{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/841 Esas<br>KARAR NO: 2024/1796 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2018/684 Esas - 2021/774 Karar <br>TARİH:  19/11/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 14/11/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında “Yetkili Satıcılık Sözleşmesi” akdedildiğini, davalı tarafın müvekkili şirketten satın aldığı malların bedelini ödemeyince İstanbul ... İcra Md. ... E. dosyası ile icra takibi yapıldığını, davalı borçlunun haksız ve kötüniyetle borca ve faize itiraz ettiğini ve takibin durduğunu,  ticari defter ve kayıtlarda yapılacak bilirkişi incelemesi ile de alacağın varlığının kanıtlanacağını, yetkili satıcılık sözleşmesinin 5. maddesinin “g” bendinde, vadesinde yapılmayan ödemeler için aylık %2 + KDV vade farkı ve ayrıca aylık %1,5 + KDV temerrüt faizi uygulanacağının taraflarca kabul edildiğini, buna rağmen sadece ticari işlerde uygulanan TCMB avans faizi talebinde bulunulduğunu belirterek, davalı tarafın haksız ve kötüniyetli itirazlarının iptaline, takibin devamına, %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının talebinin  zamanaşımına uğradığını, davacı ile müvekkili arasındaki bayilik sözleşmesince yapılan bütün alışverişlerin ve alınan ürünlerin ödemesinin fatura karşılığında müvekkili tarafından çek ile davacı tarafa ödendiğini, davacı ile müvekkili arasındaki ödeme planı içerisinde bulunan müvekkilinin keşide ettiği ... Şubesine ait ... seri numaralı çekin ödeme tarihinde karşılıksız çıkması sonucunda ertesi gün ilgili çeke mahsuben müvekkilinin ... Bankasında bulunan hesabından davacının ... Bankası Şubesinde bulunan hesabına ilgili çekin tutarı olan 36.763,00 TL miktarındaki parayı davacının hesabına gönderdiğini, davacıya olan bütün borcunu kapattığını, davacı ile müvekkili arasındaki karşılıklı mutabakat sonucunda müvekkili tarafından davacıya verilen ... Şubesine ait banka teminat mektubunu da bu mutabakat sonucu müvekkilinin 28/12/2016 tarihinde davacıdan geri aldığını ve bayiliği bıraktığını, müvekkili şirketin borcu olsaydı davacının alacağını teminat mektubundan tahsil edeceğini, yapılan hesap mutabakatı sonucu müvekkilinin borcu kalmadığı belirlenip teminat mektubu kesintisiz iade edilmesine rağmen davacının haksız yere alacak talebinde bulunduğunu, davacı adına satılan ürünlerin karşılığında müvekkiline ödenmesi gereken 12.500,00 TL prim tutarının davacı tarafından müvekkiline ödenmediğini belirterek, hukuki dayanaktan yoksun açılmış olan davanın reddine, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 19/11/2021 tarih ve 2018/684 Esas - 2021/774 Karar  sayılı kararında; \"Dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap (fatura) alacağının tahsili istemiyle başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul ... İM. ... E takip dosyası celbedilip incelendiğinde, 23.717,17 TL asıl alacak, 3.265,45 TL işlemiş faiz alacağı için, cari hesap alacağı açıklamasıyla başlatılan ilamsız takibe davalının yasal sürede itirazı üzerine takibin durdurulmuş olduğu, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olduğu görülmüştür. Davalı vekilince cevap dilekçesiyle ileri sürülen zamanaşımı def'i, sözleşmeden kaynaklanan alacak nedeniyle 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde takip başlatılıp dava açılmış olduğundan ön inceleme celsesi ara kararıyla reddedilmiştir. Takip dosyası, taraflar arasında akdedilen yetkili satıcılık sözleşmesi, takip konusu alacağın kaynağı davacı faturaları, taraflar arasındaki cari hesap ve muavin defter dökümleri, mutabakat mektubu,  davalının çekle ödemelerine ilişkin çek bilgileri ve kayıtları, banka hesap  hareketleri dökümleri, karşılıksız çıkan ... Erzincan Şubesine ait 36.763,00 TL bedelli ... seri no.lu çek bedelinin davalı tarafından nakden ödendiğine dair banka dekontu incelenmiş, tarafların ticari defter ve kayıtları mali bilirkişi vasıtasıyla incelenerek üç kök bir ek bilirkişi raporu alınmıştır. Taraflar arasında akdedilen 31/07/2015 tarihli Yetkili Satıcılık Sözleşmesinde, TTK md kapsamında yazılı cari hesap sözleşmesi de yapılmış