{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1123 Esas <br>KARAR NO: 2024/1837 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2022/473 Esas - 2022-913 Karar<br>TARİH: 13/12/2022<br>DAVA: Alacak<br>KARAR TARİHİ: 21/11/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların müvekkili bankada genel müdür, yönetim kurulu üyesi, koordinatör ve diğer üst düzey yönetimde bulundukları tarihte, ayrıntıları 01.14/99-150/31 (16) sayılı Başbakanlık teftiş Kurulu raporunda açıklandığı üzere bankaca gerçekleştirilen ... 2. Etap İnşaatları projesinde, yasaların ve yönetmeliklerin kendilerine yükledikleri sorumlulukları görevleri gereği yerine getirmeyerek ve müddebir bir tacir gibi davranmayarak 24.01.2000 tarihi itibariyle 25.648.385 TL banka zararına yol açtıkları iddiası ile bu zararın 24.01.2000 tarihinden itibaren Merkez Bankası reeskont faiz haddi oranı üzerinden faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu inşaat projesi nedeniyle davacının bankanın zarara uğramadığını aksine kar etmiş olduğunu, Genel Muhasebe Müdürlüğü'nün yaptığı kar-zarar çalışmalarında satışların tamamlandığı 21/12/2017 tarihi itibariyle 792.610.912.690 TL kar olduğunun tespit edildiğini, davacının ticari bir şirket olduğunu ve yasa gereği bilanço esasına göre ticari defter tutmak zorunda olduğunu, yasalarda kar ve zararın nasıl oluşacağının belirlendiğini ve davacının bilanço kayıtlarında yer almayan her türlü kar ve zarar hesaplamalarının geçersiz olduğunu, fiyat analiz müdürlüğünün bilanço çıkarmak, kar zarar hesaplama gibi bir görevinin olmadığını, inşaatın kar zarar durumunun işin bitim tarihi olarak geçici kabul tutanağının düzenlendiği tarihte hesaplanacağını, bu tarihten sonrası için yapılan hesaplamaların kar ve zarar hesabında nazara alınamayacağını, projenin verilmesi ve uygulanması aşamasında herhangi bir kusurlu davranış olmadığını, davacı bankanın YDK denetimine tabi olduğunu, ilgili yılda verilmiş YDK VE KİT komisyonu raporlarında davacının dava ettiği projeden bahsedilmediğini, davanın zamanaşımına uğradığını beyanla reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili ile davacıya zarar verdiği iddia edilen olay arasında illiyet bağı olmadığını, müvekkilinin davacı nezdinde grup müdürü olduğunu ve yalnızca teklif edilen proje ile ilgili yönergeyi yönetim kuruluna sunmak üzere banka koordinatörüne verdiğini, davacının bizzat kendisinin projenin iş ve satış işlemlerini gerçekleştirdiğini, yani finansal sorunları doğrudan doğruya davacının kendisinin hazırladığını, zarar tespitine dayanak belgelerin delil niteliğinin olmadığı, davacının bizzat kendisinin projenin kar elde ettiğini kabul ettiğini, projenin her aşamasının usule uygun olduğunu  ve 1997 yılı hesapları ile birlikte ibra olunduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinde müvekkillerinin hangi eylemleri nedeniyle zarara sebep olduklarının açıklanmadığını, davacı bankanın dava konusu projenin uygulanması sebebiyle zararının söz konusu olmadığını aksine kar ettiğini, uygulamaya konu projenin İhale Yönetmeliği kapsamında olmadığını, müvekkillerinin proje ile ilgili aldıkları tek kararın 19/04/1990 tarihli ve 9 nolu karar olduğunu, bu karar nedeniyle ibra edildiklerini, bundan sonra alınmış kararlar ile ilgili sorumluluklarına başvurulamayacağını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 13/12/2022 tarih 2022/473 Esas - 2022-913 Karar sayılı kararında; \"Dava; davacı Tasfiye Halinde ... Bankası'nın usul ve yasa hükümlerine aykırı davranarak bankaca gerçekleştirilen \"... İnşaatları\" projesinde yasaların ve yönetmeliklerin kendilerine yüklediği sorumlulukları görevleri gibi yerine getirmeyerek banka zararına yol açan ve bankanın genel müdür, yönetim kurulu üyesi, koordinatör ve diğer üst düzey görevlerde bulunan davalılardan 25.649.385,00 -TL tutarındaki zararın tahsili istemine  ilişkindir. İddia, savunma, ibraz edilen  deliller , alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına  göre; davalıların davacı bankada genel müdür, yönetim kurulu üyesi, koordinatör ve diğer üst düzey görevlerde bulundukları dönemde ... İnşaatları Projesi'nin ihalesinin yapıldığı, bu işlemde bankanın zarara uğratıldığı iddiası ile görülmekte olan davanın ikame edildiği, davanın dayanağının  01.07.1999 tarih ve 14/99-150/31 (16) sayılı Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuna dayandırıldığı ve davalıların bankada görevli oldukları sürede anılan projede yasaların, yönetmeliklerin, kendilerine yüklediği sorumlulukları, görevleri gereği gibi yerine getirmedikleri iddiası ile 24.01.2000 tarihi itibariyle 25.648.385 -TL zarara yol açtıkları ileri sürülmüştür. Davalıların projenin gündeme geldiği dönemde geçerli olan alım- satım- yapım hizmet ihale yönetmeliğine aykırı olarak ihale konusunu oluşturmadıkları, doğrudan ... firmasının teklifi ile işin bu firmaya ihale edildiği, tüm proje finansmanının bankaya ait olarak işlem yapıldığı, 1989 yılında yapılan 1. Fizibilitede kar oranı %19,2 iken 1990 yılında yapılan 2. Fizibilitede kar oranının %7,86 olmasına karşın, yatırım programında bulunmayan bir projeye girişildiği, tahmini bedele bağlı olarak uygun bedel çalışmalarının yapılmadığı, herhangi bir keşif çalışmasına dayanmayan kabullerin sağlıksız olduğu, inşaat maliyetlerinin yükseltildiği ve bu şekilde bankanın zarara uğratıldığı ileri sürülmüştür. Davacı bankanın genel muhasebe kayıtlarına göre anılan projeden zarar edilmediği, kar edildiği tartışmasızdır. Geçici kabulden sonra projenin üretim süreci sona ermiş olup, bundan sonraki aşama konutların pazarlanması ile ilgili bir süreçtir ve pazarlama işlemi doğrudan davalılarla ilgili değildir. Dava konusu olayda yapılan tercihlerin bankayı zarara uğratmadığı, kasıt, ihmal veya ağır kusurları ile davalıların bankanın zararına sebebiyet vermedikleri belirlenmiştir.  