{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1015 Esas <br>KARAR NO: 2024/1894 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2021/448 Esas -  2021/908 Karar <br>TARİH: 09/12/2021<br>DAVA: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 28/11/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Davacı ile davalı arasında 16/03/2016 tarihinde ... ürünlerinin Avrupa Bölgesi genelinde satışı ve dağıtımının 5 yıl süre ile müvekkili davacıya söz konusu ürünlerin satışı hususunda münhasır yetki verildiğini, tek satıcılık ilişkii devam ederken, davalı şirket 17/08/2016 tarihinde tek satıcılık sözleşmesini tek taraflı olarak feshettiğini bildirdiğini, davalı şirketin fesih bildiriminde bulunduğu tarihten hemen bir gün sonra 18/08/2016 tarihinde başka bir firmaya sözleşmeye konu malları sattığını ve buna ilişkin fatura kestiğini, davalının tek satıcılık sözleşmesini haksız feshi nedeniyle Beşiktaş ... Noterliğinin 13/02/2017 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile tek satıcılık bölgesindeki bazı firmalara da ürün verdiğinin tespit edildiği bu nedenle tek satıcılık sözleşmesinin 3.2 maddesi gereğince 100.000 euro cezai şart ile yine sözleşmenin aynı hükmü gereğince sözleşmenin haksız feshi nedeniyle 200.000 TL uğranılan zarar ve mahrum kalınan kar talep edildiğini davalı şirketin müvekkiline gönderdiği ihtarname ile tek satıcılık sözleşmesindeki imzanın davalı şirket yetkilisine ait olmadığını sözleşme ve yazışmaların şirket yetkilisinin bilgisi ve muvafakati dahilinde olmadığını iddia ettiğini, beyan ettiği sonuç olarak telafisi imkansız zararlara sebebiyet verilmemesi için davalının menkul ve gayri menkulleri ile 3. Kişilerdeki hak ve alacakları üzerinde teminatsız olarak talep miktarınca ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 20/02/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile; cezai şart alacağına ilişkin 42.000TL tutarındaki talebini 364.490 TL ıslah ederek arttırmak suretiyle, kar mahrumiyeti alacağına ilişkin 42.000TL tutarındaki talebini 135.261,18-TL ıslah ederek arttırmak suretiyle toplam 406.490TL cezai şart ve toplam 177.261,18TL kar mahrumiyeti alacağını dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının yabancı şirket olduğunu, teminat ödemekle yükümlü olduğunu, yanlar arasında imzalanan sözleşmenin şirket yetkilileri ... ait olmadığını, davacının beyanından da anlaşılacağı üzere, her ne kadar hukuken müvekkili açısından muteber bir anlaşma olmayan 16/03/2016 tarihli sözleşmenin 17/08/2016 tarihinde fesih edildiğini, davalı şirketin de 18/08/2016 tarihinde başka bir firmaya mal satışı yaptığının bildirildiğini, o halde 16/03/2016 tarihli sözleşmenin sona ermesinden sonra davacının artık sona eren bir sözleşmeye dayalı olarak cezai şart talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını, 16/03/2016 tarihli sözleşmenin 3.2 maddesinin \"İş bu sözleşme yürürlükte kaldığı sürece bölge içinde şirket, ... satış ve dağıtım hakkını tek satıcıdan başka hiçbir kişi ve/veya kuruluşa vermemeyi taahhüt etmektedir.\" şeklinde olduğunu, dava konusu 16/03/2016 tarihli sözleşme 17/08/2016 tarihi itibariyle fesih edildiğini bildirdiğini yani sözleşmedeki \"yürürlükte kaldığı sürece\" ibaresiyle açıklanan dönemin 17/08/2016 tarihi itibariyle sona erdiiğini o halde sözleşmeyle, \"bölge içinde ... satış ve dağıtım hakkını tek satıcıdan başka hiçbir kişi veya kuruluşa vermeme\" yükümlüğünün de 17/08/2017 tarihinde sona erdiğini, sözleşmenin haklı olarak fesh edildiğini, zararın kabul edilmesi halinde bile müvekkilinin bu zarardan sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 09/12/2021 tarih ve 2021/448 Esas - 2021/908 Karar  sayılı kararında; \"Dava; tek satıcılık sözleşmesinin feshinden dolayı uğranıldığı iddia edilen zararlar, mahrum kalınan kar ve cezai şart alacağına ilişkindir. Davacı yan; tek satıcılık sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, sözleşmenin 3.2 maddesi gereğince 42.000,00 TL cezai şart ile 42.000,00 TL kar mahrumiyeti alacağını talep etmiş, bilahare 20/02/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile; cezai şart alacağına ilişkin 42.000TL tutarındaki talebini 364.490,00 TL, kar mahrumiyeti alacağına ilişkin 42.000TL tutarındaki talebini ise 135.261,18-TL arttırmak suretiyle toplam 406.490TL cezai şart ve toplam 177.261,18TL kar mahrumiyeti alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, davalı yan ise taraflar arasındaki  ticari alım - satım ilişkisinin 2013 Yılından beri devam etmekte olup bu ilişki çerçevesinde davacı taraf, davalı şirketten almış olduğu ürün bedellerini ödememekte, yapılan uyarılara da icabet etmeyerek borçlu bulunduğu halde ürün talep etmekte olduğunu, borcunu ödemeyen davacıyla  ticari ilişki sürdürülmesinin hukuken beklenecek bir davranış olmadığından  sözleşmenin haklı olarak fesh edildiğini, zararın kabul edilmesi halinde bile davalının bu zarardan sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Taraflar arasında akdedilen 16/03/2016 tarihli tek satıcılık sözleşmesi ile davalı şirket tarafından satılan ...nun Avrupa bölgesi genelinde 5 yıl süreyle tek satıcı olan davacı tarafından satış ve dağıtımının üstlenilmesinin kararlaştırıldığı, davalı tarafça sözleşmenin, ürün bedellerinin ödenmemesi ve davacının borcunun bulunduğu halde ürün talep etmesi gerekçesiyle sözleşmenin feshedildiği hususlarında çekişme bulunmamaktadır.Çekişme; sözleşmenin davalı yanca haklı olarak feshedilip feshedilmediği, buna göre davacının cezai şart ile kar mahrumiyeti taleplerinin yerinde olup olmadığı ve nihayet bunların tutarına ilişkindir.Somut olayda davalı yan, davacı şirketin almış olduğu ürün bedellerini ödememesini,  yapılan uyarılara da icabet etmeyerek borçlu bulunduğu halde ürün talep edilmesini, borcunu ödemeyen davacıyla ticari ilişki sürdürülmesinin hukuken beklenecek bir davranış olmamasını gerekçe göstererek sözleşmenin haklı olarak fesh edildiğini ileri sürmüş ise de; Talimat Mahkemesi aracılığıyla alınan 16/05/2018 tarihli bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere sözleşmenin akdedildiği tarihten önce de aynı tutarlarda alacak bakiyesinin mevcut olduğu belirlendiğinden, feshin haklı nedene dayanmadığı kanaatine varılmıştır. 16/03/2016 tarihli tek satıcılık sözleşmesinin 3.2.maddesinde davalı şirketin, sözleşmenin yürürlükte kaldığı sürece sözleşme konusu malın satış ve dağıtım hakkını tek satıcıdan başkasına vermemeyi taahhüt ettiği, aksi halde tek satıcının sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkı olacağı, davalı şirketin, tek satıcıya 10.000 Euro ödemeyi taahhüt ettiği düzenlenmiş olup, cezai şarta ilişkin bu sözleşme hükmünün davacı tek satıcı lehine uygulanabilmesi için ürünün satış ve dağıtım hakkının tek satıcıdan başka bir kişiye verilmesi ve sözleşmenin, tek satıcı tarafından feshedilmesi gerekmektedir. Somut olayda sözleşme haklı bir nedene dayanmaksızın davalı şirket tarafından feshedildiğinden ve sözleşmenin fesih tarihinden sonra davalının başka bir firmaya mal satışı yaptığı tespit edildiğinden, gerek sözleşmenin tek satıcı tarafından değil, davalı şirket tarafından feshedilmesi gerekse de fesih sebebinin malın başkasına satılması olmaması, malın başka firmaya satışının fesihten sonra gerçekleşmesi hususları göz önünde bulundurulduğunda, sözleşmenin 3.2.maddesine göre cezai şartın koşulları oluşmadığından cezai şarta ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir.Davacının, sözleşmenin haksız feshedilmesi nedeniyle uğranılan mahrum kalınan kar kaybına ilişkin talebine gelince; gerek talimat mahkemesi aracılığıyla alınan bilirkişi raporunda gerek Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda; faturalardan davacının alış fiyatının tespit edildiği görülmüş, ancak satış fiyatları bilinmediğinden kar