{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO:2022/710 Esas<br>KARAR NO:2024/1908<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ:26/11/2021<br>NUMARASI:2021/311 E. - 2021/223 K.<br>DAVANIN KONUSU:Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:21/11/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Davacılar vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin züccaciye, ev eşyası ve mutfak eşyası sektöründe faaliyet sürdürdüğünü ve söz konusu sektörde önde gelen firmalardan olduğunu, müvekkillerinden ...'ın ...Derneği Yönetim kurulu üyesi olduğunu, aynı zamanda ... Derneği yönetiminde olduğu ... ibareli markaya ciddi emek ve sermaye harcadığını, ... ibareli marka müşterilerine ulaşan ve reklam yatırımları yapan müvekkilinin ...'de yayınlanan ... isimli programa sponsor olduğunu, öncelikle uzman bir bilirkişi marifetiyle davalıya ait ... isimli sayfada ve davalının iş yeri adresinde müvekkiline ait marka hakkına tecavüzüne ilişkin delillerin tespitine, davalı firmanın haksız ve hukuka aykırı bir şekilde müvekkillerinin marka hakkına yaptığı tecavüz eyleminin durdurulması için marka hakkına tecavüz teşkil eden ve müvekkilinin markasının geçtiği her türlü tabela, pano, afiş, katalog, reklam ve tanıtım aracına, ambalajlara ve müvekkilinin marka ismini taşıyan her türlü ürünün ve emtia ilişkin olarak davalı firmanın yukarıda yer alan adresinde ve tespit edilecek diğer adreslerde el konulması ve toplanması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, müvekkilinin marka hakkına tecavüzün durdurulmasına, haksız tecavüzün önlenmesine ve bu suretle tecavüzün giderilmesine,  haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, davalının müvekkilinin markası olan \"...\" ve \" ...\" internet ortamında ve her türlü sosyal paylaşım sitelerinde (facebook vb.) ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılmasının engellenmesine, ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılmasının engellenmesine, masrafın davalıdan alınarak kararının gazetede ilanına,  yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacıların markasının tanınmış marka olmadığını, müvekkilinin ticaret unvanının; kendi soy ismi olan \"...\" kelimesi ile faaliyet konusunu gösterir \"...\" ibarelerinden oluşan \" ...\" olup müvekkilinin bu unvanını 2009 yılında tescil ve ilan ettiğini, bu soyadını taşıyan birçok kişinin bu soyadını markasında, ticaretinde veya unvanında kullanmak isteyebileceğini, tarafların faaliyette bulundukları sektörlerin birbirinden tamamen farklı olduğunu, ...'na kayıtlı \"...\" ibareli bir sürü ticari unvanın var olduğunu, davacıların müvekkilinin bu ticari unvanı kullandığını 10 yıldan daha uzun süredir bildiklerini, bu nedenle 10 yıl gibi uzun bir süreden sonra açılan bu davanın sessiz kalma sabebiyle, TMK. 2.maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesi gereğince reddinin gerektiğini, davanın ve ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; \"...Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile; Davalının, davacıya ait \"...\" esas unsurlu markalardan doğan haklarına tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespitine, davalının \"...\" ibaresini ihtiva eden ürünleri üretiminin, ithal ve ihracının, satış ve dağıtımının men'ine, \"...\" ibaresinin tanıtım ve reklamlarda kullanılmasının men'ine, \"...\" ibaresini ihtiva eden ürünlere, ambalajlara, basılı evraklara, tabela, reklam ve panolara el konularak hüküm kesinleştiğinde imhasına, fazlaya ilişkin talebin reddine,-Davalının, ... isimli sosyal medya platformunda \"...\" ibaresinin alan adı, yönlendirici kod veya anahtar sözcük olarak kullanmasının men'ine, -\"...