{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/235 <br>KARAR NO: 2024/1685<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 20/04/2021<br>NUMARASI: 2017/1065 Esas - 2021/279 Karar<br>DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/11/2024<br>Davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 10.02.2015 tarihinde acentelik sözleşmesi akdedilmiş olup, davalının unvan değişikliği nedeniyle 15.07.2016 tarihinde yeni bir sözleşme imzalandığını, sözleşmenin davalı tarafça 10.08.2017 tarihli ihtarname ile feshedildiğini, 10.11.2017 tarihli azilname ile de müvekkilinin vekillikten azledildiğini, sözleşmenin müvekkilinin kusuru olmaksızın feshedildiğini belirterek, 5.000-TL denkleştirme tazminatı, 5.000-TL teşvik komisyonu ve 5.000-TL kazanç kaybı olmak üzere toplam 15.000-TL maddi tazminatın 10.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, müvekkilince ödenen teminat bedelinin iadesine, yargılamanın son aşamasında miktarı bildirilecek manevi tazminatın 10.08.2017 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili; acentelik sözleşmesinin müvekkilince TTK'nın 121. maddesine uygun olarak feshedildiğini, sözleşmenin davacının kusuru ile feshedildiğini, zira davacının ortalamanın altında prim üretimi yaptığını, bu durumun fesih için haklı sebep oluşturduğunu, denkleştirme tazminatı koşullarının oluşmadığını, davacının müşterileri kendisinin kazandırdığını ispatlaması gerektiğini, ayrıca davacının denkleştirme tazminatı talebinin fahiş ve gerçeğe aykırı olduğunu, davacının teşvik komisyonu ve kazanç kaybı taleplerinin yerinde olmadığını, davacının taahhüt ettiği iş hacmini aşmadığını, sözleşmenin haklı sebeple feshi nedeniyle kazanç kaybı da talep edilemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi gereği davacı acentenin özen yükümlülüğü, portföy geliştirme borcu ve fesih maddelerinden herhangi birini ihlal ettiği hususunda dava dosyasında herhangi bir veri  bulunmadığı, bu hali ile davacı tarafın denkleştirme tazminatı talep etme hakkının bulunduğu, dava dilekçesi ile 5.000-TL denkleştirme tazminat alacağı talebinde bulunulduğu gözetilerek bilirkişi raporunun benimsendiği gerekçesiyle  portföy  tazminatı talebinden %50 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak 2.500-TL denkleştirme tazminatı,teminat tutarından davacının borcu 1.000-TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 1.500-TL teminat bedelinin davalıdan tahsiline, davacı acentenin başka sigorta şirketleri ile aracılık faaliyetlerini sürdürdüğü gözetilerek kar mahrumiyeti ve teşvik komisyonu  taleplerinin ,manevi tazminat taleplerinin reddine  karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; bilirkişi raporlarında müvekkili lehine 181.201-TL denkleştirme tazminatı hesaplandığını,%50 hakkaniyet indirimi nedeniyle mahkemece 90.600,50-TL denkleştirme tazminatı alacağı bulunduğunun kabul edildiğini, dava belirsiz alacak davası olarak açılarak 5.000-TL denkleştirme tazminatı talep ettiklerini, bu durumda talep edilen 5.000-TL'nin tamamı bakımından davanın kabulü gerekirken asgari talepleri olan 5.000-TL üzerinden indirim yapılmasının hatalı olduğunu, hakkaniyet indiriminin fahiş olduğunu,bilirkişi raporlarında 26.311,78-TL kar mahrumiyeti alacağı hesaplandığı halde  müvekkilinin çoklu acente olmasından davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu , haksız fesih nedeniyle müvekkilinin ticari itibarının zedelendiğini belirterek, kararın kaldırılmasının talep etmiştir. Davalı vekili; davacının denkleştirme tazminatına hak kazanamadığını, sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini, davacı acentenin prim üretiminin aynı yıl faaliyete başlayan acentelerin aynı dönemdeki prim üretimi ortalamasının altında kaldığını ve davacının bu hususu düzeltemediğini, haklı fesih hallerinde ise denkleştirme tazminatı talep edilmeyeceğini, alınan ek bilirkişi raporunda açıkça önemli menfaatin tespit edilemediği belirtilmesine rağmen, denkleştirme tazminatı isteminin kabulüne karar verildiğini,diğer şartların hiç bir şekilde incelenmediğini,davacının denkleştirme tazminatına hak kazanmasının hakkaniyet gereği olduğunu ya da portföyü sayesinde müvekkilinin önemli menfaat elde ettiğini ispatlayamadığını, bilirkişi raporunda; fesih sonrası var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip bu müşteriler sebebiyle müvekkilin önemli menfaatler elde ettiğinin ispatlanamadığı, davacının çoklu acentelik yaptığı, portföyünün %93'lük kısmının ZMMS olduğu, bu sebeple portföy tazminatı istenemeyeceği, yine davacının dava dışı başka sigorta şirketleri ile acentelik ilişkisi içerisinde bulunması ve komisyon