Konutlar satılıncaya kadar geçecek sürede karın tamamen yok olacağı ve zarara dönüşeceği şeklinde iddiada bulunulmuş ise de, bunun davalıların eylemi ile bağlantısının bulunmadığı, konut birim fiyatlarının tespitine yönelik bir çalışma olarak değerlendirilmesi ve buna göre konut satış fiyatlarının belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Gerçek kar/zarar durumu anılan projedeki en sonra bağımsız bölümün satılarak muhasebe kayıtlarına intikal etmesinden sonra belirlenebilecektir. Bu belirlemede konutların satış fiyat ve koşullarının önemli rol oynayacağı, davalıların bu durumu etkilemesinin söz konusu olmadığı kabul edilmelidir. Davacı bankanın tüm faaliyetleri Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurumu, TBMM, Kamu İktisadi Komisyonunun denetimine tabi olup, söz konusu proje ile ilgili faaliyetlerin bu denetimden geçtiği ve 1997 yılı hesaplamaları ile birlikte ibra olunduğu anlaşılmaktadır. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca davacı bankanın \"... İnşaatları Projesi\"  işinden dolayı zararın ve davalıların ağır kusur, ihmal, kasıtları ile banka zararına yol açtıkları iddiasının kanıtlanamadığı, kaldı ki banka zararının tüm konutların satışından sonra belirlenebileceği, konutların pazarlanması aşamasında meydana gelebilecek zararlara davalıların etkide bulunmasının söz konusu olamayacağı, bu nedenle kanıtlanmayan davanın reddi gerektiği anlaşılmıştır.Mahkememiz kararını istinaf eden  ve vekil ile temsil olundukları anlaşılan ... ve ... zamanaşımı def'i yanında  aynı zamanda takdir olunan vekalet ücreti yönünde de istinaf talebinde bulundukları anlaşılmakla  zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi halinde nispi vekalet ücreti taktir edileceği kanaati ile bu davalılar yönünden dava değeri üzerinden hesap edilen nispi vekalet ücreti takdiri yapılmış , mahkememizce BAM kaldırma kararı öncesi verilen karar ile maktu vekalet ücreti takdir olunan ancak istinaf talebinde bulunmayan davalılar yönünden ise hükmolunan vekalet ücreti nazara alınarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, ''Davalı ... mirasçısı ... ve ...'ün zaman aşımı def'inin KABULÜ ile, haklarında açılan davanın zaman aşımı nedeni ile REDDİNE, diğer davalılar yönünden davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Somut uyuşmazlık ve mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde, müvekkili bankanın alacağının konu edildiği sorumluluk davasının reddedildiğini, red kararının kabulü mümkün olmayıp açıklayacakları sebeplerle istinaf incelemesi yapılmasını talep ettiklerini; Yerel mahkeme tarafından davalılardan ... ve ... hakkında, işbu davanın dayanağının 19.04.1990 tarihli Yönetim Kurulu Kararı olduğu, bu davalıların yönetim kurulu üyeliklerinin 1992 yılında son bulduğu ve dava tarihi olan 01/02/2000 tarihi itibari ile dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle usulden red kararı verilmiş olup somut uyuşmazlık çerçevesinde bu gerekçe ile bu davalılar hakkında davanın reddine dair verilen kararın kabul edilemez olduğunu, işbu dava ikame  edildiği tarihte müvekkili ... Bankası A.Ş.'nin, 16.06.1984 tarih, 18435 Mükerrer sayılı Resmi Gazetede neşredilen Kamu İktisadi Teşebbüsleri hakkındaki 233 Sayılı Kararname ile 08.01.1988 tarih, 19688 Sayılı Resmi Gazetede ilan olunan 88/12485 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ve eki karar gereğince kurulmuş Kamu İktisadi Teşebbüsü olduğunu, 233 Sayılı KHK’nın 3. maddesi 3.fıkrasına göre teşebbüslerden İktisadi Devlet Teşekkülü olanların, Bankacılık alanında, sermayelerinin belli bölümünün Devlete ait olması şartıyla anonim şirket şeklinde de kurulabileceğini, bunların Genel Kurul ve Denetçilerinin bulunmayacağını,  5.maddesine göre de teşebbüs organlarının, Yönetim Kurulu ve Genel Müdürlükler olduğunu, Yönetim Kurulunun, teşebbüsün en yüksek seviyede  yetkili ve sorumlu karar organı olduğunu, 22.01.1990 tarih ve 399 Sayılı KHK.m.11’de ise; \"Teşebbüsün Genel Müdür, Yönetim ve Danışma Kurulları veya Yönetim Komitesi ile her çeşit personeli, teşebbüs ve bağlı ortaklıklara verilen sermayeyi ve sağlanan diğer kaynakları verimlilik ve karlılık esaslarına göre kullanmak ve değerlendirmek hususunda gereken gayret ve basireti göstermekle sorumlu ve yükümlü olup, görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve bu ortaklığa verdikleri zararlardan özel hukuk hükümleri gereğince mesuldürler\" denildiğini; Dava tarihinde mer’i olan, 4491 Sayılı Kanunla değiştirilen 4386 Sayılı Bankalar Kanunu 2.maddesi 2.fıkrası hükmü gereğince özel kanunlarla kurulan bankaların özel kanunlarda yer alan hükümler dışında bu kanun hükümlerine tabi olduğunu, dolayısıyla özel kanunla kurulmuş bankalara önce kendi özel kanunları sonra Bankalar Yasası, TTK ve BK ilgili