{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/857 Esas<br>KARAR NO: 2024/1798 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2018/357 Esas - 2022/239 Karar<br>TARİH: 14/03/2022<br>DAVA: Alacak <br>KARAR TARİHİ: 14/11/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkili ... ve ... Ltd. Şii. 32 yıldan beri sigortacılık faaliyetleri yürütmekte olduğunu, bu kapsamda davalı firma ile acentelik sözleşmesi akdedilmiş olup, sigorta poliçesi tanzim ve primleri tahsil yetkisi acentelik vekâletnamesi ile kendilerine verilmiş, bu doğrultuda uzun yıllardır çalışmakta olan müvekkili firma ve yetkilisi kendilerini sınırsa kez taşanları ile ispat etmiş, önemli ödüllere layık görülmüş ve çok ciddi bir müşteri portföyü oluşturmuş olduklarını, ancak davalı firma son dönemde mesnetsiz sebeplerle acentenin faaliyetlerine engel oluşturacak şekilde işlemler gerçekleştirmiş, manevi baskı uygulamış ve ciddi kayıplarına neden olmuş olduğunu, sigortacılık işlemlerinde kullanılmak üzere davalı firma tarafından ... bilişim ve işlem sistemi alarak sağlanmış ve bu sistem üzerinden de müvekkili acente sigorta ve sair işlemleri yapmakla ve takip etmekte olduklarını, ancak sebebi hala anlaşılmayan ve müvekkili tarafından defalarca sorulmasına rağmen cevap dahi verilmeden sistem ekranı müvekkilinin işini yapmasını engelleyecek şekilde ısrarla kapatılmış ve kapatılmakta olduğunu, bu kapatmalardan dolayı müvekkilinin alacak-borç işlemlerini yerine getirememekle birlikte tahsilatları takip edememekte, yeni poliçeler dahi düzenlemekten mahrum bırakılmaktadır. Müvekkil acente davah firma yetkililerine sayısız kez telefon etmiş, e-mailler yazmış, görüşmeler talep etmiş fakat hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ekranı halen kapatılmaya devam edilmiş olduğunu, diğer taraftan ise gerçek dışı iddialar ile borçlarını firmaya karşı ifa etmediği sebebi ile ihtarname tebliğ edilmiş, haksız yere acentelik sözleşmesinin feshi ihbar  yapılmış ve akabinde acente sıfatıyla teminat olarak tesis ettirmiş olduğu ipoteklerin paraya çevrilmesi için icra takibi yapılmış, oysaki en son olarak davalı firma tarafından 450.000-TL teminat istenirken, müvekkilinin ileride gerek kalmasın diyerek kendi öneri ve insiyatifi ile harçlarını da bizzat yatırarak davalı firma lehine 820.000-'lik teminat ipoteği tesis ettirmiş,  30 Mayıs 2017 tarihinde müvekkilinin, davalı şirket yetkililerinden olan ... beyi aramış, ancak firmadan kendisinin şirket dışında olduğu ve gelmeyeceği bildirilmiş, bunun üzerine kendi işletmesindeki personeline ve arkadaşlarına öğleden sonra ödemeleri yapmaları için banka kartlarını bırakmış ve yine davalı firma yetkililerinden olan ... hanımı arayıp suspanı da kontrol ederek ödemelerin girilebilmesi için sistem ve işlem ekranlarının açık hale getirilmesi rica edilmiş, ancak davalı firmanın, \"hayır biz hiçbir şey yapamayız, verin banka kartlarını biz girelim, ekranı açamayacağız\" şeklinde cevap vermiş olduğunu, müvekkilinin  en son bu olaydan önce yaptığı görüşmede, süspan tahsildeki çekleri düştükten sonra meblağ 250.000-TL gibi görülürken, 67.000-TL tutarında çekleri başkasının hesabına geçtiği için düzeltmelerden sonra rakam 180.000-TL'ye düşmüş,  o gün davalı firmaya 55.000-TL'ye yakın ödeme tarihli  çekler teslim edildikten sonra aradaki hesap 128.000-TL'ye düşmüş, kart ödemelerinden sonra ise bu rakam 90.000-TL'ye düşmüş, bu durumun açıkça izah edilmesine karşın müvekkilinin işlem ekranının yine açılmamış olduğunu, sadece bir tek bu olayda bile müvekkil acenteninekranın açılmaması sonucu, portföyü 85.000-TL olan büyük ve çok sağlam kurumsal müşterisi firmaya müvekkili acente olarak fiyat dahi verememiş, bununla birlikte ekranlarına sürekli müdahale edilmesinden dolayı Ocak- Mayıs 2011 döneminde müvekkil acentenin portföy kaybı 250.000-TL civarında olmuştur ki bu da yaklaşık olarak 250.000-TL komisyon kaybına tekabül etmekte olduğunu, sadece bu somut olayda davacı acente ekran