{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1667 <br>KARAR NO: 2024/1691<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 10.09.2024 tarihli ara karar. <br>NUMARASI: 2024/680 E. <br>DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının İptali <br>Taraflar arasında görülen genel kurul kararının iptali talepli davada ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ara kararda yazılı nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen 10.09.2024 tarihli ara karara karşı, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin davalı şirkette hissedar olduğunu, davalı şirkein 07.05.2024 tarihli genel kurulunda  şirket sermayesinin 8.660.258,66.TL'den 400.000.000TL'ye çıkarıldığını,  sermaye artırımı öncesi davacının davalı şirkette 72.168.822 adet D grubu 8,33 oranında pay sahibiyken sermaye artırım sonrasında pay oranı azaldığından %0,18 oranında D grubu payın sahibi haline geldiğini, şirketin diğer pay sahiplerinin ise olağan genel kurul toplantısında düzenlenen hazirun cetveline göre ..., ... Holding Anonim Şirketi,  ...,  ..., ..., ... ve ... olduğunu, iştirak taahhütnamesi kapsamında pay sahiplerinden ... Holding Anonim Şirketinin, 2.656.006.394,71 adet D grubu pay karşılığı 26.590.063,95 TL sermaye için kullanılmayan rüçhan haklarını kullandığını,  07.05.2024 tarihli olağan genel kurulda alınan 2., 3., 4. 5., 6. 7..8, 9. ve 10 numaralı kararların  yasaya, ana sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu,  söz konusu kararların butlanı veya iptali gerektiğini,  kararlara  müvekkilince muhalefet şerhinin eklendiğini, 07.05.2024 tarihli genel kurulda alınan 9 numaralı sermaye artırım kararının butlanı ve iptali gerektiğini,  2023 yılı bilançosuna göre; mevcut durum itibariyle davalının  herhangi bir gelirinin olmadığının sabit olduğunu, davalı Şirketin aktifinde yer alan İstanbul ili, Esenyurt ilçesi, ... Mahallesi ... ada, | Parsel'de kayıtlı 47.322,30 metrekare arsa vasfındaki taşınmazın, davalının  tek ve en değerli malvarlığı olduğunu, söz konusu malvarlığı dikkate alındığında, bu taşınmazın hali hazırdaki değeri üzerinden bedelsiz sermaye artırımına gidilmesi mümkün iken, bu yol tercih edilmeden sermayenin yaklaşık 50 kat artırılmasının müvekkilini  ve müvekkili gibi olumsuz oy veren azınlık hissedarları zarara uğratmaya, onların pay sahibi olduğu davalıdaki kar, tasfiye payı ve oy oranlarını azaltmaya, adeta onları etkisiz kılmaya yönelik bir girişim olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin  bir çok kararında bu yöndeki kararların dürüstlük kuralına aykırı bulunduğunu,  dava konusu genel kurulun 9 numaral kararıyla yapılan sermaye artırımının 6102 sayılı TTK'nın 462.maddesine de  açıkça aykırı olduğunu, bu haliyle sermaye  artırımına ilişkin kararın TTK'nın  445 maddesinde ifadesin bulan “yasaya aykırılık” nedeniyle iptali  gerektiğini, anılan maddede  '' (1) Esas sözleşme veya genel kuru kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanun yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeyi dönüştürülerek sermaye iç kaynaklardan artırılabilir. (2) Sermayenin artırıla kısmını, iç kaynaklardan karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten var olduğu onaylanmış yıllık bilanço ve “yönetim kurulunun\" vereceği açık ve yazılı beyanla doğrulanır. Bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş olduğu takdirde, yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun \"yönetim kurulu\" tarafında onaylarımış olması şarttır. (3) Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izi verdiği fonların bulunması hâlinde, bu fonlar sermayeye dönüştür sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz. Hem bu fonların sermayeye dönüştürülmesi hem de aynı zamanda ve aynı oranda sermayenin taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılabilir. Artırım genel kurul veya yönetim kurulu kararının ve esas sözleşmenin ilgili