{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1619 <br>KARAR NO:2024/1679<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:17/05/2021<br>NUMARASI:2020/11  E. - 2021/335 K. <br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı borçlu yan arasında geçmişten gelen ticari alım satım ilişkisi  bulunduğunu, iş bu ticaret ilişkisinin 27.08.2018 tarihine kadar devam ettiğini, bu kapsamda müvekkilinin davalıdan 42.566,28 TL bakiye cari hesap alacağı bulunduğunu,  bu alacağın tahsili için  önce ... nezdinde ... sayılı icra takibi başlatıldığını,  ancak bu takibe yapılan yetki  itirazı ile dosyanın  ... gönderildiğini,  takibe .... sayılı dosyası ile devam edildiğini,  davalının bu takibe  17.04.2019 tarihli dilekçesi ile temel ilişkiyi inkar etmeden, ödeme emrine, borca ve fer'ilerine itiraz ettiğini,  davalının bakiye cari hesap borcunu ifa etmemekle kalmayıp hakkında başlatılan icra takibine haksız bir şekilde itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek,  itirazın iptali ile % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; öncelikle müvekkiline yapılan tebligatların usulsüz olduğunu, icra takibinde ve arabuluculuk görüşmelerinde müvekkilinin vekille  temsil edildiğini, dava dilekçesinin ve diğer tebligatların asile değil vekile tebliği gerekirken davalı asile tebliğ yapılmasının usule aykırı olduğunu,  dava içeriğinden 30.12.2020 tarihinde haberdar olduklarını, bu sebeple davaya cevaplarının süresinde olduğunun kabulü ile delillerinin toplanması gerektiğini, davalının davacıdan  ham kumaş alımı yaptığını, aralarında alım satım ilişkisi bulunduğunu, ancak davacıdan alınan büyük parti mallarda ayıplar tespit edildiğini, bu ayıpların davacı taraf bildirildiğini,  davalının ayıplı olarak teslim edilen ve kullanamadığı ürünlere yönelik bedel ödemesinin  hakkaniyete aykırı olduğunu, davacı tarafça yalnızca müvekkili şirket aleyhine düzenlenen bir kısım faturalara istinaden ödeme talebinde bulunulmuşsa da yerleşik Yargıtay içtihatları ile de sabit olduğu üzere; davacının tek taraflı olarak düzenlediği faturalar tek başına alacağın varlığına delil teşkil etmeyeceğini, davacı tarafın, faturalara konu ettiği malları ayıpsız, tam ve eksiksiz teslim ettiğini ispatla mükellef olduğunu, oysaki; izah edildiği üzere davacı tarafın müvekkiline ayıplı ürün gönderdiğini ve müvekkili şirketin de bu ürünleri kabul etmediğini savunarak, davanın reddi ile %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava;İtirazın iptali davasıdır.Taraflar arasındaki ihtilafın; Taraflar arasındaki ticari ilişkiden dolayı davacının alacaklı olup olmadığı, davalının takibe yaptığı itirazın hukuka uygun olup olmadığı noktalarında toplandığı görülmüştür.Takibin başlatıldığı, ...  sayılı dosyası getirtilmiş, yapılan incelemede; davacı tarafça davalı borçlu hakkında davaya dayanak cari hesap alacağının tahsili amacıyla ilamsız icra takibine girişildiği, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 günlük yasal süre içerisinde davalı borçlunun yetkiye, borca, faiz oranlarına, işlemiş faize, masraf ve tüm fer'ilerine vaki itirazı üzerine takibin durduğu ve yasal 1 yıllık süre içerisinde davacı tarafça, itirazın bertarafına yönelik dilekçede ileri sürülen nedenlerle eldeki davanın açıldığı görülmüştür.Dosyanın teknik bilgi ve bilirkişi incelemesi gerektirmesi nedeniyle, dosya SMMM bilirkişisi ...'e tevdi edilmiş ve bilirkişi sunmuş olduğu raporunda; Davacı tarafın dosya ekinde bulunan ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin süresi içinde yaptırıldığı, defter kayıtlarının dayanağı belgelerle uyumlu olduğundan 6102 sayılı T.T.K 64-65-66 maddelerine göre sahibi lehine kesin delil olma özelliğine haiz olduğunu, davacı şirket ile davalı şirket arasında herhangi bir hizmet sözleşmesi olmadığından, ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirildiği, takibe konu olan faturaların ve bu faturalara ilişkin ödemelerin defter kayıtlarında yer almış olması, İki taraf arasında bir ticari ilişkinin mevcut