{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/971 Esas<br>KARAR NO: 2024/1491 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 24/11/2020<br>NUMARASI: 2016/1088 Esas, 2020/835 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>BİRLEŞEN BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2017/1162 E. - 2018/275<br>K. SAYILI DOSYASI<br>BİRLEŞEN DAVA: Menfi Tespit-İstirdat-Tazminat<br>KARAR TARİHİ: 05/12/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı  arasında, davalı şirketin ürünlerinin müşterilere tanıtılması ve eğitim hizmeti verilmesi hususunda anlaşıldığını, davalı şirketin tanıtım ekibinin ücretleri de dahil olmak üzere araç kiralama, yakıt, yemek gibi pazarlama masraflarını karşılamayı kabul ettiğini, taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak müvekkili şirketin, ilk etapta İstanbul'da 2, Ankara'da 1 Bölge Temsilcisi ile Bölge Temsilcilerini koordine eden Ulusal Satış Müdürü olmak üzere 4 kişilik bir ekip kurarak sözleşmedeki görevini yerine getirmeye başladığını, mart ayında pazarlama ekibinin 7 kişiye yükseltilerek çalışmalara devam ettiğini, davacı şirket tarafından 29/02/2016 - 20/05/2016 tarihleri arasında düzenlenen faturaların toplamı 148.434,85 TL olduğunu, davalı şirket tarafından 114.012,10 TL ödeme yapıldığını, davalı şirketin 34.422,48 TL borçlu olduğuna dair mutabakatın sağlanarak ticari ilişkiye devam edildiğini, ancak mutabakata varılıp halen ödenmeyen alacak nedeniyle başlatılan Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra takibine itiraz edildiğini belirterek itirazın iptaline ve takibin devamına, davalının takibe kötüniyetli olarak itiraz etmesi nedeniyle alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin kendi satış ağı ve yapılanması var olmasına rağmen davacı şirketin müvekkili şirketle olan yakın ilişki ağını kullanarak müvekkilinin ürünlerinin satışını ve pazarlamasını yapmak istediğini, bununla ilgili müvekkiline hiç bir yük yansıtmak istemediğini, yalnızca satışını gerçekleştireceği ürünler üzerinden prim usulü çalışmak islediğini, müvekkili şirketin de bu bağlamda hiç bir zararı kabul etmeyeceği ortak irade beyanıyla davacının hizmet vermeye başladığını, ticari bağlantının ana noktasının müvekkil şirketin satışlarla orantılı olarak giderleri üstlenmesi ve davacı şirkete ödeme yapması şeklinde olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen sözleşmenin hangi sözleşme olduğunun ve müvekkili şirketçe imza edilip edilmediğinin ispata muhtaç olduğunu, davacı şirketin kendi istek ve ısrarıyla müvekkili şirketin ürünlerinin satış ve pazarlaması için hizmet vermeye başladığını, müvekkilinin bu faaliyete onayının yalnızca satış rakamları üzerinden oluşacak kar ile orantılı olacağının ısrarla ve her seferinde davacı şirket yetkilisine iletildiğini, müvekkiline ilk ay ödemesinin yapıldığını, işlerin kötü gittiğinin gözlemlenmesi üzerine ikinci ay hizmetin sonlandırılmasının talep edildiğini, ancak verilen büyük vaatler nedeniyle hizmetin bir ay daha devam ettiğini, nisan ayı sonu itibariyle davacıya hizmeti durdurmasının istendiğini,  davacının amacının malların pazarlanması ve ürünlerin satışı olmadığını, kendi giderlerini tahsil etme çabası içinde olduğunun anlaşıldığını, ecza deposu raporları gelmeye başladıkça davacı tarafın müvekkil şirkete karşı gösterdiği fiillerin TCK kapsamında suç sayılabilecek durumlara dahi ulaştığını, sipariş alındığı iddia edilerek müvekkil şirketten ödeme alınmış olmasına rağmen alınmış ödemelerin %55'inin sahte olduğunu ve ürünlerin faturasının kesilerek ecza deposundan çıkışının yapılmadığının ortaya çıktığını, davacı tarafın dilekçesinde belirtilen 34,422,48 TL borç olduğuna dair mutabakat beyanının da gerçeği yansıtmadığını, yapılan 114.012,10 TL ödemenin boşu boşuna ödendiğini, karşılığının alınamadığını belirterek fazlaya dair dava ve şikayet haklan saklı kalmak kaydıyla davacının davasının reddini ve %20 oranında kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini savunmuştur.