{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/811 Esas<br>KARAR NO: 2024/1793 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/180 Esas - 2022/160 Karar<br>TARİH: 09/02/2022<br>DAVA: Tapu İptali Ve Tescil (İnançlı İşleme Dayalı Olarak)<br>KARAR TARİHİ: 14/11/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu Beylikdüzü ilçesi ... Mahallesinde kain ... ada ... nolu parselin müvekkiline ait iken, müvekkilinin de ortağı olduğu davalı şirketin bankadan kredi kullanabilmesi amacıyla taşınmazın inançlı işleme dayalı olarak 5 yıllığına davalı şirkete devredildiğini, 5 yıllık süre dolmasına rağmen şirket tarafından taşınmazın iade edilmediğini, bu nedenlerle inançlı işleme dayalı olarak davalı şirkete devredilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı şirket adına duruşma gün ve saatini bildirir davetiyelerin şirketi temsilen kayyım tayin edildiğinden kayyımlara tebliğ edildiği, davalı şirket temsilcileri tarafından dosyaya herhangi bir cevap dilekçesi sunulmayarak yargılamaya yokluklarında devam olunduğu anlaşılmıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi  09/02/2022 tarih 2019/180 Esas - 2022/160 Karar sayılı kararında; \"Dava konusu taşınmaza ait tapu kaydının celp ve tetkikinde taşınmazın davacı ... oğlu ... adına kayıtlı iken 03/05/2005 tarihinde davalı şirket adına tapuda satış gösterilmek suretiyle devredildiği  ve taşınmazın halen davalı şirket adına tapuda kayıtlı olduğu, ayrıca taşınmaz üzerinde ... Bankasından kullanılan kredi kapsamında taşınmaz üzerinde ipotek kaydının bulunduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafından davalı şirket aleyhine inançlı işleme dayalı olarak tapu iptal ve tescil davası açıldığı, inançlı işlemin dayanağını teşkil eden ve taraflarca inkar edilmeyen 03/03/2004 tarihli belgenin düzenlendiği tarih itibariyle şirket temsilcileri tarafından imzalandığı ve söz konusu belgenin davalı şirket yönünden bağlayıcı olup hüküm ifade ettiği mahkememizce değerlendirilmiştir. Davalı şirkete ait sicil kaydının celp ve tetkikinde inançlı işlemin dayanağını teşkil eden 03/03/2004 tarihli belgenin düzenlendiği tarihte şirkete temsile yetkili kişilerin ... ile ... olduğu ve her iki şirket temsilcisi tarafından belgenin imzalandığı anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmaz davacı adına tapuda kayıtlı iken inançlı işleme dayalı olarak davalı şirkete devredildiği, davalı şirket temsilcileri tarafından imzalanan 03/03/2004 tarihli protokol başlıklı belgeye göre taşınmazın 5 yıl sonra davacı olan tapu malikine iade edileceğinin belirtildiği, celp edilen sicil kayıtlarına göre belgenin düzenlendiği tarih itibariyle belgeyi imzalayan ... ve ...'ün şirketi temsile yetkili kişiler olduğu, inançlı işlemin varlığının yazılı belge ile (kesin deliller) ispatlanması gerektiği (Yargıtay 14.HD 2016/8257 esas 2017/115 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere), bu bağlamda davacı tarafın inançlı işlemi yazılı (kesin) delille ispatlanmış olduğundan davalı şirket adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiş, iş bu kararın istinaf edilmesi üzerine İBAM 13. HD'nin 2018/512 Esas, 2019/256 Karar sayılı ilamıyla; \"Somut olayda, davalı şirket ticaret sicil kayıtları ve şirketi temsile yetkili olanların imza sirküleri getirtilmemiştir. Dosyada bulunan ticaret sicil gazetesi örneklerinden davaya konu inanç sözleşmesinin yapıldığı tarihte davacının şirket yönetim kurulu başkanı, ...'nın yönetim kurulu başkan vekili, ...'