olduğunu, takibe konu olan 42.566,28 TL.nın, fatura muhteviyatı hizmetin davalıya teslim edildiği ve fatura muhteviyatına veya bedeline davalı tarafından herhangi bir itiraz yapılmadığından dolayı, 6102 sayılı T.T.K. 21/2 maddesine göre 8 gün içinde itiraz edilmeyen fatura muhteviyatının kabul edilmiş olduğunu, davacı şirketin 31.12.2019 tarihi itibariyle davalı şirketten 42.566,28 TL. tutarında ana para alacağının olduğu bu tarihten sonra da davalı tarafından davacıya yapılmış bir ödeme kaydının bulunmadığını, davalı taraf defterleri bilirkişi incelemesine ibraz edilmediğinden, açılış ve kapanış tasdikleri yasal süresinde yapılmış, dayanağı belgelerle uyumlu olan davacı tarafın defter kayıtlarına itibar edilmesi gerektiğini, davalı şirketin takip konusu faturalar muhteviyatı hizmeti alamadıkları veya bahsi geçen faturaların kendilerine tebliğ edilmediği şeklinde bir itirazın bulunmadığı,bu sebeple bahse geçen fatura bedellerinin davacı tarafa ne şekilde ödendiğinin ispat külfetinin davalı tarafa ait olduğunu, davacı şirketin davalı şirketten toplam 42.566,28 TL. tutarlı ana para alacağı için,taraflar tacir olduğundan ticari işlerde temerrüt faiz için öngörülen Avans faiz oranı yıllık üzerinden ve icra takip tarihi olan 15.04.2019 tarihinden dava tarihi olan 06.01.2020 tarihine kadar hesap edilecek faiz hesabıyla,(dava tarihinden sonraki faiz hakları saklı kalmak üzere) 42.566,28 TL. asıl alacak, 5.795,00 TL. ise faiz olmak üzere toplamda 48.361,28 TL. Olacağına dair rapor sunmuş olduğu görülmüştür.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, incelenen takip dosyası, benimsenen bilirkişi raporu, toplanıp değerlendirilen delillere göre;  taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğu, davacının cari hesap alacağı olduğunu beyan ederek dosyamıza konu icra takibini başlattığı, takibe yapılan itiraz sonrasında mahkememize itirazın iptali davası açıldığı, davanın aydınlatılmasının tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesini gerektirmesi nedeniyle aldırılan teknik bilirkişi raporlarına göre, davalı yanın defterlerini ibraz etmediği, davacı tarafın usulüne uygun olarak tutulmuş kayıtlarına göre cari hesaptan kaynaklı olarak davacının davalıdan 42.566,28 TL alacaklı olduğunun tespit edilmiş olması nazara alınarak davanın kabulüne ve alacak likit olduğundan iptaline karar verilen kısımların %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Dava dilekçesi, ekleri ve duruşma gün ve saatinin davalı asile usulüne uygun olarak tebliğ edildiği anlaşılmakla, davalı vekilinin usulsüz tebligat konusundaki itirazları yerinde görülmemiştir.\" gerekçesiyle,   davanın kabulü ile, davalının ... sayılı dosyasına vaki itirazının 42.566,28 TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin bu miktar yönünden devamına,  asıl alacağa takip tarihinden % 19,50 oranında avans faizi uygulanmasına, alacak likit olduğundan, iptaline karar verilen kısmın %20'si oranındaki 8.513,256 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  müvekkiline yapılan tebligatların usulsüz olduğunu, dava içeriğinden 30.12.2020 tarihinde haberdar olunduğunu,  işbu tarih sonrasında süresi içerisinde cevap dilekçesi sunularak delillerinin  bildirilmiş olmasına rağmen, yerel mahkemece beyan ve delillerinin  dikkate almaksızın, tebligatın usule uygun olduğu şeklindeki hatalı gerekçe ile karar verildiğini, vekil ile takip edilen işlerde vekile tebliğ zorunluluğu bulunduğunu, buna rağmen tebligatların usulsüz şekilde müvekkili şirketin ...  