<br>BİRLEŞEN DAVADA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kozmetik ve dermokozmetik ürünlerin üretimini ve satışını yaptığını, ürettiği ürünlerin satımı için de bir satış ekibinin mevcut olduğunu, davalının buna rağmen aralarındaki yakın ilişkiden faydalanarak müvekkiline hiç bir yük yüklemeden prim usulü çalışmak istediğini ilettiğini, müvekkilinin hiç bir zararı kabul etmeyeceğini belirttiğini, ortak irade beyanı ile tarafların anlaştığını, asıl davada cevap dilekçesinde belirttiği hususları tekrarla müvekkilinin davalının yanıltıcı beyanları ile haksızlığa uğradığını, karşılığını alamamış olmasına rağmen davalıya haksız yere ödemeler yaptığını, bu nedenle menfi tespit, istirdat ve alacak davası açma zarureti doğduğunu, alacak davasının konusunun Bakırköy 8. İş Mahkemesi'nin 2016/652 E. Sayılı dosyasına dayandığını, anılan dosya davacısı işçinin davalı şirketin işçisiyken müvekkili ile görüştüğünü, müvekkili şirket bünyesinde çalıştığını, beş ay sonra performans düşüklüğü sebebiyle iş akdinin feshedildiğini, normalde bir iş yerinde beş aylık kıdemi bulunan işçinin işe iade davası açmasının söz konusu olmadığını, ancak davacı işçinin davalı şirkette çalıştığı süreleri de ekleyerek gerçek dışı iddialarda bulunduğunu, işçinin bu talebinin kabul edildiğini ve müvekkilinin zararının oluştuğunu belirterek davalıya borçlu olmadığının tespitini, haksız yere ödenen bedelin istirdadını, Bakırköy 8. İş Mahkemesi'nin 2016/652 E. Sayılı dosyası sebebiyle müvekkilinin uğradığı zararın davalıdan tazminini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenebilir olduğunu, bu sebeple belirsiz alacak davası açılamayacağını, davacının müvekkili şirkete 114.012,10 TL karşılığı olmayan ödeme yaptığını ve zarara uğradıklarını ifade ettiğini, davacının istirdatını talep ettiği alacağın miktarının tam ve kesin olarak belirlemesine rağmen davayı belirsiz olarak açtığını, Bakırköy 8. İş Mahkemesi'nin 2016/652 E. Sayılı dosyasına ilişkin dava dışı işçinin işe iade davasını davacı şirkete karşı kazandığı dikkate alındığında davacı şirketin işçiye yapmış olduğu ödemelere ilişkin miktarı bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacıya süre verilerek harcın tamamlattırılması gerektiğini, sözleşmenin konusunun davalı şirket tarafından yapılacak masrafların karşılanması olduğunu, asıl dava dava dilekçesindeki hususları tekrarla ticari defterlerin karşılaştırılması halinde davacının müvekkiline borçlu olduğunun ortaya çıkacağını, müvekkilinin yapmayı üstlendiği işin davacı ürünlerinin satışı/pazarlanması olmadığını, bir ekip vasıtasıyla tanıtımının yapılması işi olduğunu belirterek haksız ve mesnetsiz davanın reddini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığı, davalının 10/01/2017 tarihli cevap dilekçesinde, davacı şirketin ısrarı üzerine nisan sonuna kadar hizmet almış olduğunu yani davacı şirket ile nisan sonuna kadar çalışılmış olduğunu ikrar ettiği, davacının davalıya düzenlemiş olduğu 10/05/2016 tarihli 13144 no.lu 11.800,00 TL tutarlı \"Ürün Ajans Bedeli\" açıklamalı faturanın ne amaçla düzenlendiği ve bu konuda dayanak oluşturacak evraklar sunulmadığından dolayı davacının bu değer bakımından davasını ispat edemediği, bu