{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/968 <br>KARAR NO: 2024/1298<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 25/03/2021<br>NUMARASI: 2019/327 Esas, 2021/230 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali<br>KARAR TARİHİ : 04/12/2024<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, davacının alacağına ilişkin olarak Bakırköy ... icra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, gönderilen ödeme emrine davalı-borçlu tarafından itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, taraflarınca yetki itirazı kabul edilerek dosyanın İstanbul Anadolu İcra Müdürlüğü'ne gönderildiği ve İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden borçluya tekrar ödeme emri tebliğe çıkarıldığını, davalı şirket tarafından tekrar borca itiraz edildiğini, icra takibine konu alacaklarının davacı ve muhatap arasında bulunan faturalar ve cari hesap itibari ile sabit olduğunu belirterek, itirazın iptaline ve davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı ile davalı şirket arasında imzalanan iki farklı şantiyeye ait 16.01.2018 ve 13.07.2018 tarihli taşeronluk sözleşmelerindeki düzenlemelere göre, davacının bir bedel talep edebilmesi için yapması gereken işleri tam olarak yapmadığını, davalı şirkete herhangi bir hakediş, fatura v.b. teslim veya tebliğ ettirmediğini, kendisi adına davalı şirket tarafından ödenmek zorunda kalınan bedelleri, davalıyı uğrattığı zararları ve gecikmeden kaynaklı cezai şart borçlarını görmezden geldiğini, ortada davacının icra takibine konu edebileceği kesinleşmiş bir alacağı bulunmadığını, sözleşme gereği işler ve yükümlülükler davacı tarafından yerine getirilmediği ve kesin hesap yapılmadığı için davacının icra takibine konu edebileceği herhangi bir bedel bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, uyuşmazlığın taraflar arasında sözleşmeye konu mal ve hizmetlerin davalıya teslim edilip edilmediği hususunda toplandığı, yaptırılan bilirkişi incelemesine göre, davacının ticari defterlerinde takip tarihi itibari ile davalıdan 146.538,42 TL alacaklı göründüğü, davalı ticari defterlerinde ise alacağın 136.714,35 TL olarak kayıtlı bulunduğu, aradaki farkın 4 adet kayıttan kaynaklandığı,  rapordaki tabloda 3. sırada bulunan 1.452,47 TL'nin davalının banka hesabından davacı adına yatırılan SGK primi olduğu ve bu tutarın da davacı alacağından mahsup edilmesi gerektiği, tablodaki diğer 3 kaydın ise (28.02.2018 tarihli ... nolu fatura ile 314,28 TL, 28.05.2018 tarihli ... nolu fatura ile 2.067,12 TL, 27.09.2018 tarihi ... nolu fatura ile 4.704,48 TL) davacı adına düzenlenmiş faturalar olduğu ve bu fatura bedellerinin personel yemek bedelinden kaynaklandığı, ancak bu faturaların konusu yemek hizmetinin davacıya teslim edildiğine dair imza ve belge tespit edilmediği, bu kayıtlar noktasında davacı ticari defter ve kayıtlarının hiç bir husus içermediği gibi, rapor içeriğinde davalı faturasındaki bu kayıtlara yönelik davacıya hizmet verildiğinin davalı savunmalarına konu edilmediği anlaşıldığından söz konusu fatura içeriğindeki yemek hizmetinin davalı tarafından davacıya verildiği hususunun ispat edilemediği, ayrıca dava konusu faturaların tamamının davalı tarafından vergi dairesine alım olarak bildirildiği, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre bu durumda dava konusu mal/hizmet ve faturalarının teslim edildiğinin karine olarak kabul edilmesi gerektiği, buna göre davacı alacağının; 146.538,42 TL'den 1.452,47 TL SGK bedelinin mahsubu ile bulunan 145.085,95 TL olabileceği, faturanın davalı defterlerine işlenmiş olmasının akdi ilişkinin varlığını kanıtlayacağı ve malın teslim edildiğine dair karine olduğu, malın teslim edilmediğinin ya da iade edildiğinin davalı tarafça yazılı delille kanıtlanması gerektiği, davalı, faturaya konu hizmetin tam ve zamanında verildiği hususunu inkar ederek teslimin eksik bulunduğunu savunmuş ise de davacının, davalının ticari defter kayıtlarıyla aksini ispatladığı, davalı tarafından fatura konusu hizmetlerin alındığı hususu inkar edilerek, eksik ifanın tespiti için  mahallinde keşif icra edilmesi ve tanık dinlenilmesi talep edilmiş ise de, davalının ticari defterleri ve uzantısı BA formları yanı sıra İstanbul  ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyası ve davalı vekilinin ibraz ettiği (davacı vekilinin kabulünde olmayan) sözleşme hükümleri irdelendiğinde, hakedişe esas teminat senedinin davalı kayıtlarında yer almadığı, davalının cevap dilekçesinde dayandığı  hakediş sonrası verilmesi öngörülen sıralı çeklerin sözleşmenin 6.Maddesinde de yazılı bulunduğu ve davalı tarafından sıralı çeklerin de  hakedişin yapılmasından ötürü davacıya verildiği ve  davacı tarafından İstanbul ... İcra Dairesi nezdinde icra takibine konu edildiği, söz konsu sözleşme ile davalının bağlılığı düşünüldüğünde dahi sıralı çeklerin davalı tarafından davacıya verilerek icra takibine konu edilmesi ile dahi davacının hak edişlerin artık muaccel hal aldığının anlaşıldığı, bu nedenle de artık teslim olgusunun gerek davalının bağlı olduğu sözleşme gerek davalı kayıtları ile sabit bulunmasına göre tanık ve keşif ile aksinin araştırılmasının mevcut dosya kapsamına ve usul ekonomisine aykırılık teşkil edeceği, dinlenebilir savunma bulunmadığı, icra takibine konu çeklerin de davacı tarafından tahsilat olarak açık hesap ilişkisinde davalı carisinden düşüldüğü, buna göre, davacı tarafından ikame edilen davanın davalı tarafından davacı için yapılan SGK ödemesi mahsup edilerek kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davalı borçlu İAA ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin 145.085,95  TL  asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacakta fazlaya ve  takip öncesi yasal temerrüt faizine yönelen talebin reddine, kabule konu asıl alacak tutarı  145.085,95 TL'ye takip tarihinden itibaren taleple bağlı kalınarak yasal temerrüt faizi işletilmesine, asıl alacak İİK 67/2 gereğince likit bulunmadığından davacının inkar tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir. Davalı vekili istinafında, ilk derece mahkemesi gerekçelerinin, dosyada mevcut bilirkişi raporuna, delillere, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ile ödemeye ait açık hesap ilişkisi uygulamasına ve itirazın iptali davasına ait icra takibine sıkı sıkıya bağlılık ilkesine açıkça aykırı ve çelişkili olduğunu, ilk derece mahkemesinin, bir taraftan takibin faturulara dayandığını ifade ettiğini, diğer taraftan davacıya verilmiş çeklerin cari hesapta yer alması nedeniyle cari hesabın icra takibine konu edildiğinden çelişkili şekilde bahsettiğini, davanın temelinin taraflar arasında uygulamada mevcut açık hesap ilişkisi olduğunu gözardı etmekte olduğunu, dava konusu icra takibinin ne faturalara ne de cari hesap ilişkisine dayandığını, mahkemenin, hakedişlerin muaccel hale geldiğinin kabulünün gerektiği şeklindeki gerekçesinin de dosya kapsamına ve bilirkişi raporundaki \"davalı müvekkil şirketin takip öncesi temerrüde düşürülmemiş olduğu\" şeklindeki tespite aykırı olduğunu, mahkemece, kayıtlara göre ortaya çıkan; ödemelerin fatura veya hakediş bazında yapılmadığını, yerine açık hesaba mahsuben ödemeler yapıldığını ve zaman zaman avanslı çalışma yapıldığını da göz ardı ederek hatalı karar ihdas ettiğini, kaldı ki mahkemenin gerekçesinin aksine, teminat mektubunun müvekkilinin kayıtlarında gözükmemesinin, davaya konu açık hesap ilişkisini ve/veya icra takibini etkiler bir durum da yaratmadığını, icra takibine ait ödeme emrinde davacının icra takibini, \"06.03.2018 - 14.10.2018 cari hesap alacağı\" demek suretiyle cari hesap ilişkisine dayandırdığını, itirazın iptali davalarında takip talebinde gösterilen borç ve borcun sebebi ile bağlılık ilkesinin asıl olduğunu, taraflar arasında bir cari hesap ilişkisinin bulunmadığını ilk derece mahkemesinin de kabul ettiğini, taraflar arasında sadece taşeronluk sözleşmelerinden kaynaklı açık hesap olarak nitelendirilebilecek bir ilişki bulunduğunu, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını ve  defterler üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda da müvekkilinin temerrüdünün  bulunmadığı anlaşıldığını, buna rağmen takipteki miktarın muaccel olduğundan bahisle karar ihdasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin tahkikatı eksik yaptığını, keşif yapmayarak, tanıklarını dinlemeyerek, karineye karşı yazılı delillerini değerlendirmeyerek ve tahkikatın genişletilmesi taleplerini reddederek, eksik inceleme gerçekleştirdiğini, icra takibi ile talep edilen