adresine gönderildiğini,  icra dosyasında vekil ile itiraz dilekçesi sunulduğunu, arabuluculuk başvurusu üzerine ilgili arabuluculuk görüşmelerinde de davalının vekille temsil edildiğini, dosyada mübrez bilirkişi raporunda dahi taraflar kısmında davalı şirketin vekili olarak adlarının yer aldığını, ancak bugüne dek taraflarına hiçbir tebligat yapılmadığını,  davalı vekil ile temsil edilmekte olmasına rağmen, dava dilekçesi ve eklerinin yanı sıra diğer tüm tebligatların davalı asil olan müvekkili şirkete yapıldığını, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 22.02.2018 tarih ve 2015/36321 Esas, 2018/2344 Karar sayılı ilamı  ile Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin bir çok ilamının bu yönde olduğunu, dolayısıyla öğrenme tarihi sonrası  yasal süresi içerisinde  davaya cevaplarının ve delillerinin sunulmasına rağmen  dikkate alınmadığını, kararın eksik inceleme ile verildiğini, davacı şirketin iddia ettiği gibi bir alacağı bulunmadığını,  yalnızca davacıya ait kayıtlar dikkate alınarak eksik inceleme ile hatalı ve hukuka aykırı bir sonuca varıldığını, davacı şirket ile  davalı arasında ticari bir alım-satım ilişkisi söz konusu olmakla, müvekkilinin davacıdan ham kumaş alımı gerçekleştirdiğini, taraflar arasında birçok kez mal alım-satımı gerçekleştiğini,  işbu cari hesap ilişkisine istinaden müvekkili tarafından davacı şirketten satın alınan oldukça büyük parti malda ne yazık ki ayıplar tespit edildiğini,  ayıplı ürünlere yönelik fotoğrafların  dosyaya ibraz edildiğini, işbu satın alınan ürünlerde ayıplar mevcut olduğu anlaşılması üzerine  davalı yetkililerince  ürünlerdeki ayıpların  davacıya gerek sözlü gerekse de mail yoluyla yazılı olarak bildirildiğini,  bu husustaki yazışmaların da dosyaya sunulduğunu, davalının kendisine ayıplı olarak teslim edilen ve kullanamadığı ürünlere yönelik bedel ödemesinin hukuka aykırı olduğu kadar hakkaniyete  de aykırı olduğunu, davacı şirketin, müvekkiline çok sayıda ayıplı mal göndermesine ve ilgili ürünlerin ayıplı olduğunu bilmesine rağmen, işbu ayıplı ürünlere yönelik bedelleri faturalara yansıtarak tahsil etmeye çalışması açıkça kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, sunulan delillerden davacı tarafın teslim ettiği ürünlerin ayıplı olduğu açıkça görülecek olmasına rağmen,  mahkemece beyan ve delillerinin dikkate alınmadığını, bu sebeple de hukuka ve hakkaniyete aykırı bir sonuç ortaya çıktığını, mahkemece sundukları deliller kapsamında ürünlerin ayıplı olup olmadığının tespiti gerekirken  hukuka aykırı şekilde davacı lehine hüküm tesisinde isabet bulunmadığını, davacı tarafça, yalnızca müvekkili  aleyhine düzenlenen bir kısım faturalara istinaden ödeme talebinde bulunulmuşsa da yerleşik Yargıtay içtihatları ile de sabit olduğu üzere davacının tek taraflı olarak düzenlediği faturaların tek başına alacağın varlığına delil teşkil etmediğini,  davacının faturalara konu ettiği malları ayıpsız, tam ve eksiksiz teslim ettiğini ispatla mükellef olduğunu,  ancak bu hususu ortaya koyacak ispat vasıtası sunamadığını,  hükme esas alınan raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmadığını, mahkemece  bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadan, hatalı ve hukuka aykırı bir rapora istinaden hüküm tesis edildiğini,  sundukları  deliller dikkate alındığında, müvekkiline teslim edilen faturaya konu malların ayıplı olduğu ve kullanılmaz halde olduğunun  ortaya çıkacağını, davacının bu durumdan bilgisi olmasına rağmen, ürünleri iade almadığını,  davalıdan ayıplı olarak teslim edilen ve kullanamadığı malların bedelini ödemesinin beklenemeyeceğini,  deliller üzerinde yeniden inceleme yapılarak tekraren rapor aldırılması gerekmesine rağmen, yeniden rapor aldırılmaksızın hüküm verilmesinin açıkça eksik ve hatalı olduğunu, bilirkişinin, mahkemece değerlendirilebilecek hususlarda görüş bildirilmiş olmasının da  kabul edilemeyeceğini, mahkeme kararının hükmedilen icra inkar tazminatı ve faiz yönünden de usul ve yasaya aykırı olduğunu,  alacağın likit olmadığını, alacak talebine faiz işletmesi mümkün olmadığı gibi talep edilen faiz oranlarının da açıkça hukuki mesnetten yoksun olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, ticari alım satım ilişkisi kapsamında açık hesap ve fatura alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı,  davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı ile aralarındaki ticari ilişki kapsamında davalıdan fatura ve açık hesap alacağı bulunduğunu ileri sürmüş; davalı taraf, dava