hükümlerin uygulanacağını, işbu dava ikame edildiğinde KİT statüsünde olan müvekkili banka açısından o tarihteki mevzuatın uygulanma sırasının; 233 Sayılı KHK hükümleri, 399 Sayılı KHK hükümleri, Bankalar Kanunu hükümleri, TTK’nın Anonim Şirketlere dair hükümleri, BK’nın sorumlulukla ilgili genel hükümleri şeklinde olacağını, dolayısıyla bir iktisadi devlet teşekkülü olan müvekkili banka açısından Yönetim Kurulu Üyelerince, teşekkül aleyhinde maddi zarara yol açıldığının bildirilmesi ( ki somut uyuşmazlıkta Mülga Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının ilgili raporunun ekte yer alan şekliyle bildirildiği tarih olan 12.08.1999 tarihidir) ve tazmini için dava açılmasına karar verilmesinin ve nihai olarak 01.02.2000 tarihinde dava açılması ile sürecin mevzuat hükümlerine uygun olarak tamamlandığını; Yargıtay ilgili daireleri tarafından oluşturulan yerleşik görüşün de bu şekilde olduğunu, 233 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri hakkında KHK uyarınca Kamu İktisadi Teşebbüslerinin ve bu meyanda davacı ortaklığın da organlarından Genel Kurulun kaldırıldığını, teşebbüslerin en yetkili organı artık Yönetim Kurulu olduğundan, eski yöneticiler hakkında sorumluluk davası açılması için bu kurulun karar vermesi gerektiğini, (Yargıtay 11.HD. 01.12.1988 tarih, 1981/K7280 Sayılı Kararı); Müvekkili davacı bankanın bir kamu tüzel kişisi olduğunu, zarar görenin tüzel kişi olması durumunda zamanaşımının, tüzel kişinin dava açmaya emir vermeye yetkili organının, başka bir deyişle, o makamı işgal eden kişi yada kurulun durum hakkında bilgilenmesi ile başlayacağının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları ile kabul edildiğini, ( Yargıtay HGK nun 2006/7-764 Esas 2006/772 Karar, 2004/4-764 Esas, 2005/75 Karar, 2006/4-518 Esas, 2006/526 Karar sayılı ilamları ); benzer mahiyette Yargıtay Daireleri kararları da sözkonusu olup Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2010/322 Esas – 2847 Karar ve 15.03.2010 tarihli, Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin 2018/4109 Esas – 2019/2259 Karar ve 11.04.2019 tarihli kararlarının da bu doğrultuda olduğunu; Tüzel kişilerde öğrenme tarihi olarak dava açmaya emir vermeye yetkili organın öğrenme tarihinin esas alınması gerektiğini, zarar görenin zararı öğrenmesinden amacın, zararın mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün durumları öğrenmiş olması olduğunu, eğer zararın kapsamını belirleyecek husus gelişmekte olan bir durum ise, zamanaşımının bu gelişme sona ermedikçe işlemeye başlamayacağını;  Yine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ekte sunulan 2003/4-603 E., 2003/594 K. sayılı kararında açıkça; \"Bir kimsenin haksız fiilden ötürü tazminat isteyebilmesi için zararın doğmuş olmasının gerektiği ve zamanaşımı sürelerinin de zararın doğumu ile birlikte başlayacağı, neden olduğu zarar henüz gerçekleşmemiş bir fiilin, salt işlenmiş olmasının zamanaşımı süresinin başlangıcı için yeterli olmayacağı, bu bağlamda da, deprem sonucu yıkılan bir binada, zamanaşımı süresinin, binanın yapı kullanma izninin alındığı tarihten değil de deprem sonucu binanın yıkılması anından başlayacağı ....\" hususlarının vurgulandığını; Dava konusu ile ilgili olarak Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 01.07.1999 tarih, 14/99-150/31 (16) sayılı raporunun düzenlendiğini ve takip eden süreçte ekte sunmuş oldukları yazısı ile Başbakanlık Makamına “sorumlular hakkında banka zararı nedeniyle hukuk davası açılması gerektiği”nin belirtildiğini, Başbakanlık Makamı tarafından da bu hususun olur verilmekle müvekkili bankaya intikal ettirildiğini, ardında da iş bu davanın açıldığını, işbu davanın da 01.02.2000 tarihinde 2000/130 Esas yasal süresi içerisinde açıldığı anlaşıldığından davalıların zamanaşımı itirazlarının yerinde görülmemesi gerekirken bu nedenle ilgili davalılar lehine zamanaşımı nedeniyle red kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olması yanında Yargıtay’ın önceki kararları ile de çeliştiğini; Müvekkili bankanın dava açmaya yetkili organının Yönetim Kurulu olduğunun haklı ve hukuka uygun olarak belirtildiğini, bununla birlikte dava zamanaşımı süresinin tespiti noktasında başlangıç tarihi olarak 19.04.1990 tarihli konut projesinin yapılmasına dair Yönetim Kurulu kararının esas alınmasının kabul edilemez olduğunu, banka zararının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve gerçekleşti ise tutarının ne olduğunun, konut projesinin yapılmasına dair kararın verildiği tarihte bilinmesinin imkan dahilinde olmadığını, dava zamanaşımı süresinin tespitinde esas alınması gereken tarihin Mülga Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Bankanın zararının tespitine dair raporu tarihi olan 01.07.1999 olduğunu, işbu davanın 01.02.2000 tarihinde ikame edilmiş olduğunu, somut uyuşmazlıkta dava zamanaşımının gerçekleşmediğini, bu nedenle yapılacak istinaf incelemesinde öncelikle bu nedenle ilgili davalılar hakkında ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, bu kaldırma kararı çerçevesinde ilgili davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinin de nispi değil maktu hale çevrilmesi gerektiğini; Derdest davanın bankanın eski Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında ikame edilmiş olduğunu, görevlerini ifa etmekte iken