tespitinin yapılamadığı anlaşılmıştır. Satış fiyatı bilinmeden bu hususta tespit yapılamayacağından bilirkişilerin değerlendirmelerine itibar edilmiştir. Davacının zararı 177.261,18TL olduğu hesaplanmış ve sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararlar ile ilgili olarak fesih tarihinden sözleşmenin bitiş tarihi arasındaki sürede davacının zarara uğrayacağı açık olduğundan düzenlenen faturalar esas alınarak yapılan hesaplamanın denetime açık ve hüküm kurmaya elverişle olduğu değerlendirildiğinden davanın kısmen kabulüne, 177.261,18 TL’nin 42.000,00 TL.sine dava tarihinden, kalan tutarın ise ıslah tarihi olan 20.02.2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, cezai şarta ilişkin talebin ise reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla;\"gerekçesi ile, ''Davanın KISMEN KABULÜNE, 177.261,18 TL’nin 42.000,00 TL.sine dava tarihinden, kalan tutarın ise ıslah tarihi olan 20.02.2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, Cezai şarta ilişkin talebin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstinafa konu davanın, taraflar arasındaki tek satıcılık sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshi nedeniyle uğranılan zararlar ve mahrum kalınan kar ile cezai şartın davalıdan tahsiline yönelik olduğunu, ancak yerel mahkemece cezai şarta ilişkin yanılgılı gerekçe ile talebin reddedildiğini, yerel mahkemenin; başka bir firmaya davalı tarafından mal satışının sözleşmenin fesih tarihinden sonra yapılması, sözleşmenin tek satıcı tarafından değil, davalı tarafından feshedilmesi, fesih sebebinin malın başkasına satılması olmaması, satışın fesihten sonra gerçekleşmesi, gerekçeleriyle cezai şart talebinin reddine karar verdiğini, bu yanılgının sözleşmenin yanlış yorumlanmasından kaynaklanmakta olduğunu, Sözleşme yorumunun, sözleşmenin kurucu unsuru olan iradelerin anlamının ve hangi hukuksal sonuçlara yöneldiğinin araştırılıp, ortaya konulması anlamına gelmekte olduğunu; Türk Borçlar Kanunu (TBK) md.1 hükmü kapsamında geçerli olarak kurulmuş bir sözleşmede, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun olarak beyan etmiş oldukları sözleşme iradelerinin gerçek anlamının, bazı şüphe ve tereddütlere yol açabileceğini, TBK md.19 da; \"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek iradelerini gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.\" hükmünün bulunduğunu, sözleşmenin yorumu ile ilgili ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda, hakimin TBK md.19 hükmü doğrultusunda tarafların gerçek ve ortak sözleşme iradelerini tespit ederek uyuşmazlığı çözümleyeceğini, Uyuşmazlık konusu sözleşme tek satıcılık sözleşmesi olup, sözleşmenin unsurlarının tek satıcıya kendi ad ve hesabına, belirli bir mal için belirli bir bölgede satım tekeli tanınması olduğunu, sözleşmenin \"konu\" başlıklı 2. maddesi uyarınca sözleşmenin konusunun,  davalı şirket tarafından satılan ...nun  Avrupa bölgesi genelinde 5 yıl süreyle satış ve dağıtımının davacıya verilmesi olduğunu; sözleşmenin doğrudan belli bir bölgede belli bir ürünün satış ve dağıtımı hususunda tüm yetkiyi tek satıcıya veren tek satıcılık sözleşmesi olduğunu,  bununla birlikte sözleşmenin niteliği gereği ayrıca malın ilgili bölgede tedarikçi tarafından satılamayacağının belirtilmesine gerek olmadığını, sözleşmenin süresi 5 yıl olarak belirlenmiş olup, 4.3. maddesinde sözleşmenin süresinin dolması akabinde sözleşmeyi yenileyip yenilememek hakkının ise davalıya bırakıldığını, dava konusu sözleşme incelendiğinde; 4.2. maddesinde sözleşmenin feshi açısından tarafların mutabakatının arandığının ve bu hususta tarafların anlaştığının açıkça görüleceğini, her ne kadar sözleşmenin 4.2. maddesinde fesih için tarafların mutabakatı aranmışsa da, sözleşmenin 3.2. maddesindeki şartların varlığı halinde davacıya  tek taraflı fesih hakkı tanındığını, sözleşmenin 3.2. maddesinde; \"(a.)