sorununu çözmeye çalışırken 30 Mayıs 2017 tarihi olmasına rağmen bu dönem ile ilgili işlemlerini tamamlayamamış, yanı mayıs ayının isleri kasıtlı olarak aksatıldığı içint Haziran 2017 yenilemelerinin 50.000 'e yakınını yanından ayrılan arkadaşları başka şirketlerden yapmışlar, böyle bir durumda müvekkili acentenin bunların geri dönmesini sağlamak için ekstra bir çaba sarf etmek zorunda kalıp ikna  etmeye uğraşması demek olduğunu,..... maddi ve manevi yönden çok sıkıntılar çektiğini belirterek, 5.000,00-TL maddi, 10.000,00-TL manevi  tazminatın, müvekkilinin acentenin son beş yıllık faaliyetleri sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşmayacak şekilde bir denkleştirme  hesabı yaptırılarak, şimdilik 5.000,00-TL protföy tazminatını dava tarihinden itibaren işleyecek ticari işlere uygulanan reeskont avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili mahkememize sunmuş olduğu 21/02/2022 havale tarihli  dava değerini artırım dilekçesi sunduğu ve harcını da yatırdığı anlaşılmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde  maddi tazminat, manevi tazminat ve portföy tazminatı taleplerinin olduğunun beyan edilmiş olduğunu, davacı tarafın acentelik sözleşmesinde yer alan yükümlülüklerini ihlal ettiğini, işbu sebeple acentelik sözleşmesinin müvekkili şirket tarafından haklı sebeple feshedildiğini, bu  bağlamda davacı tarafın portföy tazminatına hak kazanmamış olup, davanın reddedilmesi gerektiğini, müvekkili şirket ile davacı arasında İstanbul ... Noterliğince tasdikli 29.07.1997 tarihli ... yevmiye numaralı Acentelik Sözleşmesi, Beyoğlu ... Noteri iğince tasdikli 02.02.I998 tarihli ... yevmiye numaralı Acentelik Sözleşmesi, 03.11.2009 tarihli Acentelik Sözleşmesi ve 04.02.2015 tarihli Acentelik Sözleşmeleri ve protokoller akdedilmiştir. Söz konusu Acentelik Sözleşmeleri ve protokoller ile davacı tarafa prim tahsil etme ve prim bedellerini müvekkili şirket hesaplarına aktarma yükümlülüğü düzenlenmiş, poliçenin tanzim edilmesi, iptal edilmesi ve komisyon tutarının tahakkuku hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse; Acente müvekkili şirketin onaylaması akabinde poliçeyi tanzim edeceğini, poliçede yer alan primi belirlenen ödeme yöntemine (peşin veya taksitli şekilde) göre tahsil edildiğini, tahsil ettiği poliçe primini derhal müvekkili şirketin hesabına aktarıldığını, poliçe priminin tamamının veya ilk taksitinin tahsil edilmesi ile acente tahsil ettiği tutara ilişkin olarak makbuz düzenleyerek müvekkili şirkete teslim ederek ve poliçenin toplam net prim tutarı üzerinden belirlenen komisyon tutarını acente |adına tahakkuk edildiğin,i poliçe priminin tahsil edilmemesi halinde acente poliçenin iptal edilmesine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirildiğini, usulüne uygun olarak iptal kaydı alındığını, müvekkili şirkete  gerekli tüm bildirimleri yapıldığını... Somut olayda, acente poliçe primlerini tahsil etmemiş olmasına rağmen iptal kaydt oluşturmamış ve tahsil ettiği primleri de müvekkili şirkete aktarmamış işbu hususun Acentelik Sözleşmesi'ne açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğunu, keza sözleşmenin yukarıda yer alan maddesinde açıkça acentenin primleri tahsil etmesi gerektiğini, tahsil ettiği takdirde bu parayı kullanmaksızın derhal müvekkili şirkete aktarması gerektiği prim tahsilatı vamlmadı takdirde usulüne uygun olarak iptal kaydı oluşturması gerektiği belirtilmiş... Sözleşme aykırı hal davacı tarafından önceki senelerde de gerçekleştirilmiş, bu  sebeple müvekkili şirketin 17 10.2008 tarihinde Bakırköy ... Noterliği aracılığıyla. 