{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/1730 - 2024/2094<br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2023/1730 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/2094<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...(...)<br>ÜYE\t\t: ...(...)<br>ÜYE\t\t: ...(...)<br>KATİP\t\t: ...(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 25.01.2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/99 Esas -  2022/42 Karar<br><br>İSTİNAF YOLUNA<br>BAŞVURAN DAVACI\t: ...<br>VEKİLİ\t: Av. ...<br><br>DAVALI\t: ALLİANZ SİGORTA A.Ş. <br>VEKİLİ\t: Av. ...<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>BAŞVURU TARİHİ\t: 15.06.2022<br>İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ: 01.11.2023<br>KARAR TARİHİ\t: 06.12.2024<br>YAZIM TARİHİ\t: 06.12.2024<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla;<br><br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ\t: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ...'ın eşi, diğer davacıların babaları olan ...'ın 20.03.2017 tarihinde ... plakalı araç ile Sorgun ilçesinden Kadışehri ilçesine seyir halinde iken tek taraflı olarak kaza yapması sonucunda vefat ettiğini, müteveffa ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araç davalı sigorta şirketi tarafından 0001-0210-17512509 nolu poliçe ile zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı olduğunu, ...'ın vefatı sebebi ile eşi ve çocuklarının müteveffanın sağladığı maddi olanaklardan yoksun kaldıklarını, bu itibarla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 18.000,00 TL Maddi Tazminat'ın (... açısından 6.000,00 TL, ... açısından 6.000,00 TL, ... açısından 6.000,00 TL) faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, somut olayda başkasına karşı işlenmiş bir suç olmadığından, mezkur kaza tek taraflı bir kaza olduğundan ve iddiaya göre sigortalı araç sürücüsü konumundaki müteveffa kendi kusurlu eylemi sonucu vefat ettiği için cezalandırılacak kimse de bulunmadığından, dava konusu talepler KTK'daki uzamış ceza zamanaşımı süresine tabi değil, 2 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, dava konusu taleplerin teminat dışı olduğunu, mezkur kazaya karışan ... plakalı aracın davalı şirket Allianz Sigorta A.Ş. nezdinde 08.09.2016-08.09.2017 tarihleri arasında 0001-0210-17512509 poliçe numarası ile Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile sigortalı bulunduğunu, davacılar işbu sigortalı aracın 20.03.2017 tarihinde karıştığı mezkur kaza neticesi vefat eden sigortalı araç sürücüsü ...'ın geride kalan yakınları olarak müteveffanın %100 kusurlu olduğunu iddia ederek davalı şirkete karşı desteğinden yoksun kalma tazminatı talebinde bulunduklarını, Mevzuatta da yer aldığı üzere haksız fiilden kaynaklı borcun doğması için kişinin başkasına zarar vermesi gerektiğini, davacıların talep ettiği destekten yoksun kalma tazminatının, gerek Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinde, gerek ise Türk Borçlar Kanunu 49/1 maddesinde öngörüldüğü üzere usul ve yasaya aykırı olduğundan teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İlk derece mahkemesi tarafından davacıların desteğinin davaya konu trafik kazasında tam kusurlu olduğu ve davacıların desteğin idaresindeki aracın sigortacısı olan davalı sigorta şirketinden destek tazminatı talep etme hakkı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. <br>Yerel mahkemenin bu kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkemece deliller  toplanmadan davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Dava; trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.<br>Somut uyuşmazlıkta, davacılar desteği 20.03.2017 tarihinde yapmış olduğu tek taraflı trafik kazası sonucunda hayatını kaybetmiştir. Tüm dosya kapsamına göre anılan kazanın meydana gelmesinde davacılar desteği dışında kazaya etmen başka bir kişi veya nesne bulunmadığı kazanın tamamen davacılar desteğinin araç sürüş ve güvenlik tedbirlerine aykırı davranmasından kaynaklanmakta olduğundan, davaya konu kazada davacılar desteğinin tamamen kusurlu olduğu değerlendirilmiştir.<br>Şu halde, tek taraflı trafik kazalarından desteğin tamamen kusurlu olması halinde destekten yararlananların tazminat talep hakkı olup olmadığını güncel tartışmalar ışığında ele alıp değerlendirmek gerekmiştir.