İşbu sözleşme yürürlükte kaldığı sürece bölge içinde şirket(davalı) ... satış ve dağıtım hakkını tek satıcıdan başka hiçbir kişi ve/veya kuruluşa vermemeyi taahhüt etmektedir. (b)Aksi takdirde tek satıcı sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkına sahip olacak ve şirket tek satıcının bu nedenle uğrayacağı tüm zararları karşılayacaktır. Bunun yanında şirket, sözleşme koşullarına uymadığı için tek satıcıya 100.000 Euro ödemeyi taahhüt eder.\" hükmünün bulunduğunu, madde metninde davalının yükümlülüklerinin ve bu yükümlülüklere uymaması halinde yapacaklarının açıkça yazıldığını, konusu \"tek satıcılık\" olan sözleşmede davalının ilk olarak davacıyı münhasır ekonomik bölgede 5 yıl süre ile \"tek satıcı\" olarak kabul ettiğini, akabinde 3.2. Maddenin a bendinde davalının, davacıdan başka kişi ve kurumlara sözleşme konusu ürünlerin satış ve dağıtım hakkını vermemeyi taahhüt ettiğini; ilgili madde gereğince satış ve dağıtım hakkını başkasına veremeyeceği gibi bizzat davalının da \"tek satıcılık\" sözleşmesinden dolayı münhasır bölgede sözleşme konusu ürünleri satamayacağı sözleşmenin doğal sonucu olup, satması halinde sözleşmeyi ihlal etmiş olacağının izahtan vareste olduğunu, buradaki taahhüdün sözleşmenin ana unsuru olan münhasır bölgede mal satışı hakkının teksatıcıda olduğu hususunun ihlal edilmeyeceği taahhüdü olduğunu, aynı maddenin b bendinde davalının taahhüdünü ihlal etmesi halinde davacıya tek taraflı fesih hakkı tanındığını; akabinde davalının taahhüdünü ihlal etmesi nedeniyle davacının tüm zararlarını karşılayacağını belirttiğini ve bunun yanında davalının sözleşme koşullarına uymadığı için 100.000,00-Euro cezai şart ödemeyi kabul ettiğini; yerel mahkemece yapılan yanılgılı değerlendirmenin temelinin tam olarak buraya dayanmakta olduğunu; yerel mahkemenin davacıya verilen fesih hakkının, cezai şartın önkoşulu olduğu yanılgısına düştüğünü, oysa fesih hakkının sözleşmenin davalı tarafça ihlali halinde davacıya tanındığını, bu hakkı kullanıp kullanmamanın sözleşme gereğince ne zararın tazminine ne de cezai şartın talebine engel olmadığı gibi, zararın tazminini isteme ve cezai şartın talebi hakkının, davalının taahhüdünü ihlal etmesine ve sözleşme koşullarına uymamasına bağlandığını, Sözleşmenin imza tarihinden haksız fesih tarihi olan 17.08.2016 tarihine kadar sadece 5 ay sürdüğünü, davalının bu sürede sözleşmeyi ihlal edip etmediğinin bilinmediğini, davacının doğup doğmadığını bilmediği bir hakkı kullanmasını beklemenin ise hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının sözleşmeyi feshinin haksız fesih niteliğinde olduğunun dosyada alınan 16.05.2018 ve 22.04.2019 tarihli bilirkişi raporları ile de tespit edildiğini,  davalının bir takım mesnetsiz iddialarla sözleşmeyi haksız feshinin sözleşmenin ihlali anlamına gelmekte olduğunu, esasen sözleşmenin 3.2.maddesinde cezalandırılan hususun davalı şirketin borca aykırı davranışı neticesinde haksız olarak sözleşmenin sona ermesine neden olma durumu olduğunu, bununla birlikte davalının sözleşmenin haksız feshinden hemen 1 gün sonra 18.08.2016 tarihinde münhasır bölgede başka birine sözleşme konusu ürünleri satmasının, sözleşmeyi haksız feshinin asıl amacının, münhasır bölgede daha fazla karla mal satışı yapmak olduğu, davalının sözleşmeyi haksız da olsa feshetmekle cezai şart ve cümle yükümlülüklerinden kurtulacağını düşünmesinden ileri geldiğinin düşünülmekte olduğunu; davalının bu davranışının Türk Medeni Kanunu' nun 2. maddesinde yerini bulan dürüstlük ilkesine ve bu ilke kapsamındaki \"çelişkili davranma yasağına\" da aykırı olacağını, Tüm bu nedenlerle davalının sözleşme ile ilgisi bulunmayan gerekçelerle sözleşmeyi feshetmesi, haksız fesih olup, sözleşme koşullarının ihlali niteliğinde olduğundan, zararların tazminini ve cezai şartı talep için davalının sözleşme koşullarına uymaması yeterli olduğundan, davacı müvekkilin sözleşmede belirtilen cezai şarta