\" ibaresinin davalı tarafından her türlü sosyal paylaşım sitelerinde alan adı, yönlendirici kod veya anahtar sözcük olarak kullanmasının önlenmesine şeklindeki davacı talebinin, infaza elverişli olmaması ve infazda tereddüt uyandıracak mahiyette olması nedeniyle reddine, -Davalının \"...\" ibaresinin ticaret unvanı veya işletme adı olarak kullanmasının engellenmesi talebinin reddine,-Kabulüne karar verilen taleplere dair \"...\" ibaresinin de dahil edilmesi talebinin reddine,\" karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -ilk derece mahkemesi tarafından yapılan 12.03.2021 tarihinde yapılan 2 no'lu celsede taraflarına talep sonucunun açık bir şekilde mahkemeye bildirilmesi yönünde 1 haftalık kesin süre verildiğini ve süresi içinde 16.03.2021 tarihinde talep kısmının bildirildiğini, ticaret sicilden terkin taleplerinin ret edilmesinin dosya kapsamına ve 6769 Sayılı Kanunun  7/3-e Maddesine aykırı olduğunu, davalının  ticaret unvanın eki niteliğindeki \" ...\" ibaresindeki \"...\" ibaresini müvekkillerinin, marka hakkına tecavüz edecek şekilde markasal olarak kullandığını tespit ettiğini ancak davalının ticaret unvanın 2009 yılında tescil edildiği ve bu tarihten beri bu kullanıma karşı çıkılmadığı sessiz kalma süresinin geçirilmesi nedeniyle taleplerinin reddine karar verildiğini, davalı tarafın ticaret unvanını olduğu şekili ile değil, müvekkillerin marka hakkına tecavüz teşkil edecek şekilde ticaret unvanını markasal olarak kullandığı tespit edilmesi nedeniyle 6769 sayılı yasanın 7/3-e bendi gereğince davalı tarafından bu markayı ticaret unvanı olarak kullanılmasını yasaklama/terkin talebi kanuna ve somut olaya uygun ve haklı bir talep olduğunu, müvekkillerinin ticaret unvanının, davalıdan daha eski bir tarihte \"...- .../...\" olarak 13.05.1998 tarihinde ticaret sicile tescil edildiğini, müvekkilinin \"...\" ibaresini davalıdan daha önce kullanmaya başladığını, öncelik hakkı mevcut olduğunu,Davacı müvekkillerinin TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de davalının ticaret unvanındaki \"...\" ibaresinin terkinini talep etme hakkı  ve TTK m. 56 vd hükümlerince mümkün olduğunu,  Davalı tarafın, ticaret unvanında \"...\" ibaresi kalmaya devam ettikçe taraflar arasındaki uyuşmazlığın kesin bir şekilde sonuçlanmamış olacağını, müvekkilinin markası ile iltibas oluşturma durumu ve taraflar arasında  yeni bir muaraza çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu -Dava konusu somut olayda, müvekkillerinin, davalı tarafın haksız ve hukuka aykırı kullanımından haberdar olduktan sonra bu kullanıma karşı sessiz kalmadıklarını, öncelikle davalı tarafa ihtarname keşide ettiklerini, bu girişim sonuçsuz kalınca iş bu davayı açtıklarını, her ne kadar ticaret unvanları tescil ve ilan edilse de uygulamada Türkiye genelinde, hiç kimsenin tescil ve ilan edilen ticaret ünvanlarını takip etmediği, mevcut sistemde bunun epey bir zaman ve masraf gerektirdiğini, bu sebeple, davalının 2009 yılında tescil edilen ticaret unvanını, davacı müvekkillerin bilmesi ve buna rağmen bu kullanıma rıza göstermesi gibi bir durum asla söz konusu olmadığını Müvekkillerinin, davalı tarafın ticaret unvanından, davalının, marka hakkına tecavüz teşkil eden fiillerini öğrenmesi sonucu davalı tarafın ticaret unvanından haberdar olduklarını, Davalı tarafın da zaten bunun aksini kanıtlayamadığını, şayet bir süre başlangıcı yapılacaksa o takdirde bu sürenin davalının ticaret unvanını haksız ve hukuka aykırı bir şekilde müvekkilin marka hakkına tecavüz etmeye başladığı tarihten itibaren başlatılması gerektiğini, Davalı tarafın, ticaret unvanını dürüst bir şekilde kullanmadığı ve müvekkilinin marka hakkına tecavüz ettiği ve müvekkilinin markası ile iltibas oluşturduğu da yapılan yargılama sonucunda ortaya çıktığını,TMK'nun 2. maddesine aykırı davranan ve ticaret unvanını dürüstçe ve iyi niyetli bir şekilde kullanmayan tarafın davalı olduğunu,-Mahkemece sadece müvekkiline ait  \"...