elde etmiş olması sebebiyle müspet zarar isteyemeyeceğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, acentelik sözleşmesine feshine dayalı denkleştirme tazminatı, teşvik komisyonu ve kazanç kaybı alacağı ile teminat bedelinin iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davacının teminat bedeli isteminin kabulüne, denkleştirme tazminatı isteminin kısmen kabulüne, teşvik komisyonu ve yoksun kalınan kar talepleri ile manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiş olup, hüküm davacı tarafça denkleştirme tazminatı, manevi tazminat ve kazanç kaybı yönünden, davalı tarafça ise kısmen kabul edilen denkleştirme tazminatı yönünden istinaf edilmiştir. Genel olarak denkleştirme (portföy) tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 5684 sayılı yasanın 23/16 maddesine göre; sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi ve denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olması halinde denkleştirme tazminatı istenebilecektir. Portföy tazminatı istenebilmesi için ayrıca acentelik sözleşmesinin, müvekkilin haklı bir nedenle sözleşmeyi feshi halinden başka bir nedenle sona erdirilmesi gerekir. Taraflar arasında 10.02.2015 tarihinde bir yıl süreli acentelik sözleşmesi akdedildiği, sözleşmenin bitimi ile süresiz olmak üzere 15.07.2016 tarihli sözleşme akdedildiği, sözleşmenin 12. maddesinde, tarafların her birinin üç ay önceden ihtar etmek koşuluyla sözleşmeyi diledikleri zaman feshedebilme hakkı tanındığı, bu madde hükmüne dayalı olarak işbu sözleşmenin davalı tarafından keşide edilen 10.08.2017 tarihli ihtarname ile 3 ay sonra hüküm doğurmak üzere herhangi bir fesih nedeni gösterilmeden feshedildiği, davalı tarafça, sözleşmenin davacının prim üretiminin benzer durumdaki acenteler ortalamasının altında kalması nedeniyle feshedildiği ileri sürülmüş olsa da, davalının sözleşme süresinde bu hususta davacıya yönelik bir uyarısı bulunmadığı gibi bu hususta herhangi bir delil de ibraz edilmediği, haklı bir fesih sebebinin bulunduğu davalı tarafça ispatlanamamıştır. Mahkemece alınan kök bilirkişi raporunda; davacının 10.02.2015-10.08.2017 tarihleri arasında toplam 2,5 yıl acente olarak hizmet verdiği, davacının bu süre içinde prim tahakkuku toplamı 497.434-TL olup yıllık  ortalama komisyon gelirinin 181.201-TL olduğu, davacının davalının acentesi olarak faaliyet yürütürken aynı zamanda 2014 yılında 3, 2015 yılında 6 sigorta şirketi ile sözleşme düzenleyerek toplam 9, 2016 yılında 9 sigorta şirketi ile anlaşma yaparak toplam 18 ve 2017 yılında 5 sigorta şirketiyle daha sözleşme düzenleyerek 23 sigorta şirketinin acenteliğini yaptığı, bu durumda davacının sözleşmenin feshinden sonra da başka sigorta şirketleriyle ticari ilişkisi bulunduğundan ayrıca müspet zarar talep edemeyeceği görüşü bildirilmiştir. Ek bilirkişi raporunda ise; davacının sözleşme süresince davalı lehine toplam 5.910 adet net poliçe ürettiği, fesih tarihinden sonra ise davalının bu poliçelerden 717 adedini yenilediği, 149 adedinin iptalinden sonra net yenileme sayısının 568 olduğu, sözleşme süresince üretilen toplam 4.257 adet trafik sigortası poliçesinde 1.404 adedinin iptali sonucunda net 2.853 poliçe üretildiği, buna göre sigorta şirketinin acentenin portföyü sayesinde önemli menfaat elde etme durumunun söz konusu olmadığı, davacının sözleşme sonrasında başka sigorta şirketleriyle ilişkisi ve geliri bulunduğundan portföy kaybından söz edilemeyeceği, buna bağlı olarak davacının müspet zarar talebinde de bulunamayacağı belirtilmiştir. Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra, sigorta şirketinin sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi koşulu bakımından, davacının acente olarak temin ettiği sigorta müşterilerinin, acenteliğin feshinden sonra da davalı ... şirketinden sigorta yaptırmaya devam ettirdiklerinin kanıtlanması gerekmekte olup, ispat yükü davacı acente üzerindedir. Ancak davacı tarafça, kendi kazandırdığı müşterilerin acentelik sözleşmesinin feshinden sonra davalı ... nezdinde poliçelerini yeniledikleri, bu sayede davalının sözleşmenin feshinden sonra önemli menfaatler elde ettiği hususu kanıtlanamamıştır. Bilirkişi kök raporunda bulunan aylar itibariyle poliçe üretimini gösteren tabloya göre de, davalı ... şirketinin davacı ile olan acentelik ilişkisi kapsamındaki prim üretiminin,feshin yürürlüğe girdiği 10.11.2017 tarihinden sonraki aylarda çok büyük oranda düştüğü, iptallerin arttığı, hatta bazı aylarda bazı sigorta kollarında hiç prim üretimi olmadığı  görülmektedir. Bu nedenle davalının, davacının müşteri portföyünü kullandığı, davacının portföyü sayesinde fesih sonrasında da önemli ölçüde