12.08.2011 tarihinde mektupla, 25.03.2011 tarihinde Bakırköy ... Noterliği aracılığıyla ve O8 06.2011 tarihimle ise mektupla davacı tarafa ihtarname göndermiş, davacının 2017 yılında borç tutarının yine yükselmesi yine prim tahsilatlarına ve poliçe iptallerine ilişkin yükümlülüklerine uygun hareket etmemesi üzerine tekrar Beykoz ... Noterliğinin 23 05.2017 tarihli ... yevmiye numaralı uyarı ihtarnamesi gönderilmiş, davacının ihtarnamede belirtilen hususları verine getirmemesi üzerine bu defa müvekkil şirketin haklı sebeple fesih hakkını kullanmak zorunda kaldığını, bu doğrultuda, Beykoz ... Noterliğinin 27.07.2017 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile Acentelik Sözleşmesi'nin feshedildiği davacıya bildirilmiş... müvekkili şirketin yalnızca  davacı tüzel kisi ile sözleşmesel ilişki kurmuş olup,  davacı gerçek kısmin portfov tazminatı talep etme hakkı mevcut olmadığını, zira. gerçek kisi davacı ...'ın müvekkili şirket ile herhangi bir ticari veya sözleşmesel ilişkisi bulunmamakta olduğunu.... Müvekkili  şirket defter kayıtlarının incelenmesi ile de ortaya çıkacağı üzere davacı tarafın bugün itibariyle müvekkili şirkete yaklaşık olarak 466.000,00-TL borcu bulunmakta olduğunu, bu borç ihtarnamenin keşide edildiği 23.05.2017 tarihinde 836.369.34-TL olduğunu, davacı tarafın öncelikle borcunu sonlandırmaya vönelik hareketlerinin dahi müvekkili şirketin alacaklı olduğu hususunu kabul ettiği anlamına gelmekte, bu borcun  davacı tarafından düzenlenen ancak, Acentelik Sözleşmesinde yer alan \"Sigorta Primi ve Ödeme Şekli'' başlığı maddeye aykırı hareket etmiş olmasından kaynaklanmakta olduğunu, takibin İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden devam etmekte olduğunu, müvekkili  şirkete bu kadar yüksek borcu bulunan davacı acentenin müvekkili şirkete kazanç sağladığının kabulü imkân dahilinde olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete bu denli yüksek meblağlarda borçlu olması dahi Acentelik Sözleşmesi'nin feshi için haklı sebep oluşturmakta olduğunu, zira, davacı tarafın müvekkil şirkete yarar sağlamaktan çok zarar vermekte olduğunu, kaldı ki dava dilekçesinde müvekkili şirkete olan borcun sonlandırılması için değişik ödeme şekilleriyle bir takım ödemeler yapıldığı ikrar edilmiştir. ... davacı şirketin portföy tazminat talep hakkı olduğu kabul edilse dahi, davacının müvekkili şirkete kazandırdığını iddia ettiği müşterilerin sona eren poliçelerinin yenilenmeye devam ettirdiklerini ve söz konusu müfterilerin davacının kendi çabası ile kazandırılmış olduğunun davacı tarafından ispatlanması gerekmekte olduğunu....diğer ispatı gereken hususun ise, kazandırılan \"yeni müşterilerin\" Acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra da davalı ... şirketine \"önemli menfaatler\" elde ettiğini ... Portföy tazminatı belirlenirken özellikle acentenin yaşı, aynı türde başka iş bulup bulamayacağı, genel ekonomik durumu, müvekkili adına ve hesabına kaç yıl çalıştığı, aldığı ücretin miktarı ayrıca acentenin, sözleşmenin sona ermesinden dolayı uğradığı kaybı ile müvekkilinin ticari işletmesindeki değer artışının kanıtlanması gerekmekte olduğunu, davacı acentenin son yıllara ait toplam poliçe sayısı ve poliçe numaraları ile acentelik feshinden sonra doğrudan veya başka acenteler vasıtasıyla yenilenen poliçe bilgileri, prim tutarları ve komisyon oranları ibraz edilmiş, bu  kayıtlara göre acentenin feshinden sonra az sayıda poliçe yenilenmiştir. Müvekkil şirket tarafından hiçbir surette davacı tarafin ekranları kapatılmamıştır. Ancak fesih işleminin gerçekleşmesi akabinde, davacı artık müvekkil şirketin temsilcisi ve yetkilisi olmadığından şirket sistemlere ulaşımın engellenmiş olduğunu.....bu durum Acentelik Sözleşmesinin haklı sebeple feshedilmesinin bir sonucu olup, maddi tazminat talebine dayanak teşkil etmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafın, maddi olarak uğradığı zararını ispatlamak zorunda olduğunu, kaldı ki davacı, müvekkili şirket haricinde birçok sigorta şirketi ile çalışmakta olup, zararının meydana geldiğinin kabulü imkân dahilinde olmadığını, müvekkili şirketir davacıdan alacaklı olup,  somut olayda mağduriyet yaşayanın müvekkili şirket olduğunu, manevi tazminat şartları somut olayda mevcut olmadığından davacı tarafın manevi tazminat talebinin reddedilmesi gerektiğini, davacı tarafın