{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/416 <br>KARAR NO:2024/1792<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:25/11/2021<br>NUMARASI:2016/992  E. - 2021/839 K. <br>DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit ve Teminat Mektubunun İadesi Taraflar arasındaki menfi tespit ve teminat mektubunun iadesi davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 01.01.2016 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli doğalgaz satış sözleşmesinin 4. maddesinde belirtilen miktarda asgari miktarda gaz satışının kararlaştırıldığını, sözleşme uyarınca davalıya 28.100.000 TL tutarında teminat mektubu verildiğini, mücbir sebep nedeniyle müvekkili şirketin gaz alamayacağını davalıya bildirdiğini ve bu halin davalı tarafından kabul edildiğini, sözleşme yürürlükte olduğu ve ticari ilişkinin devamı sırasında. teminat mektubunun nakde çevrilmesinin talep edildiğini, Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/2738 D.İş sayılı kararı ile teminat mektubuna ihtiyati tedbir konulduğunu, teminat mektubunun 60 günlük gaz miktarının bedelinin garantiye alınması için verildiğini, müvekkilinin davalıya gaz bedeli borcunun bulunmaması nedeniyle teminat mektubunun nakde çevrilmesi talebinin dayanaksız olduğunu, sözleşmenin hiçbir maddesinde, müvekkili şirketin sözleşmenin feshine sebep olması halinde dahi, teminat mektubunun irad kaydedileceği hususunda bir ibare bulunmadığını, sadece ödenmemiş doğal gaz bedeli bulunması halinde, borç miktarınca teminat mektubunun kısmi olarak nakde çevrilebileceğini, müvekkilinin gaz alımını sözleşmeye uygun olarak gerçekleştirerek ödemelerini yaptığını, davalının sözleşme nedeniyle uğradığı veya uğrayacağı herhangi bir zarar bulunmadığından teminat mektubunun nakde çevrilmesinin yasal dayanağı bulunmadığını, müvekkili şirketin grev nedeniyle mücbir sebep halinde olduğunun Gemlik Ticaret ve Sanayi Odası tarafından 22.08.2016 tarihli mücbir sebep belgesi ile belirlendiğini, bu belge ile işyerinde grev ilan edildiğinin ve üretimin durduğunun tespit edildiğini, sözleşmenin 13. maddesine göre mücbir sebepten etkilenen tarafın yükümlülüklerinin, etkilendiği ölçüde askıya alınacağını, patlayıcı madde yapımında kullanılabildiği için hükümet tarafından içerisinde nitrik asit bulunan gübre çeşitlerinin satışının 08.06.2016 tarihinde durdurulmasının da mücbir sebep olduğunu, bu halin davalı tarafından da kabul edilmesine rağmen teminat mektubunun nakde çevrilmesi talebinin kötü niyetli ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; yerleşmiş yargı içtihatlarına göre mücbir sebebin borcun ifasını ortadan kaldırmayacağını, sadece borcun ifasını askıya alacağını ve davacının mücbir sebep iddiasıyla menfi tespit davası açmasının usule aykırı olduğunu, doğal gaz alım satım sözleşmesinin teminat başlıklı 11. maddesi uyarınca, ... Bankası ... Şube Müdürlüğünce 11.12.2015 tarih ve ... nolu, 28.100.000 TL bedelli kesin ve süresiz teminat mektubu düzenlendiğini, mektubun sözleşme kapsamındaki tüm borçlar için verildiğini,  sözleşmenin faturalandırma ve ödeme başlıklı 9. maddesinin ihlal edildiğini, buna göre usulüne uygun olarak tebliğ edilen faturaların iade edilerek kısmi ödemelerde bulunmasının ve itiraz edilmesinin ödeme yükümlüğünü kaldırmayacağını, usulüne uygun olarak tebliğ edilen faturaların iade edilerek kısmi ödemede bulunulduğundan, müvekkilince, 19.09.2016 tarihinde teminat mektubunun nakde çevrilmesinin talep edildiğini, davacı şirketin 10.02.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6663 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 13/1 maddesine eklenen (ı) bendi ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tescil edilen gübreler ve gübre üreticilerine bu ürünlerin  içeriğinde bulunan hammaddelerin tesliminin KDV'den istisna edilmiş olmasını gerekçe göstererek, faturalardaki KDV'yi ödemekten imtina ettiğini, 3065 sayılı Kanunun 32. maddesinde, 13. madde uyarınca KDV'den istisna edilmiş işlemlerle ilgili usul ve esasların Maliye Bakanlığı'nca belirleneceğinin hüküm altına alındığını, nitekim Maliye Bakanlığınca 04.10.2016 tarihlinde yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesine eklenen (ı) bendine göre uygulanacak KDV istisnasının uygulanmasına dair usul ve esasların belirlendiğini, her şeyden önce istisna maddesi uyarınca davacının ürettiği gübrenin Bakanlık tarafından tescil edilmesi gerektiğini ve bu hususun müvekkilince bilinmediğini, istisnanın uygulanabilmesi için vergi dairesi tarafından davacıya bir istisna belgesinin verilmiş olması gerektiğini, davacının tebliğde yer alan düzenlemeler karşısında Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 29.04.2016 tarihli özelgeye dayanarak satın aldığı doğalgazın KDV'sini ödemekten kaçınamayacağını, davacı tarafından tebliğde yer alan istisna koşulları yerine getirilmeden müvekkilinin düzenleyeceği faturalarda KDV istisnasını uygulamasının mümkün olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 27.19.2016 tarihli Noter ihtarnamesi ile feshedildiğini, davacının haksız bir şekilde ödemediği KDV'yi müvekkilinin ödemek zorunda kaldığını, iddia edildiği gibi teminat mektubunun mücbir sebeple değil ödeme yapılmaması sebebiyle paraya çevrilmek istendiğini, teminat mektubu tutarının 28.100.000.000 TL olduğunu, müvekkili şirketin alacağının ise 3.501.430 USD ve 715.569 TL olduğunu, ancak uygulamada şartsız teminat mektuplarının kısmi olarak nakde çevrilmesi talep edildiğinde, muhatap bankalarca kısmi ödeme taleplerinin kabul edilmediğini, kısmi çevirme talebinde bulunulamadığını, davacı şirketin KDV borcu dışında, ödeme günü 18.10.2016 olan, 30.09.2016 tarih ve ... nolu faturaya ilişkin 252.629 TL borcu bulunduğunu ve bu bedel ile ayrıca Ekim, Kasım ve Aralık ayına ilişkin kapasite rezervasyon bedellerini de talep etme haklarının bulunduğunu savunarak, ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, olmadığı takdirde ise teminat miktarı arttırılarak teminat mektubu tutarı kadar teminat alınmasına, davanın usulden olmadığı takdirde, esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Tüm dosya kapsamının değerlendirilmesi neticesinde; taraflar arasında 01/01/2016 yürürlük tarihli doğalgaz satış sözleşmesinin imzalandığı ve ticari ilişkinin başladığı, sözleşmenin 5 yıl süre ile geçerli olmak üzere yapıldığı, 3. maddesinde; davacının sözleşme kapsamında satın alacağı doğalgazı tesisinde yer alan kuruluşların faaliyet amaçları için kullanacağının, 4. maddesinde; yıllık sözleşme miktarı ile asgari satın alma taahhüdünün, 8. maddesinde; satılan doğalgazın fiyatlandırma şeklinin, 9. maddesinde; faturalama ve ödeme şeklinin ve buna göre davalının, her ayın ilk 10 takvim günü içerisinde, taşıyıcıdan gelecek ilgili faturanın daha geç teslimi halinde ise bu taşıyıcı faturasının teslim alınmasından bir gün sonra, davacıya her bir fatura kalemini içeren ve bunlar için hesaplanan