dilekçesi tebliğinin usulsüz olduğunu, davadan geç haberdar olduklarını, davacıdan satın alınan  kumaşların ayıplı olduğu, borcu bulunmadığını savunmuştur. Dosya kapsamında bulunan ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu  aleyhine 42.566,28 TL asıl alacak yönünden 14.06.2021 tarihinde icra takibi başlatıldığı, işlemiş faiz talebi bulunmadığı, takip dayanağı olarak cari hesap alacağının gösterildiği, ödeme emrinin 16.04.2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 17.04.2019  tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece, davacının usulüne uygun tuttuğu ticari defterlerine göre davalıdan  alacaklı olduğu, tebligatların usulüne uygun yapıldığı gerekçesiyle  davanın kabulüne karar verilmiştir. HMK'nın 122.maddesi uyarınca dava dilekçesi mahkeme tarafından davalıya tebliğ edilir. Ayrıca aynı yasanın 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar arasında davalı vekilinin adı, soyadı veya adresine yer verilmemiştir.  Vekaletname sunulduktan sonra Tebligat Kanunu, Avukatlık Kanunu ve ilgili yasal mevzuat gereğince tebligatların vekile yapılması yasal gerekliliktir.  Fakat,  vekilin umumi vekaletname ile yetkilendirilmiş olması halinde  dahi müvekkilinin talimatı olmadan tüm davaları takip etme yetki ve sorumluluğunu vekile  yüklemez. Hakkında icra takibi yapılan borçlu, somut olayda olduğu gibi, vekili aracılığıyla takibe itiraz etmiş olsa dahi alacaklının açtığı itirazın iptali davası bakımından borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin bu davada da yetkili bulunup bulunmadığı davanın açılması sırasında belli olmadığından dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir. Aksi taktirde usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlanmış olmaz (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2015/17161  Esas, 2016/4308 Karar sayılı kararı da bu yöndedir). Bu sebeple somut olayda dava dilekçesinin davalı asile tebliğ edilmesi usule ve yasaya uygun olup aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Dosya kapsamında  dava dilekçesi, davalı asile 21.01.2020 tarihinde, ön inceleme duruşma günü ise  03.06.2020 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen davalı tarafça davaya cevap dilekçesi ve delilleri  sunulmamıştır.  Yine mahkemece 26.12.2020 tarihli ön inceleme duruşmasında tarafların delillerinin, ticari defter ve kayıtlarının bilirkişi  aracılığı ile incelenmesine karar verilerek inceleme günü belirlenmiş,  davalıya ihtarlı davetiye çıkarılarak inceleme gününde ticari defterlerini hazır etmesi veya yerinde inceleme  talebinde bulunması, aksi halde bu delile  dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ihtar edilmiştir.Mahkemece düzenlenen 10.01.2020 tarihli tensip tutanağının 1 nolu bendinde, davanın  değerine  göre, HMK'nın 316-322.maddeleri arasında düzenlenen basit yargılama usulünün uygulanmasına  karar verilmiştir. Basit yargılama usulünün düzenlendiği HMK'nın 316.vd maddelerinde, dilekçelerin verilmesi usulü düzenlenmiş,  cevap süresinin, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki hafta olduğu,  tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremeyecekleri hükme bağlanmıştır. HMK'nın 318.maddesinde, tarafların dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek,  ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorunda oldukları belirtilmiştir. Yani tarafların tüm delillerini dilekçe ile birlikte verecekleri düzenlenmiştir. Ön inceleme ve tahkikatın usulü ise aynı Kanun'un 320. maddesinde belirlenmiştir.Somut olayda, dava dilekçesi yukarıda da belirtildiği üzere davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen davalı tarafından süresi içinde cevap dilekçesi ile birlikte delilleri, savunmaları dosyaya sunulmamıştır.HMK'nın 128.maddesi uyarınca davalı davaya cevap vermeyerek  davayı inkar ettiği varsayılmıştır.HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Fatura ise tek başına alacağın varlığına delil olmaz. Bu nedenle fatura konusu alacağını ispat külfeti