olduğu görülmektedir. Davalı şirketin ticari defterlerinin bulunduğu Tercan Asliye HM (ATM sıfatıyla)'ne talimat yazılarak davalının ticari defter ve kayıtları incelenerek rapor alınmıştır. Mahkememizce de davacının ticari defter ve kayıtları inceletilmek suretiyle mali bilirkişiden kök rapor alınmış, ayrıca kök raporda detayı belirtilmeyen davacı şirketin çekle tahsilat kayıtlarının detayları hakkında ve davalı defterleriyle ilgili yapılan tespitler hakkında bilirkişiden birleştirici ek rapor  alınmıştır. Davalının ticari defterleri hakkında talimat yoluyla alınan mali bilirkişi raporunda özetle; davalının 2016 yılı ticari defter ve kayıtlarının incelendiği, incelenen 2016 ticari defterlerinin noter açılış-kapanış tasdikleri süresinde yaptırılmış  olduğu,  takip dayanağı fatura alacağı olarak davacı vekilince dosyaya sunulan 2016 yılına ilişkin davacının davalıya düzenlemiş olduğu (dosyaya davacı vekilince sunulmuş durumda olan) toplam 23.911,96 TL bedelli 13 adet faturadan 9 adedinin (toplam 23.490,98 TL bedelli olan 9 faturanın) davalı defterinde kayıtlı olduğu, sadece her biri 105,02 TL tutarında olan 4 adet davacı faturasının davalıda kayıtlı olmadığı, ticari ilişkinin geçmiş yıllardan devir gelen kayıtlarıyla birlikte davalının 2016 ticari defterinin kapanış kaydına göre davacıdan (tüm yıllarda) 142.717,92 TL mal alışı olduğuna dair fatura kaydının bulunduğu, davalının bu tutarı çek,nakit,banka havalesi şeklinde çeşitli tarihlerde ödediğine dair kayıt bulunduğu, 2016 kapanış kaydı sonucuna göre davalının davacıya borç kaydı bulunmadığı tespit edilip bildirilmiştir.Davacının ticari defterleri hakkında mahkememizce yaptırılan ilk mali bilirkişi incelemesi raporundaki tespitler davalı defteri hakkındaki raporla karşılaştırma içermemesi, ek rapor alınmasına karar verildiğinde ilk bilirkişinin dosyayı almaya da gelmemesi nedeniyle, yeni bir mali bilirkişiden ikinci kök rapor alınmış, davalı vekilince karşılıksız çek bedelinin nakden ödendiğine dair dekont  dosyaya sunulmasına rağmen ikinci mali bilirkişiden alınan ikinci kök raporda \"davalının çek bedelini ödediğini ispatlayamadığı\" belirtildiğinden bu tespit dosya delil durumuna uymadığı gibi, davacının ticari edfterindeki çekle tahsilat-karşılıksız çıkan çek kayıtlarının detaylı incelenmesi gerektiğinden ek rapor alınmıştır. Davacı ticari defter ve kayıtları incelenerek alınan iki farklı kök ve bir ek raporda özetle;  taraflar arasındaki ticari ilişkiye dair kayıtların yer aldığı davacının 2015, 2016, 2017, 2018 ticari defter ve kayıtlarının incelendiği, incelenen defterlerin noter açılış-kapanış kayıtlarının yasal sürelerde yaptırılmış, kayıtların muhasebe usul ve esaslarına uygun tutulmuş, yani sahibi lehine delil teşkil eder mahiyette olduğu, tüm ticari ilişki sırasında davacının davalıya düzenlediği faturaları ve  karşılıksız çıkan çek bedellerini kaydettiği cari hesap kaydına göre (karşılıksız çıkan 36.763,00 TL'lik çek kaydı ve bu çek bedelinin davalı tarafından nakden ödenmesine dair kayıt dahil olmak üzere) dahil) davalının toplam 684.755,02 TL tutarında alacak kaydına karşılık davalının toplam 661.027,85 TL ödeme kaydının bulunduğu, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 23.727,17 TL alacaklı göründüğü; taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan 36.763,00 TL bedelli davalı çekinin, davacı tarafından, davalıdan alınan diğer  çeklerle birlikte \"bordro çek\" açıklaması ile 01/07/2016 tarihinde toplam 106.763,00 TL çekle tahsilat olarak  davalının borcundan mahsup edilmiş olduğu, bu çekin karşılıksız çıkması nedeniyle vade tarihinde davalı tarafından banka havalesi yoluyla nakden 12/08/2016 tarihinde davacıya ödenmiş olduğu, bu nakit tahsilatın da davacı tarafından davalı borcundan mahsup şeklinde kaydedilmiş olduğu, böylelikle davacı kaydında davalıdan iki ayrı tahsilat varmış gibi kayıt göründüğü, davacının davalıya 31/12/2016 tarihinde mutabakat mektubu göndererek cari hesap bakiyesini sorduğu, davalının da 13.035,83 TL borç şeklinde bildirdiği, bu tarihten sonra ise 13/03/2017 tarihinde, davalının karşılıksız çıkan 36.763,00 