ün yönetim kurulu üyesi olduğu, şirketin, yönetim kurulu başkanı davacı ile başkan vekili ... veya üye ...'den birinin imzası ile temsil ve ilzam edildiği anlaşılmaktadır. Davaya konu inanç sözleşmesinde davalı şirket adına atılı imzalardan birinin şirket yönetim kurulu başkanı olan davacı tarafından atıldığı sabit ise de diğer imzanın kime ait olduğu sözleşmede yazılı değildir. Mahkemece diğer imzanın kime ait olduğu tespit edilmeden ve imza sirküleri getirtilmeden şirket yönetim kurulu üyesi ...'e ait olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Ayrıca dayanak sözleşmenin her iki tarafında da davacı yer almaktadır. Başka deyişle davacı hem inanan olarak hem da inanılan olarak davaya konu sözleşmede yer almaktadır. Bu durumda inanç sözleşmesinin usulüne uygun olarak kurulduğunun yan delilerle birlikte ispatı gerekir. Bunun içinde tarafların bildirdikleri delillerin toplanması sözleşmenin usulüne uygun olarak kurulduğunun ispatlanması gerekir. Söz konusu inanç sözleşmesi 03/03/2004 tarihinde imzalanmış olup, bu tarihte şirket yönetim kurulu üyeleri davacı ile ... ve ...'den oluşmuş ise de, daha sonra 23/06/2004 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayınlanan davalı şirketin 07/06/2004 tarihli yönetim kurulu kararlarına göre şirket yönetim kurulu üyeleri istifa etmişler ve alınan karalar sonunda şirket yönetim kurulu başkanlığına ..., yönetim kurulu başkan vekilliğine ... üyeliğe ise ... atanmıştır. Davaya konu taşınmaz ise, tapu kayıtlarına göre 03/05/2005 tarihinde davacı tarafından satış suretiyle davalı şirket adına tescil edilmiştir. Anılan inanç sözleşmesi adi yazılı şekilde yapılmış olup her zaman düzenlenmesi mümkün belgedir. Taşınmaz, inanç sözleşmesinin yapılmasından itibaren 1 yıl 2 ay sonra tapuda devredilmiştir. Bu arada davalı şirket yönetim kurulu ve şirketi temsile yetkili olanlar değişmiştir. Tapuda devir tarihinde davalı şirketi temsile yetkili olanlar tarafından imzalanmış bir inanç sözleşme bulunmamaktadır. Buna göre davaya konu taşınmazın inançlı olarak teminat teşkil etmek üzere davalı şirkete devredildiğini, bu devir işleminin o tarihteki şirketi temsile yetkili olanların bilgisi ve onayı ile yapıldığını ispat külfeti iddiayı ileri süren davacı taraftadır. Ayrıca tapuda yapılan resmi senette devir bedelinin satıcı davacı tarafından nakden ve peşinen alındığı yazılı olup, davacı da dava dilekçesinde vergi mevzuatı açısından bedelin davalı şirket adına davacı hesabına yatırıldığını, bu bedelin daha sonra davacı tarafından davalı şirkete geri ödendiğini bu hususun şirket kayıtları ile ispatlanabileceğini belirtmiştir. Mahkemece şirket kayıtları getirtilerek şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak devir bedeli olarak davalı şirketçe davacıya ödenen bedelin davacı tarafından şirkete iade edilip edilmediği, böylece yapılan devir işleminin inanç sözleşmesi kapsamında olup olmadığı araştırılmamıştır. Davacı söz konusu taşınmazı davalı şirketin kredi ihtiyacı nedeniyle kredi alabilmesi amacıyla inançlı şekilde davalı şirkete devrettiğini, taşınmazın şirket mal varlığında görünmesi nedeniyle şirketin kredi kullanabildiğini ileri sürmektedir. Tapu kayıtlarına göre anılan taşınmaz üzerine ...bankası tarafından 2009 ve 2013 yıllarında ipotek tesis edilmiştir. Bu nedenle yine şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak sözleşme tarihi ile taşınmaz devir tarihlerinde davalı şirketin mali durumu tespit edilerek kredi kullanma ihtiyacı olup olmadığı, söz konusu tarihlere yakın tarihlerde kredi kullanıp kullanmadığı,  tespit edilerek davacı iddiasının bu meyanda inanç sözleşmesinin gerçek olup olmadığı, adi yazılı belge olup her zaman düzenlenmesi imkanı bulunan davaya konu inanç sözleşmesinin sözleşmede yazılı tarihte yapılıp yapılmadığı veya davalı taraf savunmasında belirtildiği gibi muvazaalı