\" markası yönünden taleplerini kabul ettiğini ancak kabul edilen taleplere \"...\" ibaresinin dahil edilmesi talebinin reddine karar verildiğini, bilirkişi raporuna göre davalı tarafın hukuka aykırı eylemi, müvekkiline ait olan ..., ..., ... tescilli markalarına tecavüz teşkil ettiğinin tespit edildiğini, Davalının tecavüz ettiği müvekkillinin markaları içinde \"...\" işareti de yer aldığını,  \"...\" ile \"...\" ibaresinin son derece birbirine benzer ve karıştırılmaya uygun ibareler olduğunu, -\"...\" ibaresinin davalı tarafından alan adı, yönlendirci kod veya anahtar sözcük olarak kullanımının engellenmesi talebinin de infaza elverşlili bir talep olup bu talebin ret edilmesinin hukuka aykırı olduğunu,  6769 sayılı kanunun 7/3/d bendi \"İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılmasının yasaklanmasını talep edilebilir\" hükmüne amir olduğunu,  davalının  \"...\" ibaresini \"faceebok\" isimli sosyal medya platformunda kullanmasının engellenmesine karar verdiğini, bu hali ile karar kendi içinde çeliştiğini, talep kısmında sadece sosyal medya yazmamakta olup internet ortamında \"...\" ibaresinin davalı tarafından kullanımın engellenmesi talebi de olduğunu,-İlan talepleri  ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, -İlk Derece Mahkemesi'nin vekalet ücretinin de eksik olduğunu, marka hakkına tecavüzün tespiti ile önlenmesi talebi yanında davalının eylemlerinin TTK 54. ve devamı maddelerince haksız rekabet teşkil  ettiğinin tespiti de bulunduğunu, her iki ayrı dava bakımından objektif dava birleşmesi bulunduğunu davalı tarafın eylemlerinin, müvekkillinin marka haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine karar vermiş olduğu gibi ayrıca davalının eylemlerinin haksız haksız rekabet teşkil ettiğine de karar verildiğini kararın bu nedenlerle kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Yerel Mahkeme'nin sınıfsal benzerliğin varlığından hareketle, müvekkilinin \"...\" şeklindeki tescilli ticaret unvanının kullanımının yasaklanması şeklindeki kararı yerinde olmadığını, Yerel Mahkeme'nin, tarafların sektörlerinin farklı olup-olmadığı ile ilgili somut inceleme yapmadan eksik inceleme ile karar verdiğini, Müvekkilinin 2009 yılında tescil ve ilan ettiği \"...\" isimli unvanı, ticaret unvanı olup, müvekkilinin markasal kullanımı söz konusu olmadığını, Müvekkilinin tescil ve ilan ettiği ticaret unvanını kullandığını, Müvekkilinin ticaret ünvanını salt ünvan olarak kullandığı, herhangi bir markasal kullanımının bulunmadığı, yapılan 21.09.2020 tarihli keşifte tespit edilen tabela, kartvizit ve fatura koçanının markasal kullanıma hizmet etmediği, şirketin ticaret ünvanını kullanma zorunluluğundan ileri geldiğini, müvekkilinden habersiz bir şekilde yapılan keşif-bilirkişi incelemesinde davacı ürünleri ile aynı veya benzer herhangi bir mal satışının yapılmadığı, sadece tabela, fatura koçanı ile kartvizit bu nedenle müvekkilinin markasal bir kullanımının bulunmadığını, davacı ürünleri ile aynı veya benzer mal satışı yapılmadığı için karıştırılma tehlikesinin bulunmadığının da tespit edildiğini, aksi yöndeki kararın yerinde olmadığını,-Tarafların faaliyette bulundukları sektörlerin birbirinden tamamen farklı olduğunu, dolayısıyla yerel mahkemenin tarafların faaliyet alanlarının benzer olduğu yönünde yapılan değerlendirmenin gerçeklere aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda mal ve hizmet yönünden değerlendirmede davalı tarafın kullanımlarının hırdavat üzerine olduğu ticaret sicil kaydında da Nace Kodu 46.15.02-Hırdavatçı (nalburiye) eşyalarının ve el aletlerinin olduğu, bu açıdan davacının 35. Sınıfta hırdavat (nalburiye) eşyası müşterilerinin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için malların bir araya getirilmesi hizmetlerine yönelik sınıflarda tescilli olduğu ve bu nedenle