TL bedelli çekinin davacı defterindeki çekle tahsilat kaydının ters kayıtla kapatılıp çek çıkış kaydının yapıldığı, çekin çıkışının karşılıksız çıktığı tarihte değil 13/03/2017 tarihinde yapılmış olması nedeniyle  mutabakat tarihindeki kaydın bu şekilde göründüğü, yapılan bu çek çıkış kaydının doğru olduğu, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 23.727,17 TL alacaklı olduğu tespit edilip bildirilmiştir.Davalının ticari defterlerini talimatla Tercan'da inceleyen mali bilirkişinin davalının sadece 2016 yılı ticari defterlerini incelemiş olması, taraflar arasındaki ticari ilişkiye ilişkin cari hesap kayıtlarını rapora eklememiş olması nedeniyle, cari hesapların tarafımızca karşılaştırılabilmesi için davalı vekiline kesin süre verilerek, kendisindeki cari hesap ekstresini sunması istenmiş, kesin sürede sunulmazsa davacı defterleri üzerinde yapılan incelemelere göre alınan raporlar kapsamında ve mevcut delil durumuna göre değerlendirme yapılacağı ihtar edilmişse de, davalı vekilince sadece 2015 yılına ilişkin cari hesap ekstresi ile 2016 yılının sadece Ocak/Şubat aylarını içeren muavin defter dökümü dosyaya sunulmuş, 2016-2017 hesap ekstreleri sunulmamıştır. İstenen kayıtların Erzincan Asliye HM kanalıyla 2021/526 muharebe no.suyla dosyaya ayrıca gönderildiği belirtilmişse de, anılan muharebe evrakının ekinde de sadece aynı kayıtların bulunduğu, 2016 ve 2017 cari hesap/muavin defter dökümlerinin istenmesine rağmen dosyaya sunulmadığı, 2015 ve 2017 yılı ticari defter ve kayıtlarının Tercan'da mali bilirkişiye de ibraz edilmediği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki akdi ilişkinin sona erdiği son kayıt, davacının davalıya düzenlediği 30/11/2016 tarihli 105,02 TL tutarlı fatura kaydıdır. Taraflar arasında düzenlenmiş 31/12/2016 tarihli ve davalının da kabulünde olan mutabakat mektubunun incelenmesinde, davacı şirketin davalıya cari hesap bakiyesini bildirmesini istediği, davalının bakiyeyi \"13.035,83 TL alacaklıyız\" şeklinde bildirdiği görülmektedir. Davacının dosyada mevcut ve tüm akdi ilişkiyi içeren (2015-2016-2017) cari hesap kayıtları tarafımızca bizzat incelenmiş olup, davacının 31/12/2016 mutabakat tarihi itibariyle cari hesap bakiyesi de, davacının davalıya 13.035,83 TL borçlu olduğu (-13.035,83) şeklindedir. Bu durum, taraf ticari defter kayıtlarının birebir mutabakat halinde olduğunu, davacının tüm faturalarının davalıda kayıtlı olduğunu, davalının tüm  ödemelerinin ise davacıda kayıtlı olduğunu açıkça göstermektedir ve tarafların da kabulündedir. Ancak bu mutabakat sırasında davacının muhasebe kayıtlarında hata bulunduğu, davalının yukarıda açıklanan 11/08/2016 keşide tarihli çek ödemesini hem çekle tahsilat olarak hem de nakit tahsilat olarak iki kere ticari defterine kaydetmiş olduğu, karşılıksız çıkan çekin karşılıksız çıktığı tarihte hesaptan ters kayıtla çek çıkışı yapılması gerekirken bu kaydı çek karşılıksız çıktığında hemen yapmamış olduğu, bu hata nedeniyle hesapların mutabıkmış gibi göründüğü, bunun üzerine davacının davalı şirkete ait teminat mektubunu iade ettiği anlaşılmaktadır. Davacı şirketin ise muhasebe kaydındaki hatasını bu hesap mutabakatı sonrasında farkettiği ve mükerrer tahsilat kaydına neden olan çekin çıkış kaydını hesap mutabakatı sonrası 13/03/2017 tarihinde yapmış olduğu, bu çek çıkış kaydı üzerine cari hesabın davacı lehine 23.727,17 TL alacak bakiyesi verdiği, davacının bu kaydının ise, çekin karşılıksız çıktığı tarafların kabulünde olmakla doğru bir kayıt olduğu, dolayısıyla takip tarihi itibariyle davacının davalıdan takip talebindeki gibi 23.727,17 TL asıl alacak niteliğinde cari hesap alacağı bulunduğu tespit edilmiş; davalı tarafça ise 2017 ticari defterleri bilirkişi incelemesine ibraz etmemiş, cari hesap kayıtları istenmesine rağmen mahkememize de sunmamış, davacının defterindeki kayıtların doğru olmadığına dair ispatlayıcı bir delil sunulmamış olmakla, davacının sahibi lehine delil teşkil eder mahiyetteki ticari defter kayıtlarında yukarıdaki şekilde tespit edilen asıl alacak yönünden davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Takip