görev gereklerine ve banka menfaatlerine aykırı olarak ifa ettikleri eylemler nedeniyle neden oldukları banka zararının tazmini amacını taşıyan mali sorumluluk davası olduğunu, her ne kadar Yerel Mahkeme, derdest davanın dayanağını, dava konusu etmiş oldukları toplu konut projesinin yapılmasına dair 19.04.1990 tarihli Yönetim Kurulu Kararına indirgemişse de bu tespitin kabul edilemez olduğunu, bariz bir hata olduğunu, derdest davanın esasını Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun 01.07.1999 tarih 14/99-150/3 (16) sayılı teftiş raporunun oluşturduğunu, davalıların, dava konusu etmiş oldukları toplu konut projesinde ihale komisyonu oluşturulmaksızın, projenin davadışı şirket olan ...'ya yaptırılmasına neden olduklarını, proje faaliyetleri sürdürülürken tüm finansman müvekkili bankaya yükletildiğini, kâr oranının düşük gerçekleşeceği belli iken yatırım programında olmayan projeye girişilmesi ve tahmini bedel - uygun bedel çalışması yapılmaması sonrasında banka zararına yol açıldığını, dava dosyası kapsamında alınan bilirkişi heyet raporlarının yetersiz olmasına ve taraflarınca itiraz edilmiş olmasına karşı yeniden heyet raporu alınması taleplerinin kabul edilmediğini, 06.09.2016 tarihinde yeniden heyet raporu alınması taleplerinin yinelenmesine karşın talepleri reddedilmekle bir sonraki celsede 22.11.2016 tarihinde davanın haksız ve hukuka aykırı olarak reddedildiğini, dava dosyası içerisinde 22.04.2004 tarihinde bilirkişi heyetinden alınan raporda müvekkili bankanın kâr ettiği tespiti yapılmış olsa da, kaynak maliyeti hesaplamasının gözardı edildiğini, hesaba katılmadığını, finansman maliyetinin dikkate alınmadığını, bu tespitlerin kabulünün mümkün bulunmadığını, tasfiye süreci öncesinde ... Bankası A.Ş.'nin; konut üretmek ve konut üretimini desteklemenin yanında ayrıca Bankacılık faaliyeti de yapan ticari bir işletme olduğunu, ... Bankası A.Ş., aynı anda iki ayrı sektörde yer alan özel statülü bir banka olarak faaliyet göstermekle birlikte; konut üretmek ve bankacılık faaliyeti yürütmenin ... Bankası A.Ş. için iki ayrı iş olmadığını; ... Bankası A.Ş. için, konut üretmek ayrı bir iş, bankacılık faaliyeti yürütmek ayrı bir iş olmadığı gibi iki ayrı hukuki sonuçta doğurmadığını, konut üretmek ve bankacılık faaliyeti yürütmenin ... Bankası A.Ş. için iki ayrı iş olmadığını, bankanın, mevduat topladığını ve topladığı mevduat ile de konut inşaatını finanse ettiğini, dolayısıyla, yasal bir zorunluluk olarak tüm faaliyetlerin bankacılık sistemi içinde tek bir bilançoda gösterildiğini, bankanın toplamış olduğu mevduat ile inşaat projelerini finanse ettiğini, bu nedenle de inşaat hesapları ile mevduat hesaplarının ayrı ayrı değerlendirilmesinin adaletsiz bir sonuca yol açtığını; Dolayısıyla, bankacılık faaliyetleri ile inşaat işlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bilirkişi raporunda bu bütünlüğün gözönüne alınmadığını, iki ayrı iş ve iki ayrı hukuki sonuç olarak değerlendirildiğini, bu nedenle muhasebe kayıtlarında kâr görünüyor olmasının, projeden zarar edilmediği anlamını taşımadığını, bir projeye ait maliyet analizi yapılırken, o inşaata ilişkin tüm harcamaların ve elde edilen hasılatın aynı kriterler kullanılarak analizin yapıldığı tarihe çekilmesinin esas olduğunu, inşaatların tamamlanarak geçici kabullerinin yapıldığı zaman tamamının satılmamış olması ve geçici kabul tarihi baz alınarak finansman faizinin durdurulması halinde, bu işlemden sonra gerçekleşen satış hasılatına finansman faizi yürütülmesi ya da hasılatın gerçekleştiği tarihteki tutar üzerinden analize dahil edilmesi yönteminin, birbirine denk olmayan kavramlarının kararlaştırılması sonucunu doğuracağından, gerçekçi bir maliyet analiz tekniği olarak kabul edilemeyeceğini, bu nedenle hem inşaata ilişkin tüm harcamaların hem de satış hasılatının aynı kriter ve finansman faiz oranları uygulanarak analiz tarihine çekilmesi şeklinde özetlenebilecek olan ve Fiyat Analiz Müdürlüğü tarafından da, bankanın tüm projelerinde uygulanan yöntemin gerçeğe uygun ve enflasyonun etkisini dikkate alarak projenin gerçek kar/zararını ortaya çıkardığını, itirazları sonrasında 14.03.2006 tarihinde farklı bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmişse de farklı bilirkişilerden oluşan uzman heyet üyelerinin önceki bilirkişi heyeti tarafından ifade edilen görüşlerini tekrarladıklarını, itirazlarının gözetilmediğini; Gerekçeli karar içerisinde belirtilen müvekkili bankanın 1997 yılı faaliyetlerinin ibra edildiği hususunun red gerçekçesi yapılmasının da hukuka aykırı olduğunu, KİT niteliğinde olan bankanın Başbakanlık Yüksek Murakabe Kurulunun denetimine tabi olduğunu, bu denetim sonucu verilecek rapor ile ibranın gerçekleşeceğinin kural olarak kabul edilmediğini, davanın temel dayanağını oluşturan raporun, gerekçeye esas alınan bilirkişi heyetinin ibra yetkisini kabul ettiği mekanizma tarafından oluşturulduğunu, bu nedenle bilirkişi heyetinin “söz konusu proje ile ilgili faaliyetlerin bu denetimlerden geçtiği ve bir eleştiri almadığını, sonuç olarak dava konusu projenin 1997 yılı hesapları ile birlikte ibra olunduğu” şeklindeki beyanlarına denetime konu kişilerin ibrası anlamını yüklemenin, açıkça temelsiz ve zorlamalı bir yorum olduğunu düşündüklerini, bu nedenle bilirkişi heyetinin bu görüşüne ve esas alındığı