mal ve hizmetlerin benzer olduğu şeklindeki tespiti yerinde olmadığını, eksik inceleme sonucu hazırlanan raporun hükme esas alınmaması gerektiğini, heyette sektör bilirkişisinin olmamasının başlı başına raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığını açıkça gösterdiğini,  heyete sektör Bilirkişi dahil edilerek tarafların iştigal konularının aynı olup-olmadığı, bu anlamda aynı veya benzer sektör olup-olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini, Davacıların kendileri bizatihi iştigal alanlarının züccaciye, mutfak eşyaları olduğunun ifade ettiğini, Müvekkilinin \"hırdavat\" sektöründe faaliyette göstermekte olup hırdavat; ürünlerin üretiminde, onarılmasında, tamirinde kullanılan her türlü alet, taşınabilir makine, sarf malzemelerine verilen genel ad olup, müvekkilinin sektörü olan hırdavat sektöründe pense, kerpeten, karga burun, çivi, matkap, mengene vs. gibi ürünler satıldığını, davacının ticari faaliyet alanını, porselen, cam gibi eşyalardan üretilen, daha çok mutfak bölümünde kullanılan, tencere, tava, kahve fincanı takımı, tencere seti, çaydanlık vs. gibi ürünlerin satışından oluştuğunu, bu konuda araştırma yapılmadan kurulan hükmün yerinde olmadığını,-Yargılamanın başından beri, müvekkilinin bahse konu, \"...\" isimli ticari unvanı 2009 yılından beridir kullanması ve davacının sessiz kalması nedeniyle dava hakkı ortadan kalktığını, kararın kendi içerisinde çelişkili olduğunu, tescil ve ilan edilen Ticari unvanın markasal kullanım olduğundan bahisle karar vermesinin bu anlamda hukuka aykırı olduğunu,  \"...\" ibaresinin müvekkilinin soy ismi olup, müvekkilinin aynı zamanda kendi soy ismi olan \"...\" ibaresini tescil ve ilan ettirdiğini ve \" ...\" olarak kullandığını, \"...\" ibaresinin kelime olarak kullanılmayı yasaklamaya uygun bir kelime olmadığını, bu soyadını taşıyan birçok kişinin bu soyadını markasında, ticaretinde veya unvanında kullanmak isteyebileceğini, tescil ve ilan edilen bir unvanın varlığından haberdar olmadığının ifade edilmesinin kabul edilemez olduğunu,  devletin resmi sicilinin varlığının kabul edilmemesinin, kabul edilemez bir durum olduğunu, Müvekkilinin İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarında... unvanlı ... sicil nolu firmanın 23.07.2009 tarihinden beri teknik hırdavat meslek grubunda, Hırdavatçı Nalburiye eşyalarının satışı işi ile iştigal etmesi sebebiyle tescile dayalı olarak kullandığını, müvekkilinin kullanımının tescile dayalı haklı bir kullanım olduğunu,  müvekkilinin bu şekildeki kullanımı nazara alındığında Davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin tescilli kullanımının markasal kullanım olmadığını,Yerel Mahkeme'nin hem kullanımın markasal olmadığını ifade ettiğini ve bu nedenle tescil tarihi olan 2009 tarihinden bu yana kullanmanın markasal olmadığını tespit ettiğini hem de 2009 yılından beri kullanılan ticaret unvanının uzun süre kullanılması nedeniyle sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluştuğunu ve bu nedenle Ticaret Unvanının terkin edilmesinin istenemeyeceğine karar verdiğini, Yerel Mahkeme kararının bu anlamda markasal kullanım olduğu şeklindeki kararının yerinde olmadığını, -Davacının \"...\" kullanımı genelde \"...\" \"...\" şeklinde olup harf renkleri siyaha boyalı daire, dikdörtgen veya kare içerisine konuşlandırıldığını, Müvekkilinin ise ...'