olarak daha sonraki bir tarihte düzenlenip düzenlenmediği tespit edilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Kabule göre de, davalı şirket davaya süresinde cevap vermeyerek davacı iddialarını inkar etmiştir. Davalı şirket kayyımları daha sonra verdikleri dilekçe ile de davacının dayandığı inanç sözleşmesini kabul etmemişlerdir. Bu nedenle mahkemece eksik inceleme sonucunda dosya içeriğine, iddia ve savunmalara aykırı şekilde davaya konu inanç sözleşmesinin taraflarca inkar edilmediği kabul edilerek karar verilmesi hatalı olmuştur.\" gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kaldırmıştır. İBAM kaldırma kararı kapsamında celp edilen şirket kayıt ve defterleri ve banka kayıtları üzerinde inceleme yapılmak üzere dosya bilirkişi heyeti ... ve arkadaşlarına tevdii edilmiş, bilirkişi heyeti düzenlemiş olduğu 17/01/2021 tarihli raporlarında özetle; \"davalı taraf yasal defterlerinde davacı ...'e devir bedelinin tamamının ödendiği, davacı ...'ün tahsil ettiği devir bedelini geri ödediğine dair kayıt bulunmadığı, işlemin yapıldığı tarih itibariyle şirketin kredi kullanma ihtiyacının bulunmadığını\" teknik kanaatleri olarak belirtmişler, mahkememizce de düzenlenen bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme esas alınmıştır. Her ne kadar davacı taraf taşınmaza ilişkin inançlı işlem kapsamında kullanılan kredinin kendi hesabına gönderildiğini ve kendisinin de hesabına gelen parayı bankadan nakit olarak çekip şirket hesabına yatırdığını iddia etmiş ise de; bu hususa ilişkin dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı gibi bilirkişi incelemesinde de şirket kayıtlarında böyle bir paranın davacı tarafından şirket hesabına yatırıldığı tespit edilememiş, dolayısıyla davacı tarafın bu yöndeki beyanına mahkememizce itibar edilmemiştir.Davacı tarafın davasına dayanak yapmış olduğu protokol başlıklı inanç sözleşmesinin 03/03/2004 tarihinde düzenlendiği, davalı şirketi temsilen protokolü iki kardeş olan ... ile ...'ün imzaladığı, ...'ün protokolü aynı zamanda taşınmazı devreden malik olarak imzaladığı, şirketi temsilde yetkili olan üçüncü kişi konumunda ...'ın imzasının bulunmadığı, bu hususların davacı tarafın da kabulünde olduğu, sözleşmeye konu taşınmazın tapuda devir tarihinin sözleşme tarihinden daha sonra 03/05/2005 tarihi olduğu halde protokolde \"... San. A.Ş. ...'den devir alınan taşınmazın....\" ibaresinin yer aldığı, dolayısıyla henüz devir yapılmayan taşınmaz yönünden devir alınan ibaresinin kullanılmasının söz konusu protokolün sonradan düzenlendiğine işaret ettiği, söz konusu protokolün şirket kayıtlarında yer almadığı, şirket ortağı olan ...'nın şirketin tek mal varlığı olan ve fabrika binası olarak kullanılan taşınmaz kapsamında şirkete ortak olduğu, şirketin önceki temsilcilerinin sonradan düzenlenme imkan ve ihtimali bulunan protokole göre şirket taşınmazının inançlı işleme dayalı olarak devredildiğinin kabul edilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin tek mal varlığı olan ve üzerinde faaliyetini sürdürdüğü Beylikdüzü İlçesi, ... Mahallesinde kain ... ada, ... nolu parselin davacı tarafından davalı şirkete 03/05/2005 tarihinde satış yoluyla devredildiği, satış evrakında taşınmazın bedelinin 150.000,00TL olarak gösterildiği ve satış bedelinin tamamının taşınmaz maliki olan ...'e ödendiğinin belirtildiği, satış sözleşmesinin davalı şirketi temsilen ... ile ...'ün imzaladığı, davacı tarafın inançlı işleme dayanak yapmış olduğu protokolün ise satıştan önce 03/03/2004 tarihinde düzenlendiği halde, protokolde devir alınan taşınmaz ibaresinin kullanıldığı, oysaki protokolün düzenlendiği tarih itibariyle henüz taşınmaz devrinin yapılmadığı (devir işleminin yaklaşık 1 yıl 2 ay sonra yapıldığı), protokolü şirketi temsilen kardeş olan ... ve ...'