menfaat elde ettiği iddiası kanıtlanamamıştır. Diğer yandan davacı acentenin fesihten sonraki dönemde davalı dışındaki toplam 23 sigorta şirketiyle de acentelik ilişkisini devam ettirdiği tespit edilmiş olmakla, denkleştirme talebi bakımından hakkaniyet unsuru da oluşmamıştır. Bu durumda denkleştirme tazminatı talep koşulları oluşmamış olup, ilk derece mahkemesince bu istemin reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi  isabetsizdir. Kazanç kaybı talep edilebilmesi için; karşı tarafın borca aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin haklı sebeple feshi veya karşı tarafça haksız olarak feshedilmesi gerekir. Sözleşme davalı tarafça haksız olarak feshedildiğinden davacı, borçlunun temerrütünü düzenleyen 6098 sayılı TBK'nın 126. maddesine dayalı olarak, haksız fesih tarihinden itibaren tazminat talep edebilecektir. Ancak bu durumda davacının haksız fesih tarihinden itibaren aynı nitelikte yeni bir işi bulabileceği sürenin belirlenmesi gerekmektedir.Davacının fesihten sonra davalı şirket dışındaki toplam 23 sigorta şirketiyle acentelik ilişkisini devam ettirdiği tespit edilmekle, kazanç kaybı talebi isteyemez.Davacının kazanç kaybı talebinin reddine karar verilmesi yerindedir. Davacı vekilince dava dilekçesinde herhangi bir miktar gösterilmeksizin, aynı dava içinde istenilmesine olanak verilirse miktarı açıklanıp harcı yatırılarak, aksi halde ise ayrı dava açılarak talep edileceği belirtilerek, yargılamanın son aşamasında miktarı bildirilecek manevi tazminatın davalıdan tahsili talep edilmiş, tahkikat aşamasında mahkemece bu konuda süre verilmesine istinaden sunulan 16.12.2020 tarihli dilekçeyle ise 30.000-TL manevi tazminat talep edilmiştir. Bu haliyle somut olayda usulüne uygun olarak açılmış bir manevi tazminat davası bulunmamakta olup, ıslah ile daha önce dava konusu edilmemiş olan bir istemin dava kapsamına alınması ve yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile manevi tazminata ilişkin ikinci bir davanın açılması mümkün değildir.Manevi tazminat davası usulen açılmadığından manevi tazminat istemi bakımından bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmekte olup, mahkemece manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi usule aykırıdır. Açıklanan nedenlerle; davacının denkleştirme tazminatı isteminin reddi ile usulüne uygun açılmış bir dava bulunmaması nedeniyle manevi tazminat istemi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle denkleştirme tazminatı isteminin kısmen kabulü ile manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak, kararın kesinleşen kısımlarının tekrarı ile \"davanın kısmen kabulüne fazla istemin reddine \" karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1065 Esas - 2021/279 Karar sayılı 20/04/2021 tarihli kararının, HMK'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; \"Davanın kısmen kabulüne, 1.500-TL teminat bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair teminat bedeli isteminin reddine, Davacının denkleştirme tazminatı, teşvik komisyonu ve kazanç kaybı taleplerinin reddine, Manevi tazminat talebi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına\" İlk derece mahkemesine ilişkin olarak; Alınması gereken 427,60-TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 256,17-TL ile sonradan tamamlama harcı olarak yatırılan toplam 1.408,91-TL olmak üzere toplam 1.665,08‬-TL harçtan mahsubu ile fazla olan 1.237,48‬-TL'nin talep halinde davacıya iadesine, Davacı tarafça ödenen 427,60-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan 2.700-TL bilirkişi ücreti ve 105,50-TL posta masrafı olmak üzere toplam 2.805,50-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 240-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Kabul edilen kısım bakımından davacı lehine takdir olunan 1.500-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Reddedilen teminat bedeli alacağı yönünden davalı lehine takdir olunan 1.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Reddedilen maddi tazminat talebi yönünden davalı lehine takdir olunan 15.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,\" İstinaf yoluna başvuran taraflarca (davacı 59,30-TL, davalı 59,30-TL) yatırılan peşin istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine, Davacı tarafından yapılan 22-TL istinaf yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 2-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın  üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 44-TL istinaf yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 40-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5298fd95650aa3e8","SID":"44196f5b54c985e9"}}