kdv, ötv, vesair vergiler eklenmiş olarak 8. maddede tarif edilen şekilde USD cinsinden fatura göndereceğinin, davacının söz konusu fatura bedellerini her ayın 18. günü saat 15:00'e kadar ödeyeceğinin, ödeme sonrasında kur farkı elde eden tarafın faturalama tarihi ile ödeme tarihi arasındaki kur farkları için TL olarak ayrıca kur farkı faturası düzenleyeceğinin, davacının vadesinde ödemediği fatura bedelleri için faiz uygulanacağının, faiz tutarının sözleşmenin 9.1. maddesinde belirtilen tarihte başlayan ve ödeme tarihinde sona eren süre için yıllık USD Libor  + %2 olarak hesaplanacağının, davacının bir gaz yılı içerisinde 3 defa fatura ödemelerini belirlenen sürede gerçekleştirmemesi halinde, davalının yapacağı bir ihbar ile derhal yürürlüğe girmek üzere, sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebileceğinin, fatura tutarına itiraz edilmesinin davacının ödeme yapma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağının, 10. maddesinde; davacının kdv ve ötv dahil olmak üzere vergilerin ve harçların ödenmesinden sorumlu olacağının, 11. maddesinde; davacının sözleşme ekinde yer aldığı şekilde düzenlenecek gayri kabili rücu, süresiz, şartsız, banka teminat mektubunu, sözleşmenin imzalanmasından itibaren 7 iş günü içerisinde davalıya vereceğinin, sözleşme süresinin yenilenmemesi halinde, davacının davalıya herhangi bir borcu veya mükellefiyetinin kalmaması koşulu ile teminat mektubunun davalı tarafından davacıya son faturanın ödenmesini müteakip 3 iş günü içerisinde iade edileceğinin, 13. maddesinde; mücbir sebeplerin ve mücbir sebep durumlarının veya etkilerinin 15 günlük bir süreyi geçeceği öngörüldüğü takdirde, tarafların ortaya çıkacak zararı en asgaride tutmak ve her iki tarafın da kabul edeceği bir çözüm bulmak için görüşeceklerinin, 14. maddesinde ise fesih sebepleri ile şeklinin düzenlendiği, sözleşmenin imzalanmasından sonra davacı tarafından davalıya, iş bu davanın konusunu oluşturan ... Bankası... Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 11/12/2015 tarih ve ... mektup nolu, 28.100.000 TL bedelli kesin ve süresiz teminat mektubunun verildiği, davacı tarafça davalıya gönderilen 10/08/2016 tarihli yazı ile, \"taraflarına ait üretim fabrikalarında örgütlü bulunan Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası tarafından, 22/08/2016 tarihinde uygulamaya konulacak grev kararına ilişkin belgelerin 28/07/2016 tarihinde mail ile taraflarına gönderildiğinin, bu tarihten itibaren üretimin durdurulacağının\" bildirildiği, 24/08/2016 tarihli yazı ile, ...'nın 22/08/2016 tarihli ve \"davacıya ait fabrikada üretimin ... Sendikası tarafından ilan edilen grev gereği durduğu ve mücbir sebepten ötürü yapılamadığı\"nı bildirir, mücbir sebep belgesi başlıklı yazının gönderildiği, davalı tarafça 01/09/2016 tarihli Noter ihtarnamesi ile, grevin 15 günlük süreyi geçeceği öngörüldüğünden, davacının sözleşme gereği görüşmeye çağrıldığı, davacının verdiği cevap ile görüşmeyi kabul ettiği, davacı tarafça 31/04/2016 tarihinden itibaren, davalının düzenlendiği faturalara karşılık iade faturaları düzenlediği ve davalıya gönderildiği, davalının söz konusu faturaları kayıtlarına almayarak iade ettiği, iade faturalarının bir kısmının doğalgaz satış  bedeli, bir kısmının rezerve ve iletim bedeli, bir kısmının ise gecikme bedeli faturası olduğu, davacının iade faturası düzenlediği doğalgaz satış faturaları ile gecikme bedeli faturalarının gerekçesini, 10/02/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6663 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 13/1 maddesine eklenen ı bendinde, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tescil edilen gübreler ve gübre üreticilerine bu ürünlerin içeriğinde bulunan hammaddelerin tesliminin kdv'den istisna edilmiş olmasını; iletim ve rezerve bedeli iade faturalarının gerekçesini ise, fabrikalarında yapılan grevin mücbir sebep teşkil etmesi olarak açıkladığı, davalının, taraflar arasındaki yazışmalar neticesinde ödenemeyen ve iade edilen fatura bedellerinin tahsili amacıyla 19/09/2016 tarihinde, ... Bankası A.Ş. ... Şube Müdürlüğü'nden teminat mektubu bedelinin ödenmesini talep ettiği ve davacıya gönderdiği 27/09/2016 tarihli Noter ihtarnamesi ile, taraflar arasındaki sözleşmenin 14.1-4 ve 13.1-5 maddeleri uyarınca tebliğden itibaren 7 gün sonra geçerli olmak üzere feshedildiğini bildirdiği, davacı tarafça aynı tarihte gönderilen Noter ihtarnamesi ile sözleşmenin, mücbir sebep içerisinde bulunulduğu ve mücbir sebep hali 20 günü aştığından 13.1-5 maddesi uyarınca, 04/10/2016 tarihi itibariyle feshedildiğinin bildirildiği ve bu nedenle verilen teminat mektubunun iade edilmesi gerektiğinin ihtar edildiği, davacı tarafından Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/2738 değişik iş sayılı dosyası ile, teminat mektubunun paraya çevrilmesinin engellenmesi hususunda ihtiyati tedbir talep edildiği, Mahkemece 20/09/2016 tarihli karar ile teminat mektubu bedelinin %15'i tutarında teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının davalıya, aralarındaki sözleşme ve ticari ilişki kapsamında borçlu olup olmadığı, teminat mektubunun iadesi koşullarının oluşup oluşmadığı, bu kapsamda da tarafların ticari defter ve kayıtlarına göre davalının, iade edilen fatura kdv bedelleri, iletim ve rezerve bedelleri, gecikme bedelleri yönünden alacaklı olup olmadığı hususlarında toplandığı anlaşılmıştır. Öncelikle davacı tarafça satın alındığı sabit olan doğalgaz faturalarında yer alan ve ödenmeyen kdv bedellerinin incelenmesinde; taraflar arasındaki sözleşmenin açıklanan maddeleri ve yasal düzenlemeler gereği, davalının satış yapan taraf olmakla kdv bedellerini idareye ödemekle yükümlü olduğu ancak kdv'nin sorumlusu alıcı taraf olan davacı olduğundan, kdv miktarının fatura matrahına dahil edilmesi gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkide bu usule uyulmakla birlikte, 10/02/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6663 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 13/1 maddesine eklenen ı bendi ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tescil edilen gübreler ve gübre üreticilerine bu ürünlerin içeriğinde bulunan hammaddelerin tesliminin kdv'den müstesna edildiği, her ne kadar ilgili kanun 10/02/2016 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiş ise de, istisnanın uygulama koşullarının, 3065 sayılı Kanun uyarınca Maliye Bakanlığı'nca 04/10/2016 tarihinde çıkarılan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile düzenlendiği, buna göre tebliğdeki koşulları sağlayan üreticilere, hammadde alımı veya ithalinde istisna uygulanabileceğine ilişkin vergi dairesi tarafından istisna belgesi verileceği, vergi dairesinden alınan istisna belgesi ve ekli listesinin, üreticiler tarafından satıcılara ve gümrük idaresine ibraz edilerek, istisna kapsamında işlem yapılmasının talep edilebileceği, bu belgeye dayanılarak gübre