{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ADANA BAM   4. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>ADANA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  4. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2024/2857 <br>KARAR NO\t: 2024/2004<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 07/06/2024<br>NUMARASI\t\t: ... ...<br><br>DAVACI\t: ... \t  <br>VEKİLLERİ\t: Av. ...\t<br>\t  Av. ...\t<br>\t  Av. ...\t <br>\t  Av. ...\t <br><br>DAVALI\t: ... -  -...\t<br>VEKİLİ\t: Av. ...\t <br><br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ \t: 19/12/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ \t: 19/12/2024<br><br><br>... Asliye Ticaret Mahkemesi ile ....Asliye Hukuk Mahkemesi arasındaki olumsuz görev uyuşmazlığının merci tayini yolu ile giderilmesi talebi sonucu Dairemize gelen dosyanın incelenmesinde;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Davalı borçlunun ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu haksız ve hukuka aykırı itirazın iptaline ve takibin kaldığı yerden devamına karar verilmesi talep ettiğini, müvekkili Şirketin icra dosyasına dayanak belge olan 01/01/2021 tarihli 00001 fiş numaralı muavin defteri açılış fişi alacağının tahsili amacıyla ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, borçlu vekili tarafından 21/06/2021 tarihinde borca itiraz dilekçesi sunulduğunu, takibin, Dairenin 22/06/2021 tarihli karar tensip tutanağı ile itirazın yasal süre içerisinde olduğu gerekçesiyle durdurulduğunu, muavin defter tutulmasının yasal olarak zorunlu olmamakla birlikte yasal defterlerdeki kayıtları yansıtmakta ve yevmiye ve defteri kebirle paralellik gösterdiğini, borçlu tarafından yapılan itirazın haksız ve hukuka aykırı olduğu sabit olduğunu, bu nedenle, davalı vekili tarafından haksız ve hukuka aykırı şekilde yapılan itiraz nedeniyle arabuluculuğa başvurulduğu, ancak 19/08/2021 tarihinde borçlunun arabuluculuk toplantısına dahi katılmaması sebebiyle anlaşamama ile sona erdiğini, davalı/borçlunun ayrıca alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ettiğini, davalı/borçlunun menkul-gayrimenkul ve 3. kişilerde bulunan hak ve alacakları ile ilgili olarak ihtiyati haciz-ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yapılacak yargılama neticesinde huzurdaki davanın kabulü ile birlikte, itirazın iptaline ve takibin kaldığı yerden devamın, alacağının likit/ belirlenebilir olduğu da dikkate alınarak takip alacağının %20’sinden az olmamak üzere borçlunun icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini, yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesini, vekâlet ücretinin avukat olarak adlarına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>....Asliye Hukuk Mahkemesi; uyuşmazlığın ticari nitelikte  olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. <br>... Asliye Ticaret Mahkemesi; uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı vermiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. <br>Ticaret Mahkemelerinin görevi TTK'nin 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde \"Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.\" denilmiştir.<br>TTK'nin 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup  bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar ve  nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.<br>Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'de düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nin 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve  İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nin 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.\t<br>Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nin 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK'nin 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Bu genel kuralın yanında TTK'nin 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür. <br>Somut olayda;  Taraflar arasındaki uyuşmazlığın kaynağı TTK'de düzenlenen bir konu olmadığından dava mutlak ticari dava değildir. Dava, TTK'nin 4/1-son cümlesinde yer alan ticari davalardan da değildir. Bu durumda somut uyuşmazlıkta davanın üçüncü grup dava yani nispi ticari dava olup olmadığının tespiti gerekir TTK'nin 4/1 maddesi uyarınca her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır.<br>Öte yandan, görev konusundaki uyuşmazlığın çözümü için öncelikle başta TTK olmak üzere, 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan  2007/12362 sayılı \"Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin'' Bakanlar Kurulu kararı ve VUK'in ilgili maddeleri uyarınca davacının tacir mi yoksa esnaf mı olduğunun belirlenmesi gerekir.<br>TTK'nin 11. maddesinin ikinci fıkrası \"(2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir.\" hükmünü amirdir. İlgili fıkrada her ne kadar ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın Cumhurbaşkanı kararıyla belirleneceği ifade edilmişse de söz konusu fıkranın 2/7/2018 tarihli değişiklikten önceki hâlinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmekteydi. Nitekim 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, hâlen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır.<br>Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nin 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir. Anılan 2007/12362 sayılı  Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, sadece ikinci sınıf tacirlerin esnaf olarak kabulü söz konusu olabilir. Yani birinci sınıf tacirler hiç bir koşulda esnaf olarak kabul edilemez.<br>213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 176. maddesine göre tüccarlar, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci sınıf tüccarlar, bilanço esasına göre defter tutanlardır. İkinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlardır. VUK'nin 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir. Salt ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması, esnaf odasına kayıtlı olması bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez.<br> ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün cevabi yazılarında, davalının işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde Gelir Vergi Beyannameleri ile eki performans bilgileri tablosu ve işletme hesap özetlerine göre VUK 177/1-3 madde hükümleri uyarınca 1. sınıf tacir olmadığı, bilanço esasına göre defter tutan kimselerden olmadığı, yıllık alış satış hadlerine göre esnaf olduğu anlaşılmıştır. Bu durumlar karşısında uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olmadığı kanaatine varılmakla  görevli mahkemenin asliye hukuk  mahkemesi olduğu kanaatine varılmış ve .... Asliye Hukuk  Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar vermek gerekmiştir. <br>KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-.... Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, <br>2-Dosyanın merci tayini talep eden mahkemesine İADESİNE,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 362/1-c maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 19/12/2024<br><br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan<br>...<br>  ¸e-imzalıdır <br>...<br>Üye<br>...<br> ¸e-imzalıdır  <br>...<br>Üye<br>...<br>  ¸e-imzalıdır <br>...<br>Katip<br>...<br> ¸e-imzalıdır  <br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f5f4d7b78bc0b227","SID":"9cded4b4bb0fee19"}}