manevi duygularının nasıl zarar gördüğünün  anlaşılamamakta olduğunu, zira. müvekkili şirket kanundan ve sözlesmesel ilişkiden kaynaklanan haklı sebeple fesih hakkını kullanmış, kaldı ki  davacının müvekkili şirkete borçlu konumunda olduğunu, hal böyle iken davacı tarafın manevi zarara uğradığının kabulü imkân dahilinde olmadığını, yine belirtmek gerekir ki  davacının anti depresan ilaçlar kullanıyor olması manevi tazminata hak kazanacağı anlamına gelmediğini belirterek, manevi tazminat talebinin hem gerçek kişi hem de tüzel kisi davacı yönünden reddedilmesi gerektiğini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 14/03/2022 tarih ve 2018/357 Esas - 2022/239 Karar sayılı kararında; \"Dava; acentelik sözleşmesinin süresinden önce haksız feshi iddiasına dayalı olarak açılmış maddi tazminat, denkleştirme(portföy) tazminatı ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporları, acentelik sözleşmesi ile dosyamızda bulunan tüm bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasında acentelik sözleşmesi akdedildiği, sözleşmenin süresinden önce davalı tarafından haksız feshedildiği iddiası ile maddi tazminat, denkleştirme(portföy) tazminatı ve manevi tazminat talepleri ile işbu maddi ve manevi tazminat davasının ikame edildiği, sözleşmenin süresinden önce davalı tarafından feshedildiği, feshin davacıların davalıya borçlu olmaları nedeniyle yapıldığı, SMMM bilirkişisi tarafından yapılan incelemelere göre fesih tarihinde davacıların davalıya borçlu olduklarının tespit edildiği, bu nedenle davalı feshinin haklı ve geçerli olduğu, bu bağlamda davacının maddi tazminat istemlerinin yerinde olmadığı, feshin haklı olması nedeniyle TTK'nin 122/3.maddesi uyarınca davacıların denkleştirme(portföy) tazminatı talep haklarının bulunmadığı, kaldı ki acentelik sözleşmesinin 24.maddesinden anlaşıldığı üzere davacıya tekel hakkı tanınmamış olması nedeniyle davacıların bu gerekçe ile de denkleştirme tazminatı talep edemeyecekleri kanaatine varıldığından, dosyamız kapsamı ile uyumlu ve denetime elverişli farklı heyetlerden alınan bilirkişi kök ve ek raporları doğrultusunda maddi tazminat ve denkleştirme tazminatı taleplerinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Manevi tazminat istemi yönünden; 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun \"saldırıya karşı\" başlıklı 24.maddesi hükmü; \"Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.\" şeklinde düzenlenmiştir. Aynı kanunun \"Davalar\" başlıklı 25.maddesinin ilgili kısmı; \"Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.\" şeklinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun \"kişilik hakkının zedelenmesi\" başlıklı 58.maddesi hükmünün ilgili kısmı; \"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.\" şeklinde düzenlenmiştir.Bu yasal düzenlenemeler ışığında, davacının kişilik haklarına nasıl bir saldırı olduğu ve bundan dolayı nasıl bir zarara uğradığına dair iddiasını ispatlayıcı herhangi bir delil sunamadığı, ayrıca sözleşme feshinin davalı tarafından haklı sebeplerle yapıldığı anlaşıldığından, manevi tazminat istemi yönünden ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.  \"gerekçesi ile, ''Davanın reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili davacı acente ile davalı ... şirketi arasında İstanbul ... Noterliğinin 20.07.1997 tarih ve ... yevmiye sayılı acentelik sözleşmesi akdedildiğini, Dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, davacı müvekkili şirket yetkilisi ... ve yine davacı müvekkili ... 