{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1256 <br>KARAR NO:2024/2004<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİH:09/02/2022<br>NUMARASI:2021/92 Esas - 2022/118 Karar <br>DAVA:Yabancı Mahkeme Kararının Tenfizi<br>KARAR TARİHİ:12/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dilekçede açıklanan taraflar arasındaki ticari ilişkiye bağlı olarak doğan alacak hakkında verilen ve kesin nitelikli olan Suudi Arabistan Krallığı Adalet Bakanlığı'nın ... numaralı dosyasının...(...) numaralı kararının tenfizine karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı vekili duruşmada da tekrar ettiği cevap dilekçesinde usulüne uygun apostil şerhini haiz yabancı karar aslının sunulmadığı, yabancı mahkeme kararının niteliği itibari ile tanıma ve tenfiz koşullarının oluşmadığı, davacı tarafın davalıdan 443.789,31 Riyal tutarındaki alacağı yönündeki savlarının usule ve yasaya açıkça aykırı olduğu, tenfize konu kararın davalı şirkete tebliğ edilmediği, bunun aksinin davacı tarafça yazılı delille ispat etmesi gerektiği, davalının savunma hakkına riayet edilmediği, davalı şirketin cari hesaplarına göre davacının davalıya borçlu göründüğü ileri sürülerek davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesi istenmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi   09/02/2022  tarih ve 2021/92 Esas-2022/118 Karar  sayılı kararında;\"...Rapor içeriği ve dosya kapsamı gözetilerek tebliğ belgesi yönünden belge örneğinin ibrazı için davacı vekiline süre verilerek Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'ne ve ayrıca Dış İşleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmak suretiyle MÖHUK madde 54/1-a uyarınca ülkemiz ile Suudi Arabistan arasında mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda ikili veya çok taraflı bir anlaşma olup olmadığı veyahut fiili uygulamanın bulunup bulunmadığının araştırılması yoluna gidilmiş olup, davacı vekili tarafından herhangi bir belge sunulmamıştır.Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'ne yazılan müzekkereye verilen 10/12/2021 tarihli cevabi yazı ile örneği ekte gönderilen Dış İşleri Bakanlığı Konsolosluk Daire Başkanlığının 24/12/2004 Tarihli yazısına da atıfta bulunularak; ''...Suudi Arabistan ile ülkemiz arasında mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan bir anlaşma olmadığı, mahkeme kararının verildiği ülke ile Suudi Arabistan arasında ikili anlaşma mevcut değilse, bu konuda yetkili Suudi Arabistan özel mahkemesinin, yabancı ülkede verilen mahkeme kararının şeriat hukukuna uygun olup olmadığını tespit ettiği; uygun olduğuna dair karar verirse, ilgili mahkemenin söz konusu kararı tenfiz edebildiği; ... Suudi Arabistan'da yabancı kararların uygulanmasının varsa ikili veya çok taraflı adlî yardımlaşma anlaşması esaslarına göre, herhangi bir anlaşma olmaması durumunda ise, karşılıklılık ilkesine göre yapılmakta olduğu ... Sonuç olarak, konunun değindiği hukukî durum yukarıda açıklanmış olup, bu çerçevede, yabancı mahkeme ilâmlarının tanınmasına ve tenfizine karar verilip verilmeyeceği hususunun yargılama yetkisi ve takdir hakkı dahilinde mahkemesine ait olduğu ...'' şeklinde özetlenebilecek mahiyette açıklamalar yapılmıştır.Dış İşleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğü'ne yazılan müzekkereye verilen 10/12/2021 tarihli cevabi yazı da aynı mahiyettedir.Sonuç olarak yukarıya aynen aktarılan yasal düzenlemeler, Suudi Arabistan'ın söz konusu Lahey sözleşmesine taraf olmaması, tenfize konu yabancı mahkeme kararının onanmış örneğinin tercümesinin sunulmuş olmasının yeterli olması, ticari ilişkiye bağlı ve münhasır yetki kapsamında olmayan borca ilişkin kararın Kamu düzenini ilgilendirir bir etkisinin söz konusu olmaması, karşılıklılık ilkesi ve fiili durum yönünden yapılan söz konusu araştırmalar ile ulaşılan sonuca göre Suudi Arabistan açısından Kamu düzeni oluşturacak Şeriat Hukuku'na aykırılığın kriter alınmış olması karşısında tenfize konu karar benzeri bir Türk Mahkemesi kararının da Suudi