talebinde takip öncesi işlemiş avans faizi de talep edilmiş ise de, davacının 31/12/2016 tarihli hesap mutabakatı sonrası kendi muhasebe kaydındaki hatayı düzeltmesi üzerine ortaya çıkan ve takipte istediği alacakla ilgili olarak davalıya herhangi bir temerrüt ihtarı göndermemiş olduğu, bu nedenle davalının takip öncesi TBK md 117 ve TTK md 18/3 hükümlerine uygun temerrüde düşürüldüğünün davacı tarafından ispat edilememesi nedeniyle, işlemiş faiz talebi yönünden davanın kısmen reddine, kabul edilen alacak likit ve itiraz haksız olduğundan davacının icra inkar tazminatı talebinin %20 oranında kabulüne karar verilmiştir.\"gerekçesi ile, ''Davanın KISMEN KABULÜ ile, Davalının İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... Esas takip dosyasına itirazının kısmen iptaline, takibin yalnız 23.727,17-TL asıl alacak yönünden ve takip tarihi sonrası aynı koşullarda avans faizi işletilmek suretiyle devamına, fazla istemin reddine, kabul edilen alacağın %20'si oranında 4.745,43-TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı  istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı tarafın borcunun ödemesi için müvekkili şirkete 01.07.2016 tarihli çek teslim bordrosu ile teslim ettiği 36.763 TL bedelli 11.08.2016 tarihli çek, ödenmediği halde sehven borçtan düşüldüğünü, davalı tarafın da borcunu ödemediğini ve ödemiş gibi ödemekten imtina ettiğini ve hatta icra takibine ve huzurdaki davaya da itiraz ettiğini, bilirkişi raporu ve diğer toplanan delillerle alacak tutarının tam olarak kanıtlandığını, mahkemece de kanıtlanan davanın asıl alacak yönünde kabulüne karar verildiğini, Tarafların tacir olduğu ve bu nedenle avans faizinin uygulanması gerektiğini, mahkemenin de kabulünde olup takip tarihinden itibaren avans faizinin işletilmesine karar verildiğini, bununla birlikte alacağın hesap mutabakatı ile ortaya çıktığını, davacı tarafın kendi kaydındaki hatayı düzeltmesinden kaynaklandığını, takipten önce temerrütün oluşmadığı gerekçesiyle takipten önceki faiz talebinin reddine karar verildiğini, alacak gerçekte, davalı tarafın borcunu ödememesinden kaynaklandığını, hesap mutabakatı ile ortaya çıkan çekin karşılığının ödenmediğini, davalı tarafça borcun ödenmesi için çek, keşide tarihinden bir aydan fazla bir süre önce müvekkili şirkete teslim edildiğini, ödeme tarihinin de keşide tarihi olduğu izahtan vareste olduğunu, keşide tarihinde ödenmeyen çekte faiz, keşide tarihinden başladığını, hem ödeme tarihinin kesin olarak belli olduğunu, hem de çek ödeme vasıtası olduğunu, Tüm bunlara rağmen müvekkili şirketin hatasından yararlanıp borcunu ödemeyen davalı taraf lehine hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, bu hata nedeniyle de hem faiz alacağının kısmen de olsa reddine, hem de davalı taraf lehine haksız olarak avukatlık ücreti dahil yargılama giderlerine karar verildiğini,Bu nedenlerle ilk  mahkemenin kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurduklarını, İleri sürerek; İstinaf Mahkemesince doğrudan dikkate alınacak nedenlerle, hükmün kesinleşmesine kadar davalı taraf lehine hükmedilen yargılama giderleri yönünden icranın geri bırakılmasına, usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün bozulmasını ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesini, hükmün bozulması yerine, Bölge Adliye Mahkemesinde davanın yeniden görülmesine karar verilirse ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurularak davanın kabulüne, yargılama giderlerinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi 04/02/2022 tarih ve 2018/684 Esas - 2021/774 Karar sayılı istinaf başvurusunun değerlendirilmesine ilişkin kararında; \"....Mahkememizden  verilen 19/11/2021 tarihli 2018/684 Esas, 2021/774 Karar sayılı \"davanın kısmen kabulü kısmen reddine\" dair karar davacı vekilince istinaf edilmiş ise de, davacı yönünden verilen kısmi redde ilişkin karar miktar itibariyle kesinlik sınırının altında olduğundan, kesin karar niteliğindeki hükümle ilgili olarak, HMK md 341/2-4. fıkralar kapsamında kanunen davacının istinaf imkanı bulunmadığından,  HMK'nın 346/1.maddesinde \"İstinaf dilekçesi, kanuni süre geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir\" hükmü nazara alınarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kesin karara karşı istinaf niteliğinde olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmiştir.\" gerekçesi ile \"1-Mahkeme kararında davacı yönünden verilen kısmen red hükmünün miktar itibariyle kesin olması nedeniyle, davacı vekilinin istinaf başvusunun HMK'nın 346/1.maddesi gereğince REDDİNE, ....\" karar verilmiş, verilen ek karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmamıştır. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket  ile davacı şirket arasında \"Yetkili Bayi\" sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşmeye istinaden yapılan alışverişlerin faturalandırılmış bedelleri farklı tarihlerde nakit, banka havalesi, çek gibi vasıtalar yoluyla ödenmiş olduğunu,  ilgili mahkeme dosyası kayıtlarında mevcut olduğunu, uyuşmazlık konusu olan ve müvekkili tarafından keşide edilen Erzincan ... Şubesine ait ... seri numaralı çekin ödeme tarihinde karşılıksız çıkmasının ertesi günü olan 12.08.2021 tarihinde, müvekkili Erzincan ... Bankası hesabından davacının ... Bankası Şubesindeki hesabına ilgili çekin tutarı olan 36.763,00 ₺ ödemeyi gerçekleştirdiğini, müvekkilinin 28.12.2016 tarihinde ... Şubesinden ait teminat mektubunu da alarak davalı ile arasında bulunan ticari ilişkiyi borçsuz olarak ve davacı şirket ile olan bayilik sözleşmesini külliyen sona erdirdiğini, \"İlk derece mahkemesinin vermiş olduğu gerekçeli kararında, davacı şirketin itirazın iptali davasının kısmen kabulüne yönelik hüküm kurduğunu ve takip yapılacak miktara ilişkin 23.727,17₺ tutarında asıl alacak ve takip  tarihi sonrasında aynı koşullarda avans faiz işletilmesine; mahkeme hükmünün devamında, davacı tarafın icra inkar tazminatına yönelikte 4.745,43₺ tutarında alacağın davalıdan tahsil edilip davacıya verilmesi uygun bulunmuştur.\" İlk derece mahkemesi tarafından kurulan hükmün hatalı olması sebebiyle istinaf etme zorunluluğu hasıl olduğunu, İlgili mahkeme kararı tüm dosya kapsamı ele alınmadan ve şüpheye mahal verecek şekilde kurulduğunu, dosya içeriğin de yer alan bilirkişi raporları arasında çelişki olduğunu, müvekkili şirketin ticari defterleri hakkında talimat yoluyla alınan mali bilirkişi raporunda davalı şirketin 2016 yılı kapanış kaydı sonucuna göre; davalının davacıya karşı herhangi bir borç kaydı bulunmadığının saptandığını, İlk derece mahkemesince, ilk bilirkişi raporunun davalı şirket ile davacı şirketin defterlerinin karşıtlaştırılmadan yapıldığı ve ek rapor sunmak üzere ilk bilirkişinin dosyayı almamaya gelmemesi, nedenlerine dayanarak uyuşmazlık konusunun araştırılması için dosyayı yeni bir bilirkişiye tevdi edilmesi uygun bulunduğunu, yeni mali bilirkişiden alınan kök raporda; \"davalının çek bedelini ödediğini ispatlayamadığı\" hususunda yeni bir rapor tanzim edildiğini, davacı şirket ticari defter ve kayıtları incelenerek düzenlenen iki farklı kök ve bir ek raporda, davalı müvekkili şirket aleyhine 23.727,17 ₺ tutarında borcu olduğu kanaatine varıldığını, gerekçeli karar ve dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere bilirkişi raporları arasında çelişkiler ortaya çıktığını, dosyanın şüpheden uzak, hakkaniyete uygun bir şekilde karara bağlanması için bilirkişi raporunun yeni bir bilirkişiye  gönderilmesini ve gelecek rapora göre yeniden uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesi gerektiğini, Hakim bilirkişi raporuna başvurmak ve raporu hükme esas almak konusunda her ne kadar taktir hakkına sahip olduğunu, bilirkişi raporları uyuşmazlık konusunun saptanması ve gerçeğe uygun bir şekilde çözümlenmesi için yol gösterici bir niteliğe haiz olduğunu, bilirkişi raporlarında: somut olayın mahiyetine göre alanında uzman kişilerce hazırlanan, hakime uyuşmazlığı sonuca vardırmakta pusula görevi gören belgeler olduğunu, bilirkişi raporlarının hem hakim hem de uyuşmazlığın taraflarınca bağlayıcılığı kesinliğinin tartışmalı olduğunu, Hakim  raporla bağlı kalmak konusunda taktir yetkisini kullanırken, taraflarında hazırlanan raporlara