30 yıldan fazla bir süreden beri sigortacılık faaliyetleri yürüten ve bugüne dek sadece davalı firma adına poliçe kesen bir acente olduğunu, bu faaliyetleri sonucunda çok ciddi bir müşteri portföyüne ulaşmış olan müvekkilinin defalarca başarılı çalışmalarından dolayı ödüllere layık görüldüğünü, Ancak dava dilekçesinde belirtilen tarihte ve dosyada mübrez deliller arasında mevcut belgelerden de görüldüğü üzere davalı ... şirketi, halen müvekkilinin de anlam veremediği mesnetsiz sebepler ile acentelik sözleşmesini feshettiğini, fesih sebebi olarak da bakiye borç ve alacak hususlarını dayanak gösterdiğini, daha önce de dilekçe ve yazılı beyanlarında da belirttikleri üzere buna bizzat davalı firmanın sebep olduğunu, müvekkilinin sebebini anlayamadığı nedenler ile davalı ... firması acentenin kullandığı ortak bilişim sisteminin ekranlarını gerekçesiz olarak kullanımına kapattığını, davacının poliçeler ve müşteri ödemelerini takip etmesini olanaksız kıldığını, acente yetkilisinin tüm görüşmeleri, ısrarları ve yazdığı maillere rağmen (yazdığı mailler deliller arasında mevcuttur) sistem ekranları kullanımına açılmadığını, öyle ciddi bir müşteri portföy potansiyeline sahip acentesinin çalışmalarını davalının neden kısıtladığını ve kendisini çıkmaza soktuğunun davacı müvekkili tarafından anlaşılamadığını, Davacının bu tutumunun gereksiz ve anlamsız olduğunu, kısıtlamalarının yerel mahkemede görülen davada ve yargılama esnasında açıklamaları ve izah etmeleri bakımından acente çalışanları tanık olarak bildirdiklerini, bu zor süreci ve çıkmazı işverenleri olan acente yetkilisi ile bizzat kendilerinin de yaşadığını, tüm ısrarlarına rağmen yerel mahkemenin tanıkları dinlemeden karar verdiğini, halbuki gerekli tahkikat yapılarak, tüm deliller incelenerek, tanıklar dinlenerek, beyan ve talep ettikleri gibi gerekirse kullanılan ortak bilişim sistemi incelense idi davalı ... şirketinin söz konusu ortak elektronik sistem kullanım kısıtlamalarının ve ekran kapatmalarının haksız ve suiniyetle yapıldığını, böylece acentelik sözleşmesinin de haksız yere feshedildiğinin anlaşılacağını, davalının bu haksız eylemeleri neticesinde davacı müvekkili acente alacak borç işlemlerini yerine getirememekle bilikte, tahsilatları da takip etmekten mahrum bırakıldığını ve müşterilerine yeni poliçeler tanzim edemediğini ve var olan poliçeleri dahi yenileyemediğini, bunların yanında 30 Mayıs 2017 tarihinde davacının davalı firma yetkilisini arayarak hesapları kontrol ederek ödemeleri yapabilmesi için ekranların kullanımına açılmasını talep ettiğini ancak davalı firma yetkilisinin bunu yapamayacaklarını, kredi kartı bilgilerini vermesini tahsilatı onun adına kendileri yapacaklarını söylediklerini, bu davranıştan karşı tarafın suiniyetinin açıkça anlaşıldığını, davacı firma yetkilisinin ekranın açık olması halinde firma hesaplarından ödemeleri yapabilecek iken karşı tarafın ısrarla ekranları açmayarak şahsi kredi kartlarından tahsilat yapmak istediklerini, Acentelik sözleşmesi ve anlaşmalara istinaden davalı ... firmasının, davacıdan 450.000TL teminat göstermesini isterken, müvekkilinin işlem hacmine ve portföy işlemlerine güvenerek ileride teminatı arttırma işlemlerini tekrardan yapmamak için kendi inisiyatif ve iyi niyeti ile harçlarını da bizzat yatırarak, masraflara katlanarak davalı firma lehine 820.000TL tutarında teminat ipoteği tesis ettiğini, teminat olarak da bizzat oturduğu evini ipotek ettirdiğini, bunu yapmasının tek nedeninin davalı ... şirketi ile aralarındaki köklü ve uzun süreli geçmişe dayalı çalışmalar ve güven olduğunu, buna karşılık ise, davalı firma müvekkilinin acentelik sözleşmesinde yer alan yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesi ile acentelik sözleşmesini feshettiğini, daha önceki beyanlarında da belirtildiği üzere müvekkili acentenin çok uzun süreden beri davalı ... şirketinin acenteliğini yapmakta olduğunu, bu dönemlerde başka bir sigorta şirketi ile çalışmadığını, tek sebebinin de yukarıda belirtilen uzun ve köklü ticari işbirliği olduğunu, müvekkili acenteye 18.05.2017 tarihli Beykoz ... Noterliğinin ... yevmiye sayılı ihtarnamesi tebliğ edilerek nakdi tahsilat listesinden doğan borcu belirtilerek  yine belirlenen sürede ödemesi ihtar edildiğini, bunu vesile göstererek 27.07.2017 tarihinde de acentelik sözleşmesinin fesih edildiğinin açıklandığını, Acentelik sözleşmelerinin feshi ile ilgili yasal dayanak TTK md. 121'de düzenlendiğini, F) Acentelik sözleşmesinin sona ermesi Sebepleri madde 121: (1) Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir. (2) Belirli süre için yapılan bir acentelik sözleşmesinin, süre dolduktan sonra uygulamaya devam edilmesi halinde, sözleşme belirsiz süreli hale gelir.