gerekçeli karara katılmadıklarını; Önemle dikkat çekmek istedikleri bir diğer hususun da Yargıtay 11.Hukuk Dairesi tarafından benzer bir başka dava dosyasında Yerel mahkeme tarafından finansman maliyetleri gözardı edilerek verilen red kararın temyiz incelemesinde verilen bozma kararı olduğunu, iş bu kararın gerekçeli temyiz dilekçesinin ekinde sunmuş oldukları Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2016/13781 Esas, 2016/9848 Karar ve 28.12.2016 tarihli kararı olduğunu, müvekkili bankanın temyiz talebi sonrasında lehe verilen bozma kararında ''Dava konusu proje bazlı üretim tekniğine dayalı konut üretim sürecinde katlanılan finansman maliyetlerinin konut maliyetlerine yansıtılması mümkündür. Bu çerçevede, doğrudan dava konusu projeyle ilgili olduğu kanıtlanacak fon kaynak maliyetleri ile dolaylı olarak kanıtlanan ve objektif yükleme anahtarları ile dava konusu projeye yüklendiği kanıtlanacak finansman maliyetlerinin geçici kabul dönemi, yani üretimin tamamlandığı aşamaya kadar üretim maliyetleri içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava konusu proje maliyetlerine yüklenen faiz giderlerinin, proje ile olan ilişkisi ve nasıl hesaplandığı hususu, kaynak türleri, fiilen gerçekleşen kaynak maliyetlerinin davacı tarafça dayanaklarıyla ortaya konulması gerekir. bu durumda, mahkemece konut maliyetlerine yansıtılan finansman faizinin dayanaklarının ve miktarının tespit edilmesi için denetime uygun rapor alınması, tespit edilmesi halinde davacı banka tarafından yapılan dava konusu projeye ilişkin konut maliyetlerine tespit edilen finansman faizi de eklenerek davacının gerçekten zarara uğratılıp uğratılmadığının, davalıların sorumluluğunu gerektirir durum olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş '' denilerek lehe bozma kararı verildiğini, dolayısıyla, bankacılık faaliyetleri ile inşaat işlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, yani davalıların banka zararına sebebiyet verip vermedikleri değerlendirilirken, dava konusu inşaatlar için ayırılan kaynağın getirisini, paranın bankaya olan maliyeti ile kıyaslamanın gerekli ve hatta zaruri olduğunu, iddialarının davalıların görevlerinin gereği olan dikkat ve özeni göstermeden, almış oldukları kararlar sonucu, paranın bankaya olan maliyetini karşılamayan projeler ürettikleri ve bu şekilde banka zararına sebebiyet vermiş olmaları olduğunu, bu nedenle muhasebe kayıtlarında kâr görünüyor olmasının, projeden zarar edilmediği anlamını taşımadığını, “Paranın Bankaya maliyeti hususu” dikkate alınmaksızın, ısrarla muhasebe tekniğinden ve muhasebe kayıtlarından yola çıkarak zararın gerçekleşmediği sonucunda ısrar edilmesini kabul etmediklerini, davalıların kusurlu davranışları ile müvekkilinin zararı arasında sebep-sonuç ilişkisi bulunduğunu, müvekkili bankanın tasfiye halinde olduğunu, faaliyeti alacaklarını tahsil ve borçlarını tasfiye amacıyla sınırlı olarak devam ettiğini, böyle bir durumda tüm alacak tahsili işlemlerinin hayati bir önem kazandığını; 5411 Sayılı Kanun ilgili 133.maddesi uyarınca sorumluluk davası olarak açılan davalarda taraflar lehine maktu vekalet ücreti tayin edilmesi gerekirken aksi yönde davalılardan ... ve ... vekili lehine nispi vekalet ücreti tayin edildiğini, derdest davanın da bankanın eski Genel Müdürü, Yönetim Kurulu Üyeleri ve personelleri hakkında ikame edildiğini, davanın, davalıların görevlerini ifa etmekte iken görev gereklerine ve banka menfaatlerine aykırı olarak ifa ettikleri eylemler nedeniyle neden oldukları banka zararının tazmini amacını taşıyan mali sorumluluk davası olduğunu; Aynı mahkeme tarafından 2015/1253 Esas sayılı dava dosyası kapsamında 22.11.2016 tarihinde 2016/875 Karar sayısı ile verilen gerekçeli kararda, vekille temsil edilen davalılar lehine maktu vekalet ücreti tayin edilmişken mahkeme tarafından 2022/473 Esas sayılı 2022/913 Karar sayılı kararda nisbi vekalet ücreti ödenmesine dair kararın, 5411 Sayılı Kanun’un ilgili 133.maddesinde yer alan emredici mahiyetteki mevzuat hükmüne açıkça aykırı olduğunu, önceki karardan ayrılarak hüküm fıkrası içerisinde farklı bir karara imza atılmasına dair herhangi bir gerekçeye yer verilmediğini, istinaf incelemesinde bu nedenle de kaldırma kararı verilmesi gerektiğini, Yerel Mahkeme kararının, bu kısmıyla emsal Yargıtay kararlarına da aykırı olduğunu; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin Bankacılık Kanunu m.133 gereği sorumluluk davasında maktu vekalet ücreti tayin edilmesi gerektiğine dair 2011/7800 Esas, 2011/23587 Karar, 12.07.2011 tarihli kararı ile yine Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin Bankacılık Kanunu m.133 gereği sorumluluk davasında maktu vekalet ücreti tayin edilmesi gerektiğine dair 2016/35491 Esas, 2017/3366 Karar, 07.03.2017 tarihli karar örneğinin de dilekçeleri ekinde sunulduğunu beyanla İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/473 E. ve 2022/913 K. Sayılı ve 13.12.2022 tarihli kararının müvekkili banka lehine kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili katılma yolu ile istinaf dilekçesinde özetle;İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2020/827 E ve 2022/914 K sayılı ve 09/06/2022 tarihli kararı ile;  İstanbul 6. Ticaret Mahkemesinin 2015/1253 E ve 2016/875 K sayılı ve  22/11/2016 tarihli kararının HMK 353/1-a6 madde hükmü gereğince kaldırılmasına ve dosyanın mahkemesine iadesine hükmedildiğini; Söz  konusu gönderme kararının usûle ve kamu düzenine ilişkin, Yerel mahkeme kararını tamamen ortadan  kaldıran, davanın tüm taraflarını bakımından hukuki sonuç doğuran nihai bir karar olduğunu,  bu bakımdan müvekkili bakımından da etkili olduğunu, ayırca bu kararın ilk derece mahkemesini bağladığını, dolayısıyla ilk derece mahkemesinin bu gönderme kararı çerçevesinde işlem yapmak zorunda olduğunu, nitekim HMK md. 353/1-a6 maddesi hükmünde: \"Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.