itiraz haklarının mevcut olduğunu, uygulamada ve yargı kararlarında bilirkişi raporlarında özellikle çelişki bakımından sorunların ele alınmakta olduğunu, yüksek yargı kararları hakimin çelişki içeren bilirkişi raporlarının arasındaki çelişkiyi gidermeden verilen kararların hukuka aykırı kabul edildiğini, T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/3431 Esas, 2014/7879 Karar sayılı içtihadında \"Yargılama sürecinde başvurulan bilirkişi raporları, alanında uzman kişilerin somut olaydaki uyuşmazlığı değerlendirerek, hakimin hüküm kurması aşamasında yol gösterici rol oynamaktadır. Hakim her ne kadar bu raporlar ile bağlı olmasa da raporların gerçeği somutlaştırmada önemli bir yol gösterici olduğu uygulamada da kabul görmektedir. Hakim alanında uzman kişilerden somut olay kapsamında başvurduğu bilirkişi raporlarında çelişki görürse bu çelişkiyi gidermeden hüküm kuramaz. İki veya daha fazla rapor alınmış ve aralarında çelişki mevcut ise raporlar arasındaki çelişkinin giderilmeden raporlardan herhangi birinin nazara alınarak kurulan hüküm, yüksek mahkeme kararlarında da sıklıkla üzerinde durulduğu üzere yazılı hükme esas alınamaz. Kurulan hüküm bu yönüyle bozmayı gerektirir.\" şeklinde belirttiğini, Davacı şirketin, müvekkil şirkete karşı \"Yetkili Bayi Sözleşmesi\" kapsamında yapılan alışverişler neticesinde alacağı olduğunu iddia ederek, İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, icra takibine karşı usulüne uygun itirazın taraflarınca süresi içerisinde yapıldığını, Davacı şirket tarafından davalı müvekkili şirkete yapılan icra takibinin yasaya aykırı olduğunu, müvekkili ile davacı şirket arasında yapılan alışveriş faturaları neticesinde yapılan ödemeler de; Erzincan ... Şubesine ait ... seri numaralı çekin ödemeden yoksun olduğu anlaşıldığının ertesi gününde müvekkili davacı tarafa derhal,  Erzincan ... Bankası hesabından davacının ... Bankası Şubesindeki hesabına ilgili çekin tutarı olan 36.763,00 ₺ tutarındaki ödemeyi gerçekleştirdiğini, ödemenin çekin karşılıksız çıkmasının ardından yapılmasının hayatın olağan akışı içerisinde değerlendirildiğinde, çekin ödeme acizliğini gidermek amacıyla yapıldığının aşikar olduğunu, ilk derece mahkemesindeki dosyaya da sunulan ilgili ödeme dekontuna rağmen hüküm kurulması aşamasında bu hususların dikkate alınmadığını, Yetkili bayi sözleşmeleri niteliği itibariyle uygulamada birçok sorunu gündeme getirdiğini, bu sebeple uyuşmazlığın çözümü noktasında keyfiyete mahal verecek kararların ortaya çıkmaması için konunun her bakımdan detaylandırılmasında fayda gördüklerini, bu tip sözleşmelerde tarafların karşılıklı istemleri sözleşmenin sona ermesinden itibaren başladığını, bayilik sözleşmesi kanunda düzenlenen bir sözleşme olmadığından sözleşmenin sona ermesiyle ortaya çıkan taleplere uygulanacak zamanaşımı süresine dair açık bir hüküm bulunmadığını, bayilik sözleşmesinin taraflarının bu sözleşmeden kaynaklanan alacaklarını talep edebilecekleri zamanaşımı süresi belirlenirken öncelikle TTK'nin acentelik hükümlerine daha sonrasında TBK’nın vekâlet sözleşmesine bakmak gerekeceğini, zamanaşımı süreleri için TBK m. 147/5 hükmüne bakıldığında acentelik ve vekâlet sözleşmesi için geçerli olan zamanaşımının 5 yıllık süreye tabi olduğunu, [Karauz, s. 259.] Bu minvalde  kıyas yoluyla Acentelik Sözleşmesine uygulanan zamanaşımı hükümlerinin Bayilik Sözleşmeleri içinde uygulanması gerektiği sözleşmelerin özü itibariyle benzerlik gösterdiği hem Türk hukuk doktrinlerinde hem de yabancı hukuk doktrinlerinde sıklıkla karşılarına çıkmakta olduğunu,[ İşgüzar, s. 23]. Yargıtay'ın da vermiş olduğu bir kararında bayilik sözleşmelerinin kurulması ve sona ermesi hususlarında Acente Sözleşmesi hükümlerinin kıyasen uygulanabileceği yönünde görüşünü ortaya koyduğunu, söz konusu kanunlar kapsamında dosyada yer alan alacağın zamanaşımına uğradığını, safi bu sebepten bile yürütülen davanın konusuz kaldığını, İlk derece mahkemesinde görülen dava dilekçelerinde de değindikleri üzere; İlk derece mahkemesi tarafından verilen hükmün hukuka aykırı olduğunu, Yetkili bayilik sözleşmesi hukuki niteliği