değer dışında tarafların icra takibinde belirlenen dönemler arası ticari defterlerinin uyumlu olduğu, asıl dava bakımından talebin kısmen kabulü ile takibin 22.622,48 TL için devamına karar verilmesi gerektiği, birleşen  davada davacı - birleşen dosya davalısının davalı - birleşen dosya davacısına düzenlediği takip ve dava konusu olan tüm faturaların satış adedine bağlı olarak prim ve/ veya kardan pay şeklinde düzenlenmediği, aylık personel brüt maaşları, aylık pazarlama gider yansıtmaları, aylık personel yemek çekleri, aylık personel mobil telefon giderleri, aylık personel araç kira bedelleri, aylık personel araç yakıt giderleri olarak düzenlendiği, davalı birleşen dosya davacı şirketin bu faturalara itiraz etmediği ve bu haliyle ticari defterlerine işlediği tespit edildiğinden davalı birleşen dosya davacısının birleşen davada menfi tespit ve istirdat talebinin yerinde olmadığı, davalı birleşen dosya davacısının menfi tespit talebi bakımından yaptırılan bilirkişi incelemeleri gereği davacı birleşen dosya davalısına borçlu olduğunun ortaya çıktığı, Yargıtayca onanan iş davasında da işçinin fiilen hep kendisinde çalıştığının ortaya çıktığı, birleşen dosyada davacının davasını ispat edemediği, yemin deliline de dayanmadığından birleşen davanın reddine, incelemeye sunulan defter ve belgeler ile tüm dosya kapsamına göre, davacı birleşen dosya davalısının takip tarihi itibariyle davalıdan 22.622,48 TL alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalının Bakırköy ... İcra müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 22.622,48 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, kabul edilen 22.622,48 TL'nin %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde asıl davada davalı - birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili istinaf nedenleri olarak; kararın sadece taraf defterlerine göre verildiğini veribase isimli satış programı kayıtlarının ticari defter ve kayıtlara karşı aksine ispat niteliğinde delil olduğunu ve bu delille davanın ispatlandığını, veribase kayıtlarının taraflarca ikrar edildiğini, bilirkişi raporu ile bu durumun tasdik edildiğini, dolayısıyla bu kayıtların kesin delil niteliğinde olduğunu, prim usulü satış yapan davacı şirketin satışlarının gerçek satış olmadığının veribase kayıtlarıyla ispatlandığını, taraflar arasındaki ticari ilişkini sadece prim usulü ürün satışı olduğunu, davacının olumsuz performansı ve satış adetleri ile ilgili yanıltıcı beyanları üzerine ürün verilmeyerek davacının iddia ettiği alacağa itiraz edildiğini, satışların gerçek olmadığının sonradan öğrenildiğini, bu yüzden faturaların ticari defterlere önceden işlendiğini, siparişlerin %68'inin hayali satış olduğunun veribase kayıtlarının değerlendirildiği  bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, gerçek satış miktarının 51.838,31 TL olduğunu, gerçekleşen satış miktarına göre davacıya 36.594,38 TL ödeme yapılması gerekirken 114.012,10 TL ödemenin yapıldığını, fazladan ödenen 77.417,72 TL bedelin karşı taraftan istirdadına karar verilmesi gerektiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Ana dava; taraflar arasındaki mutabakata dayandığı iddiasıyla  29/02/2016-20/05/2016 tarihleri arasındaki ticari ilişki nedeniyle faturaya dayalı cari hesap alacağı nedeniyle davalı aleyhine başlatılan icra takibine vaki itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır. Birleşen dava; taraflar arasındaki sözlü anlaşmanın prim usulü satış sözleşmesine dayandığı iddiasıyla karşı tarafın olumsuz performansı ve satış adetinde yanıltıcı beyanda bulunması nedeniyle ticari ilişkinin