bedelle ilgili, cari hesap hükümlerinin değil, taraflar arasındaki açık hesap ilişkisini doğuran ve davacı tarafından itiraz edilmeyen taşeronluk sözleşmeleri hükümleri çerçevesinde değerlendirilme yapılması, taraflar arasında imzalanmış sözleşmelerin kesin hesabının yapılmasını, yani davacı tarafından sözleşmeye göre yapılan-yapılmayan işlerin keşfen tespiti ve sözleşme hükümlerinin de irdelenmesi ile alacak-borç durumunun tespit edilebilmesi gerektiğini, yargılama sırasında buna dair taleplerinin reddedildiğini, tarafları bağlayan 16.01.2018 ve 13.07.2018 tarihli taşeronluk sözleşmelerinin \"Hakediş ve Ödemeler\" başlıklı 6. Maddesindeki \"Her ayın 5 ine kadar düzenlenip, her ayın 15'inde faturasının ve hakediş ödemesi alırken taşeron 1 önceki ayın işçi ücretlerinin ödendiğine dair belgeleri ve çalışan işçilerin SGK bildirgelerinin ve primlerinin yatırıldığına dair belgelerin teslimi şartıyla .... Ödenir\", \"Yasal Sorumluluk\" başlıklı 9. Maddesindeki \"...hakediş zamanlarında, hakediş tarihine kadar şantiyede çalıştırdığı elemanların sigorta primlerini yatırdığını ilgili kurumdan alacağı belgeyle ispat etmediği takdirde hakediş ödemesi yapılmayacaktır...\" düzenlemeleri gereğince, davacının ödeme alabilmek için yerine getirmekle yükümlü olduğu hususlar bulunduğu, davacının bu yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin araştırılmadığını, müvekkilinin davacı ile aralarındaki sözleşmeler gereği tüm hususlar kesin hesapta karşılıklı tespit edilebileceği için, davacı adına kurumlara ve 3.kişilere yaptığı ödemelerle ilgili veya cezai şartlarla ilgili davacıya herhangi ihtarda bulunma veya davacıyı temerrüde düşürme yükümlülüğü de bulunmadığını, davacının, sözleşmeler ile yükümlendiği işi eksiksiz ve kusursuz bitirdiğine yönelik dosyada herhangi bir belge ve kayıt bulunmadığını, aksine, sundukları müvekkili şirketin dava dışı 3.kişi ile imzalamış olduğu yazılı 18.12.2019 tarihli taşeronluk ek sözleşmesinin, davacının kendi sözleşmelerinde yükümlenip yapmadığı işlerini de kapsamakta olduğunu, bu durumda; davacının işini tamamlamadığı ve ilk derece mahkemesinin davacının işi teslim ettiğine yönelik kabul ettiği karinenin aksinin, yani defterlerde gözüken fatura ve çeklere ait işlerin/malın teslim edilmediğinin taraflarınca yazılı delil ile ispat edilmiş olunduğunu, buna göre mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmelere konu işlerin davacı tarafından hangi seviye getirildiğinin, işin kim  tarafından yapılıp, tamamlandığının tespiti ile, sözleşme hükümlerine göre davacı ile müvekkili şirket arasındaki kesin hesabın yapılması için mahallinde keşfen daha önce dosyaya bildirdikleri tanıklarıda dinlenmek suretiyle, TBK. 480 ve sair ilgili maddelerince uzman bilirkişilerce (inşaat  mühendisi, mimar, hukukçu v.s.) inceleme yapılması gerektiğini, mevcut kabule göre de lehe delil olabileceği bilirkişi tarafından ifade edilen müvekkili şirket defter kayıtlarında mevcut; 28.02.2018 Tarihli ... nolu 314,28.-TL bedelli, 28.05.2018 Tarihli ... nolu 2.067,12.-TL bedelli, 27.09.2018 Tarihli ... nolu 4.704,48.-TL faturanın ve 1.600.-TL tutarındaki banka havalesi ile yapılan ödemelerin de davacı alacağından mahsup edilmesi gerektiğini, özellikle 28.02.2018 tarihli ve 314,28.-TL'lik faturanın davacı defter kayıtlarında da mevcut olduğunu, 1.600,00-TL'nin ise banka havalesi olduğunu belirterek, kararın davanın reddi yönünde kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinafında, müvekkili şirketin alacağı likit olduğu gibi davalının sırf zaman kazanmak amacı ile yapmış olduğu itirazda müvekkili şirketi zarara uğrattığını, itirazında haksız ve kötüniyetli olduğu sabit olmakla mutlak suretle icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesi gerektiğini, Yargıtay içtihatları itibari ile davalı şirketin BA kayıtları itibari ile faturaların davalı şirkete tebliğ edilmiş olduğu ve fatura içeriği mal veya hizmetinde teslim alınmış olduğunun kabulü gereği açık olup, buna göre takip öncesi işlemiş faiz taleplerinin reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı yanın müvekkili şirket adına SGK ödemesi yaptığı ve bunun bedelinin 1.452,47 TL olduğu, bu bedelin müvekkili şirket alacağından mahsubu ile müvekkili şirketin 145.085,95 TL alacaklı olduğu