Arabistan'da uygulanabileceğinin, Kamu düzeni kriteri yönünden bir engelle karşılaşmayacağının öngörülebilir olması ve bu değerlendirmeye bağlı olarak tenfize konu kararın mahiyeti gereği karşılıklılık ilkesi yönünden bir engel olmadığının kabul edilmesinin Ülkeler arası iyi ilişkiler ve hak arama hürriyetinin karşılık bulması açısından daha uygun ve hakkaniyetli yorum olacağı; her ne kadar raporda belirtilen şekilde tebliğ belgesi örneği sunulamamış ise de kararın içeriğine göre davalı tarafa savunma hakkının tanınmış olduğunun anlaşılması, kararın kesin nitelikli karar olduğunun açıkça belirtilmiş olması, esasen cevap dilekçesindeki itirazın karar öncesi savunma hakkının tanınmamasına yönelik olmayıp, kesin kararın tebliğ edilmemesine yönelik olması ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde söz konusu tebliğ belgesi eksikliğinin tenfiz şartlarına halel getirecek boyutta bir etkisinin olmadığı hususları, taraflar arasındaki ticari ilişki, tenfizi talep edilen kararın tercümesi ile onanmış örneği, dosya kapsamına uygun olup Mahkememizce de davanın aydınlatılması yönünden yeterli görülen rapor, karşılık ilkesi yönünden yapılan söz konusu araştırma sonucu, bu araştırma sonucuna bağlı olarak Mahkememizce yapılan söz konusu değerlendirme ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde MÖHUK' da öngörülen tenfiz şartlarının yerine gelmiş olduğu kanaatine varıldığından sübut bulan davanın kabulüne ilişkin olmak üzere aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Son olarak belirtmek gerekir ki dava değeri 443.789,31 Suudi Arabistan Riyali karşılığı 837.875 TL olduğundan aşağıdaki hesaplamalarda bu değer esas alınmıştır....\"gerekçesi ile,''  Davanın kabulü ile Suudi Arabistan Krallığı Adalet Bakanlığı'nın ... numaralı dosyasının ...(...) numaralı kararının tenfizine'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Usule ilişkin itirazlarının mahkemece değerlendirilmeden ve herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin hüküm kurulduğunu,Öncelikle davaya konu edilen davanın temelini oluşturan işlemin bir mahkeme kararı olmayıp aksine Suudi Arabistan Krallığı Adalet Bakanlığı'nın vermiş olduğu bir karar olduğunu, MÖHUK m. 50’ye göre tanıma veya tenfiz kararının verilebilmesi için gerekli olan ön koşullardan ilki yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş ilamın bulunması gerektiği nu, bakanlığın statü olarak bir mahkeme olmadığını, bu nedenle öncelikli olarak bu konunun incelenmesi; usuli meselelerde ''...'' ilkesi uyarınca,Türk Hukukundaki usul kurallarının uygulanması gerektiğinden dava şartı eksikliği ile usulen red kararı verilmesi anlamında  önem arz ettiğini, zira ''Yabancı Bakanlık Kararlarının Tanınması veya Tenfizi '' şeklinde özel bir düzenlemenin mevzuatımızda yer almadığını,Karşılıklılık esasının değerlendirilmesinin hatalı şekilde yapıldığını,Bilirkişinin 16.11.2021 tarihinde sunmuş olduğu raporunda belirtmiş olduğu şekilde Suudi Arabistan ile ülkemiz arasında Adliye muamelelerine ilişkin tek sözleşmede mahkeme kararlarının tenfizi konusunda herhangi bir maddenin olmadığını, nitekim Yargıtay 11. HD 15.03.2007 tarih, 2005/12951 E. ve 2007/4514 K. Sayılı kararında da mahkeme kararlarının tenfizi konusunda herhangi bir anlaşma ve fiili uygulamanın bulunmadığının belirtildiğini, Raporda belirtilen bu hususlara rağmen davacı tarafça herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı gibi Mahkemece '' ülkemiz ile Suudi Arabistan arasında mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda ikili veya çok taraflı bir anlaşma olup olmadığı veyahut fiili uygulamanın bulunup bulunmadığının sorulmasına'' şeklinde bir ara karar ile müzekkere yazılan Adalet Bakanlığı Dış ilişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'ne ve Dış İşleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından verilmiş olan cevap yazılarında yalnızca Türkiye'de verilen kararların Suudi Arabistan'da tanınmasına yönelik bir bilgi notu paylaşıldığını, bu durumun tam tersi