kapsamında değerlendirildiğinde bir çerçeve sözleşme olduğu kabul edileceğini, bu çerçeve sözleşmeye bağlı olarak, mal alma, mal satma, sürüm faaliyetlerini artırma gibi işlemleri münferit satım sözleşmeleri vasıtasıyla yerine getireceğini, [Eren, Fikret, “İsimsiz Bazı Sözleşme Türleri”, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1 (1), 2015ss. 67-129, s. 118]. Münferit satım sözleşmeleri yapılmadan sözleşmeden doğan hukuki sorunların ele alınmasının mümkün olmadığını, Bayilik sözleşmesinin iki tarafa sürekli borç yükleyen mevzuatta özel olarak düzenlenmemiş bir sözleşme türü olduğunu, [Serozan, s.162] Hâkim kendisine özgü yapısı olan sözleşmelerin mevzuatta düzenlemesi olmaması sebebiyle boşlukları tarafların farazi iradelerini esas alarak dolduracağını, sürekli borç doğuran anlaşmaların sona ermesinde uygulanan genel hukuk kuralarının ve aralarında benzerlik gösteren diğer sözleşme türlerine uygulanan kanun hükümlerinin bayilik sözleşmeleri için de uygulanması gerektiği görüşü hem doktrin hem de yargı kararlarında yerini aldığını, hakimin yetkili bayi sözleşmesi gibi mevzuatta tanımlanmamış sözleşmelerden doğan hukuki uyuşmazlıklarda ilerlemesi gereken yol öncelikle tarafların farazi iradelerine başvurmak olduğu eğer çözüme ulaşmakta bu yoldan ilerlemenin mümkün değil ise; benzer sözleşme tiplerine de uygulanan genel hukuk prensiplerinden faydalanması gerektiğini, medeni kanun ve öğretide hakimin hukuktaki boşlukları nasıl dolduracağı konusunda tanımlamalar yer aldığını, İlk derece mahkemesinin vermiş olduğu gerekçeli kararda verilen hüküm bilirkişi raporları çerçevesinde ele alındığını, kararda hangi mevzuattan hareketle hükmün son şeklini aldığının somutlaştırılmadığını, bu sebeple anılan karar yasal olmamakla beraber istinaf edilmesinin taraflarınca kaçınılmaz olduğunu, Açıklamalarda da değindikleri üzere; yapılan hukuki dayanaktan yoksun icra takibine itirazımız neticesinde davacı taraf \"itirazın iptali\" davası açarak müvekkili şirketi hasım olarak gösterdiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde, İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasındaki alacak miktarı ve çeşitli faiz kalemleri ile icra inkar tazminatının müvekkili şirketten alınarak davacı tarafa verilmesi husunda hüküm kurulmasını talep ettiğini, Mahkeme dosyasında yer alan belge ve bilgilerden de anlaşılacağı üzere; müvekkili şirketin banka aracılığıyla bahsi geçen karşılıksız çekin ödeme yoksunluğunu telafi ettiğini ve tüm bu süreçten yaklaşık 4 ay sonra mutabık kalınarak yetkili bayilik sözleşmesine taraflarca son verildiğini, 13.03.2021 tarihinde çekin karşılıksız çıktığı kaydı düşülerek mutabakat tarihinden sonra kayıt düşüldüğü görüldüğünü, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında mevzu bahis olan karşılıksız çekin ödeme tarihinin kayıt düşüldüğü tarihten önce olmakla beraber bu kayıtların hatalı tutulması tamamı ile davacı şirketin sorumluluğuna dayanmakta olduğunu, tutulan hatalı kayıtlar tarafından hak kaybı olması muhtemel olduğunu, kayıtların bu sebeplerden tekrar incelenmesinin zorunlu hale geldiğini, ödeme konusu haline gelen karşılıksız çekin ödemesi çekin karşılıksız çıkmasının ertesi günü telafi edildiğini, müvekkili şirket ilgili banka dekontunun da dosya içerisine sunulduğunu, bu ödemenin karşı taraf  ticari defterine ne şekilde intikal edildiğinin hüküm ifadelerinde herhangi bir şekilde yer almadığını, bu sebeple de icra inkar tazminatı yönünde karar verilmiş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, Yetkili bayi sözleşmesinin sona ermesinden sonra ortaya çıkan en önemli sorunlardan birisinin tarafların menfaatlerinin denkleştirilmesinin nasıl sağlanacağı olduğunu, yetkili bayi, bayilik veren şirkete göre daha dar kapsamlı bir ticari işletme özelliği gösterdiğini, bu sebeple ticari faaliyetlerinin sekteye uğramaması için bayilik sözleşmesinin sona ermesinden sonrada menfaatlerinin gözetilmesi gerektiğini, İlk derece mahkemesi hükmünde yetkili bayilik alan müvekkili şirketin bayilik sözleşmesinin sona ermesinden sonra düşeceği olumsuz durumların üzerinde hiç durulmadan, mahkemenin