maddelerinin değişik şeklinin tescili ile kesinleşir. Tescil ile o anda mevcut pay sahipleri mevcut paylarının sermayeye oranına göre bedelsiz payları kendiliğinden iktisap ederler. Bedelsiz paylar üzerindeki hak kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz; bu haktan vazgeçilemez.” hükmü bulunduğunu, maddede belirtildiği üzere, sermayeye eklenmesine izin verilen fonlar bulunması halinde bu fonların sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüdü yoluyla, başka bir anlatımla, dış kaynaklardan sermaye artırımı yapılamayacağını, şirketin aktifinde bulunan sabit kıymetlerin (şirket bilançosunda duran varlıklarda gösterilen ve şirketin tek malvarlığı arsanın) kaydi değerlerinin enflasyon, devalüasyon veya ekonomik koşullar nedeniyle farklılaşan gerçek değerlerinin belirlenerek buna göre oluşan reel değerin TIK'nın 462 maddesinde belirtilen “mevzuatın sermayeye dönüştürülmesine izin verdiği fon” kapsamında değerlendirilerek, (sermaye artışı yapılması gerekiyorsa) arsanın gerçek değeri nazara alınarak iç kaynaklardan sermaye artışı yapılmasının yasal zorunluluk olduğunu, TTK'nın 462 maddesinde bu hususun  açıkça ifade edildiğini, genel kurulda alınan kararların usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek,  öncelikle  HMK'nın 389 ve TTK'nın  449.maddeleri uyarınca tüm kararların icrasının durdurulmasına, olmadığı takdirde sermaye artırımına dair 9 no'lu kararının yürütülmesinin durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesini, ayrıca davalı şirketin 07.05.2024 tarihli genel kurul toplantısında alınan 2., 3., 4. 5., 6. 7..8, 9. ve 10 numaralı kararalarının butlanına veya iptaline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin değerlendirildiği 10.09.2024 tarihli ara kararıyla;  \"... Talep, TTK'nın 449. Maddesi uyarınca, genel kurul kararlarının iptali istemli davada, genel kurul kararlarının yürütmesinin geri bırakılması istemine ilişkindir. TTK'nun 449. Maddesinde \"Genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı taktirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.\" hükmünü içermektedir. Davalı şirket yönetim kurulu üyeleri ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın vekilleri tarafından sunulan 30/08/2024 tarihli beyan dilekçesi ekinde yer alan dilekçelerde özetle; Davacı tarafından genel kurul kararlarının iptali istemli dava açıldığını, davacının aile içindeki miras kaynaklı problemlerini şirkete yansıttığını ve birçok dava açtığını, şirketin faaliyet alanlarından birinin inşaat sektörü olduğunu, kuruluş amacı çerçevesinde faaliyetlerine devam edebilmesi için sermaye artırımı kararının zaruri olduğunu, davacı tarafın iddialarının aksine ortada bir proje olmaksızın sermaye artırımı gerçekleştirildiği hususunun gerçeği yansıtmadığını, şirketin taraf olduğu bağlayıcı bir kira sözleşmesinin mevcut olduğunu sermaye artırımı yapılmaması halinde şirketin ciddi borç altına gireceğini, bu nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesini istemişlerdir. TTK'nın 449. Maddesinde hangi hallerde bu geçici hukuki koruma kararının verileceği özel olarak düzenlenmediğinden, tamamlayıcı yorum kuralı olarak HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin hükümlerinden yararlanılabilir. HMK'nın 389. Maddesi uyarınca, \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.\" şeklindedir. Aynı yasanın 390/3 maddesi, \"Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.