üretiminde kullanılacak hammaddelerin yurt içinden alımı veya ithalinde kdv hesaplanmayacağı, istisna belgesinin ilgili olduğu altı aylık dönem ile bu altı aydan önceki iki aylık tedarik süreci için geçerli olduğu, üretici tarafından kdv ödenmesi halinde ödenen bu kdv'nin istisna kapsamında olduğu belirtilmek suretiyle iadesinin talep edilebileceği, davacı tarafından söz konusu tebliğin yayımlanmasından sonra 06/12/2016 tarihinde bağlı olduğu Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı'ndan istisna belgesinin talep edildiği, ilgili idare tarafından davacı adına istisna belgesinin 08/12/2016 tarihinde düzenlendiği, davacı tarafından kdv bedelleri ödenmeyerek iade edilen faturaların tamamının tarihlerinin istisna belgesi tarihinden önce olduğu, dolayısıyla davacının, tebliğde yer alan şartları sağlamadan ve istisna belgesini alarak davalıya sunmadan kdv bedelini ödemekten imtina edemeyeceği, sözleşme gereği faturalara itiraz edilmiş olmasının ödemeden imtina hakkı vermediği, kaldı ki tebliğ uyarınca  istisna kapsamında işlem yapan satıcıların, istisna sebebi ile ziya uğratılan vergi, ceza, zam ve faizlerinden teslim yapılan mükellefler ile birlikte müteselsilen sorumlu oldukları, bu sebeple davalı tarafından söz konusu kdv bedellerinin idareye ödendiği, dolayısıyla hükme esas alınan ikinci bilirkişi heyetinin kök ve ek raporunda tespit edildiği üzere davacının davalıya, kdv bedelleri ile süresinde ödenmeyen faturalar nedeniyle düzenlenen gecikme bedelleri yönünden borçlu olduğu, davacının fabrikasında başlatılan grevin mücbir sebep olduğunu iddia ederek ödemediği rezerve ve iletim bedeli faturaları yönünden yapılan değerlendirmede ise; taraflar arasındaki sözleşmenin 13. maddesinde düzenlenen mücbir sebepler arasında grevin yer almadığı, her ne kadar maddede mücbir sebepler sınırlayıcı şekilde sayılmamış ise de, Anayasal bir hak olan grevin ticari hayat içerisinde her zaman gerçekleşmesinin mümkün olduğu ve mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla davacının sözleşme gereği kendisinin sorumluluğundan olan bu bedeller yönünden de ve sonuç olarak davalıya 2.775.928,43 USD ve 1.615.335,89 TL borçlu olduğu, taraflar arasındaki sözleşme feshedilmiş olmakla birlikte 11. maddesi uyarınca teminat mektubunun davalı tarafından iade edilebilmesi için, davacının davalıya herhangi bir borcu veya mükellefiyetinin kalmaması gerektiği, sonuç olarak davacının teminat mektubunun iadesi talebinin haksız olduğu anlaşılmakla davanın reddine, davalı tarafça başlatılmış ve ihtiyati tedbiren durdurulmuş bir icra takibi bulunmadığından davalı tarafın şartları oluşmayan tazminat talebinin reddine, gelinen aşamada davalı tarafın alacağının büyük bir kısmının USD cinsinden olması da nazara alınarak Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/2738 değişik iş ve karar sayılı ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına...\" gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dosyada birbiri ile çelişen iki ayrı bilirkişi kurulundan alınmış kök ve ek rapor bulunduğu halde, raporlar arasındaki  çelişkiyi gideren üçüncü bir rapor alınmadan hüküm kurulduğunu, ilk bilirkişi kurulunun 19.06.2018 tarihli kök ve 11.03.2019 tarihli ek raporlarında, asıl uyuşmazlık konusu olan KDV mevzuatı çerçevesinde davalının düzenlediği doğalgaz faturalarında KDV istisnası uygulanması gerektiğinin etraflıca ortaya konarak müvekkilinin haklılığının teyit edilmesine rağmen,  mahkemece subjektif bir değerlendirme ile ikinci bilirkişi kurulu oluşturularak rapor alındığını, ikinci heyetçe düzenlenen 28.05.2021 tarihli kök ve 06.10.2021 tarihli ek raporda dava tarihi itibariyle hesaplama yapılması gerektiği halde, dava tarihini aşkın şekilde 31.12.2016 tarihi itibariyle hesaplama yapıldığını ve bu durumun ek raporda kabul edilerek özensiz çalışmanın itiraf edildiğini, mahkemenin bu özensiz raporu sadece soyut olarak denetime elverişli olduğunu belirterek hükme esas aldığını,  çelişkili rapor bulunması halinde üçüncü bir bilirkişi heyetinden rapor alınmadan karar  verilmesinin yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına aykırı olduğunu, Uzman görüşü ile bilirkişi raporunun esaslı nitelikte çelişkili olması ve çelişkinin tartışılmamış olmasının adil yargılanma hakkının ve dinlenilme hakkının ihlal ettiğini, dosyaya sunulan Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mali Hukuk Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. ... ve Gelir İdaresi Başkanlığı KDV, ÖTV ve Diğer Dolaylı Vergilerden Sorumlu eski Daire Başkanı ... tarafından hazırlanan uzman görüşlerinin dosyaya sunulduğunu, her iki uzman görüşünün ikinci rapor ile çelişkili olduğunu, mahkemece rapor ile uzman görüşleri arasındaki çelişkilerin giderilerek karar verilmesi gerektiğini,  mahkeme kararının sadece bu yönleri ile dahi yasaya açıkça aykırı olduğunu, Yukarıdaki hususlara ek olarak hükme esas alınan bilirkişi raporunun Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bir kararına aykırı olduğunu,  grevin mücbir sebep sayıldığına dair Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2017/2821 K. 2017/1552 T. 6.12.2017 sayılı ilamının dosyada bulunduğunu, anılan kararda yasal grevlerin de mücbir sebep olarak sayıldığını, İlk derece mahkemesince hatalı bir şekilde uyuşmazlığın miktarı 2.775.928,43 USD ve 1.615.335,89 TL olarak belirtildiğini, oysa İstanbul 16. Bölge Adliye Mahkemesi  2017/278 E. 2017/626 K. Sayılı ilamında uyuşmazlık miktarının açıkça  12.068.731,10 TL olarak belirtildiğini, anılan kararda alacağın 12.068.731,10 TL olduğunun belirlenerek istinaf başvurusunun reddedildiğini, davalı tarafından verilen dilekçelerde de uyuşmazlık konusunun 12.068.731,10 TL olarak belirtildiğinden bu hususun mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğunu, uyuşmazlık miktarının 12.068.731,10 TL olarak kesinleşmesine karşın mahkeme kararında uyuşmazlık miktarının halen 2.775.928,43 USD ve 1.615.335,89 TL olarak belirtildiğinden söz konusu kararın hatalı, kanuna ve usule aykırı olduğunu, Davada üç ana ihtilaf bulunduğunu, bunlardan ilkinin söz konusu KDV bedellerinin istisnalı olarak kesilip davalı tarafından sonradan Vergi Dairesinden tahsil edilip edilmeyeceği, yani 3065 sayılı KDV Kanununun 13. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan (tarımsal gübre üreticilerine hammadde teslimlerinde KDV) istisnanın yürürlüğe girdiği 10.02.2016 tarihi ile taraflar arasındaki 01.01.2016 tarihli Doğalgaz Alım-Satım Sözleşmesinin feshedildiği 27.9.2016 tarihi arasında, davalı tarafın yaptığı doğalgaz satışlarına ilişkin olarak düzenlediği faturalarda KDV istisnası uygulanması gerekip gerekmediği hususu olduğunu, <br>10.02.2016 tarihinden itibaren yapılan doğalgaz satışlarında KDV istisnası uygulanması gerektiğini, zira 04.10.2016 tarihli ve 29847 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan KDV Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 7 Seri No.lu Tebliği hazırlayan Gelir İdaresi Başkanlığının anılan Tebliğ yayımlanana kadar ki ve Tebliğ yayımlandıktan sonraki tüm idari işlemleri ve verdiği görüşler tescilli tarımsal gübre üreticilerine 10.02.2016 tarihinden itibaren yapılan gübre teslimlerinin KDV’den istisna olduğu yönünde olduğunu, bu bilgilerin faturaların düzenlendiği tarihlerde ve sonrasında davalıya sunulduğunu, buna rağmen kötü niyetle vergi dairesinden KDV iadesi almakla uğraşmamak adına müvekkili şirkete yapılan satışlarda istisna uygulanmadığını, Tebliğ yayımlandıktan sonra da işlemlerini mevzuata uygun şekilde düzeltmediğini, KDV konusunda yasal düzenleme yapılmasına ve buna ilişkin tebliğin çıkarılarak, müvekkili şirkete 10.02.2016 tarihinden itibaren yaptığı satışlarda KDV istisnasını uygulaması gerektiğinin belirtilmesine karşın, mahkemece normlar hiyerarşisi ve idari görüş ile işlemler dikkate alınmaksızın karar verilmesinin hatalı olduğunu, Tescilli Tarımsal Gübre Üreticilerine Hammadde Teslimlerinde KDV İstisnası, İstisnayı ... 6663 Sayılı Kanun'un yayım tarihi olan 10.02.2016 tarihi itibariyle  yürürlüğe girerek uygulandığını, yasa ile verilen bir hakkın ancak ikincil mevzuat yürürlüğe girdikten sonra uygulanabileceği yönünde verilen kararın hatalı olduğunu, karanın normlar hiyerarşisine de aykırı olduğunu, yardımcı kaynak olan tebliğe üstünlük tanınmasının Danıştay kararlarına da açıkça aykırı olduğunu,Nitekim bir çok yargı kararında  “vergi koyma” kavramının indirim, istisna ve iade hakkı konularını da kapsayacak şekilde yorumlanması gerektiğine hükmedildiğini, verginin yasallığı ilkesinin, istisnanın 10.02.2016 tarihinden itibaren uygulanmasını gerektirdiğini, kanunla KDV’ye tabi tutulmuş bir işlemin ancak bir kanun düzenlemesi ile istisna tutulabileceğini, Anayasamıza göre, vergi istisnası koyma veya kaldırma konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına ya da başka bir idari birime herhangi bir yetki verilmediğini, sadece kanunla yukarı ve aşağı sınırları belirlenmek kaydıyla Cumhurbaşkanına istisna hükümlerinde değişiklik yapma yetkisi verilebildiğini,Bu noktada, 6663 sayılı Kanunun 13. maddesi ile 3065 sayılı KDV Kanununun 13. maddesinin birinci fıkrasına (ı) bendi eklenmek suretiyle “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tescil edilen gübreler ve gübre üreticilerine bu ürünlerin içeriğinde bulunan hammaddelerin teslimini\" istisna kılan düzenlemenin, anılan Kanunun 35. maddesine göre, Kanunun yayımlandığı tarih olan 10.02.2016 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdiğini, Hazine ve Maliye Bakanlığının istisna ve iadenin usul ve esaslarını, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten yaklaşık 8 ay sonra 04.10.2016 tarihinde yayımladığı Tebliğ ile belirlemesinin, istisnanın yürürlüğünü etkilemeyeceğini, kanun koyucunun farklı bir yürürlük tarihi öngörmesi halinde bunun da yasa hükmüne yazıldığını, bir çok KDV düzenlemesinde yürürlük tarihinin belirlenmesinin bu hususu doğruladığını, yasanın yürürlüğe girmesi ile vergi istisnasına ilişkin ekranların idarece açıldığını, bu dönemde müvekkili şirkete istisnalı olarak düzenlenen bir adet faturanın idarece kabul edildiğini, davalı vermiş olduğu beyannameden istisna uygulanmasının mümkün olduğunu teyit ettiğini,Müvekkilinin doğalgaz alımlarında KDV istisnası uygulanması gerektiğine dair 29.4.2016 tarihli özelge alarak davalıya sunduğunu, bu ..'nin, tebliği hazırlamak ve yayımlamakla yetkili/sorumlu Gelir İdaresi Başkanlığının Merkez Özelge Değerlendirme Komisyonunca Onaylanmış Olup emsal niteliğinde olduğunu ve tüm mükellefleri bağladığını, Tebliğ yayımlanmadan 5 ay önce, doğalgaz alımlarında KDV istisnası uygulanmasının mümkün olup olmadığı hususunda özelge talebinde bulunmuş ve Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından 29.4.2016 tarihli ve 104 sayılı özelgede Vergi İdaresi “gübre imalatında hammadde olarak kullanılmak üzere firmanıza yapılan doğalgaz teslimleri KDV den istisnadır.” şeklinde görüş verdiğini, yazının ibrazına rağmen kötüniyetli olarak KDV hesaplama yönünde davalının ısrarını sürdürdüğünü,Gelir İdaresi Başkanlığının, uygulamadaki tereddütleri gidermeye yönelik olarak tüm taşra teşkilatına Yazdığı 26.10.2016 tarihli ve 109144 sayılı genel yazısının da tebliğ yayımlanana kadarki dönem için istisna uygulanması gerektiği yönünde olduğunu ve yazıya istinaden varsa yazı hilafına yapılmış işlemlerin bu doğrultuda düzeltilmesi gerektiğinin belirtildiğini,Gelir İdaresi Başkanlığının, KDV Kanununun 13/ı maddesinde düzenlenen istisnanın yürürlüğe girdiği 10.02.2016 tarihinden, KDV Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 7 Seri No.lu Tebliğin yayımlandığı 04.10.2016 tarihine kadar, söz konusu KDV istisnasının uygulanmasının gerektiği yönünde bir kısmı yukarıda özetlenen çok sayıda işlem tesis etmekle birlikte, uygulama birliğini sağlamayı teminen (dava dosyasında mübrez) 26/10/2016 tarihli ve 109144 sayılı genel yazıyı da yazdığını, bu genel yazının tüm Vergi Dairesi Başkanlıkları ve Defterdarlıklara ve bunlar aracılığıyla da tüm Vergi Dairelerine duyurularak işlemlerin bu yönde tesis ettirilmesi hususunda taşra teşkilatının talimatlandırılmasını istediğini,Davalıya, Mart/2016 döneminde, müvekkiline KDV istisnası uygulayarak düzenlediği faturaya ilişkin KDV iadesi, Tebliğ yürürlüğe girdikten sonra 28.11.2016 tarihi itibarıyla gerçekleştirildiğini, dolayısıyla davalının vergi dairesi Tebliğinin yürürlüğe girmesiyle birlikte 1.553.075,24 TL tutarlı KDV iade talebinin sonuçlandırıldığını, Mahkeme gerekçesinde müvekkili şirketin istisna belgesini (Tebliğ yürürlüğe girdikten sonra) 08.10.2016 tarihinde aldığı ve davalıdan yapılan (ihtilafa konu) alımları kapsamadığın belirtildiğini, oysa belirtildiği üzere Gelir İdaresi Başkanlığının Tebliği yürürlüğe girene kadarki dönem için istisna belgesi şartı aramadığını, istisna Belgesi olmasa da satıcılara iade yapıldığını, 04.10.2016 tarihinde konulan şartın, istisnanın yürürlüğe girdiği 10.02.2016 tarihi ila sözleşmenin feshedildiği 27.09.2016 arasında yapılan satışlar için sağlanmasını aramanın, fiili imkansızlığı tarif etmekten başka bir şey olmadığını, bu dönemdeki gazın yarısının davalıdan yarısının ise dava dışı ... A.