sonlandırıldığı, hayali satış yapıldığının sonradan öğrenilmesi üzerine başlangıçta ticari kayıtlara alınan faturaların bir kısmının ödenmediği, bir kısım faturaların ise iade edildiği belirtilerek karşı tarafa fazladan ödendiği iddia edilen faturalardan dolayı borçlu olunmadığına dair açılan menfi tespit davası ile yapılan ödemelerin iadesi talepli istirdat davası ve iş mahkemesi kararı nedeniyle ödenen tazminat bedelinin karşı taraftan rücuen tahsiline dair açılan maddi tazminat davasıdır. Öncelikle taraflardan biri, sözlü anlaşmanın içeriğinin prim usulüne göre satış bedeli üzerinden diğer tarafa yapılacak ödeme olduğunu iddia ederken diğer taraf ise ürünlerin satışının yapılması için personel tarafından yapılan giderlerin karşı taraftan tahsiline ilişkin olduğunu iddia etmiştir. Dosya kapsamında alınan tüm teknik raporlarda, fatura içeriklerine göre sözlü anlaşmanın ürünlerin satışının yapılması için personel tarafından yapılan giderlerin karşı taraftan tahsiline ilişkin yapıldığı ispatlanmıştır. Dolayısıyla dosyada prim usulüne göre ödeme yapılacağı hususu ispatlanamamıştır. Her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre, asıl dava davacısına ait faturaların davalı ticari defterlerine işlendiği, fatura içeriklerinin dolayısıyla sözlü anlaşma içeriğinin personel tarafından yapılan giderlerin karşı taraftan tahsiline ilişkin  olduğunun ispatlandığı ve bu tespitin aksinin karşı tarafça yazılı delille veya ticari kayıtlarla ispatlanmadığı, davalı ticari defterlerine işlenen faturalara göre asıl dava davacısının davalıdan 22.622,48 TL alacağının bulunduğu ispat edildiğinden ilk derece mahkemesi tarafından bu bedel üzerinden itirazın iptali ile takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, alacağın likid ve belirlenebilir olması nedeniyle davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi yerinde olmuştur.  Birleşen dava davacısı, bilirkişi raporundaki tespitlerin aksine prim usulüne göre sözleşme yapıldığını yukarıda belirtilen gerekçelerle ispatlayamadığından veribase kayıtlarına göre hayali satış yapıldığından bahisle fazladan ödeme yaptığı iddiası da artık dinlenemeyecektir. Yine, birleşen dava davacısı, aşamalardan geçerek kesinleşen iş mahkemesi kararına göre kendi bünyesinde çalıştırdığı işçisine yaptığı ödemeyi karşı taraftan talep edemeyecektir. Dolayısıyla birleşen davanın reddine karar verilmesi de yerindedir. Açıklanan nedenler ile asıl davada davalı - birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1088 Esas, 2020/835 Karar sayılı ve 24/11/2020 tarihli karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan asıl davada davalı - birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b.1 bendi gereğince istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince asıl davada  alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından  asıl davada davalı tarafından peşin olarak yatırılan 386,35‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 41,25 TL harcın  asıl davada davalı taraftan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince birleşen davada  alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından birleşen davada davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0 TL harcın  birleşen davada davacı taraftan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 4- Asıl davada davalı - birleşen davada davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1b-1 bendi ile aynı kanunun 362/1a Maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi. 05/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1acb4f28c04e9c18","SID":"1f97cdbb5bb158f4"}}