davacıya aittir. Somut olayda, davacı şirkete ait ticari defter ve ekli belgeler ile davacı yanca vergi dairesine ibraz edilen BS formlarının mevcudiyeti,  davalı vekilince sunulan beyan ve rapora itiraz dilekçesinde malların teslim edilmediği yönünde bir savunmanın  ileri sürülmemiş olması, bilakis teslim edilen malların ayıplı olduğunun belirtilmesi karşısında malların teslim edildiğinin kabulü gerektiği,  davacının alacağını ispatladığı  anlaşıldığından mahkemece davanın kabulü yerinde olmuştur.Davalı tarafça, cevap süresinde cevap dilekçesi ile birlikte ayıba ilişkin delilleri sunulmadığından savunmanın genişletilmesi yasağı  nedeniyle, ayrıca davacının açıkça savunmanın genişletilmesine muvafakati bulunmadığı da nazara alındığında ayıba ilişkin delillerin değerlendirilmesi ve bu yönde  inceleme yapılması mümkün olmadığından aksi  yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Dava konusu alacak fatura ve açık hesap alacağından kaynaklandığından likit olup icra inkar tazminatına hükmedilmesi de yerinde olmuştur.Yine taraflar tacir olup davacının takip tarihinden itibaren avans faizi ile tahsili talebinde bulunması ve mahkemece de bu yönde karar verilmesi yerinde olup aksi yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Ancak dosya kapsamına göre, İstanbul Arabuluculuk Bürosunun ...  numaralı dosyası ile zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmuş, taraflarca toplantıya katılınmış ancak anlaşma sağlanamamış olup, 6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14. bendi ile  Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26/2. maddesi uyarınca dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması hâlinde Bakanlık bütçesinden karşılanan arabuluculuk ücretinin re'sen yargılama gideri olarak tahsil edilmesi gerektiği hâlde, mahkemece, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderlerinden sayılan arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması usule aykırı bulunduğundan, kararın bu yönden resen düzeltilmesi gerekmiştir. Dairemizce yeniden hüküm kurulurken, davalının istinaf nedenleri yerinde görülmeyip hükmün sadece arabuluculuk ücreti ve taleple bağlı karar verilmesi ikesi yönünden resen düzeltilmesine karar verildiğinden,  ilk derece mahkemesince hükmedilen vekalet ücreti aynen muhafaza edilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden  karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davalı  vekilinin ileri sürdüğü istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33, 355 ve  353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda,1-Davalının ... sayılı dosyasına vaki itirazının 42.566,28 TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin bu miktar yönünden devamına, 2-Asıl alacağa takip tarihinden % 19,50 oranında avans faizi uygulanmasına, 3-Alacak likit olduğundan, iptaline karar verilen kısmın %20'si oranındaki 8.513,256 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  4-Alınması gerekli 2.907,70-TL karar ve ilam harcından peşin alınan  514,10-TL'nin  mahsubu ile eksik kalan 2.393,60-TL 'nin davalıdan  tahsili ile Hazineye irat kaydına,5-Davacı tarafından yapılan 514,10 TL peşin harç, 54,40-TL başvuru harcı, 7,80 -TL vekalet harcı, 12,30 -TL vekalet pulu  ve 828,25 TL tebligat/posta/bilirkişi gideri olmak üzere toplam  1.416,85-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine 6-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap olunan 6.333,62 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen  1.320,00  TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,8-Davacı tarafça yatırılan ve harcanmayan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, 9-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı  tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, b-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde  bırakılmasına,10-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine 11-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"efb325e7804ada87","SID":"e74f80fe515c8f04"}}