\" düzenlemesini içermektedir. Bunun yanında TTK 449. Maddesi hükmü ile mahkemeye taraflar arasındaki hukuki menfaat dengesi gözetilerek tedbir konusunda takdir hakkı tanınmıştır.Asıl olan  tüzel kişiliğin seçilmiş yöneticiler tarafından şirketin ana sözleşmesi ve ticari hayatın gereklerine göre yönetilmesidir. Herhangi bir organ boşluğunda bulunmadığı anlaşılmakla ve  ileride doğması muhtemel telafisi imkansız zararların olacağı hususunda delil değerlendirmesi yapılması ve yaklaşık ispat ölçüsü ve yaklaşılması gerekli olup bu kritere uymadığından davacı vekilinin kararların yürütmesinin durdurulması talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesiyle davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine, karar verilmiştir.Bu ara karara karşı, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından verilen ara kararın gerekçesinin içeriğinde belirtilen taraflar dava dosyası ile  uyuşmadığını, yine ara kararın gerekçesine bakıldığı zaman \"kayyum tayini\" davasındaki talep reddi gibi bir hukuki gerekçeyle taleplerinin  reddedildiğini,  tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini, ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararın da gerekçe içermesi gerektiğini, ne var ki  mahkeme tarafından verilen ara  kararda gerekçe olarak yazılı açıklamaların, dava konusu ve buna bağlı olarak talep edilen ihtiyati tedbir talebiyle bir ilişkisi bulunmadığından, ihtiyati tedbir talebinin red gerekçesi olarak kabul edilemeyeceğini, bu durumda kararın gerekçesi  olmadığını, kararın gerekçesiz olmasının Anayasanın 141.maddesi ile HMK'nın 297.maddesine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, sadece bu nedenden dahi istinaf isteminin  kabulü ile kararın kaldırılmasını gerektiğini, davanın  TTK'nın  445 ve devamı maddelerine dayalı genel kurul kararının iptali sistemine ilişkin olup, ihtiyati tedbir talebinin de  TTK 449 ve HMK 389 maddeleri  gereğince iptali istenen genel kurul kararının icrasının durdurulması olduğunu, açıklandığı üzere, ihtiyati tedbiri talebinin reddine ilişkin gerekçe olmadığından,  dava dilekçesinde ileri sürdüğümüz nedenlere dayalı olarak istinaf isteminde bulunuyor ve  hukuka aykırı kararın kaldırılarak, 07.05.2024  tarihli genel kurulda alınan  sermaye artırımına ilişkin  9 no'lu kararının icrasının durdurulmasını talep ettiklerini, olağan genel kurul toplantısında alınan sermaye artırım kararının da temel amacının, davacının etkinliğini azaltmak olduğunu, bu sermaye arttırımı davacının pay değerini susturmak maksadıyla gerçekleştirildiğini, 2014 yılından bu yana varlığını sürdüren davalının, kendisine ait taşınmaz üzerinde yatırım yapılmasından ziyade taşınmaz üzerinde bir çivi dahi çakılmadığını, ne yazık ki davalının söz konusu tek malvarlığı olan taşınmazı haksız işgale dahi konu ettiğini, şimdi ise farazi bir proje ile taşınmaz üzerine inşaat yapılacağı iddiasıyla, davacının da ortak olduğu şirketin, hakim ortağı tarafından borca sokulmasının hiçbir haklı gerekçesi ve gerçekliği bulunmadığını, davalı şirketin kar elde etme gayesi olması halinde dahi sermaye artırımının dış kaynaklardan yapılıyor olmasının 6102 sayılı Ticaret Kanununun 462.maddesini açıkça ihlal ettiğini, bu durum sermaye artırımının yasaya aykırı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, davalı şirketin bilançosunda taşınmazın gösterilen değeri gerçek değer olmadığını,  bu husus davalı şirketin kendi ve bağlı olduğu grup şirketi tarafından yaptırdığı değerleme raporlarıyla sabit olduğunu, buna göre taşınmazın yaklaşık değerinin 1.5 milyar TL (1.500.000.000 TL)  olduğunu ve davalı şirketin sermaye artırımını iç kaynaklardan yapmasının  zorunlu olduğunu, şirketin bilançolarının dürüst resim ilkesine uygun olarak tutulmadığını, sundukları değerlendirme raporları dikkatlice incelendiğinde, sadece değerlendirme raporlarının sonuç kısımlarına dahi bakıldığında, davalı şirketin 31.12.2023 tarihli bilançosunda “duran varlıklarda” gösterilen arsanın değerinin yaklaşık 9 milyon TL (9.000.000TL) olduğuna ilişkin kaydın, gerçek değeri yansıtmadığının ortaya çıktığını, davalı şirketin arsasının gerçek değerinin ortalama  ve en az 1 milyar TL (1.000.000.000 TL) olduğu ve bu değerin fona dönüştürülerek sermaye eklenmek suretiyle iç kaynaklardan sermaye artışı yapılarak, pay sahiplerinin artış sonrası oluşacak yeni payları bedelsiz olarak elde etmelerinin (iç kaynaklardan sermaye artışında, rüçhan hakkının kullanılmasına gerek  olmaksızın, her pay sahibi artırılan sermayeye,  payı oranında kendiliğinden yeni payların sahibi olur)  sağlanması gerekirken,  sermaye taahhüdü yoluyla (dış kaynaklardan/ nakit olarak) sermaye artışı yapılmasının yasaya aykırılık teşkil ettiğini, davalı şirkete ait taşınmazın rayiç/güncel değerinin belirlendiğine göre artık bu değerin bilançoya yansıtılması ve buna göre fon oluşturması gerektiğini,  tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde, neden dış kaynaklardan sermaye artışı yapıldığı, hakimiyetin nasıl kötüye kullanıldığı, azlık pay sahiplerinden müvekkilinin nasıl saf dışı bırakılmaya çalışıldığının  anlaşılabildiğini, hukukun kötü niyeti korumayacağını,  azlık olan pay sahiplerinin hisselerinin tamamen yok edilmesi için yapıldığı anlaşılan sermaye artışına ilişkin  kararın,  hem yasaya hem de dürüstlük kurallarına aykırılık nedeniyle  iptali gerektiğini, kısaca,  davalı şirket tarafından sözde kar elde etme amacını gerçekleştirebilmek için yapılan sermaye artırımının TTK'nın 462.maddesine aykırı olduğu gibi dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil ettiğini,  bu sebeple TTK 445.maddesinde ifadesini bulan \"Yasaya Aykırılık \" nedeniyle iptali gerektiğini, TTK madde 462'de belirtildiği üzere, sermayeye eklenmesine izin verilen fonlar bulunması halinde bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüdü yoluyla, başka bir anlatımla dış kaynaklardan sermaye artırımı yapılamayacağını,  davalı şirketin aktifinde bulunan sabit kıymetlerin (şirket bilançosunda duran varlıklarda gösterilen ve şirketin tek malvarlığı arsanın)  kaydi değerlerinin enflasyon, devalüasyon veya ekonomik koşullar nedeniyle farklılaşan gerçek değerlerinin belirlenerek buna göre oluşan reel değerin TTK 462 maddesinde belirtilen “…mevzuatın sermayeye dönüştürülmesine izin verdiği fon” kapsamında değerlendirilerek, (sermaye artışı yapılması gerekiyorsa)  arsanın gerçek değeri nazara alınarak iç kaynaklardan sermaye artışı yapılmasının  yasal zorunluluk olduğunu,  TTK'nın 462.maddesinde bu hususun açıkça ifade edildiğini,  vergi mevzuatı gereği 2023 Aralık ayı itibarıyla enflasyon düzeltmesi yapılması ve bilançonun enflasyona göre düzeltilmesi mecburi kılınmış olup, davalı şirketin 31.12.2023 tarihli bilançosunda arsa değeri dokuz milyon yüzdoksanaltı bin iki yüz otuzüç Türk Lirası doksanüç kuruş (9.196.233,93 TL) olarak gösterilmişse de, bu kaydın gerçek değeri/ rayiç değeri yansıtmadığını,  zira, müvekkili tarafından, Şubat 2024 tarihinde davalı şirketin taşınmazının enflasyon bazında değerlemesi yaptırıldığını,  gayrimenkul değerleme raporunda  taşınmaz değerinin yaklaşık 1.5 milyar TL (1.500.000.000 TL) civarında olduğunun tespit edildiğini, söz konusu değerleme raporları dikkate alındığında, davalı şirketin tek malvarlığı olan taşınmazın gerçek değerinin 31.12.2023 tarihli bilançosundaki değerin 165 katı olduğunun açıkça ortada olduğunu, hiçbir faaliyeti olmayan davalı şirketin vergisiz olarak kullanabilecek iç kaynakları var iken, dış kaynaklardan sermaye artırımı yapılıyor olmasının çoğunluk pay sahiplerinin sermaye artırım haklarını ve güçlerini kötüye kullandıklarının en büyük kanıtı olduğunu,  ihtiyati tedbir için tam ispat değil, yaklaşık ispat arandığını, genel kurulun sermaye artırımı kararının  TTK'nın 445 maddesine göre, yasaya ve dürüstlük kurallarına  aykırılık yarattığı ve yine sermaye artırımı kararının uygulanmasının davacı müvekkili  açısından telafisi imkansız zararlar doğuracağını, yasaya ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak yapılan sermaye artırım kararı ile, müvekkilinin davalı şirkette % 8.33 olan pay oranının, %0,18’e düşürüldüğünü,  görüldüğü üzere, mevcut payı neredeyse yok edildiğini,  üstelik, hiçbir faaliyeti olmayan davalı şirketin vergisiz olarak kullanabilecek iç kaynaklarının