hak kazandığını, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle, istinaf dilekçelerinde belirtilen gerekçelerle; istinaf taleplerinin kabulüne ilk derece mahkemesi  kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki tek satıcılık sözleşmesinin haksız feshedilmesi nedeniyle davacı tek satıcının uğradığını iddia ettiği kar kaybı zararının tazmini ve cezai şart alacağının tahsili istemlerine ilişkin olup, mahkemece davanın tazminat istemine bakımından kabulüne, cezai şart istemi bakımından reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan, taraflar arasındaki tek satıcılık sözleşmesinde davacının tek satıcı, davalının ise tedarikçi olduğunu, sözleşme ile davalı tarafından satılan ...nun Avrupa bölgesi genelinde 5 yıl süreyle tek satıcı tarafından satış ve dağıtımının yapılmasının kararlaştırıldığını, sözleşme süresinin beş yıl olduğunu, davalının sözleşmeyi 17/08/2016 tarihinde tek taraflı olarak haksız feshettiğini, 18/08/2016 tarihinde ise davacının bulunduğu başka bir bölgede başka bir firmaya mal satışı yaptığını, sözleşmenin 3.2 maddesi uyarınca davalının davacının haksız fesih nedeniyle ortaya çıkan zararlarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca maddede kararlaştırılan 100.000,00-Euro cezai şartı da ödemek zorunda olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 42.000,00-TL maddi tazminat ve 42.000,00-TL cezai şart alacağının ödenmesini talep etmiş,  21/02/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile cezai şart talebini 406.490,00.TL'ye, kar kaybına dayalı tazminat talebini i  177.261,18.TL'ye yükseltmiştir. Davalı yan; taraflar arasındaki sözleşmenin 17/08/2016 tarihinde feshedildiğini, sözleşmenin 3.2 maddesinde kararlaştırılan cezai şartın ve zararın istenebilmesi için,  Avrupa bölgesindeki satış ve dağıtım hakkının davacıdan başka birine verilmesinin gerektiğini, oysa sözleşmenin 17/08/2016 tarihinde tek taraflı fesih ile sona erdiğini, sözleşmenin sona ermesi akabinde sona eren sözleşme akabinde davalının başka bir firmaya mal satabileceğini, mal satışının 18/08/2016 tarihinde gerçekleştiğini, dolayısıyla cezai şart ve tazminat talep koşullarının oluşmadığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2013 yılından beri devam ettiğini, davacının davalıdan satın aldığı ürün bedellerini ödemediğini, buna rağmen ürün talep ettiğini, 21/07/2016 tarihinde davacının davalıya 39.570,95-Euro  borçlu olduğunu, borcunu ödemeyen davacı ile ticari ilişkinin sürdürülmesi davalıdan beklenemeyeceğinden sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, haksız fesih iddiasının gerçek dışı olduğunu savunmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, taraflar arasındaki sözleşme fesih ihtarı ve akabinde keşide edilen karşılıklı ihtarnameler dosya arasına alınmış, davalı ticari defterleri üzerinde talimat yolu ile mali bilirkişi incelemesi yaptırılmış, akabinde davacı defterleri ve dosya üzerinde bir iki mali bilirkişiden oluşan heyete inceleme yaptırılarak birleştirici rapor alınmış, akabinde taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2013 yılından beri devam ettiği, sözleşmenin feshedildiği tarihe dek davacının davalı nezdindeki hesabının farklı tarihlerde birden fazla kez borç bakiyesi verdiği, bu nedenle davalının borcun ödenmediği gerekçesine dayalı feshinin haksız olduğu, sözleşmenin davacı tarafından feshedilmemiş olması ve davalının davacıdan başka bir firmaya satış tarihinin sözleşmenin fesih tarihinden sonra olması nedeniyle, sözleşmenin 3.2 maddesinde düzenlenen cezai şart koşullarının oluşmadığı gerekçeleriyle, davacının kar mahrumiyeti istemi kabul edilmiş, cezai şart istemi ise reddedilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; mahkemece cezai şart maddesinin yanlış yorumlandığı, sözleşmeyi haksız olarak fesheden davalının cezai şart ödemek zorunda olduğu, bunun için davacı tek satıcının sözleşmeyi