{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/392 <br>KARAR NO: 2024/1813<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06/01/2022<br>NUMARASI: 2018/572 Esas 2022/2 Karar <br>DAVA: Tazminat <br>Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkilinin  ... AŞ'nin pay sahibi olduğunu, şirketin yönetim kurulu başkanı olan ve 2018 yılı Mayıs ayında görevlerinden istifa eden davalının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal ettiğini ve bu ihlal nedeniyle müvekkilinin manevi zarara uğradığını, şirketin hesaplarının denetlenmesinde borca batık olduğu ve oldukça yüksek tutarda yaklaşık 4.000.000-TL civarında borcu bulunduğunun anlaşıldığını, şirkette yönetici olmayan müvekkilinin şirketin mali durumu ile ilgili bilgisinin yönetim kurulu üyelerinin verdiği bilgiler ile sınırlı olduğunu, davalının şirketin sermaye ile kanuni yedek akçelerinin toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığı dönemde bu durumu kasıtlı olarak bildirmediğini, bu nedenle şirketin zararının kapatılması için tedbir alınamadığını ve şirketin borca batık duruma geldiğini, şirketin borca batık duruma gelmesine rağmen davalının TTK'nın 376/3 maddesi gereğince ara bilanço çıkarmadığını ve şirketin iflasını istemediğini, müvekkilinin otomotiv sektöründe faaliyet gösteren önemli bir ticari itibara sahip olduğunu, halen kendisine ait ticari işletmeleri ile bu sektörde faaliyet gösterdiğini, pek çok şirket ile ticari ilişki kurduğunu ve söz konusu firmaların, şirketin ortaklarından birinin müvekkili olmasına güvenerek şirket ile iş ilişkisi içine girdiğini, gelinen noktada şirketin ticari ilişki kurduğu firmaların müvekkilini suçlamaya ve kendisine güvendikleri için şirketle iş yaptıklarını belirtmeye başladıklarını, davalının kusurlu davranışlarıyla şirketin pek çok firmaya borçlu duruma geldiğini, müvekkilinin ticari itibarı ve saygınlığının davalının kusurlu davranışları nedeniyle zedelendiğini ve müvekkilinin manevi zararına yol açtığını, farklılaştırılmış teselsül ilkesi çerçevesinde müvekkilinin uğradığı zararların sorumlusunun şirketi fiilen yöneten davalı olduğunu belirterek, 50.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili; müvekkilinin 2009 yılında kurulan ... AŞ'de yönetim kurulu başkanı olarak çalıştığını, şirketin 2018 yılına kadar kar ederek ortaklara kar dağıttığını, son zamanlarda piyasa koşullarının daralması sonucunda, müvekkilinin istifa etmesinin istenildiğinden Mayıs 2018'de istifa ettiğini, davacının iddialarının aksine davalının sorumluluklarını fazlasıyla yerine getirdiğini ve kusurlu davranışının bulunmadığını, ayrıca şirkette alınan kararlarda müvekkilinin diğer yönetim kurulu üyesi olan ... da dahil olmak üzere diğer yönetim kurulu üyelerine danışarak hareket ettiğini, bu nedenle tüm yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu söz konusu iken sadece davalıya dava yöneltilmiş olmasının iyi niyetli olmadığını, davacının yönetim kurulu üyeleri ile dönem dönem görüşerek şirketin zarar ettiğini bildiğini, şirketin birçok sefer ödeme güçlüğü yaşadığı durumlarda kendisine ulaşan şirketin alacaklılarına davalıdan aldığı bilgiler doğrultusunda cevap verdiğini ve durumdan haberdar olduğunu, böyle sıkıntılı zamanlarda davalının evini satarak şirketin borçlarını kapattığını, şirketin yeminli mali müşaviri ile çalışılarak tüm bilanço ve raporların düzenli olarak çıkarıldığını, davacının kolaylıkla bu raporlara mali müşavir kanalıyla ulaştığını ve gerekli bilgilerin kendisine verildiğini, davacının ticari itibarının o işletmenin çalışması ile ilgili olduğunu, başka bir şirkette ortak olmasının sahip olduğu şirketi etkilemesinin söz konusu olmadığını, sorumluluğun sadece müvekkiline yüklenmesinin yanlış olduğunu, zira davalının alınan birçok kararda diğer yönetim kurulu üyeleriyle birlikte hareket ettiğini, şirketin geçirdiği sarsıntının piyasa şartlarından ve aşırı rekabetten ortaya çıktığını, davalının gereken fedakarlıkları yaptığını, piyasa koşullarının yalnız bu işletmeyi değil pek çok şirketi iflas koşullarının eşiğine getirdiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; davacı tarafın manevi zarar iddiasını; şirketin borca batık olmasına rağmen ara bilanço düzenlenmediği, ortaklara bilgi verilmediği, şirketin iflasının istenilmediği ve şirketin 4 milyon TL borçlu olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, şirketin bu duruma düşürülmesi nedeniyle otomotiv sektöründeki itibarının zedelendiği iddialarına dayandırdığı, bu hususların bilirkişi