Ş. firmasından alındığını, bu şirketin faturaların tamamını KDV’siz kestiğini,Davalının 2016 yılı içerisinde sözleşmenin feshinden önce ve Tebliğin yayımlanmasından sonra, gerekse Gelir İdaresi Başkanlığının 26.10.2016 tarihli ve 109144 sayılı Genel Yazısından sonra her aşamada işlemleri düzeltip vergi dairesinden iade almasının mümkün olduğunu, bu yolun tercih edilmeyip ayrıca mahkemeleri meşgul eden davalının kötü niyetli olduğunu, davalı tarafın bu kadar zaman boyunca talep edebileceği KDV iadesini/mahsubunu Vergi Dairesi’nden kendi kusuruyla talep etmediğini, KDV iadelerinin Vergi Dairesi nezdinde kalmasına müsaade ettiğini, daha sonra huzurdaki davada müvekkil şirketin ödemesi gerektiğini iddia ettiği tutarları mahsup işlemine konu etiğini ve mahsup işlemi yaptığını, yani davanın talep etmesi halinde söz konusu tutarların Vergi Dairesinden alınabileceğini, mahsup talebinin ... nolu dilekçe ile yapıldığınını ilk rakamların dilekçe tarihi olduğunu, bunun da halihazırda halen davalı tarafın talep edebileceği KDV tutarlarının Vergi Dairesi nezdinde mevcut olduğu olduğunu, ancak davalı tarafın söz konusu tutarları Vergi Dairesinden almak yerine müvekkil şirketin teminat mektubunu bozmaya ve huzurdaki davada da KDV tutarlarını alamadığından bahisle  mahkemeden hukuki koruma beklemeye çalıştığını, bu eylemin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davalının bu eylemleri ile TMK'nın 2 ve 3.maddelerini ihlal ettiğini, davanın  esasen Vergi Dairesinden aldığı/alabileceği KDV tutarlarını Vergi Dairesinden talep etmeyerek ve sonrasında müvekkilin teminat mektubunun tamamını paraya çevirmeye çalışarak esasında “hakkın kötüye kullanımı” olarak tanımlanan eylemi gerçekleştirdiğini, bu KDV tutarları Vergi Dairesine ödenecek olsaydı bile TL olarak ödeneceğinden, gerekçeli kararda bu tutarların USD olarak hesaplanmasının yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle gerekçeli kararda, davalıya borçlu olunan tutarın 2.755.538,40 USD ve 566.893,19 TL olarak gösterilmesinin hatalı olduğunu, ancak davalı tarafın söz konusu KDV tutarlarını Vergi Dairesine ödeyecek olsaydı bu rakamları USD olarak değil TL olarak ödeyeceğinden USD rakamın yazılmasının hatalı olduğunu, yanlı bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında davalının Vergi Dairesine ödemesi gereken, dolayısıyla da müvekkil şirketin davalıya borçlu olduğu iddia edilen tutarların USD üzerinden hesaplanmasının doğru olmadığını,Grevin mücbir sebep olmadığı tespitinin başlı başına mahkeme kararı ile raporun ne denli hatalı olduğunu gösterdiğini, ikinci raporda grevin kanundan kaynaklanan bir hak olduğundan, mücbir sebep olmadığı yönünde bir tespit yapıldığını, oysa grevin mücbir sebep olduğu Türk Hukukunda kabul edilen temel ilkelerden biri olmakla beraber kökleşmiş Yargıtay kararlarında ve özellikle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/2821 K. 2017/1552 T. 6.12.2017 sayılı ilamında bu hususun kabul edildiğini, bunun yanında mevzuatta yer alan pek çok maddede de grevin mücbir sebep olarak sayıldığını, örneğin Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 10.maddesinde, grevin de mücbir sebep olarak kabul edilebilecek haller arasında düzenlendiğini, Gemlik Ticaret Odasının da mücbir sebep belgesi vermesinin bu hususu doğruladığını,Dava konusu iletim ve rezerv bedeli faturaları sözleşmenin feshinden sonraki döneme ilişkin olduğundan, bu miktarların müvekkilin borçlu olduğu iddia edilen tutarlara dahil edilemeyeceğini, grevin 22.08.2016 tarihinde başladığını, sözleşmenin ise 29.09.2016 tarihi itibariyle feshedildiğini, davanın ise 29.09.2016 tarihinde açıldığını, oysa bilirkişi raporunda müvekkil şirketin davalıya borçlu olduğu iddia edilen iletim ve rezerv bedeli faturalarının tarihlerine bakıldığında söz konusu faturaların 30.09.2016, 30.10.2016 ile Kasım 2016 ve Aralık 2016 aylarına ilişkin olduğunu, yani söz konusu iletim ve rezerv bedeli faturaları sözleşmenin feshinden sonra davalı tarafça haksız olarak düzenlendiğini, dava tarihi itibariyle müvekkil şirketin davalıya ödemediği herhangi bir iletim ve rezerv bedeli faturası bulunmadığını, 29.09.2016 dava tarihindeki uyuşmazlığın sadece ve sadece KDV’ye ilişkin olması gerektiğini, buna rağmen ikinci bilirkişi heyeti kök raporunda sehven 31.12.2016 tarihine göre hesaplama yapılarak, sözleşmenin feshinden sonraki faturaların da dahil edildiğini, ek raporda hesaplama tarihini düzeltildiği belirtse de, dava tarihinde henüz kesilmemiş olan iletim ve rezerv bedeli faturalarını hesaplamadan çıkarılmadığını ve bu yöndeki itirazların dikkate alınmadığını, bir an için müvekkilinin, davalıya borçlu olduğu düşünülseydi dahi, bu tutarın içine dava tarihinden sonraki iletim ve rezerv bedeli faturalarının dahil edilmemesi gerektiğini, bilirkişilerin yanlı ve özensiz incelemeleri sonucu, müvekkil şirketin bu tutarları da borçlu olduğunun kabul edildiğini, raporun irdelenmeden kopyalanarak karar haline getirildiğini, Yukarıda açıklanan tüm nedenlerle ve özellikle de kanunla düzenlenen bir konunun tebliğ yürürlüğe girmeden uygulanamayacağının belirtilmesi, idarece istisna belgesi aranmayacağı belirtilmiş bir konuda bir konuda istisna belgesinin yokluğundan bahsedilerek hüküm kurulmuş olması, hatalı ve taraflı bir bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi, bilirkişi raporları arasında çelişki olduğu halde üçüncü bir heyetten rapor alınmadan karar verilmiş olması, davalı taraf istisnalı olarak kestiği faturanın KDV’sini kendi Vergi Dairesinden iade alabilmiş olduğu halde, gerekçeli kararda söz konusu faturaların KDV’li kesilmesinin gerektiğinin belirtilmesi, grevin mücbir sebep olduğu en yüksek mevzuatlarla ispatlanmış olduğu halde, aksi gerekçeyle menfi yönde karar verilmesi, davalının grev kararından sonra sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmiş olduğu ve fesih yazısı da dosyada mübrez olduğu halde sözleşmenin fesih tarihinden sonraki iletim ve rezerv faturalarının da hesaplamalara dahil edilmiş olması, mahkemece usulen ve esasen hatalı olarak verilen karar sonucunda  nakit olarak paraya çevrilen mektubun  KDV  bedellerine  değil  doğalgaz matrah bedellerine karşılık verilmiş olması sebepleriyle, mahkeme kararının hatalı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, taraflar arasında düzenlenen 01.01.2016 başlangıç tarihli doğalgaz satım sözleşmesi nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti ve satım sözleşmesi kapsamında davalıya verilen 28.100.000 TL bedelli teminat mektubunun bedelsiz kalması nedeniyle iadesi istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi,HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, 26.09.2016 tarihli dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen 01.01.2016 yürürlük tarihli ve beş yıl süreli doğalgaz satış sözleşmesi kapsamında davacının, davalıdan doğalgaz almasının kararlaştırıldığını, sözleşme kapsamında 28.100.000,00 TL teminat mektubu verildiğini, mücbir sebep nedeniyle müvekkilinin doğalgaz alamayacağını davalıya bildirdiğini, ticari ilişkinin iyi niyetli devamı sırasında davalının anlaşılmaz şekilde teminat mektubunu nakde çevirmek istediğini, müvekkilinin  başvurusu üzerine Bursa 1.ATM'nin 2016/2738 D.