(3) Müvekkilin veya acentenin iflası, ölümü veya kısıtlanması halinde, Türk Borçlar Kanun 513 üncü maddesi hükmü uygulanır. (4) Haklı sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlamış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. Yasal düzenlemeden ve açıklamalardan da anlaşıldığı üzere acentelik sözleşmesinin feshinde davalı ... şirketinin 3 aylık ihbar süresine uymadığının anlaşıldığını, bu nedenlerle davalının sözleşmeyi feshetmesinin haklı olmadığını, bu hususun yerel mahkemede yargılama esnasında nazara alınmadığını, Davalı ... firması acentelik sözleşmesinin feshedilmesiyle birlikte haksız yere Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğunu ve acente yetkilisi davacı ...'ı TCK md. 155/2'ye göre  Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak ile suçladığıın, 2018/67410 Sayılı Soruşturma neticesinde takipsizlik kararı verildiğini, yine soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunun (dosyada mübrez) davalının iddialarını çürüttüğünü, fakat yerel mahkemenin bu raporu da dikkate almadığını, mahkemece alınan kök ve ek raporlar soruşturma dosyasındaki rapor ile açıkça çelişmekte olduğunu, objektif bir incelemeye dayanmadığını, alınan raporların sadece davalı ... şirketinin kayıtları incelenerek tanzim edildiğini, yargılama esnasında, acentenin köklü ve uzun yıllardan beri (30 yıldan fazla) ... Sigorta adına acentelik faaliyetleri yürüttüğünü, çok fazla muhasebe kayıt ve arşivi olduğunu, bunu fiziki olarak incelenmek üzere mahkeme kalemine teslim ve ibraz etme olanağı bulunmadığının ısrarla vurgulamalarına rağmen ve mahkemenin yerinde inceleme yetkisi vermesine rağmen bilirkişilerle acentenin muhasebe kayıtlarını yerinde incelemeden, sadece karşı tarafın kayıtları ile yetinerek rapor düzenlediklerini, böylece soruşturma kapsamında alınan rapor ve huzurdaki davada alınan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, Tüm bunların yanında davalı ... şirketi İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Es. Sayılı dosyası ile müvekkil acente hakkında icra takibi başlatmış, yaptığımız itiraz üzerine İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/627 Es. Sayılı dosyası ile itirazın iptali davası ikame edildiğini, bu dosyada alınan bilirkişi raporunun da davalı ... şirketinin iddialarını çürüttüğünü, söz konusu raporun işbu dilekçe ekinde sunulduğunu, söz konusu raporda da belirtildiği üzere, acentenin 6102 sayılı TTK md. 121 maddesi kapsamında, ... Sigortanın 3 aylık ihbar süresini dikkate almadan tek taraflı haksız yere acentelik sözleşmesini fesih etmesi sonucunda, davacı müvekkilinin lehine denkleştirme ve portföy tazminatı ile ilgili koşullar meydana geldiğini, Haksız yere feshedilen acentelik sözleşmesi neticesinde davalı ... şirketi müvekkili acentenin portföyünden poliçe tanzim etmeye ve yenilemeye devam ettiğini, ekte sunulan bilirkişi raporunda da fesih itibariyle acentenin portföyünden tanzim edilmiş poliçelerden doğan veya başka acente üzerinden yenilenen poliçeler davalı ... şirketinin verilerinden tespit edildiğini, bu veriler doğrultusunda davacı acentenin portföy zararı ve komisyon gelir kaybı olduğunun açık olduğunu, Ancak yerel mahkemenin bu hususları nazara almadığını ve davanın reddine karar verdiğini, bu nedenlerle işbu istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesini sunmak zarureti doğduğunu, İleri sürerek;  öncesinde sundukları beyan ve delilleri ile re'sen nazara alınacak sebepler doğrultusunda, hatalı ve eksik inceleme neticesinde verilen mahkeme kararının bozulmasına, karar kesinleşene kadar tehir-i icra ile istinaf gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında en son akdedilen 04/02/2015 tarihli acentelik sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiası ile davacı şirket için portföy tazminatı ve ekranların kapatılması sebebiyle uğranılan zarara ilişkin maddi tazminat, davacı ... lehine manevi tazminat takdiri ile davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, davacı şirketin portföy tazminatı ve ekranların kapatılması sebebiyle uğranılan zarara ilişkin maddi tazminatın reddi kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında en son 04/02/2015 tarihli acentelik sözleşmesi akdedildiği, davalı tarafından Beykoz ... Noterliği'nin 27/07/2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin 18. maddesine göre davacı tarafından tahsil edilemeyen poliçe primlerine ilişkin iptal kaydı oluşturulmadığı ve tahsil edilen primlerin davalıya aktarılmadığı gerekçesi ile sözleşme feshedilmiştir. Davacı vekili, davalı tarafından davacının işlem yaptığı ekranlarının sürekli kapatıldığını, sebebinin anlaşılamadığını ve davalıyla iletişime geçilmesine rağmen açılmadığını, bu sebeple davacının alacak-borç işlemlerini yerine getiremediğini, tahsilatları takip edemediğini, yeni poliçe düzenleyemediğini, davalı tarafından daha sonra sözleşmenin davacının borçlarını ödemediğinden bahisle feshedildiğini, davalı tarafından davacıya gönderilen mutabakat mektubu, fesih ihtarı ve aleyhine başlatılan icra takibinde farklı borç miktarlarının belirtildiği, söz konusu borcun davacının değil, acentenin müşterilerinden olan alacağı ve bir çoğu muaccel olmayan borç olduğunu ve sözleşmenin haksız feshedildiğini, bu sebeple davacı şirketin uğradığı portföy tazminatı ve ekranların kapatılması sebebiyle uğranılan zarara ilişkin maddi tazminatın, davacı ...'ın manevi ızdırap çekmesi sebebiyle lehine manevi tazminat takdiri ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 18. maddesine göre davacı tarafından tahsil edilemeyen poliçe primlerine ilişkin iptal kaydı oluşturulmadığı ve tahsil edilen primlerin davalıya aktarılmadığı gerekçesi ile feshedildiğini, sözleşmenin feshinden önce de farklı zamanlarda davacının aynı şekilde davrandığını ve davacıya ihtarname gönderildiğini, en son yine davacıya Beykoz ... Noterliği'nin 22/05/2017 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile borcun ödenmesinin ihtar edildiğini, ancak davacı tarafından ihtarname gereğinin yerine getirilmediğini ve davalı tarafından Beykoz ... Noterliği'nin 27/07/2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini, davacının borcundan dolayı aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine geçildiğini, portföy tazminatı, maddi ve manevi tazminat şartlarının oluşmadığını, davacının hangi gerekçe ile maddi tazminat talebinde bulunduğunun anlaşılamadığını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafından davacıya gönderilen Beykoz ... Noterliği'nin 22/05/2017 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davacının 18/05/2017 tarihi itibariyle nakit tahsilat listesinden doğan borcun 540.823,27 TL olduğu, vadesi gelmeyen çeklerin belirtildiği, mutabakat listesinden oluşan ve çekler mahsup edildikten sonra kalan 183.396,73 TL borcun ve günü geçen 140.683,00 TL poliçe prim borcunun ödenmesinin ve çeklerin vadesinde ödenmemesi halinde prim borcunun acenteliğe ait olacağı ihtar edilmiştir. Söz konusu ihtarnamede belirtilen tahsilat listesinde ihtarname tarihi ile 256 liste nolu alacak dışında diğer alacakların muaccel olduğu görülmüştür. Davacı tarafından bu ihtarnameye karşı gönderilen ihtarnamede söz konusu borcun kendi borcu olmayıp, sigortalıların prim borcu olduğu bildirilmiş, bunun yanında taraflar arasındaki mail yazışmaları incelendiğinde; davalı tarafından davacıya ödemelerin düzene girmesi için yanlarında olduğu, ancak beklentilerin karşılanmadığı ve durumun çözülmesi için görüşme yapılmak istendiğine ilişkin 30/05/2017 tarihinde mail gönderildiği, davacı tarafından davalıya gönderilen aynı tarihli mailde davalıya borçlu olarak