icra dairesi takip kararı ve çelişki içeren bilirkişi raporlarına göre karar vermiş olduğunun görüldüğünü, müvekkili şirketin halihazırda bayilik sözleşmesinin sona ermesinden sonra birtakım gelir kayıplarına zaten uğrayacağını, tüm bu menfi durumların üstünde yapılan mevzuata aykırı icra takibi ve akabinde verilen mahkeme hükmü müvekkillinin haklı durumuna rağmen ticari faaliyet istikbalini olumsuz etkileyeceğini, İleri sürerek;  Arz ve izah ettikleri nedenler ve mahkemece resen göze alacağı tüm sebepler ile istinaf talebinin kabulüne karar verilerek, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin  2018/684 Esas,  2021/774 Karar numaralı ilamının  kaldırılarak , ilk derece mahkemesi kararının reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasında akdedilen yetkili satıcılık sözleşmesi ve cari hesap sözleşmesi kapsamında bakiye cari hesap alacağının davalı tarafından ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili tarafından taraflar arasında akdedilen yetkili satıcılık sözleşmesi kapsamında yapılan alışverişlerin faturalandırılmış bedellerinin davalı tarafından davacıya ödenmesine, taraflar arasında hesap mutabakatı yapılmasına ve sözleşme kapsamında davalı tarafından verilen teminatın davacı tarafından iade edilmesine ve alacak zamanaşımına uğramasına rağmen Mahkemece çelişkili bilirkişi raporlarına dayanılarak dava konusu talep edilen alacağın hüküm altına alınmasının ve koşulları oluşmadığı halde icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili tarafından ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda bu iddialar ve itirazlar  değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir iddia ve savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta; tarafların ticari defter ve kayıtları arasında davalı tarafından davacıya verilen 11/08/2016 tarih ve 36.763,00 TL bedelli çekin davacı tarafından iki kez cari hesap alacağından mahsup edilmesi dışında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davalı tarafından davacıya verilen söz konusu çek teslim edildiği sırada bedeli ödenmeden davacı alacağından mahsup edilmiş, daha sonra çek ibrazında karşılıksız çıkması üzerine davalı tarafından bedelinin ödenmesi üzerine ikinci kez nakit olarak mahsup edilmiştir. Davacı tarafından ihtilaf konusu çekin sehven iki kez cari hesap alacağından mahsup edildiği ve düzeltme sonrasında davacı cari hesabının 23.727,17 TL alacak bakiyesi verdiği açık olup, Mahkemece bu bedelin hüküm altına alınması isabetlidir. Davacı alacağı faturalar ve cari hesap ekstresi ile likit olduğundan Mahkemece davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi de usul ve yasaya uygundur. Taraflar arasında akdedilen yetkili satıcılık sözleşmesinin 5. maddesi ile taraflar arasında aynı zamanda cari hesap sözleşmesinin kurulduğu da kabul edilmiştir. TTK'nın 101 maddesinde belirtilen cari hesap sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar cari hesap sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 5 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Taraflar arasında akdedilen 31/07/2015 tarihli beş yıl süresi  yetkili satıcılık ve cari hesap sözleşmesi davalının cevap dilekçesinde belirttiği üzere 28/12/2016 tarihinde teminat mektubunun iade alınması ile sona ermiş olup, sona erme tarihinden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresi icra takip tarihi ve dava tarihi itibariyle sona ermemiştir. Mahkemece cari hesap alacağına ilişkin beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekirken genel zamanaşımı süresi olan on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması yerinde olmamış ise de, zamanaşımı definin reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olduğundan bu sebeple karar kaldırılmamış ve davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 1.620,80-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 405,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.215,20-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 14/11/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4568645043ed05be","SID":"7d06f8a3ac456b54"}}