\" denildiğini, ancak İstinaf mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yargılama yapan Yerel mahkemenin müvekkili bakımından zamanaşımı değerlendirmesi yapmadığını, Yerel mahkemenin davanın esastan reddi kararı isabetli ise de, zamanaşımı def'inin dikkate alınmamış olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu;  Kaldırma kararı uyarınca yeniden yargılama yapan Yerel mahkemenin gerekçeli kararının  3. maddesi ile bir kısım davalılar bakımından nispi vekalet ücretine hükmetmiş, bir kısım davalılar bakımından ise maktu vekalet ücretine hükmetmiş olduğunu, Yerel mahkemenin nispi vekalet ücretine hükmetmiş olması usul ve yasaya uygun ve isabetli ise de, müvekkili bakımından da nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kararın bu kısmının kaldırılmasını  ve müvekkili lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesini talep ettiklerini beyanla  İstanbul 6. Asliye Ticaret  Mahkemesinin  2022/473 E  ve 2022/913 K sayılı ve 13/12/2022 tarihli kararının müvekkili ile ilgili olan ve davanın reddine ilişkin  2. maddesinin onanmasına, müvekkili aleyhine olan  3. maddesinde yer alan hükmün kaldırılmasına ve müvekkili lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı bankanın yönetim kurulu üyesi, genel müdürü, koordinatörü ve sair üst düzey görevlisi olan davalıların, görevde bulundukları tarihte gerçekleştirdikleri eylemler nedeniyle davacının zarara uğradığından bahisle zararın faizi ile tahsili talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalıların bankanın yönetim kurulu üyesi, genel müdürü, koordinatörü ve üst düzey çalışanı olduklarını, Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun 01/07/1999 tarihli ve 14/99-150/31(16) sayılı raporu ile davacı tarafından gerçekleştirilen ...  İnşaatı Projesinde, davalıların gerek projenin gerçekleştirilmesine dair verilen karar aşaması, gerekse projenin uygulanması sırasında yasaların kendilerine yükledikleri sorumlulukları ve görevli yerine getirmeyerek, basiretli bir tacir gibi davranmayarak davacının 25.648.385 TL zararına sebep olduklarının tespit edildiğini beyanla açıklanan zararın faizi ile davalılardan tahsilini talep etmiş, davaya cevap veren bir kısım davalılar davanın zamanaşımına uğradığını, davacının dava konusu inşaat projesi nedeniyle herhangi bir zarara uğramadığını, projenin verilmesi ve uygulanması aşamasında gerçekleştirilen işlemlerde herhangi bir usulsüzlük olmadığını, davalıların ibra edildiklerini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece 22/11/2016 tarih, 2015/1253 Esas, 2016/875 Karar sayılı karar ile davanın esastan reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili ile davalılar ... ile ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 09/06/2022 tarih, 2020/827 Esas, 2022/914 Karar sayılı kararı ile; \"davalılardan ..., ... ve ... vekili, davalılar ... ve ... vekili ile davalı ... vekili tarafından ibraz edilen ayrı ayrı cevap dilekçelerinde zamanaşımı def'inin ileri sürüldüğü, Mahkemece davalıların zamanaşımı def'i hakkında gerek yargılama aşamasında gerekse gerekçeli kararda olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılarak karar verilmediği\"nden bahisle 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiş, Dairemizin kaldırma kararından sonra devam edilen yargılamada İlk Derece Mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçe ile davalı ... mirasçısı ... ve ... yönünden davanın zamanaşımından, diğer davalılar yönünden ise esastan reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili ile davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; bir kısım davalılar yönünden verilen zamanaşımından red kararının hatalı olduğu, davanın dayanağının Mahkemenin kabul ettiği şekilde 1990 yılında alınmış yönetim kurulu kararı değil Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun 1999 tarihli raporu olduğu, davacının yönetim kurulunun bu rapor ile birlikte zararı öğrendiğini, davanın 2000 yılında açıldığı ve zamanaşımına uğramadığı, davacının muhasebe kayıtlarında kar etmiş görünmesinin zararın oluşmadığı anlamına gelmediği, davacının bankacılık faaliyetleri ile inşaat faaliyetlerinin bir bütün olduğu, her ikisinin birlikte değerlendirilmesi ve Fiyat Analiz Müdürlüğü tarafından inşaata ilişkin tüm harcamalar ile satış hasılatının aynı kriter ve finansman faiz oranları uygulanarak analiz tarihine çekilmesi suretiyle yapılan hesaplama neticesinde tespit edilen zararın dikkate alınması grerektiği, bilirkişi heyeti ve Mahkemenin davalıların ibra edilmiş olduklarına dair tespit ve gerekçelerinin yerinde olmadığı, 5411 Sayılı Kanun'un 133. maddesi uyarınca sorumluluk davası olarak açılan davalarda taraflar lehine maktu vekalet ücreti tayin edilmesi gerekirken davalılardan ... ve ... lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğuna ilişkindir. Davalı ... vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebebi ise lehine maktu değil nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir. Davacı tarafın istinaf sebeplerinin incelenmesi; davacı, dava tarihi itibariyle 233 sayılı KHK gereğince kurulmuş bir Kamu İktisadi Teşebbüsüdür. 