feshetmiş olmasının gerekmediği, sözleşmenin 4.2 maddesinde, feshin tarafların karşılıklı mtabakatı ile gerçekleşeceğinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin 3.2 maddesinde ise davacı tek satıcıya, davalının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmesi halinde fesih hakkı tanındığı, ayrıca sözleşme feshedilmemiş olsa bile davalının sözleşmeyi ihlal etmesi nedeniyle davacının uğradığı zararların karşılanacağının ve davacıya 100.000,00-Euro cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davalının sözleşmeyi haksız olarak feshetmesinin sözleşmenin ihlali mahiyetinde olduğu, sözleşmenin fesih tarihinden bir gün sonra başka bir firmaya daha yüksek fiyatla mal satışı yapmasının da feshin asıl amacının bu satışı gerçekleştirmek olduğunu ortaya koyduğu, cezai şart alacağı yönünden de davanın kabulü gerektiği yönündedir. Taraflar arasındaki 16/03/2016 tarihli tek satıcılık sözleşmesi ile davalının satışını yaptığı ... ürününün Avrupa bölgesinde satış ve dağıtımı hususunda davacıya tek satıcılık yetkisi verdiği, sözleşmenin davalının yükümlülüklerini düzenleyen üçüncü maddesinin 3.1 bendinde \"Şirket, işbu sözleşme ile, kendisi tarafından satılan ... ürünlerinin satışı ve dağıtımı konusunda Avrupa bölgesi genelinde, 5 yıl süreyle tek satıcıyı o bölgedeki münhasır satıcı ve dağıtıcı olarak kabul etmektedir.\" hükmünün yer aldığı, 3.2 bendinde ise \"İşbu sözleşme yürürlükte kaldığı sürece bölge içinde şirket ... satış ve dağıtım hakkını tek satıcıdan başka hiçbir kişi ve/veya kuruluşa vermemeyi taahhüt etmektedir. Aksi takdirde tek satıcı sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkına sahip olacak ve şirket tek satıcının bu nedenle uğrayacağı tüm zararları karşılayacaktır. Bunun yanında şirket, sözleşme koşullarına uymadığı için tek satıcıya 100.000 €' yu ödemeyi taahhüt eder\" düzenlemesinin yer aldığı, sözleşmenin diğer hükümler başlıklı dördüncü maddesinin 4.2 bendinde \" İş bu tek satıcılık sözleşmesinin feshi iki tarafın mutabakatı sonucu gerçekleşecektir\" düzenlemesinin yer aldığı anlaşılmıştır. Sözleşmenin 3.2 maddesinde düzenlenen cezai şartın  TBK'nun 179/2 fıkrasında düzenlenen ifaya ekli cezai şart mahiyetinde olduğu ve sözleşmenin yürürlükte olduğu dönem için, sözleşmenin haklı veya haksız olarak feshedilmesinden bağımsız şekilde, koşulları mevcut ise talep edilebileceği, somut olayda taraflar arasındaki tek satıcılık sözleşmesinin 17/08/2016 tarihinde sona erdiğinin tarafların kabulünde olduğu, davacının iddiasının aksine sözleşmenin 3.2 maddesinde kararlaştırılan cezai şartın sözleşmenin müspet ihlalini teşkil eden her durum için değil, sözleşmenin 3.1 maddesinde belirlenen davalı yükümlülüğüne paralel şekilde; sözleşmenin yürürlükte olduğu dönemde davalının, davacının tekel hakkını ihlal edecek şekilde, Avrupa bölgesinde ... marka çamaşır suyunun satması veya bu çamaşır suyunun satışı ve dağıtımı konusunda başka bir firmanın yetkilendirmesi hali için kararlaştırıldığı, hükümde yer alan cezai şart alacağının doğduğunu ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, davacının, sözleşmenin yürürlükte olduğu dönemde davalı tarafından, davacının tekel hakkını ihlal edecek şekilde, Avrupa bölgesinde ... marka çamaşır suyunun satıldığını veya bu çamaşır suyunun satışı ve dağıtımı konusunda başka bir firmanın yetkilendirildiğini ispat edemediği, davalının sözleşme sona erdikten sonraki dönemde dava dışı bir firmaya doğrudan mal satışı yapmış olmasının cezai şart yaptırımına tabi olmadığı, yine sözleşmenin haksız feshinin de anılan maddede yer alan cezai şart yaptırımına tabi olmadığı, mahkemece benzer gerekçe ile cezai şart alacağı yönünden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9‬0-TL harcın tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 28/11/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e6abed45cabc436a","SID":"354eee797eb323c3"}}