kurulu raporunun teknik detaylarında açıklandığı üzere 2018 vergi beyannamelerinin verilmemesi, şirketin 2018 yılı mali tablolarına ulaşılamaması, banka hesap hareketlerine ilişkin dökümlerin kimlere hangi amaçlarla yapılan ödemeler olduklarının, buna göre şirketin davalı tarafından zarara uğratıldığının ispatı için yeterli olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; 10.02.2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda, şirkete ait yevmiye defterinde kapanış maddesinin bulunmadığı tespit edilerek şirketin 2017 yılı itibarıyla borca batık olup olmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılamadığının belirtildiğini, şirket tarafından 2018 yılı kurumlar vergi beyannamesi verilmediğini, 2018 yılı 2. dönem geçici vergi beyannamesinin ise 01.01.2018-30.06.2018 tarihleri arasında şirketin 461.292,01-TL zarar beyan ettiğini ortaya koyduğunu, her ne kadar 31.12.2018 tarihli mali tablolara ulaşılamamış olsa da davalının 2018 yılı Mayıs ayında istifa ettiğini, dolayısıyla davalının istifasına kadar şirket gittikçe zarar ettiğini, buna rağmen mahkemece şirketin zarara uğradığının ispatlanamadığı yönünde karar verilmesinin hatalı olduğunu, zira her ne kadar 31.12.2018 tarihli mali tablolara ulaşılamasa da davalı tarafın kusuruyla şirketin zarar ettiğinin ortaya çıktığını, buna rağmen bilirkişi raporunda yer alan davalının TTK 376/3'ten kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğinin ispatlanmadığı yönündeki değerlendirmenin de hatalı olduğunu, şirketin kurumlar vergi beyannamesi bakımından bir değerlendirme yapılamamasının davalıdan kaynaklandığını, zira şirketin yönetim kurulu üyesi ve genel müdürü olan davalının mali kayıtları kanuna uygun şekilde tutmadığını ve vergi beyannamelerini vermediğini, tanık anlatımlarında şirketin zarara uğradığının ifade edildiğini, sundukları e-posta yazışmalarının da şirketin borçlarını ödeyemez durumda bulunduğu gösterdiğini, ayrıca davalının ... Bankası hesap dökümlerinden, çeşitli dönemlerde yüksek meblağlarda bedellerin şirket hesabından davalının şahsi hesabına gönderildiğinin tespit edildiğini, söz konusu bedellerin davalıya ödenme sebebi ve hangi amaçlarla kullanıldığının davalı tarafça açıklanması gerektiğini, ancak bilirkişiler ve mahkemece bunun dikkate alınmadığını, şirket pasiflerinin 4.000.000-TL civarında olduğun öngörüldüğünü, pasiflerin bu miktarın altında olduğunu ispat külfetinin davalı üzerinde olduğunu, davalının yönetim kurulu üyesi olarak şirketin ticari defterlerini usulüne uygun tutmaması, vergi beyannamelerini zamanında vermemesi, şirket hesaplarından şahsi hesabına para aktarması ve vergi beyannamelerinden şirketi en az 461.292,01-TL tutarında zarara uğrattığının tespit edilmesinin dahi davalının şirketi borca batık hale getirdiğinin karinesi olduğunu, davalının TTK 376/3 çerçevesinde ara bilanço düzenlemediği ve şirketin iflasını istemediği halde şirketin  zarara uğradığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu doğrultuda borca batıklık haline ilişkin işaretler bulunmasına rağmen davalının bilanço çıkarma yükümlülüğüne aykırı davrandığını ve şirketin iflasını istemediğini, bu durumda mahkemece iddia edilen zarar ve şirketin mali kayıtları ile ilgili gerekli araştırma ve inceleme yapılmadan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, bu kayıtlara ulaşma olanağı bulunmayan müvekkilinin ispat faaliyetinde bulunma imkânının sınırlı olduğunu, pay sahibi olan müvekkilinin, yönetim kurulu üyesi olan davalının kusurlu eylemi neticesinde ticari itibarının zedelenmesi sonucunda manevi zarara uğradığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, yönetici sorumluluğuna dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.TTK'nın 553. maddesi uyarınca; şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur.  Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların  dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Şirket ortağı veya alacaklısı konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu ise, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Buna göre 6098 sayılı TBK'nın 49. madde hükmündeki haksız fiilden doğan genel hükümlere veya şirketler hukukundaki özel hükümlere (TTK 553-556 maddeler) dayanılabilir. Bu kapsamda şirket alacaklıları; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yönetimle görevli diğer kişilerin, tasfiye memurlarının veya kuruluşta etkili kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihmal etmeleri nedeniyle doğrudan zarara uğramaları