233 sayılı KHK'nın 4/2. maddesi ile Teşebbüslerin bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi oldukları, 5. maddesi ile teşebbüsün organların yönetim kurulu ve genel müdürlük olduğu, yönetim kurulunun, Teşebbüsün en yüksek seviyede yetkili ve sorumlu karar organı, genel müdürlüğün ise yetkili ve sorumlu yürütme organı olduğu, söz konusu KHK'da teşebbüsün yönetim ve yürütme organının sorumluluğuna ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, 22/01/1990 tarihli Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair 399 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile, Teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel müdür, müessese müdürü, yönetim ve danışma kurulu veya yönetim komitesi üyeleri ile her çeşit personelinin, teşebbüs ve bağlı ortaklıklara verilen sermayeyi ve sağlanan diğer kaynakları verimlilik ve karlılık esaslarına göre kullanmak ve değerlendirmek hususunda gereken gayret ve basireti göstermekle sorumlu ve yükümlü oldukları ve görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve bağlı ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi olduklarının kabul edildiği, açıklanan yasal düzenlemeler gereği davalıların davacı nezdinde yönetim kurulu üyesi, genel müdür, koordinatör ve üst düzey çalışan oldukları nazara alındığında davada, bir kısım davalılar hakkında dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK'nın yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin 336 vd maddelerinin, bir kısım davalılar hakkında ise mülga 818 sayılı BK'nın haksız fiile ilişkin 41 vd maddelerinin nazara alınması gerektiği, 6762 sayılı TTK'nın 340. maddesinin atfı ile 309/son maddesi uyarınca; yönetim kurulu üyelerine karşı tazminat istemek hakkının davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, ancak sorumluluğa dayanak gösterilen fiillerin aynı zamanda cezayı gerektiren filler olması ve Ceza Kanununa göre daha uzun bir zamanaşımı süresine tabi olması halinde ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı, 818 sayılı BK'nın 60. maddesi uyarınca haksız fiilden doğan tazminat taleplerinde zamanaşımı süresinin, zararın ve zarar sorumlusunun öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıl olarak düzenlendiği, somut olayda davacı tarafça davada dayanılan vakıanın, yalnızca inşaat projesinin gerçekleştirilmesine dair alınan yönetim kurulu kararı olmadığı, projenin karar ve uygulama aşamasındaki bir kısım eylemlerin dava konusu edildiği, buna göre Mahkemenin davanın dayanağını 19/04/1990 tarihli yönetim kurulu kararının oluşturduğuna dair kabulünün hatalı olduğu, davacı tarafından zararın ve zarar sorumlularının 01/07/1999 tarihli Teftiş Kurulu raporu ile öğrenildiği ve davanın 01/02/2000 tarihinde açıldığı, rapor ile dava tarihi arasında 7 aylık bir sürenin geçtiği, dolayısıyla davalılar ... ve ... yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen kararın hatalı olduğu, davacının bu yöndeki istinaf sebebinin haklı olduğu anlaşılmıştır. Davanın dayanağını oluşturan her iki hukuki sebep yönünden de davacının tazminat talep edebilmesi için öncelikle zarara uğradığını ispat etmesi gerekmektedir. Davacının dayandığı Teftiş Kurulu raporu, bünyesindeki Fiyat Analiz Müdürlüğü'nün yaptığı maliyet analizine dayanmaktadır. Esasen davacının Fiyat Analiz Müdürlüğü'nün kar-zarar hesabı yapma yetkisi bulunmamakta olup, bu yetki Genel Muhasebe Müdürlüğü'ne aittir. Öte yandan Teftiş Kurulu raporunda; \"Fiyat Analiz Müdürlüğü tarafından yapılan maliyet analizinde 3.484.083 TL zararın tespit edildiği ancak Genel Muhasabe Müdürlüğü tarafından yapılan kar-zarar çalışmasında satışların tamamlandığı 31/12/1997 tarihi itibariyle 792.610.912 TL kar bulunduğunun tespit edildiği, bankanın iki biriminin aynı proje için verdiği rakamlarda bu boyutta farklılık bulunmasının sebebinin, Fiyat Analiz Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalarda projeye ait son konutun satışına dek ilgili rakamsal değerlere Banka kaynak maliyetine esas faiz oranının uygulanması ancak Genel Muhasebe Müdürlüğünce sürdürülen çalışmada bu faizlendirmenin geçici kabul tarihine dek yapılarak, bu tarihten sonra herhangi bir faiz uygulamasına gidilmemesinden kaynaklandığı\"nın açıklandığı, bu minvalde gerek Teftiş Kurulu raporunda, gerekse dava dilekçesinde Genel Muhasebe Müdürlüğü tarafından davacının ticari defter ve kayıtları ve buna göre şirket bilançosu üzerinden yapılan kar-zarar hesabının yanlış olduğuna dair bir iddia ve tespitin bulunmadığı, esasen Fiyat Analiz Müdürlüğü'nün tespitlerinin de davacının kayıtlarına göre yapıldığı, zarar iddiasının, hesaplar arasındaki farkılığın sebebinin ve istinaf dilekçesi ile esasa ilişkin ileri sürülen sebebin ise, her iki müdürlük tarafından yapılan faizlendirmenin son tarihine ilişkin olduğu, dava tarihinde de yürürlükte bulunan 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kar