gözüken miktardan yanlış hesaba geçilen çekler ve teslim edilen çekler mahsup edildikten sonra borcun düştüğü, ekranların kapatılması sebebiyle zarara uğradığının ve açılmasının talep edildiği görülmüş, bu hususlar dava dilekçesinde tekrar edilmiştir. Davacı tarafından gönderilen ihtarname ve mail içerikleri incelendiğinde davacı tarafından davalıya borçlu olduğunun kabul edildiği anlaşılmıştır. Nitekim davalı tarafından davacı aleyhine alacağın tahsili için İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra takip dosyasında 11/09/2017 tarihinde 706.463,28 TL alacağın ödenmesi için icra takibi başlatılmış, söz konusu takip dosyasında taraflar arasında 21/09/2023 tarihinde yapılan protokolde davacı tarafından davalıya 909.000,00 TL borcu olduğu kabul edilmiş ve ödeme planı oluşturulmuştur. Mahkemece davalı defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi marifeti ile yaptırılan incelemede davacının borcun ödenmesine ilişkin ihtarname tarihi ve fesih ihtarnamesi tarihinde davalıya borçlu olduğu tespit edilmiştir. Tüm bu hususlar ve en son gönderilen ihtarname ve fesih ihtarnamesinden önce gönderilen borcun ödenmesine ilişkin ihtarnameler, ödemeye yönelik yapılan protokoller, davacının borcunun olduğunun kabulü niteliği taşıyan mail ve ihtarnamesi ve dava dilekçesi içeriği hep birlikte değerlendirildiğinde davacının davalıya olan borçlarını ödemede sürekli sıkıntı yaşandığı, en son ihtarname ve fesih tarihi itibariyle de davacının davalıya borçlu olduğu açık olup, davalı tarafından sözleşmenin feshi haklı sebebe dayanmaktadır. Davacı vekili davalı tarafından aleyhlerine başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında alınan bilirkişi raporu ve davalının davacı hakkında şikayetçi olması üzerine başlatılan soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporu ile somut davada alınan bilirkişi raporlarının çeliştiği ileri sürülmüştür. Ancak İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/627 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda borçların ödenmesine ilişkin gönderilen ihtarname tarihi dikkate alındığında 31/12/2016 tarihinden devir eden süspan borç miktarının 508.320,18 TL olduğu, bu miktarın davacı şirket kaydı ile uyuştuğu, yine soruşturma dosyasından alınan bilirkişi raporunda davalı defterlerinde davacının farklı nitelikteki borçlarının ayrı ayrı belirtildiği, davacı defter ve kayıtlarında da davalıya borcunun tespit edildiği, davacı tarafından verilen çeklerin bedellerinin ödenmiş olması halinde dahi davacının davalıya borçlu olduğunun ve iki rapor arasında fark olmadığının ek bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davacı tarafından dosyaya sunulan daha az miktarlı mutabakat mektuplarının sözleşmenin feshi tarihinden çok sonraki bir tarih olan süspan alacağına ilişkin olduğu, diğer alacak kalemlerinin yer almadığı, bu haliyle raporlar arasında çelişkinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bunun yanında itirazın iptali davasında da davalı lehine hüküm kurulmuş, karar taraflara tebliğ edilmesine rağmen istinaf kanun yoluna başvurulmamıştır. Somut uyuşmazlıkta taraflarca iddia edilen vakıaların niteliği ve alacak miktarı dikkate alındığında tanık ile ispatının yasal olarak mümkün olmadığı, davalı tarafından sözleşmenin haklı sebeple feshedilmesi ve davacıya sözleşme ile tekel hakkı tanınmaması sebebiyle ve haklı sebeple fesihte ihbar süresine uyulmaksızın sözleşmenin her zaman feshedilebileceğinden davacının portföy tazminatına hak kazanmadığı ve haklı sebeple fesih ve ekranların kapatılmasından dolayı zarar talebinde de bulunamayacağı anlaşılmakla Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacıların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacılardan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90-TL harcın davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 14/11/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ee4845bf7803aa28","SID":"f5cbbfb47c9918df"}}