şekilde vuku bulan olaylarda uygulamanın ne yönde olduğuna ilişkin bir cevap verilmediğini, Mahkemenin yazdığı müzekkerelere verilen cevaplar tek yönlü bir değerlendirme içeriyor olup iki yönlü bir değerlendirme içermediğinden ara karar yerine getirilmediğini, bu husus 09/02/2022 tarihli 4. Celse de de açıkça belirtilmesine rağmen mahkemece dikkate alınmayıp eksik inceleme sebebiyle hatalı şekilde hüküm kurulduğunu,Müvekkili şirketin savunma hakkını ihlal edilmiş olduğu hususu mahkemece dikkate alınmayıp davacı tarafından tebligata dair evrakların sunulmadığı gözetilmeden hüküm kurulduğunu,Dosya kapsamında sunulmuş olan 06.12.2021 tarihli bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçelerinde açıkça beyan ettiğini, daha sonrasında 09/02/2022 tarihli 4. Celsede bu dilekçedeki beyanlarımını tekrarladığı göz önüne alındığında İlgili kanun maddelerinden; MÖHUK Md. 54/1-ç uyarınca davacı yanın müvekkili şirket aleyhine Suudi Arabistan Krallığı Adalet Bakanlığı’nın 2019/110620 numaralı dosyasında yapılan yargılamada, mahkemenin ... (...) numaralı kararı ile kesin olarak neticelendirildiğini iddia etmişse de ilgili dosyada müvekkili şirketin usulüne uygun şekilde duruşmaya çağrılması ile ilgili ve dosyada alınan karara ilişkin tebligatların müvekkil şirkete kesinlikle tebliğ edilmemiş olduğu hususu gerekçeli kararda dikkate alınmamış ve değerlendirilmediğini, Mahkemenin '' itirazın karar öncesi savunma hakkının tanınmamasına yönelik olmayıp, kesin kararın tebliğ edilmemesine yönelik olması ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde söz konusu tebliğ belgesi eksikliğinin tenfiz şartlarına halel getirecek boyutta bir etkisi bulunmadığı '' Şeklindeki gerekçesi son derece hatalı olduğunu, zira dosya kapsamındaki dilekçelerinde ilgili yabancı mahkeme kararının verilmesinin hem öncesinde bir tebligat yapılmadığına ve duruşmaya çağrılmayarak savunma hakkı verilmediğine; hem karar sonrasında bir tebligat yapılmadığına bu sebeple itiraz anlamında savunma haklarının ellerinden alındığına değinildiğini, mahkemenin bu itirazlarına rağmen itirazlarını yalnızca kararın tebliğ edilmemesine yönelik bir itiraz olarak değerlendirmesinin son derece hatalı olduğunu,Davacı bu doğrultuda; şirkete veyahut şirketin yetkili temsilciliği olan Kayyum heyetine tebligat yapıldığına ilişkin herhangi bir belgeyi kesin süre içerisinde sunmadığını, bu durum müvekkili şirkete söz konusu işlemlerin hiç bir aşamasında tebligat yapılmadığı iddialarının doğruluğunu açıkça ortaya koyduğunu, HMK Md. 27 uyarınca hukuki dinlenilme hakları ve üst kavram olarak da Anayasa Md. 36 kapsamında adil yargılanma haklarının ihlali söz konusu olacağından işbu davanın reddi gerekirken kabulünün usule ve hukuka aykırı olduğunu,Dosya kapsamında MÖHUK MD. 55'E ilişkin beyanlarının dikkate alınmayıp gerekçeli kararda da ilgili maddeler kısmında bu maddeye yer dahi verilmediğini, MÖHUK'un Tebliğ ve İtiraz Başlıklı 55. Maddesinin 2. Fıkrasının işbu olayda gerçekleştiğini, '' (2) Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir.''Dosya kapsamında  cevap dilekçesi ile sunduğu şekilde müvekkili şirkete İstanbul Anadolu 2.Sulh Ceza Hakimliği’nin 2016/4284 D.İş sayılı kararları ile Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında 674 sayılı Kanunun Hükmünde Kararname’nin 13. ve 19. maddeleri ile CMK 133/I maddesi kapsamında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu(“TMSF”) yetkilileri kayyum olarak tayin edildiğini, Müvekkili şirketin ... ile olan iltisak durumu ve bunu konu edinen yargılamalarından dolayı iş hacminin düşmesi ve piyasadaki güvenilirlik olgusunu yitirmesi sebebiyle mali olarak büyük sıkıntılar çektiğini, darbe girişimi sonrasında söz konusu şirketler önceki dönemlere ilişkin borçlarını ödeyemeyecek maddi durumda iken TMSF yetkilileri kayyum olarak tayin edildiğini, bu doğrultuda kabulü anlamına gelmemekle birlikte yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmesine engel bir durum ortaya çıktığının açık olduğunu,  