<br> 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarının C10. Maddesi ile 12.08.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni genel şartların C11. Maddesine göre yürürlük tarihi olan 01.06.2015 tarihinden sonra aktedilmiş sözleşmelere yeni genel şartlardaki hükümler uygulanacaktır.<br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarının A.6. Maddesinde teminat dışında kalan haller düzenlenmiştir. Anılan maddenin (c) bendi gereğince ilgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri ile (d) bendi gereğince ise destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen tazminat talepleri teminat dışında bırakılmıştır. <br>Bilindiği üzere 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Zorunlu Trafik Sigortası Genel Şartlarının yürürlük tarihinden önceki dönemde Yüksek 17. Hukuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun içtihatları ile hak sahiplerine tazminat ödenmesi yolu açılmış idi. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Zorunlu Trafik Sigortası Genel Şartlarının A.6-d maddesi düzenlemesi ile desteğin tamamen kusurlu olması halinde destek tazminatı talep imkânı ortadan kaldırılmıştır.<br> Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 09.10.2020 tarihli Resmi Gazete yayımlanan 17.07.2020 tarih 2019/40 Esas ve 2020/40 Karar sayılı kararına ile Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal  edildiği görüldüğünden, anılan iptal kararının  derdest somut uyuşmazlıkta uygulanma olanağı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir.<br>Buna göre,\tAnayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı anlaşılmaktadır.<br>\tAnayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>\tT.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>\tBu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” denilmektedir.<br>\tAynı şekilde , 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” denilmektedir, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmektedir, ayrıca benzer şekilde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” denilerek; Anayasa mahkemesinin iptal kararlarının devam eden uyuşmazlıklara uygulanmasını gerekçelendirmektedir.<br>\tBöylelikle, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm  uyuşmazlıklara uygulanması zorunluluğu  yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa Mahkemesi iptal kararı sonrası ortaya çıkan belirsizlik dönemi içerisinde, mahkemeler tarafından 2015 öncesi Yargıtay uygulamalarına dönüş yapılması yönündeki görüş nazara alınarak  tahkikat işlemlerine devam olunmuş ise de Yargıtay\tHukuk Genel Kurulunun  20.04.2021 tarih,   2020/(17)4-191 Esas ve  2021/514  Karar sayılı kararı ile aynı tarihli  2021/17(4)-86 Esas ve 2021/516  Karar sayılı ilamları ile  anılan tartışmalar sonlandırılmış olup; 01.06.2015 tarihinden sonra meydana gelen tek taraflı trafik kazalarında desteğin tamamen kusurlu olması halinde destekten yararlananların nasıl ki işletenin sorumluluğuna gidemeyecek olmaları gibi sigortacının da sorumluluğuna gidilemeyeceği kabul edilmiştir.<br>Anılan kararda tüm mevzuat hükümleri ile birlikte Anayasa Mahkemesi iptal kararının bu hususa etkisi olup olmadığı tüm yönleriyle etraflıca tartışılmış olup; kararda özetle : \"... Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2020 tarihli ve  2019/40 E., 2020/40 K. sayılı kararı ile; KTK’nın 90. maddesinin 1. cümlesindeki “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, 2. cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresi ve 92. maddesinin (i) bendinin iptaline, Kanun’un 90. maddesinin 1. cümlesinin “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...bu Kanun…” ve “…öngörülen usul ve esaslara tabidir.” ibareleri ile 92. maddenin (g) ve (h) bentleri, 93. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları,…” ibaresinin, 97. maddesinin birinci cümlesinin ve 99. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri,...” ibaresinin iptaline ilişkin itirazın da reddine karar vermiştir.<br> Uyuşmazlığın çözümü için Anayasa Mahkemesinin iptal ve itiraz ret kararının Genel Şartlar açısından sonuçlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. <br> Anayasa Mahkemesinin KTK’nın 90. maddesinde “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, 2. cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresinin iptalinin ne anlama geldiğini ortaya koymak açısından KTK’nın 90. maddesinin hangi alanı düzenlediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.