İş sayılı kararıyla ihtiyati tedbir kararı verildiğini, teminat mektubunun sözleşmenin 11. maddesi gereğince 60 günlük gaz miktarı bedelinin garantiye alınması için verildiğini, başka bir borç için mektubun nakde çevirilemeyeceğini, müvekkili bakımından mücbir sebep mevcut olduğunu, sözleşmenin 13. maddesi kapsamında Gemlik Ticaret ve Sanayi Odasının 22.08.2016 tarihli belgesinin dosyada mevcut olduğunu, işyerinde örgütlü olan ... Sendikasının 25.02.2016 tarihli ihtarı ile 22.08.2016 tarihinde grev uygulanacağının belirtildiğini, 08.06.2016 tarihli içinde nitrit asit bulunan gübrelerin üretimlerinin durdurulduğunu, buna rağmen teminat mektubunun paraya çevrilmesi isteminin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Davacı vekili, 16.11.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde müvekkili şirketin davalıya borçlu olmadığının tespitinin talep edildiğini, gelinen aşamada, davanın ıslah edilerek, davacı şirketin, davalıya borçlu olmadığının tespiti ile birlikte, sözleşme gereğince davalıya verilmiş olan ... Bankası AŞ'ye ait 11.12.2015 tarih ve ... seri nolu ... nolu, ... numaralı, 28.100.000,00 TL tutarındaki kesin ve süresiz teminat mektubunun iadesini istemiştir. Yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunmalara göre; taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin davacının grev nedeniyle gaz almaması üzerine 27.09.2016 tarihli Bursa ...Noterliğinin... no'lu ihtarı ile feshedildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın esas olarak, davalı tarafından davacıya düzenlenen faturaların mevzuata uygun düzenlenip düzenlenmediği ve özellikle 10.02.2016 tarihli ve 29620 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6663 Sayılı Kanun'un 13. maddesi ile 3065 sayılı KDV Kanunu'na eklenen 13/ı maddesi kapsamında, yürürlük tarihinden sonra düzenlenen faturaları KDV alacağından yazılmasının mümkün olup olmadığı ve bu kapsamda borcun varlığı ile miktarının ne olduğu hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.  belirlenmesine ilişkindir.Öncelikle, davacı tarafından talep edilen ihtiyati tedbir kararına yönelik olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 13.03.2017 tarih ve 2017/278-626 E. K. sayılı kararında,  dosya kapsamına göre davalının teminat mektubunun nakde çevirmek istemesinin sebebinin bankanın kısmen nakde çevirme taleplerinin kabul edilmemesi olduğu, davalının ödediği KDV ile alacak tutarının aslında 3.501.430,00 USD ve 715.569,00 TL toplamı 12.068.731,00 TL olduğu ve mahkemece bu miktarda teminata hükmedildiği belirtilmesi karşısında, bu miktarın sabit hâle geldiği istinaf başvurusunda ileri sürülmüştür. Oysa anılan kararda, alacağın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre yabancı para cinsinden belirlendiğinin değerlendirildiği ve tedbir talebinin değerlendirildiği tarihteki döviz kuruna göre belirlenen TL karşılığının zamanla değişiklik gösterebileceği ve sözleşmenin tasfiyesi niteliğinde olan menfi tespit ve teminat mektubunun iadesi davasında, satılan gazın sözleşmenin 8. maddesinde belirlenen birim fiyata göre gerçek karşılığının USD/TL paritesinin zamanla değişmesine bağlı olarak değişebileceği dikkate alındığında, bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedeni yerinde değildir.Taraflar arasındaki sözleşmenin 11. maddesinde teminat mektubu düzenlenmiş olup, mektubun 60 günlük gaz bedeli ile eş değer olacağı kabul edilmiştir. Ancak sözleşmede teminat mektubunun sadece 60 günlük gaz bedelinin temini olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Aksine, 60 günlük ibare, verilen teminat mektubunun miktarının belirlenmesine ilişkin olup alınan teminat mektubunun sözleşme kapsamında oluşacak tüm rizikolar için verildiği kabul edilmelidir. Nitekim uyuşmazlık, KDV bedeline ilişkin olup, KDV'nin uygulanması yerinde görüldüğü takdirde bu bedelin de ürün satış bedeline dâhil olması nedeniyle teminat mektubunun kapsamında olduğu kabul edilmelidir.Davacı vekili, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinde mücbir sebep bulunduğunu ileri sürmüş ve Yargıtay HGK'nun 2017/2821 Esas, 2017/1552 Karar sayılı ilamında, grev hâlinin mücbir sebep olarak gösterildiğini ileri sürmektedir.Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi yaklaşık dokuz ay sürmüş ve feshedilmiştir. Davalı, davacıdan satım sözleşmesinden kaynaklı alacağının bulunduğunu belirterek teminat mektubunun nakde çevrilmesini talep etmiş, davalı ise haksız şekilde uygulanan KDV ile borç oluşturulduğunu ve 10.02.2016 tarihli yasal düzenleme ile müvekkilinin ibraz alımlarının KDV'den istisna edildiğini ileri sürmüştür. Somut uyuşmazlığın özelliğine göre mücbir sebebin bulunup bulunmamasının herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Zira mücbir sebep, borcu sona erdiren bir  durum olmayıp bir aciz halinin veya sözleşmenin mücbir  sebeple ifa edilmediğinin iddia ve savunma olarak ileri sürülmesi hâlinde değerlendirilebilir. Nitekim emsal gösterilen HGK kararında da taraflar arasındaki sözleşmenin 27. maddesinde düzenlenen mücbir sebep hükmü değerlendirilmiş ve grev hâlinin mücbir sebepler içerisinde bulunduğu değerlendirilerek sözleşmenin ifa edilmediği süre içerisinde mücbir sebeple eklenecek süre veya gecikme hususu değerlendirilmiştir.  Somut olayda ise satım sözleşmesinden kaynaklı bir alacağın bulunduğu, yargılamanın esasının satıcı tarafından, davacıya/alıcı düzenlenen satım faturalarındaki KDV'nin mevzuata uygun olup olmadığı ve bu kapsamda davacının gerçek borcunun belirlenmesine ilişkin olduğundan, mücbir sebebin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Zira kullanılan ürününün bedeli talep edilmiş ve bu bedel ödenmiştir. İş yerindeki grev bulunup bulunulmaması ve bu grevin mücbir sebep sayılıp sayılmaması borcu ödenen faturadaki KDV'nin istisna edilip edilmeyeceğine bir etkisi bulunmamaktadır. Tesis ve kullanım bedeli faturaları ise sözleşmeye uygun bir şekilde dava dışı gaz tedarikçisine ödenen bedele ilişkin olup bu faturalarında yerinde olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedeni yerinde görülmemiştir.Diğer yandan kapasite ve rezerv bedeli faturalarına ilişkin istinaf başvurusunda da 22.08.2016 tarihinde grev başladığı, 29.09.2016 tarihinde sözleşmenin feshedildiği, 29.09.2016 tarihinde ise dava açıldığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun ise sonraki tarihli olduğu,  bilirkişi raporunda dava tarihinden sonraki alacakların da değerlendirildiği ileri sürülmüştür. Bir davada kural olarak, davanın açıldığı tarihteki şartlar dikkate alınmalıdır. Dava tarihinden sonra ileri sürülen vakıalara ise ayrı bir dava konusu edilmesi esastır. Ancak menfi tespit ve teminat mektubunun iadesi davasında, taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiği dikkate alınarak, borç ve alacak durumunun başka bir davaya ihtiyaç bırakılmaksızın çözümlenmesi gerekir. Başka bir anlatımla bu davada, dava konusu edilen satım sözleşmesi ilişkisi kapsamında düzenlenen faturaların geçerli olup olmadığı ve davacının bu sözleşme kapsamında borcu bulunup bulunmadığını belirlenerek karar verilmesi gerekir. Bu nedenle bilirkişilerce sözleşme ilişkisi kapsamında, teminat mektubunun iadesi talebi de bulunduğu dikkate alınarak, sonraki dönem