belirtilmiş ise de, davalı yanın müvekkili şirket adına SGK ödemesi yaptığı şeklinde bir iddiasının bulunmadığını ve müvekkili şirketin kendisine ait tüm SGK ödemelerini kendisinin yaptığını,  SGK ödemesi yapılan ve müvekkili şirket hesabına kaydedilen SGK ödemesinin müvekkili şirket çalışanlarına ait olmadığını, çünkü tüm aşamalarda müvekkili şirketin kendi personellerine ilişkin SGK ödemelerini eksiksiz yaptığını, davalı şirket tarafından SGK ödemesi olarak gösterilen bedelin dekontlarının ve buna ilişkin işçi kayıtlarının celbi halinde söz konusu ödemenin de müvekkili şirket ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı hususunun ortaya serileceğini, ancak Yerel Mahkemenin buna ilişkin hiçbir kaydı celp etmediğini, davalı tarafından yapıldığı beyan edilen ödemeye ilişkin herhangi bir dekont vs. belge sunulmaksızın söz konusu alacağın müvekkili şirket alacağından mahsup edildiğini belirterek, kararın kaldırılarak, davalarının 146.538,42 TL üzerinden ve işlemiş faiz talepleriyle birlikte tam kabulüne, davalı şirketin %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı taşeron, davalı yüklenicidir. Dava, taraflar arasında akdedilen \"inşaat işine ilişkin\" taşeronluk sözleşmeleri kapsamında, \"06/03/2018 - 14/10/2018 cari hesap alacağına\" dayalı olarak, 146.852,70 TL asıl alacak ve 3.114,08 işlemiş faiz olmak üzere toplam 149.966,78 TL'nin davalıdan tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptali talebine ilişkindir.Taraflar arasında 16.01.2018 ve 13.07.2018 tarihli 2 adet yazılı \"taşeronluk (eser) sözleşmesi\" bulunduğu ihtilafsızdır. Davacı taşeron, davaya konu takipte bakiye cari hesap alacağının tahsilini istemiştir. Davalı yüklenici, alacağın muaccel olmadığını, eksik-ayıplar bulunduğunu belirtip, mahsup itirazı kapsamında değerlendirilebilecek diğer savunma sebeplerini de ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dosya üzerinden alınan bilirkişi raporuyla, sadece defter incelemesi ile yetinilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Mahkemece sadece defter incelemesi ile sonuca gidilmiş ise de, davacının cari hesap alacağını talep etmiş olması, davalının da savunma ve itirazları dikkate alındığında, taraf taleplerinin ifaya yönelik tasfiye kapsamında değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekir. Bu nedenle, Mahkemece, dayanak sözleşmelerin birim fiyat üzerinden götürü bedelli oldukları dikkate alınarak, mevcut bilirkişiye ilaveten konusunda uzman 1 inşaat mühendisi ve 1 mimar bilirkişi eşliğinde mahallinde keşif yapılarak, davacı tarafın davaya konu sözleşmeler kapsamında yaptığı işler belirlendikten sonra, fiziki oran yöntemine göre,  davalı tarafça ileri sürülen eksik-ayıplar da değerlendirilerek, öncelikle fiziki gerçekleşme oranı bulunup, bunun sözleşme bedeline uygulanması sonucu davacı yüklenicinin davaya konu sözleşmeler bakımından davacıdan talepte bulunabileceği toplam iş bedeli miktarının belirlenmesi, sonrasında kabul edilen ve ispatlanan ödemeler ile tarafların ticari defterlerine kayıtlı hususlar da gözetilerek davacı alacağı belirlendikten sonra, Bu kez, davalının mahsup itirazı kapsamında değerlendirilebilecek talepleriyle ilgili de inceleme ve değerlendirme yapılıp, varsa buna dair davalı alacaklarının da davacı alacağından mahsup edilmesi, Ayrıca İstanbul  ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasına konu çeklerin davaya konu alacağı kapsayıp kapsamadıklarının, mükerrer talep durumu olup olmadığının (bu çeklerin tahsil akıbetleri de araştırılarak) değerlendirilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde eksik tahkikat ve hatalı değerledirme neticesinde yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin ayrı ayrı kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş, kaldırma sebebine göre sair istinaf itirazları bu aşamada ayrıca değerlendirilmemiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı KABULÜNE,  2-İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 25/03/2021 tarih, 2019/327 Esas, 2021/230 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine İADESİNE,5-Davacı ve davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 04/12/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d6aa0695ea5ec97d","SID":"b06dab3308584c83"}}