bu doğrultuda kabulü anlamına gelmemekle birlikte yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmesine engel bir durum ortaya çıktığının açık olduğundan bahisle, ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak yargılamanın yeniden  duruşmalı yapılarak davanın reddine karar verilemesi talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, yabancı mahkeme kararının  tanınması ve tenfiz edilmesi istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Yabancı mahkeme kararının tenfizi şartları 5718 sayılı MÖHUK'un 54. Maddesinde, tanınması şartları ise yine aynı yasanın 58. Maddesinde,  düzenlenmiştir. Davacı tarafça, ... ŞTİ.'nin davacı,... A.Ş.'nin davalı olduğu,  Suudi Arabistan Krallığı Adalet Bakanlığı'nın 2019/110620 Numaralı dosyasında yapılan yargılama, mahkemenin ...(...) Numaralı Kararı ile kesin olarak neticelendirildiğini, işbu karar gereğince;\"Davacının davasından amacı, davalıya satışını gerçekleştirdiği demirin bedeli olarak 443.789,31 Riyal tutarındaki borcun ödenmesini kendisinden talep etmekle sınırlı olduğundan, davalının söz konusu satış bedelini davacıya ödemediğinden ve bunu ispatlayan 31.12.2015 tarihli ve altında davalının imzası ve mührünü taşıyan tutar tasdik belgesi bulunduğundan dolayı, daire söz konusu borç tutarını davalının davacıya ödemesi gerektiğine, dolayısıyla  ... A.Ş. adlı şirketin ... ŞTİ. Kurumuna yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 443.789,31 Suudi Arabistan Riyali ödemesine kesin olarak hükmetmiştir.\" denildiği ve  verilen kararın kesin olarak verildiği  anlaşılmıştır.Bir yabancı mahkeme kararına karşı tenfiz isteminde bulunulduğu takdirde MÖHUK'un 55/2. Maddesine göre, karşı taraf ancak tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir.\"Yabancı devlet makamlarınca hazırlanan resmi belgelerin Türkiye'de bu vasfı taşıması, belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır. Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerin yabancı resmi belgelerin tasdiki ile ilgili hükümleri saklıdır. (HMK m.224) Eldeki dosyada tanıma ve tenfize konu olan yabancı mahkeme kararının Suudi Arabistan Devletine ait olduğu ve Suudi Arabistan Devletinin Lahey sözleşmesine taraf olmaması nedeniyle apostil şerhi işlenmesinin mümkün bulunmadığından bu işlem aranmayacaktır. Ancak Suudi Arabistan makamlarınca hazırlanan resmi belgelerin Türkiye'de bu vasfı taşıması, Suudi Arabistan yetkili makamı veya ilgili Türk Konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır.Böyle bir durumda tenfizi ve tanınması istenen yabancı mahkeme kararının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren Yargı organı tarafından onanmış örneğinin ve onanmış tercümesinin sunulması yasal olarak zorunludur.(MÖHÜK madde 53/1) Davacı tarafça, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının o ülke makamlarınca ve Türkiye Cumhuriyeti Cidde Başkonsolosluğunca onaylanmış Türkçe tercümesi dosyaya sunulmuştur.MÖHUK'un 54. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca yabancı bir mahkeme kararının Türkiye'de tenfizi için Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması gerekmektedir. Somut olayda mahkemece, Adalet Bakanlığı'na  müzekkere yazılmış, müzekkereye verilen cevabi yazıda; Suudi Arabistanla Ülkemiz arasında mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan bir anlaşma mevcut değilse de, Suudi Arabistan özel mahkemesinin, yabancı ülkede verilen mahkeme kararının şeriat hukukuna uygun olup olmadığını tespit ettiği, uygun olduğuna dair karar verirse ilgili mahkemenin söz konusu kararı tenfiz edebildiğinin, dolayısıyla herhangi bir anlaşma olmaması durumunda karşılıklılık ilkesine göre işlem yapıldığının bildirildiği görülmüştür. Somut olayda, Suudi Arabistan Devleti ile ülkemiz arasında yabancı ilamların tenfizine ilişkin iki veya çok taraflı bir milletlerarası anlaşma mevcut değildir.Taraf devletler arasında fiilli uygulamanın bulunup bulunmadığı yönünden yapılan incelemede ise, ilgili devletle Türkiye arasında tenfizde karşılıklığın