faturalarının işleyen hesap içerisinde dikkate alınmasında usule aykırı bir yön bulunmamaktadır.HMK'nın 266. maddesine göre mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel teknik bilgi gerektiren hallerde taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir. Ancak yeni bilgi ve tecrübe ile ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki değerlendirme ile çözülmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Mahkemece oluşturulan ilk bilirkişi kurulundan 19.06.2018 tarihli rapor ve ek rapor alınmıştır. Alınan raporun incelenmesinde; tarafların ticari defter ve belgelerin incelendiği, her iki tarafın kendi defterlerine göre alacaklı olduğunun tespit edildiği, sonuç olarak aradaki farkın davalı tarafından düzenlenen ancak davalı tarafından kabul edilmeyerek kayıtlarına intikal ettirilmeyen doğalgaz ve hizmet faturalarının KDV'siz olarak tazmin edilmesi gerektiğinin kabulü ile mahkemece grevin mücbir sebep olarak kabul edilmesi hâlinde davacının 144.787,00 TL, grevin mücbir sebep kabul edilmemesi hâlinde davalının 726.317,42 TL alacaklı olduğu görüşü belirtilmiştir. Anılan raporda, yasada yapılan değişiklikle gübre üretiminde kullanılan doğalgazın KDV istisnası kapsamında alınması nedeniyle, 26.04.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanan KDV genel uygulama tebliğinin II/b kısmının 10. bölümünden sonra gelmek üzere eklenen hükme göre, kullanılan doğalgazın istisna olduğu bu nedenle KDV uygulanarak fatura düzenlenemeyeceği kabul edilmiştir. Raporda bu varsayımdan hareketle, satım faturaları içerisinde bulunan KDV kalemleri nedeniyle davacının düzenlemiş olduğu yansıtma faturaları geçerli olarak kabul edilmiş ve buna göre rapor düzenlenmiştir. Taraf vekillerinin bu rapora yönelik itirazları üzerine ilk derece mahkemesince aynı bilirkişi kurulundan 11.03.2019 tarihli ek rapor alınmış olup, alınan ek raporda önceki görüşler tekrar edilmiştir. Bilirkişi raporunun hüküm vermeye yeterli olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesince yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak 01.06.2021 tarihli rapor alınmıştır. Anılan raporda, ilk rapordaki gibi mali tespitler yapılmış ve davalının düzenlediği faturalar nedeniyle, bu faturaların KDV hariç kısmının ödendiği, KDV bedelli faturalar için iade faturası düzenlendiği belirlenmiştir. Faturaların döviz cinsinden hesaplanarak kayıt altına alındığı ve buna göre her iki tarafın alacağının tespit edildiği görülmüştür. Bilirkişi raporunda, 6663 sayılı kanunun 13. maddesi ile 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesini yapılan eklemenin uygulanabilmesi için uygulamayı gösteren Tebliğ çıkarılması gerektiğini, bu nedenle davacının 2.758.648,75 USD KDV ile KDV hariç tutarı da ödenmemiş olan 17.279,69 USD alacaklı olduğu, grev hakkının kullanılmasının mücbir sebep olamayacağı belirtilmiştir. İtiraz üzerine aynı bilirkişi kurulundan alınan 06.12.2021 tarihli raporda önceki görüşler tekrar edilmiştir.HMK'nın 293. maddesi gereğince delil niteliğinde olan uzman görüşlerinin taraflarca dosyaya sunulduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda davacı tarafından sunulan ve Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen 22.11.2021 tarihli uzman görüşünde, 6663 sayılı Kanun'la ihdas edilen gübre teslimleri ile ilgili gübre tesliminde bulunan üreticilere, üretimde kullandığı ham maddelerin teslimine ilişkin istisnanın yürürlük tarihinin Resmî Gazetede yayın tarihi olan 10.02.2016 tarihi olduğu, üreticinin vergi yükünün düşürülmesi amacıyla tedarik zincirinde oluşan KDV yükünün arındırılma işlemlerinin son halkada değil, ham madde tedariki aşamasında gerçekleşmesinin öngörüldüğü, bu kapsamda davacının gübre teslimlerinin KDV'siz olarak gerçekleştiği, kanun koyucunun ham madde teslimlerinin ve KDV'den istisna ederek üreticinin üzerindeki vergi yükünün oluşmasını engellediği ve kanunun yayımı tarihi itibariyle yürürlüğe girdiği istisnanın uygulanması usulü ile ilgili yedi seri no'lu Tebliğ'i 04.10.2016 tarihinde yayınlandığı, arada geçen sekiz aylık süre boyunca Bakanlık Tebliğinin beklenmesi suretiyle yasa hükmünün yok sayılmasının hiçbir hukuki gerekçe ile açıklanamayacağı, Maliye Bakanlığının usul belirleme hususundaki ihmali gecikmesi veya diğer işlemlerle ertelemelerinin vergi mükelleflerinin kanundan kaynaklanan istisna haklarına engel olamayacağı, ... Şirketine verilen 29.04.2016 tarihli... ile gübre üretiminde kullanılmak üzere yapılan doğalgaz teslimlerinin KDV'den istisna olduğunun belirtildiği, 26.02.2016 tarihinde İzmir Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğüne gönderilen yazıda mevcut yasal düzenlemede istisna belgesi aranacağı yönünde bir bildirim bulunulmadığı bu nedenle faturaların KDV'siz şekilde düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Davacı tarafından sunulan ...tarafından düzenlenen 14.11.2021 tarihli hukuki görüşte ise sözleşme kapsamında düzenlenen faturalarda KDV istisnasının, Kanun'un yürürlük tarihi itibariyle uygulanması gerektiği ve uygulama için Tebliğ'in yayınlanmasının gerekmediği, bu kapsamda ikinci bilirkişi kurulu raporunun dayanaktan yoksun olduğu, ilk bilirkişi raporunun, mevzuata uygun şekilde hazırlandığı belirtilmiştir.Davalı tarafından sunulan Dr.... tarafından düzenlenen 14.11.2021 tarihli uzman görüşünde ise, davacının alıcı fiyatıyla KDV'nin fiili sorumlusu iken satıcının yasal yükümlü olduğu, tahsil edilecek vergilerin satıcı tarafından beyan edilerek ödendiği, uygulama Tebliğinde 3065 sayılı kanunun 13/ı bendindeki istisnadan faydalanma koşullarının belirlendiği, istisna hükmünün 10.02.2016 tarihinden itibaren yürürlükte olmasına rağmen uygulaması için istisna belgesi alınarak her bir fatura düzenleme tarihinde ibrazı gerektiği, Tebliğ'in, üretimde kullanılacak doğalgazın miktarının tespitine yönelik olduğu, aksi hâlde davacının aldığı tüm doğalgazların KDV'den muaf tutulması gerektiği sonucunun çıkacağı, istisna belgesi almaksızın KDV'siz fatura düzenlenmesi hâlinde satıcıya yaptırım uygulanabileceği, istisna hakkı bulunduğu belirtilmesine karşın atıfta bulunulan KDV Tebliğinde henüz yayınlanmadığı tarihte tespit edildiği ve 10.02.2016 ile 04.12.2016 tarihleri arasında KDV'yi yüklenen davacının iade hakkının bulunduğunun tebliği ve özelgelerde düzenlendiğini bildirmiştir.Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, satım faturalarını 10.02.2016 tarihi ile fesih tarihi arasında KDV'siz düzenlenip düzenlenmeyeceğine ilişkindir. Yasa'nın yürürlüğe girmesi ile birlikte artık gübre üretiminde kullanılan doğalgazın KDV'den istisna olacağı kabul edilirse, davalının KDV'li şekilde düzenlediği satım faturalarının yasaya aykırı olacağı ve bu kapsamda, davacı tarafından düzenlenen yansıtma ve iade faturalarının yasaya uygun olacağı kabul edilecektir. İlk derece mahkemesince alınan her iki bilirkişi kurulu raporunda tarafların borç ve alacakların yaklaşık olarak aynı şekilde hesaplanmıştır. Raporlar arasındaki temel fark; ilk raporda Yasa'nın yürürlük tarihi itibariyle istisnanın uygulanması gerektiğinin kabul edilmesine rağmen ikinci raporda, Yasa ile getirilen uygulamanın davacıyı kapsayıp kapsamadığı ve ne oranda kapsadığının belirlenmesi için Tebliğ ile istisna belgesinin araması gerektiğidir. Her iki bilirkişi kurulu bu varsayımdan hareketle borç ve alacak miktarını belirlemişlerdir. Bu nedenle bu görüşlerden, hangisinin benimseneceğine göre her iki raporun içeriği, raporda varılan sonuçla uyumludur. Görüldüğü gibi raporlar arasındaki temel fark, istisnanın uygulanma tarihine ilişkindir. İstisnanın hangi tarih itibariyle uygulanacağı esas itibariyle hukuki bir konu olduğundan dosyaya sunulan bilirkişi raporları ve taraflarca sunulan uzman görüşlerine göre uyuşmazlığın aydınlandığı dikkate alınarak, hukuki bir konuda yeniden bir bilirkişi kurulu  oluşturularak raporlar arasındaki hukuki görüş farklarının giderilmemesi HMK'nın 266. maddesine uygundur.  Hâkim, HMK'nın 33. maddesi gereğince Türk Hukukunu re'sen uygulayacaktır. Bu nedenle dosyadaki delillere göre KDV istisnasının hangi tarihten itibaren uygulanması gerektiği ile grevin mücbir sebep olup olmadığı, mücbir sebep ise satım sözleşmesinden kaynaklı borç alacak ilişkisine etkisinin hâkimlik mesleğinin gerektirdiği bilgiyle çözülmesi gerekir.10.02.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6663 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile 3065 sayılı kanunun 13. maddesine eklenen (ı) bendinde, \"Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tescil edilen gübreler ve gübre üreticilerine bu ürünlerin içeriğinde bulunan hammaddelerin teslimi ile küspe (Türk Gümrük Tarife Cetvelinin 2303.10 tarife pozisyon numarasında sınıflandırılan nişastacılık artıkları ve benzeri artıklar ile 2303.30.00.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyon numarasında sınıflandırılan biracılık ve damıtık içki sanayinin posa ve artıkları hariç), tam yağlı soya (fullfat), kepek, razmol, balık unu, et unu, kemik unu, kan unu, tapyoka (manyok), sorgum ve her türlü fenni karma yemler (kedi-köpek mamaları hariç), saman, yem şalgamı, hayvan pancarı, kök yemler, kuru ot, yonca, fiğ, korunga, hasıl ve slajlık mısır, üçgül, yemlik lahana, yem bezelyesi ve benzeri hayvan yemleri (yeşil ve kuru kaba yemler ve bunların pellet şeklinde veya mevsimsel ihtiyaçlara göre bir bağlayıcı kullanılarak veya kullanılmadan işlem görmüş olanları dâhil) teslimi\" hususların KDV'den müstesna olduğu düzenlenmiştir. Müstesna işlemler başlıklı 13. maddenin son fıkrasında ise, \"Cumhurbaşkanı, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinde yer alan ve ilgili yılda uygulanmakta olan haddi, istisna uygulamasında asgari tutar olarak belirlemeye ve belirlenen bu tutarı iki katına kadar artırmaya, sıfıra kadar indirmeye yetkilidir. Maliye Bakanlığı, istisna kapsamına girecek teslim ve hizmetleri tanımlamaya, istisnaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.\" düzenlemesi bulunmaktadır.Yasa koyucunun iradesi, gübre üretiminde kullanılan doğalgazın KDV'den istisna edilmesidir. Buna ilişkin yasa hükmü 10.02.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Usulüne uygun şekilde TBMM'de kabul edilip Cumhurbaşkanınca onaylanarak Resmî Gazetede yayınlanan ve bu suretle yürürlüğe giren bir kanun hükmünün, ayrıca bir yürürlük hükmü bulunmadıkça derhal uygulanması esastır. Usulüne uygun şekilde yürürlüğe giren bir kanun hükmünün ikinci derecede bir idari işlemle ortadan kaldırılması veya uygulanmaması, yetkide paralellik ilkesine aykırıdır. Bu nedenle yasa hükmünün uygulanması gerektiğine ilişkin davacı iddiası yerindedir. Ancak yukarıda belirtilen 3065 sayılı Kanun'un 13. maddesinin son fıkrasında, Maliye Bakanlığının istisna kapsamlarına girecek teslim ve hizmetleri tanımlamaya, istisnaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu düzenlenmiştir. Buna göre Yasa'nın yürürlüğe girmesinden sonra, gübre üretiminde kullanılacak doğalgazın ne şekilde belirleneceği ve satın alınan doğalgazın hangi kısmının üretimde kullanıldığının kabul edilmesi gerektiğine ilişkin esasların, Tebliğ ile düzenlenip somutlaştırılması gerekmektedir. Tebliğ ile belirlenen bu esaslara göre Kanun'un yayımı tarihinden itibaren davacının alımları istisnaya tabi tutulacak ve varsa ödemiş KDV mahsup veya iade alınacaktır. Esasen fesih sonrası yürürlüğe giren Tebliğ'de de ödenen KDV'nin alıcı tarafından iade alınacağı düzenlenmiştir. Diğer yandan tebliğden sonra davacının istisna belgesi almış olması da bu görüşü doğrulamaktadır. Satılan doğalgazın hangi miktarda gübre üretiminde kullanılacağına ilişkin esaslar belirlenmeden, Yasa'nın yukarıda belirtilen 13/son maddesindeki hüküm de dikkate alındığında, KDV'siz şekilde düzenlenecek faturanın yasaya uygun olmayacağı, yasa hükmüne göre istisna kapsamına girecek miktar ve kalemlerin belirlenmesine ilişkin ikincil mevzuat düzenlemesi ile istisna belgesinin alınmasından sonra, Yasa'nın yürürlük tarihi itibariyle ödenen KDV'nin sözleşmenin alıcısı tarafından, vergi dairesinden mahsup veya iade alınmasının, yasa maddesinin düzenlenmesi ve uygulama amacı ile taraflar arasındaki sözleşmenin edim dengesine uygundur. Bu itibarla Dairemizce yeniden incelenmeye bir bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulmamıştır. Gerekçeli kararda açıkça yazılmamakla birlikte, sunulan uzman görüşlerinin değerlendirildiği ve davacı tarafından sunulan uzman görüşlerine itibar edilmediği karar içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen bu yönde kararın kaldırılarak yeniden yargılama yapılmasında uyuşmazlığın çözümüne bir katkısı bulunmadığı anlaşılmıştır.Dosyadaki her iki bilirkişi kurulu raporuna göre, fesihten sonra ikincil mevzuatın yürürlüğe girmesi ve istisna belgesinin alındığı da dikkate alınarak, davacı tarafından düzenlenen KDV'li faturaların yerinde olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesinde fiyatın döviz cinsinden belirleneceğinin kararlaştırıldığı, anılan maddede vergilerin alıcıya ait olduğunun belirlendiği, fatura ve ödemenin düzenlendiği sözleşmenin 9. maddesine göre kur farkı düzenlemesi bulunduğu ve geciken faturalar için libor +2 faiz oranıyla ödeneceğinin kararlaştırıldığı, fatura borcunun ödenmemesi hâlinde fesih şartlarının düzenlendiği, 10. madde de müşterinin KDV ve ÖTV ödemesinden sorumlu olacağı kabul edilmiştir. Yapılan açıklamalara göre ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinin yerinde olduğu ve mahkeme takdirinin dosya kapsamındaki delillere uygun şekilde kullanıldığı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden, istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 346,90 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 05.12.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9670c01194c38744","SID":"578e4b11f4969682"}}