinin istinaf isteminin kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, davanın reddine, davacı tarafın kötü niyeti ispatlanamadığından davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine  şeklinde hüküm kurulmasına karar verilmiştir. <br>H Ü K Ü M: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere ;<br>1-Davalının ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle ESASTAN KABULÜNE, Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/02/2023 tarih, 2022/546 Esas ve 2023/126 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince, KALDIRILMASINA,<br>YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA,<br>a)Davanın REDDİNE,<br>-Davacı tarafın kötü niyeti ispatlanamadığından davalının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE,<br>b)Alınması gerekli 427,60-TL karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 17.077,50-TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 16.649,90-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,<br>c)Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>ç)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>d)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 152.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>e)Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine,<br>2-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;<br>a)İstinaf  Kanun Yoluna Başvuru harcının hazineye irad kaydına,<br>b)İstinaf Karar Harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,<br>c)Davalı tarafından yatırılan 492,00-TL İstinaf Kanun Yoluna Başvurma harcının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,<br>ç)Davalı tarafından yapılan istinaf kanun yolu masrafı bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>d)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>e)Davalının yatırdığı istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince  davalıya iadesine,<br>f)Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca temyizi kabil kararın Dairemizce taraflara tebliğine,<br>İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.07/11/2024<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır<br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fe2829e43086fd92","SID":"e33a8e5df6719a8c"}}