ün imzaladığı, şirket ortağı olan ... tarafından ortaklıktan ayrılmak amacıyla Bakırköy 1. ATM'nin 2015/941 Esas sayılı davasından sonra iş bu davanın açıldığı, oysaki protokole göre taşınmazın iadesinin 5 yıl sonra yapılacağının belirtildiği halde iade koşullarının 03/05/2010 tarihinde gerçekleştiği, davacı tarafından bu tarihten yaklaşık 5 yıl sonra mahkememiz nezdinde iş bu davayı açmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve söz konusu protokolün de Bakırköy 1. ATM'nin 2015/941 Esas sayılı davasından sonra düzenlendiği, nitekim adi belge niteliğinde olan 03/03/2004 tarihli protokolün her zaman düzenlenebileceği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından ispatlanamayan inançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil davasının reddine karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. \"gerekçesi ile, ''Davacı tarafından açılan davanın SUBUTA ERMEDİĞİNDEN REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili ... ve kardeşlerinin, ana faaliyet konusu hububat ticareti olan ... AŞ’yi (“...”) kurduklarını ve belli bir süre ticari faaliyette bulunduklarını, sonrasında ...'nin (“...”) kurulduğunu ve faaliyetlere bu iki şirket üzerinden devam edildiğini, şirketlerin mali sorunlar yaşaması ve şirket içinde bu sorunların çözülmesi amacıyla davalı şirketin aktifinin artırılmış gibi gösterilerek bankalardan kredi alınmasının hedeflendiğini, bu kapsamda davalı ...’nin ortaklarından davacı ...’e ait İstanbul ili Büyükçekmece İlçesi ... Mahallesi, ... Ada, ... parselde kayıtlı 1197,18 m2 taşınmazın şirkete devredildiğini ve ihtiyacın ortadan kalkmasından sonra ...’e iadesinin düşünüldüğünü, buna göre ...’nin bilançosunda görülecek olan taşınmazın, ...’nin aktiflerini artıracağını ve ayrıca bankalardan kredi alınırken teminat işlevi göreceğini, alınacak kredilerle yapılacak ticaret sonrasında şirket öz sermayesinin iyileşmesini müteakip taşınmazın müvekkil ...’e iade edileceğini, tarafların bu devri gerçekleştirmeden önce anılan taşınmazın ileride tekrar davacı ...’e iade edileceğine dair 03.03.20004 tarihinde protokol (“Protokol”) düzenlediğini, bu protokolün bir inançlı işlem niteliğinde olduğunu, bu protokolün imzalanmasından sonra, 03.05.2005 tarihinde  müvekkili ...'ün, anılan teminat işlevini görmesi amacıyla ve taşınmazın ileride kendisine iadesi yapılacak olduğu inancıyla, taşınmazın tapuda ... adına tescilini yaptığını, ...’nin şirket olması nedeniyle tabî olduğu mali mevzuat ve vergi düzenlemeleri uyarınca şirket hesabından devir bedelinin çıkması gerektiğini ve tapudaki devir sırasında ... tarafından ...’ün banka hesabına devir bedeli ödendiğini, müvekkilinin, bu tutarı,  kısımlar halinde birden fazla işlemle şirketin banka hesabına elden yatırdığını, taşınmazın ... adına tapudaki tescili sonrasında, ..., Taşınmazın bilançoda yer alması ve üzerinde banka lehine ipotek kurulması suretiyle, bankalardan krediler kullandığını, bu şekilde taşınmazın ... adına tescilindeki esas amaç hasıl olduğunu, ...’nin ticari faaliyetlerinin düzelmesi ve taşınmazın kendisine iadesini bekleyen müvekkilinin, ...’nın Bakırköy Asliye 1. Ticaret Mahkemesi’nde 2015/941 E. numarası ile açtığı ...’nin tasfiyesi yada kendisinin ortaklıktan çıkarılması talepli dava ile karşılaştığını, ...'nın anılan dava ile ...'nin tasfiyesini ve Taşınmaz bedelinin yarısını haksız şekilde elde etme girişimi üzerine müvekkilinin işbu davayı açtığını, Müvekkili tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasının, dosyaya sunulan Protokol uyarınca yerel