ı tamamen soyadı olarak, herhangi bir kare dikdörtgen veya daire içerisinde konuşlandırmadan, hırdavat ibaresi ile bir bütün şeklinde ticaret unvanında kullandığını, bu haliyle müvekkilin bu kullanımı markasal bir kullanım olmayıp, ticari ünvan kullanımı şeklinde olduğunu,   müvekkilinin ticaret unvanı ile davacının kullanım şekli ve kullanım alanı ile farklı olduğundan marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinden söz edilemeyeceğini, kişi soyadının marka olarak seçilmesi halinde, marka ticari bir nitelik kazandığını, müvekkilinin kendisi soyadını, davacının kullanımına benzer biçimde herhangi bir şekil-şema içerisine sokmaksızın düz bir biçimde ve faaliyet alanı ile birlikte kullanması karşısında, müvekkilinin davacının marka hakkına tecavüz ettiğinden söz edilmesi mümkün olmadığını, aksi takdirde kişinin kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanımının cezalandırılmasının gündeme geleceğinden anayasal haklara aykırılık teşkil edeceğini, bu nedenle müvekkilinin, davacının markasına hiçbir biçimde şekil olarak benzemeyen sadece kırmızı renkte büyük harflerle kullandığı soyadının marka hakkına tecavüz teşkil edeceği fikrinin hiçbir biçimde kabul edilemeyeceğini, davanın kısmen kabulüne dair kararının ortadan kaldırılmasına, Davanın Reddine Karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; davalının, davacılara ait tescilli markalarından doğan haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i ve \"...\" kelimesinin ticaret unvanı ile işletme adı olarak kullanmasının engellenmesi talebine yöneliktir. Davacının \"...\" ve \"...\" ibarelerinin olduğu ..., ..., ..., ... ve ... tescil numaralı markalarının olduğu, ..., ... ve ... tescil numaralı markalarının 35.sınıfta \"hırdavat (nalburiye) eşyası müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için malların bir araya getirilmesi\" hizmetleri bakımından tescilli olduğu; ... ve ... tescil numaralı markalarının ise 6. ve 20.sınıfta hırdavat emtiası bakımından tescilli olduğu, davalının ticaretinin ise hırdavat (nalburiye) emtia ve hizmetleri kapsamında kaldığı anlaşılmıştır.22/09/2020 tarihli bilirkişi raporunda; \"ilgili adreslerde davacıya ait markaları ihtiva eden kullanım olarak; 1 adet tabela, 1 adet (tavanda) tanıtım tabelası, 1 koçan fatura, 30 adet kartvizit üzerinde kullanımların tespit edildiğini, davacı yan tarafından inceleme konusu edilmesi talep edilmiş olan sosyal medya hesabında ise halihazırda herhangi bir kullanıma erişilemediğini, incelenen ilgili kullanımların davacılara ait markalarla nihai tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet verecek kadar benzerlik arz ettiğini, davacılara ait markaları ihlal eder mahiyette olduğunu, davacılar ile haksız rekabet teşkil eder mahiyette olduğu\" hususlarını tespit ve rapor ettiği görülmüştür.Bilirkişi ek raporunda sonuç olarak; \"kök raporda arz ettiği görüşleri değiştirmesini gerektirir herhangi bir durumun mevcut olmadığı\" hususlarını bildirdiği görülmüştür. Bilirkişilerin 20/09/2021 tarihli raporunda; \"Davalının kullandığı işaretlerin 22/09/2020 tarihli bilirkişi raporunda yapılan tespitlerde ticari işletmelerin ayırt edilmesinden öte, sunulan hizmetleri ayırt edicilik kazandırmaya yönelik olarak markasal kullandığını, davalının ticari sicili kayıt tarihi 2009 ise de, davalının bu markasal kullanımlara ne zaman başladığı ve davacının bu markasal kullanımdan haberdar olarak uzun süreli sessiz kaldığına yönelik bir veri dosyada bulunmadığından sessiz kalma yoluyla hak kaybının tespit edilemediğini, davacının aynı veya benzer sınıfta tescilli ... başvuru numaralı, ... başvuru numaralı, ... başvuru numaralı, ... başvuru numaralı, ... başvuru numaralı seri markaları ile davalının \"...