<br>Maddenin   “Maddi ve manevi tazminat” olan yan başlığından da anlaşılacağı üzere bu madde sigortacının ödeyeceği tazminatın hesaplanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Destekten yoksun kalma zararları TBK’nın 53. maddesinde bedensel zararlar ise TBK’nın 54. maddesinde düzenlenmiştir. Keza haksız fiil sorumlusu açısından tazminatın belirlenmesinin usul ve esasları 55. maddede, tazminattan indirim nedenleri ise 51 ve 52. maddelerinde düzenlenmiştir.  Nitekim Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde “Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir.” tespitini yapmıştır. <br>Anayasa Mahkemesinin KTK’nın 90. maddesinde vermiş olduğu kısmi iptal kararı ile madde değişiklikten önceki hâline getirilmiştir. KTK’nın 90. maddesinde 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değişiklik yapılmadan önce 01.06.2015 tarihine kadar 12.08.2003 tarihli Genel Şartlar hükümleri uygulanmıştır. Zira Genel Şartların hükümlerinin uygulanmasının hukuki dayanağı KTK’nın 90. maddesi değildir. <br>Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî  Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının dayanağı TTK’nın 1425. maddesi, Sigortacılık Kanunu’nun 11. ve KTK’nın 93. maddeleridir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, “Kanun’un 93. maddesinin birinci fıkrası, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının Bakanlıkça tespit edileceğini ve Resmî Gazete’de yayımlanacağını öngörmektedir. Bu itibarla kural ile yürütmeye düzenleyici nitelikte işlem yapma yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği üzere Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması mümkündür. Öte yandan Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleneceği öngörülen konularda da kanun koyucu temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakabilir. Yürütme organına böyle bir yetkinin tanınmış olmasının sebebinin ise zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin ana muhtevası niteliğindeki genel şartların Bakanlık tarafından belirlenmesini sağlamak suretiyle sözleşmenin güçlü tarafı olan sigorta şirketlerinin kendisi lehine olan sözleşme koşullarını dikte ettirmesinin önlenmesi olduğu görülmektedir” gerekçesi ile KTK’nın 93. maddesinde yapılan itiraz iptal istemini reddetmiştir.<br> Anayasa Mahkemesi gerekçesinde şu ifadelere de yer vermiştir: “Kural uyarınca sigortalının sorumluluk riski kapsamında değerlendirilemeyecek risklerden doğan tazminat taleplerinden dolayı zorunlu mali sorumluluk sigortasına dayanılarak sigorta şirketinden talepte bulunulamayacaktır. Mali sorumluluk sigortasının sigortalının kanundan doğan hukuki sorumluluğunu teminat altına almak amacıyla zorunlu kılındığı dikkate alındığında, sigortalının hukuki sorumluluğu kapsamında olmayan tazminat taleplerinden dolayı sigorta şirketinin de sorumlu tutulamamasının işin niteliği gereği olduğu anlaşılmaktadır.<br>Sigorta şirketinin sorumluluğunun zorunlu mali sorumluluk sigortası ile teminat altına aldığı riskler ile sınırlandırılması suretiyle ilgililerin, işletenin dahi sorumlu olmadığı tazminat taleplerini sigorta şirketine yöneltmelerinin önüne geçilmesinin ve sigorta şirketinin mülkiyet hakkının korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda esasen sigortalıdan talepte bulunması mümkün olmayan ilgililerin, sigorta şirketinden de talepte bulunamamasının Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarını ihlal ettiği söylenemez. Kuralın ilgililerin menfaatleri ile sigorta şirketinin menfaatleri arasında makul bir denge kurulmasını engelleyen bir yönünün bulunmadığı görülmektedir.”.  KTK’nın 91. maddesine göre sigortacı, işletenin KTK’nın 85/1. maddesindeki motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere vermiş olduğu zararlardan sorumluluğunu üstlenmektedir. Bir başka deyişle sigortacının motorlu bir aracın işletilmesinden doğan zarardan sorumlu tutulabilmesi için öncelikle o zarardan işleten sigortalının sorumlu olması gerekir. İşleten sigortalının sorumlu olmadığı bir zarardan sigortacıyı sorumlu tutma imkânı bulunmamaktadır. Davacıların kendi desteklerinin tam kusuru ile kendi ölümüne neden olduğu olayda destekten yoksun kalma zararlarını  işleten sigortalıya  karşı nasıl ileri süremeyeceklerse sigortacıya karşıda ileri süremeyeceklerdir. Bu nedenle zorunlu malî sorumluluk sigortacısının, sigortalı işletenden daha fazla bir sorumluluk altına girmesi mümkün değildir.