mahkemece kabul edildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 13. Hukuk Dairesi'nin 2018/512 Esas  2019/256 Karar sayılı kararı ile yerel mahkeme kararının kaldırıldığını ve eksik incelemenin tamamlanması için dosyanın yerel mahkemeye gönderildiğini, bu karardaki esasların şu şekilde olduğunu, Dayanak sözleşmenin her iki tarafında da davacının yer aldığını, davacının hem inanan olarak hem da inanılan olarak davaya konu sözleşmede yer aldığını, bu durumda inanç sözleşmesinin usulüne uygun olarak kurulduğunun yan delilerle birlikte ispatının gerektiğini, bunun içinde tarafların bildirdikleri delillerin toplanması sözleşmenin usulüne uygun olarak kurulduğunun ispatlanması gerektiğini, Davaya konu taşınmazın inançlı olarak teminat teşkil etmek üzere davalı şirkete devredildiğini, bu devir işleminin o tarihteki şirketi temsile yetkili olanların bilgisi ve onayı ile yapıldığını ispat külfeti iddiayı ileri süren davacı tarafta olduğunu, Ayrıca tapuda yapılan resmi senette devir bedelinin satıcı davacı tarafından nakden ve peşinen alındığı yazılı olduğunu, davacı da dava dilekçesinde vergi mevzuatı açısından bedelin davalı şirket adına davacı hesabına yatırıldığını, bu bedelin daha sonra davacı tarafından davalı şirkete geri ödendiğini bu hususun şirket kayıtları ile ispatlanabileceğinin belirtildiğini, bu hususun incelenmesi gerektiğini, Bu nedenle yine şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak sözleşme tarihi ile taşınmaz devir tarihlerinde davalı şirketin mali durumu tespit edilerek kredi kullanma ihtiyacı olup olmadığını, söz konusu tarihlere yakın tarihlerde kredi kullanıp kullanmadığının, tespit edilerek davacı iddiasının bu meyanda inanç sözleşmesinin gerçek olup olmadığını, Adi yazılı belge olup her zaman düzenlenmesi imkanı bulunan davaya konu inanç sözleşmesinin sözleşmede yazılı tarihte yapılıp yapılmadığı veya davalı taraf savunmasında belirtildiği gibi muvazaalı olarak daha sonraki bir tarihte düzenlenip düzenlenmediği tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini, 6100 sayılı HMK’nin 353/1-a-6. maddesinde, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verildiğini, Kaldırma kararından sonra eksikleri gidermesi gereken yerel mahkeme delil toplama taleplerini ve eksik bilirkişi incelemelerine dair itirazlarının dikkate almaksızın aşağıdaki gerekçelerle inançlı işlemin ispat edilemediğinden davanın sübuta ermediğine kanaat getirmiş ve davanın reddine karar verildiğini, Davalı şirketin tek mal varlığı olan ve üzerinde faaliyetini sürdürdüğü Beylikdüzü İlçesi, ... Mahallesinde kain ... ada, ... nolu parselin davacı tarafından davalı şirkete 03/05/2005 tarihinde satış yoluyla devredildiğin, satış evrakında taşınmazın bedelinin 150.000,00TL olarak gösterildiğini ve satış bedelinin tamamının taşınmaz maliki olan ...'e ödendiğinin belirtildiğini, satış sözleşmesinin davalı şirketi temsilen ... ile ...'ün imzaladığını, davacı tarafın inançlı işleme dayanak yapmış olduğu protokolün ise satıştan önce 03/03/2004 tarihinde düzenlendiği halde, protokolde devir alınan taşınmaz ibaresinin kullanıldığını, oysaki protokolün düzenlendiği tarih itibariyle henüz taşınmaz devrinin yapılmadığı (devir işleminin yaklaşık 1 yıl 2 ay sonra yapıldığı), Protokolü şirketi temsilen kardeş olan ... ve ...'