\" ibaresini ve görselini ihtiva eden kullanımı ile şeklindeki kullanımlarının davacı yana ait markalara tecavüz teşkil eder mahiyette olduğu\" hususlarını tespit ve rapor etmiştir.Davalı vekili istinaf istemine ilişkin olarak;Dosya kapsamı, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, davalının ticaret ünvanı ve sosyal medya hesabında markasal kullanım bulunduğu, her ne kadar bilirkişiler markasal kullanım bulunmadığını belirtmiş ise de, ... ibaresinin öne çıkacak şekilde kullanıldığı,Davaya konu olan markaların bütün olarak  bakıldığında  görsel ve işitsel  olarak  benzer olduğu, bununla birlikte davalının kullanımının  kullanımlarının hırdavat üzerine olduğu ticaret sicil kaydında Hırdavatçı (nalburiye) eşyalarının ve el aletlerinin olduğu, bu açıdan davacının 35. Sınıfta hırdavat hizmetlerine yönelik sınıflarda kullanımının da bulunduğunun kabulü gerektiği, davalının hırdavat yönündeki kullanımının davalıya öncelik hakkı sağladığı, diğer yandan 2010 tarihinden itibaren davacı ve davalının ... iş merkezinde birlikte faaliyet gösterdikleri, davacının bu faliyet nedeniyle davalının markasal kullanımından haberdar olması gerektiği bu nedenle marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yönünden de sessiz kalma süresinin hesabında dikkate alınması gerektiği,  davacının dava açmayarak  sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı,  her iki tarafın sektörde barışçıl şekilde birlikte faaliyet gösterdiği, bunca yıl sonra davalının markaya tecavüz ve haksız rekabette bulunduğunu ileri sürerek dava açmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği ve korunamayacağı anlaşılmakla ve davalının, davacıya ait  tescilli markayı kullandığına dair delil bulunmadığı gözetildiğinde, ispatlanamayan  markaya tecavüz, haksız rekabet  davasının reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi yerinde olmadığından Mahkeme kararın kaldırılmasına karar verilerek, davalının istinaf isteminin kabulüne karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf istemine ilişkin olarak; Davacı vekili, davalı tarafın  ... sitesinin ve ticaret ünvanının davacıya ait marka tescillerinden kaynaklanan haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.Marka hakkına tecavüz 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 29. ve 30. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK Md. 55/4 “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü ihtiva etmektedir. “Her türlü mal bakımından marka hakkına tecavüz söz konusu olmaksızın ya da marka hakkına tecavüz ile birlikte, “ürün şekli” “ürün ambalajı” ve “satışa sunum şekli” gibi hallerde yaratılan karıştırma (eski ifadeyle iltibas) nedeniyle haksız rekabet söz konusu olabilmektedir.” (Türk Marka Hukuku 4. Baskı Sayfa 578, Uğur Çolak) Markanın kullanımına ilişkin haklı veya  meşru bir bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılmasının tescilli marka sahibi tarafından önlenebileceği düzenlenmesi mevcut ise de dosya kapsamında  davalının alan adı, yönlendirci kod veya anahtar sözcük olarak kullanımının bulunduğuna ilişkin delil bulunmadığı, bu konuda Mahkemece tespit edilmeyen tecavüz yönünden bir karar verilemeyeceği bu konudaki istinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davalı tarafça, 23/07/2009 tarihinde Ticaret Odasına kayıt yaptırılarak,\"hırdavatçı- nalburiye\" hizmet grubunda faaliyet göstermek üzere işletme adının tescil edildiği ,  mahkemece alınan bilirkişi raporunda davalının tabela, fatura ve kartvizit üzerinde kullanımının bulunduğunun tespit edildiği, kullanımın 35. Sınıfta kullanım mahiyetinde bulunduğu, davalı tarafça davacı marka tescil başvurusundan önce \"...\" ibaresinin, hırdavat malzemelerinin satışı hizmetlerinde  kullanıldığı anlaşılmıştır. Davacı vekilinin istinaf dilekçesi ekinde ... Mutfak eşyaları-... ibareli 13/05/1998 tarihli oda tescil kaydını sunduğu anlaşılıyorsa da, davacının sunduğu kayıttan züccaciye sınıfında faaliyet göstermek üzere kurulduğu, firmanın iş konusunun bilumum mütfak eşyaları alım satımı hizmetleri olduğu anlaşılmıştır. Esasen sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilk kez SMK 26/6 maddesinde hükümsüzlük davaları için düzenlenmişse de, temelini TMK 2. Maddeden alan bu itirazın, markaya tecavüzden kaynaklanan davalar ile ticaret unvanı ve alan adı terkini davalarında da uygulanacağı  uygulamada mahkemelerce