durumunda, anılan kişileri dava edebilir ve tazminatın kendilerine ödenmesini isteyebilirler.Davada, 6098 sayılı TBK'nın 49. madde hükmündeki haksız fiilden doğan genel hükümlere veya şirketler hukukundaki özel hükümlere (TTK 553-556 maddeler) dayanılabilir. Bu kapsamda 6098 sayılı TBK'nın  58/1 maddesine göre kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebileceğinden, kişilik hakkı ihlal edilen şirket ortağının, şirket yöneticisine karşı yönetici sorumluluğuna dayalı olarak manevi tazminat talep hakkı bulunmaktadır. Davacı tarafça; davalı yöneticinin kusuruyla şirketi borca batık hale getirdiği, şirketin zararını gizlediği, şirketin mali kayıtlarını usulüne uygun tutmadığı, şirketin borca batık duruma gelmesine rağmen ara bilanço çıkarma ve şirketin iflasını isteme yükümlülüklerini yerine getirmediği, bu nedenle davacının ticari itibarının zedelendiği ileri sürülmüştür. Davalının dava dışı şirkette Nisan 2014 tarihinden 2018 yılı Mayıs ayına kadar ... ve sonrasında ...ile birlikte yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda; dava dışı şirketin ibraz edilen 2017 yılı kebir ve yevmiye defterlerinde 2017 yıl sonu kapanış maddesi bulunmadığından şirketin davadan önceki yıl sonu itibariyle borca batık olup olmadığı konusunda değerlendirme yapılamadığı, davacı vekilince şirketin eski genel müdürü ile muhasebecisine ulaşılamadığı için şirketin 2018 yılı malik kayıtları ile kurumlar vergi beyannamesinin ibraz edilmediği, bu nedenle şirkete ait mali tablolar üzerinde inceleme yapılamadığı, davalıya ait banka hesap özetlerindeki ödemelerin kimlere hangi amaçla yapıldığı anlaşılmayacağından, hesap özetlerinin gösterge niteliği taşımadığı, davalının kusurunun bulunup bulunmadığı ve şirketin ne miktarda zarara uğradığı hususlarının mali incelemede tespit edilemediği bildirilmiştir. Mahkemece dava dışı şirkete ait geçici vergi beyannamesinin celbinden sonra alınan ek bilirkişi raporunda da; şirketin 2018 yılı kurumlar vergi beyannamesi vermediği, bu nedenle şirketin borca batık olup olmadığının tespit edilemediği, getirtilen 2018 yılı 2. dönem geçici vergi beyannamesinden şirketin öz varlık durumunun tespit edilemeyeceği belirtilmiştir. Somut olayda ispat yükü, davalı yöneticinin kusuru nedeniyle zarara uğradığını iddia eden davacı üzerinde olup, davalı yöneticinin yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiğinin ve buna bağlı olarak davacının ticari itibarının zedelendiğinin davacı tarafça ispatlanması gerekmektedir. Alınan bilirkişi raporlarında, şirketin ticari defter ve mali kayıtlarının ibraz edilememesi nedeniyle davadışı şirketin mali durumunun bozulmasına  davalının kusurlu  işlemlerinin sebeb olduğu yönünde  bir değerlendirme yapılamamıştır.Mali durumun bozulmasına pek çok etken neden olabilir.  Dava dışı şirketin temin edilen 2018 yılı 2. dönem geçici vergi beyannamesinde şirketin dönem zararı 461.292,01-TL olarak gözükse de, bu husus tek başına davalı yöneticinin sorumluluğunu kabule yeterli değildir. Şirketin davalının istifası öncesinde borca batık halde olup olmadığı belirlenememiş olmakla, davalının TTK'nın 376/3 maddesi gereği ara bilanço düzenleme ve şirketin iflasını isteme yükümlülüğü bakımından kusurunun varlığı kanıtlanamamıştır. Şirketin diğer ortağı tarafından aynı davalıya karşı açmış olduğu yönetici sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davasında İstanbul 18. ATM nin 2019/244 esas sayılı dosyasında düzenlenen bilirkişi raporunda da; 12.05.2014 tarihli iş sözleşmesine göre dava dışı şirkette aynı zamanda genel müdür olarak da görev yapan davalının finansal tabloları hatalı olarak düzenlemediği, manipüle ettiği, şirketin kötü yönetilmesinden dolayı içinde bulunduğu finansal durumu davacı ve diğer yönetim kurulu üyelerinden kasten gizlediği ve şirketi zarara uğrattığı iddialarının yeterince ispatlanamadığı tespitleri yapılmış olup, mahkemece yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği ve kararın istinaf edilmeden kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacının ... Bankası hesap özetinde de şirket tarafından davalıya maaş ödemesi niteliğinde ödemeler yapıldığı görülmüştür. Bu tespitler itibariyle davalının kusurlu eylemleri ile manevi olarak doğrudan davacıyı zarara uğrattığı iddiaları davacı tarafça kanıtlanamamıştır. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 346,9‬0-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 11/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a786f6aac0ea5086","SID":"b24df3640e7c5dd4"}}