ün imzaladığını, şirket ortağı olan ... tarafından ortaklıktan ayrılmak amacıyla Bakırköy 1. ATM'nin 2015/941 Esas sayılı davasından sonra iş bu davanın açıldığını, oysaki protokole göre taşınmazın iadesinin 5 yıl sonra yapılacağının belirtildiği halde iade koşullarının 03/05/2010 tarihinde gerçekleştiğini, davacı tarafından bu tarihten yaklaşık 5 yıl sonra mahkeme nezdinde iş bu davayı açmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını ve söz konusu protokolün de Bakırköy 1. ATM'nin 2015/941 Esas sayılı davasından sonra düzenlendiğini, Adi belge niteliğinde olan 03/03/2004 tarihli protokolün her zaman düzenlenebileceği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından ispatlanamayan inançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil davasının reddine karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulduğunu, Görüldüğü üzere yerel mahkeme kararının, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 13. Hukuk Dairesi'nin 2018/512 Esas, 2019/256 Karar sayılı kaldırma kararındaki inceleme gerekliliğini yerine getirmeyip inceleme gerektiren konuları vaka (olgu) kabul etmiş ve bu kez davanın reddine karar verdiğini, açıklanacağı üzere, yerel mahkeme kaldırma kararındaki incelemeleri yerine getirmediğinden davanın sübut bulmasının önüne geçmiş ve davanın sübutunu sağlayan delilleri ise görmezden gelerek davanın kabulü yerine davanın reddine karar verildiğini, bu nedenlerle işbu dilekçe ile karar hakkında istinaf kanun yoluna müracaat zorunluluğu doğduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 13. Hukuk Dairesi'nin 2018/512 Esas, 2019/256 Karar sayılı ilamı uyarınca yerel mahkemece aşağıdaki hususların yerine getirilmesi gerektiğini, Davaya konu sözleşmede AGM'yi temsil eden ikinci imzanın kime ait olduğunun bilinmediği için imza sirküleri getirilerek bu hususun aydınlığa kavuşturulması gerektiğinin belirtildiğini, sözleşmenin her iki tarafında da davacının yer aldığını, bu durumda yan delillerle birlikte sözleşmenin usulüne uygun olarak kurulduğunun ispat edilmesi gerektiğini, Davacı müvekkilinin sözleşmenin ikinci tarafındaki rolü davalı ...'yi temsile matuf olduğunu ve taraf olarak şahsen yer almamakta olduğunu, dosyada aslı mübrez sözleşme, düzenlenme tarihinde davalı ... yönetim kurulu başkanı olan müvekkilinin ve diğer yönetim kurulu üyesi olan ...'ün imzaları ile geçerli olarak kurulduğunu, bu hususta yapılan inceleme ve tanık beyanları ile imza tarihinde yönetim kurulu üyesi olan diğer kişinin şirketten ayrılmak üzere olduğu için genel olarak imzadan imtina ettiğinin görüldüğünü ve müvekkilinin şirketi temsile yetkili iki üyeden biri olarak sözleşmeyi imzaladığını, diğer imzanın ise imzaya yetkili diğer üyeye ait olduğunun sübut bulduğunu, bu surette Protokolün kuruluşunun sıhhatinde tereddüt kalmadığını, Taşınmazın, inanç sözleşmesinin kurulmasından 1 yıl 2 ay sonra tapuda devredildiğini, bu süreç içerisinde şirket yetkililerinin değiştiğini, bu sebeple davacının, taşınmazın inançlı olarak devredildiğinin devir tarihindeki şirketi temsile yetkili olanların bilgisi ve onayı ile yapıldığının ispatı ile yükümlü olduğunu, Dosyada tanıklığına başvurulan ... ve müvekkilinin, diğer ortak ...'nın bu Protokolden haberdar olduğuna dair beyanda bulunduğunu, bu şekilde ...'nın Protokolden haberdar olduğu ispatlandığını, buna karşın bu hususun mahkemece değerlendirmeye alınmadığını, Şirket kayıtları incelenerek devir bedelinin şirkete iade edilip edilmediğinin belirlenmesi gerektiğini, Devir bedeli olarak gösterilen tutarın  düşük olması devrin gerçek olmadığını tevsik etmekle birlikte, bu bedelin bir bölümünün davacı müvekkili tarafından ,,, Bankası'ndaki şirket hesabına doğrudan yatırıldığını ve bir kısmının ise şirket adına üçüncü kişilere ödendiğini, şirketin muhasebe kayıtlarının ile şirket ve davacının banka kayıtlarının getirtilmesi üzerine sözde devir bedelinin şirkete iade edilmiş olduğunun görüleceğini, Yerel mahkeme şirket defterleri üzerine sınırlı bir inceleme yaptırmış ve davacının banka