ve Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiştir (bkz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 26/02/2020 Tarih, 2017/11-27 Esas, 2020/225 Karar sayılı kararı). (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18.07.2011 tarih, 2010/391 esas, 2011/8996 karar sayılı ilamı) Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 26/02/2020 Tarih, 2017/11-27 Esas, 2020/225 Karar sayılı kararı, \" Öte yandan, davacı şirket tarafından davalıya 16.01.2007, 30.11.2007, 15.07.2008, 04.03.2009 tarihli ihtarnameler gönderilmiş, ancak işbu dava 12.05.2010 tarihinde açılmıştır. Bu itibarla uzun süre boyunca, belirli aralıklarla sadece ihtarname gönderen, fakat dava açmayan ve ihtarname dışında unvanın kullanılmaması için herhangi bir girişimde de bulunmayan davacı şirketin sessiz kalmadığını ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Zira kullanımın daha fazla devamını istemeyen davacı şirket, ihtarnameler göndermiş ise de makul bir süre içinde bu iradesini dava yoluyla da göstermelidir.Hâl böyle olunca, davacı şirketin hem davalının ticaret unvanının tescilinden itibaren yaklaşık altı yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra ihtarname göndermesi  hem de ihtarnamelerin gönderilmesinden sonra makul süre içerisinde dava açmaması nedeniyle ticaret unvanının terkini davasında sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının kabulü gerekir.Davalının 2010 yılından beri faaliyetini davacının da faaliyet gösterdiği, ... yürüttüğü, davanın açıldığı tarih gözetildiğinde TMK 2. maddesi gereğince, davacı tarafın, davalının ticaret unvanı kullanımına 5 yıldan uzun süre sessiz kaldığı, tarafların  uzun süredir piyasada birlikte var olma şartlarının gerçekleşmiş olduğu, davacının bunca yıldır sessiz kaldıktan sonra, davalı tarafça artık bu ibarenin işletme adı ve ticaret unvanı olarak kullanılmasına katlanmak durumunda olduğu, tecavüz ve haksız rekabet sebebi yapılamayacağı anlaşılmıştır.Davacı taraf davalının \"...\" kullanımının bulunduğunu iddia etmiş ise de sunulu delil ve raporlarda \"...\" kullanımının bulunmadığı ayrıca Davalının kullanımının  \"...\" ibareli olduğundan ve buna yönelik hüküm kurulmuş olduğundan , mahkemece  ayrıca  \"...\" ibaresinin tecavüzüne ilişkin tespitin yapılmasının da yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Mahkemece markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti üzerinden vekalet ücreti ve  ilan yönünden hüküm kurulmadığı yönündeki istinaf istemlerinin ise kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulması nedeniyle yerinde bulunmadığı anlaşılmıştır.Açıklanan sebeplerle, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesine göre İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davanın reddine dair karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE,2- Bakırköy 2. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 26/11/2021 tarih, 2021/311 E., 2021/223 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,Bu kapsamda; 3- Davanın REDDİNE,4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu  ile 373,20 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 229,10 TL yargılama giderinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 4/ç- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu  ile 346,90 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 5/b-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/c-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 220,70 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 104,6‬0 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 325,3‬ TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5/ç-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 21/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ad9c8ba3e23a1bf1","SID":"fae9a10e829acbb5"}}