veya zararın, işin bittiği yılın kati olarak tespiti ile tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkûr yıl beyannamesinde gösterileceğinin, 44. maddesinde ise, inşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarihin bitim tarihi olarak kabul edileceğinin düzenlendiği, buna göre dava konusu projenin yıllara sirayet eden bir inşaat projesi olması sebebiyle kar-zarar hesabının projenin tamamlandığı, yani geçici kabulünün yapıldığı tarihe göre belirleneceği ve Teftiş Kurulu raporunda da kabul edildiği üzere davacının Genel Muhasebe Müdürlüğü tarafından yapılan kar-zarar hesabında geçici kabul tarihinin esas alındığı, yapılan kar-zarar hesabının usul ve yasaya uygun olduğu, davacının söz konusu yasal düzenlemenin kendisi açısından uygulanmaması gerektiğine dair bir yasal dayanağının bulunmadığı, soyut sebeplerle faizlendirmenin satışların tamamlandığı tarihe kadar yapılacağını iddia ettiği, sonuç olarak davacının söz konusu proje nedeniyle zarar etmediği, aksine kar elde ettiği ve Mahkemece tüm davalılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Davacı tarafın son istinaf sebebi davada, davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkin olup, davacının, faaliyet izni kaldırılarak fona devredilmiş bir banka ve davanın da fon tarafından açılmış bir dava olmadığı, dolayısıyla 5411 sayılı Kanun'un 133. maddesinin iş bu davada uygulanamayacağı, bununla birlikte karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/4. maddesi uyarınca, maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücretine, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre, yani maktu vekalet ücretine hükmedileceği, bu nedenle gerekçesi hatalı olmakla birlikte davacı vekilinin davalılar ... ve ... lehine karar tarihindeki AAÜT uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine dair istinaf sebebinin haklı olduğu anlaşılmıştır.Davalı ...'ın katılma yolu ile istinaf başvurusunun incelenmesi; her ne kadar davalı tarafından Dairemizin ilk kaldırma kararı uyarınca Mahkemece kendisinin ileri sürdüğü zamanaşımı def'inin de değerlendirilmesi ve davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi gerektiği iddia edilmiş ise de, davalının Mahkemece verilen 22/11/2016 tarihli ilk karara karşı istinaf başvurusunda bulunmadığı, Dairemizce davalılar ... ve ... tarafından sunulan istinaf dilekçesinde zamanaşımı def'inin değerlendirilmemesi bir istinaf sebebi olarak ileri sürüldüğü ve Mahkemece adı geçen davalılar yönünden bir değerlendirme yapılmadığından kararın HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırıldığı, re'sen ve kamu düzeni gerekçesi ile verilmiş bir kaldırma kararı olmadığı, dolayısıyla Mahkemece yalnızca istinaf başvurusunda bulunan davalıların zamanaşımı def'i ve bu davalılar lehine yeniden vekalet ücreti yönünden değerlendirme yapılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, Mahkemece verilen ilk kararda tüm davalılar lehine 1.800 TL vekalet ücretine hükmedildiği, bu karara karşı gerek esas, gerekse vekalet ücreti yönünden istinaf başvurusunda bulunmayan davalılar yönünden davacı  yararına bir kazanılmış hak oluştuğu ve Mahkemece bu kazanılmış hak gözetilerek davalı ... lehine aynı şekilde 1.800 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmış, davalının istinaf başvurusu haksız bulunmuştur.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen ve kısmen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden davanın tüm davalılar yönünden esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı ...'ın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacının istinaf başvurusunun KISMEN VE USULEN KABULÜ ile,  İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/12/2022 tarih ve 2022/473 Esas - 2022-913 Karar sayılı kararının HMK 353/1-b2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; Davanın REDDİNE,<br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:  3-Davacı taraf harçtan muaf olduğundan bu  konuda karar verilmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davalılardan ... ve ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 30.000 TL maktu vakalet ücretinin (belirlenen nispi vekalet ücretinden  kendisini vekil ile temsil ettirmiş olan davalılar ..., ..., ... lehine 1.800,00 TL vekalet ücretinin adı geçen davalılara verilmesi hususunun tahsil aşamasında dikkate alınmasına) davacıdan alınarak adı geçen davalılara verilmesine, 7-Kullanılmayan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 8-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı ve davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 9-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL harcın  davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 10-Davacı taraf harçtan muaf olduğundan bu  konuda karar verilmesine yer olmadığına,11-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 8.496,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve dosyanın istinafa gidiş dönüş gideri ile tebligat ücreti olan 151,00 TL toplamı 8.647,00 TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 12-Davalı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,13-Artan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 21/11/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"aeb9aa2c68de561b","SID":"603f7673a2002f0e"}}