kayıtlarının getirmemiştir. Davacının ... Bankası'ndaki hesaplarının, on yıldan daha fazla süreden önceki kayıtlarına dair müvekkil taleplerinin banka tarafından yalnızca mahkeme talebi ile mümkün olduğu gerekçesiyle reddedildiğini, bu nedenle bu kayıtlara ulaşarak Taşınmazın satış bedelinin şirkete ve şirketin borçları için üçüncü kişilere ödendiği hususunun ispatına engel olunduğunu, bu hususun BAM kaldırma kararında büyük önem arz etmesine karşın yerel mahkemece karşılanmadığını, Bilirkişi incelemesi ile şirketin devir tarihinde kredi kullanma ihtiyacı olup olmadığının belirlenmediğini, Aşağıda açıklanacağı üzere, kullanılan krediler şirket kayıtlarında açıkça belirtilmiş olmasına karşın, bilirkişiler kredi ihtiyacının bulunmadığı yönünde maddi gerçeğe aykırı kanaat belirttiğini, Hüküm kurmaya elverişli olmayan eksik inceleme ürünü bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulduğunu, Yerel mahkemece bilirkişi olarak atanan heyet tarafından düzenlenen raporda özetle; davalı şirket kayıtlarına göre davaya konu taşınmaz bedelinin davacı müvekkile taksitler halinde tam olarak ödendiği, bu bedelin geri ödendiğine dair davalı şirket defterlerinde kayıt bulunmadığı, 2004-2005 yılı ara bilançolara ulaşılamadığı, şirketin kredi ihtiyacı olmadığı, 3.3.2004-3.5.2005 arasında kullanılan kredi toplamının 395.687,34 TL  olduğunun belirtildiğini, ticari defterlerin işbu davada tek başına delil olamayacağını, Ticari defterlerin bir davada taraflar için delil olarak işlev görebilmesi için: (i) tarafların tacir olması; ve (ii) uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması zorunludur (Ülgen/Helvacı/Kendigelen/Kaya/Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, B.4, İstanbul 2015, kn. 1304, s. 626 .). Diğer ifadeyle taraflardan biri tacir değilse ticari defterlerin delil olarak kullanılması mümkün değildir (Ülgen/Helvacı/Kendigelen/Kaya/Nomer Ertan, kn. 1305, s. 626). Bu zorunluluk medeni usul hukukundaki \"tarafların eşitliği\" ilkesinin doğal sonucudur. Taraflardan birinin veya her ikisinin tacir olmadığı davalarda ticarî defterler Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222. maddesi anlamında tacir olmayan taraf aleyhine delil teşkil etmez. Buna göre, mutlak bir ticarî dava olsa bile ticarî defterlere delil olarak dayanılabilmesi için her iki tarafın da tacir olması gerekecek; taraflardan sadece birinin tacir olduğu durumlarda ticarî defterlere Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222. maddesi anlamında delil olarak dayanılamayacaktır  (Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C. 2, s. 1827). Y. 15. HD, 13.06.2017, 648/2538 sayılı kararının şöyle olduğunu; “HMK’nın 222. maddesine göre ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere ticari defterlerin sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın da ticari defterleri tutmak zorunda olan tacir olması gerekir. Yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamındaki delillere göre davalının ticari defter tutmak zorunda olan tacir durumunda bulunmadığının anlaşıldığını, bu durumda davacı ticari defterlerinin lehine delil oluşturmasının mümkün olmadığını, davacının kendi ticari defterlerine dayalı olarak akdi ilişkinin varlığını ve alacağın miktarının ispatladığının kabul edilemeyeceğini, akdi ilişkinin varlığı yazılı delillerle veya diğer kesin delillerle de ispatlanamadığını, yazılı delil başlangıcı bulunmadığı gibi tanık dinlenmesi koşulları da bulunmadığından davacı akdi ilişki varlığını ispatlayamadığını, bu durumda mahkemece akdi ilişki kurulduğunun kanıtlanmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığını, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.” Müvekkili ...'