<br> Sigortacı, kendisinden sigorta tazminatı talep edenlere karşı işletenin yapabileceği tüm savunmaları ileri sürebilir. Yani sigortalı işleten hangi oranda sorumlu ise sigortacıda aynı oranda sorumludur (Ünan, S./ Yazıcıoğlu,E.: Sigorta Hukuku Sempozyumları, Ergüne, M.S.:Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, İstanbul 2018,  s. 18 vd.).<br>01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartların A.2 (d) bendinde sigortalının sorumlu olduğu zarar tanımında, A.3 maddesinde sigortanın sorumluluk kapsamında ve A.5. (ç) maddesinde destekten yoksun kalma teminatı kapsamında sigortacının destekten yoksun kalma zararlarından sorumluluğunu motorlu araçların işletilmesi sonucu üçüncü kişinin ölümü ile sınırlandırılmış olması karşısında gerek işletenin kendisine karşı gerekse  işleten adına hareket eden sürücünün işletene göre üçüncü kişi olmadığı göz önüne alındığında davacıların sigortacıdan destekten yoksun kalma zararlarını talep etmeleri mümkün görülmemektedir.<br> Ayrıca Genel Şartlar A.6. (d) maddesinde destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri teminat kapsamı dışında tutulmuş olması karşısında davacıların desteklerinin sorumluluk riski kapsamında olmayan desteğin tam kusuru ile kendi ölümüne neden olmadan kaynaklanan destekten yoksun kalma zararlarından sigortacıda sorumlu değildir.<br> O hâlde mahkemece; sorumluluk hukukunun genel ilkeleri, karayolları motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortacısının Karayolları Trafik Kanunu’nda sınırları çizilen sorumluluk alanı ve 01.05.2015 tarihinde yürürlüğe giren Genel Şartların A.2. maddesinin (d) bendi, A.3. maddesi, A.5. maddesinin (ç) bendi ve A.6. maddesinin (d) bendi gereği davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.  \" şeklinde içtihadın gerekçesi açıklanmıştır.<br>Bu nedenle işleten veya sürücünün sorumluluğuna gidilemediği bu tür kazalarda sigortacıya da gidilemeyeceği şeklindeki HGK görüşüne ve gerekçelerine Dairemizce de iştirak edilmektedir.<br> Somut olayda desteğin 20.03.2017 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybettiği poliçenin ise 08.09.2016 tarihinde düzenlendiği ve dosya kapsamından davaya konu trafik kazasının desteğin kusuru nedeniyle meydana geldiği, olaya karışan başka bir aracın bulunmadığı anlaşılmaktadır.<br>Oluşa ve sonuca göre de 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarının A.6. Maddesinin (c) ve (d) bentleri uyarınca sürücünün tam kusuruna isabet eden destek tazminatı talebi teminat kapsamında olmadığından; İlk derece mahkemesince açıklanan olgular ve düzenlemeler gözetilerek davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmuş olup; anılan nedenlerle davacılar vekilinin istinaf talebi yerinde görülmemiştir.<br>Dairemizce ilk derece mahkemesinin kararı hem maddi olay, hem de hukuka uygunluk yönünden incelenmiş olup, kararda esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde de usule aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince  reddine karar vermek gerekmiştir. <br><br>H Ü K Ü M\t\t: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 25.01.2022 tarih ve 2021/99 Esas, 2022/42 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun  ESASTAN REDDİNE,<br>2-Yürürlükteki Yargı Harçları Tarifesi uyarınca davacıdan alınması gereken  427,60 TL  maktu ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90  TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>3-Davacının istinaf başvurusu için yapmış olduğu giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, harcanmayan istinaf gider avansının yatırana iadesine,<br>4-Karar tebliği, harç takibi ve avans iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 06.12.2024<br>\t\t\t<br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır<br>Üye ...<br>  e-imzalıdır<br>*Üye ...<br>  e-imzalıdır<br>Katip ...<br>  e-imzalıdır<br><br><br><br>            *İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"80f7eef7656fa262","SID":"f613e481d57b50dc"}}