bulunduğunu, ayrıca tek malvarlığı olan 2023 yılı itibarıyla güncel değerinin bir milyar iki yüz yedi milyon yüz bin Türk Lirası (1.207.100.000TL) olarak belirlendiği nazara alındığında, taşınmazın gerçek değerinin fona dönüştürülmesi yoluyla elde edilebilecek iç kaynakları var iken, azlığın paylarını ortadan kaldırmak amacıyla, sadece hakim hissedarların yararına, keyfi olarak yasa ve dürüstlük kuralları hiçe sayılarak dış kaynaklardan sermaye artırımı yapıldığının  tespit edildiğini,  buna göre sermaye artımı kararının TTK 462.maddesine ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunun sabit olduğu nazara alındığında, artık HMK  m. 390/3 gereğince, yaklaşık ispatın oluştuğunun kabul edilerek,  kararın tedbiren icrasının durdurulmasına karar verilmesinin hukuka uygun olacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, 10.09.2024 tarihli usul ve yasaya aykırı olarak verilmiş olan ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının kaldırılmasına, yapılacak inceleme neticesinde, ivedilikle 07.05.2024 tarihli genel kurul toplantısında alınan 9. maddedeki sermaye arttırım kararının icrasının tedbiren durdurulmasına karar verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, 07.05.2024  tarihli genel kurul toplantısında alınan  2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 sayılı kararların iptali istemine; istinaf, genel kurul kararlarının yürütmesinin durdurulması yönündeki ihtiyati tedbir taleplerinin reddine dair verilen 10.09.2024  tarihli ara  karara ilişkindir. İlk derece mahkemesince, genel kurul toplantısında alınan kararların yürütülmesinin durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir  talebinin reddine karar verilmiş; bu  ara karara karşı, ihtiyati tedbir talep eden davacı  vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekili, davalı şirketin 07.05.2024 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10  sayılı kararların usul ve yasaya  aykırı olduğunu ileri sürerek, alınan kararların butlanını ve  iptalini talep etmiş, ayrıca genel kurul toplantısında alınan bu kararların yürütülmesinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir. Mahkemece, 10.09.2024 tarihli ara kararla genel kurul toplantısında alınan kararların yürütmesinin durdurulması yönündeki ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmiştir.  İlk derece mahkemesince, TTK'nın 449. maddesi gereğince yönetim kurulu başkanına görüşlerini bildirmek üzere tebligat çıkarıldığı, yönetim kurulu başkanı ve üyelerinin vekilince   beyanda bulunulduğu görülmüştür. TTK'nın 449. maddesine göre genel kurul kararlarının  iptali davası açıldığı taktirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra dava konusu kararların yürütmesinin geri bırakılmasına karar verebilir. Mahkemenin bu konudaki takdir hakkının nasıl kullanacağı konusunda, tamamlayıcı hukuk kuralı olarak  HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde yer verilen ihtiyati tedbirlere ilişkin hükümlerinden yararlanılmalıdır. HMK'nın 389.maddesi \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir.\" hükmünü, aynı Kanun'un 390/3.maddesi ise \"Tedbir talep eden taraf,  dilekçesinde  dayandığı ihtiyati tedbir sebebini  ve türünü açıkca belirtmek ve  davanın esası yönünden  kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır\" düzenlemesini içermektedir. Buna göre genel kurul kararlarının iptali davalarında TTK'nın 445. maddesi gereğince, alınan kararların yasaya, anasözleşmeye veya objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğunun da yaklaşık olarak ispat edilmesi gerekmektedir.  