sağlanmasına dair bir anlaşma bulunmasa da, ilgili devletin kanunları Türk Mahkeme kararlarının o ülkede tenfizini sağlıyorsa ya da bu konuda fiili bir uygulama varsa karşılıklılık sağlanmış demektir ( bkz. Yargıtay HGK'nın 1990/13-3, 1990/347 sayılı kararı). Dairemizce yapılan incelemede; Suudi Arabistan Mahkemeleri tarafından verilen kararların Türkiye Mahkemelerinde tenfiz edildiğine, dolayısıyla fiili uygulamanın bulunduğuna ilişkin kararlar bulunduğu tespit edilmiştir. (bkz. Emsal Adana BAM  6. Hukuk Dairesinin 2024/1583 Esas - 2024/1367 Karar sayılı kararı, Adana BAM  6. Hukuk Dairesinin  2024/1755 Esas - 2024/1315 Karar sayılı kararı ) Dolayısıyla BAM kararlarından da anlaşıldığı üzere Suudi Arabistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında fiili mütekabiliyetin varlığının bulunduğunun kabul edildiği sonucuna varılmakla, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, işbu dava ile tenfizi talep edilen karara ilişkin yapılan yargılamada müvekkiline usulüne uygun tebligat yapılmadığını, böylelikle müvekkilinin hukuki dinlenilme ve savunma hakkının ihlaline sebebiyet verildiğini ve kararın MÖHUK md. 54/1 (ç) fıkrası uyarınca kararın tenfizinin mümkün olmadığını iddia etmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, tenfizi istenen mahkeme kararının Türkçe tercümeli noter onaylı örneğine göre, tenfiz istemine konu 05/07/1440 H.( 12/03/2019) tarihli kararın davalının gıyabında verildiği, ancak karar verilmeden önce Karar içeriğine göre davalıya ... sistemi aracılığıyla tebliğ edilmesine rağmen, söz konusu duruşmada hazır bulunmadığı, davalının davaya katılmaması karşısında davanın yokluğunda görülmesinin uygun bulunduğu açıkça belirtilmiş olup bu tespitlere göre davalı vekilinin  tenfizi talep edilen karara ilişkin yargılamada müvekkiline usulüne uygun tebligat yapılmadığı, böylelikle müvekkilinin hukuki dinlenilme ve savunma hakkının ihlaline sebebiyet verildiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Tenfizi istenilen kararda  davacının davalıya satışını gerçekleştirdiği  demirin satış bedelinin tahsiline ilişkin alacak hükmü  kurulmuş bir miktar alacağın davalıdan tahsiline dair kararda herhangi bir şekilde kamu düzenine aykırılık bulunmamaktadır. Bunun dışında yabancı mahkemenin kararındaki isabet derecesi ve gerekçenin doğruluğunun tenfiz davasında incelenmesi mümkün değildir. MÖHUK'un 54. maddesine göre alacak davası konusunda verilen mahkeme kararı, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş bir karar olduğundan tenfize engel bir durum da bulunmamaktadır. Davalı taraf, 2.Sulh Ceza Hakimliği’nin 2016/4284 D.İş sayılı kararları ile Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında 674 sayılı Kanunun Hükmünde Kararname’nin 13. ve 19. maddeleri ile CMK 133/I maddesi kapsamında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu(“TMSF”) yetkilileri kayyum olarak tayin edildiğini ileri sürüp bu durumun MÖHUK'un 55/2. maddesine göre engel olduğunu ileri sürmüş ise de, davalı tarafın bu durumun ne şekilde kararın yerine getirilmesine engel teşkil ettiğine dair herhangi bir delil ibraz etmediği anlaşılmakla, bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Somut olayda, MÖHUK'un 54. Maddesinde sayılan tenfiz şartları gerçekleşmiş olup, tenfize konu mahkeme kararının geçerli ve infaz kabiliyetinin bulunduğu,  davalı tarafça yabancı mahkeme kararının yerine getirildiği veya yerine getirilmesine engel bir sebebin ortaya çıktığı hususu ispat olunmadığından mahkemece yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun  6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince   ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 57.235,25  TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 14.309,2‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 42.926,05‬ TL harcın davalıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 12/12/2024  tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d25d3f6e893e8f91","SID":"68b0d7c2586df045"}}