07.05.2024  tarihli genel kurul toplantısında alınan  2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 numaralı kararların; yönetim kurulu faaliyet raporunun okunması, oylanmasına, iç denetim raporunun okunmasına, oylanmasına, şirketin 2023 yılına ait bilanço, kara/zarar hesaplarının görüşülmesine, oylanmasına,  yönetim kurulu üyelerinin ibrasına, iç denetim kurulu üyelerinin ibrasına, iç denetim kurulu üyelerinin seçimine,  yönetim  kurulu ve iç denetim kurulu üyelerine ücret ödenmemesine, sermaye payının arttırılmasına, TTK'nın 395 ve 396.maddeleri uyarınca  yönetim kurulu üyelerine izin verilmesine  ilişkin olduğu, davacının  anılan kararlara karşı olumsuz oy kullandığı, muhalefet şerhinin bulunduğu görülmektedir. Dava dilekçesinde, 07.05.2024 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararlarının butlanı ve  iptali ile bu kararların icrasının geri bırakılması talep edilmiş, bu taleplere ilişkin iddialar ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesi tarafından somut olayda, yaklaşık ispatın gerçekleşmediği,  ihtiyati tedbir şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmiştir.Davacı vekilince  sunulan istinaf başvuru dilekçesinde; 07.05.2024 tarihli genel kurulun  9.maddesindeki sermaye arttırım kararının yürütmesinin durdurulması talebinin reddine dair verilen  ara kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek, ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılıp   genel kurul toplantısında alınan 9.numaralı ara kararın yürütmesinin durdurulması talebinin kabulüne karar verilmesi talep edilmiştir.  İstinaf incelemesi de bu kapsamda yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere,  ihtiyati tedbirde kararının verilebilmesi için tedbir talep eden taraf,  davanın esası yönünden  kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Somut olayda, dava konusu  07.05.2024  tarihli genel kurul toplantısında alınan sermaye arttırımına ilişkin  9 numaralı  karar yönünden ihtiyati tedbir şartlarının oluşmadığı, yaklaşık ispatın gerçekleşmediği anlaşıldığından mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. İlk derece mahkemesinin ara kararının gerekçe kısmının son paragrafında ''Asıl olan  tüzel kişiliğin seçilmiş yöneticiler tarafından şirketin ana sözleşmesi ve ticari hayatın gereklerine göre yönetilmesidir. Herhangi bir organ boşluğunda bulunmadığı anlaşılmakla ve  ileride doğması muhtemel telafisi imkansız zararların olacağı hususunda delil değerlendirmesi yapılması ve yaklaşık ispat ölçüsü ve yaklaşılması gerekli olup bu kritere uymadığından davacı vekilinin kararların yürütmesinin durdurulması talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.'' şeklinde dava konusuna ilişkin olmayan bir gerekçeye yer verilmiş ise de, bu durumun maddi hata sonucu yazıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim mahkemece talebin genel kurul kararlarının iptali ve  butlanı davası içinde bu kararların  yürütmesinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkin olduğunun tespit edildiği, ihtiyati tedbir kararı verilmesi için yaklaşık ispatın ve tedbir koşullarının oluşmadığının tespit edilerek talebin reddine karar verildiği,  buna göre söz konusu kısmın hata ile karara yazıldığı  anlaşıldığından söz konusu husus kaldırma sebebi yapılmamıştır.  Yargılamanın ilerleyen aşamalarında sunulacak deliller ışığında yaklaşık ispatın gerçekleşmesi halinde, yargılamanın her aşamasında  yeniden ihtiyati tedbir talep edilmesi ve mahkemece yeniden değerlendirme yapmasının mümkün olması karşısında, mahkemenin bu aşamada tedbirin reddine ilişkin ara kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri  uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda,  ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu  10.09.2024 tarihli ara karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR; Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın,  kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. ve 391/3 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.28.11.2024<br>KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.f ve 391/3. maddeleri gereğince karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"90481ce0fa2bef24","SID":"dbfa314208ab1a0f"}}