ün tacir olmadığından; huzurdaki davada, davalı şirketin defterlerin müvekkili aleyhine tek başına delil olarak kabulünün mümkün olmadığını, bu açık kabule karşın, bilirkişi raporunda bu hususun göz ardı edilmesinin, raporu dayanaksız kılmakta ve objektifliğini ortadan kaldırmakta olduğunu, bu bakımdan bilirkişi raporunun karara esas alınmasının mümkün olmadığını, Bilirkişinin defterleri esas almaması ve alacak iddiasını belgeler bazında incelemesi gerektiğini, buna göre alacağın varlığına dair tespitte bulunabilmek için alacağın dayanağı belgelerin belirtildiğini ve incelenmiş olması gerektiğini, örneğin taşınmazın satış bedelinin müvekkiline ödenmesine dair şirket kayıtları değil ödeme belgelerinin dikkate alınması gerektiğini, böyle bir inceleme yapılmış olsaydı, davaya konu taşınmazın satın alınmasında, davalı şirketin ... Bankası'nın Beykent Şubesi'nden kredi kullandığını ve kredi bedelinin davacı müvekkilinin aynı bankanın aynı şubesindeki hesabına defaten havale edildiğinin tespit edilebileceğini, bilirkişiler şirket defterlerini doğru kabul ederek devir bedelinin yaklaşık 19 ayda ödendiğinin tespit edildiğini, bu tespitin maddi gerçeğe mutlak surette aykırı olduğunu, Davalı şirket ve davacı müvekkilinin ... Bankası Beykent Şubesi kayıtlarının incelenmesi durumunda, şirket kayıtlarının maddi gerçeğe aykırı olduğu hususunun açıkça görüleceğini, defaten ödenen taşınmaz bedelinin davalı şirket kayıtlarında son tutarı 2,95 TL olacak şekilde 35 taksitte ödenmiş gibi kaydedilmesinin, şirket defterlerinin ihticaca salih olmadığının ortada olduğunu, bedelin 35 taksitte ödenmesinin olağan işleyişe aykırı olmasından şüphelenmeyen ve defter kaydına dayanak teşkil eden banka işlem fişlerinin incelenmemiş olduğunu, bilirkişilerin eksik incelemede bulunduğunun ortaya olduğunu, bu fişlerin ve dayanak dekontların tek tek incelenmesi gerektiğini, HMK m. 222 ve aşağıda anılacağı gibi ihticaca salih olmayan defterlerin delil olarak kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bir an için tacir olmayan müvekkiline karşı ticari defterlerin delil olacağı varsayılsa dahi, birbirini doğrular nitelikte olmayan kayıtların olduğu davalı defterlerinin delil olarak kabulünün yine de mümkün olmadığını, HMK m. 222/2 ve 222/4 uyarınca, defter kayıtları aynı yönde bilgiler içermeli, birbirini doğrulamalıdır; diğer ifadeyle ihticaca salih olmalıdır. Yargıtay Ticaret Dairesi'nin 12.10.1962 T., 5140/3523 sayılı kararında; yalnızca uyuşmazlık konusu uyuşmazlıkla ilgili kayıtların değil defterlerde yer alan tüm kayıtların birbirini doğrulaması gerektiğini kabul etmiştir. Anıldığı şekilde davalı şirket için halihazırda en büyük öneme sahip olan taşınmazın satın alma bedelinin şirket defterlerine gerçeğe aykırı olarak kaydedildiğini, şirket kayıtlarının ihticaca salih olmadığını ve davacı müvekkili aleyhine delil teşkil edemeyeceğinin ortada olduğunu, Bu noktada şirket muhasebe kaydının davalı şirketin ortağı ve dosyamızda müdahil olan ...'nın kontrolünde tutulduğunu akılda tutmak gerektiği ifade ettiklerini,Deliller toplanmadan alınan raporun eksik olduğunu, iddialarının göz ardı edildiğini, Davalı şirket ve davacı müvekkilin ... Bankası'ndaki hesaplarının, taleplerine rağmen getirtilmemiş olduğunu ve dosyada bulunmamasının bilirkişi raporunun sıhhatli şekilde oluşturulmasına mani teşkil ettiğini, hem taşınmazın satım bedeli bu hesaplar üzerinden ödenmiş olup hem de davacı müvekkilinin taşınmaz satım bedelini şirkete ödemesi yine bu hesaplar üzerinden gerçekleştiğini, izah edildiği üzere, mezkur hesapların dosyada bulunması halinde taşınmaz satım bedelinin kredi kullandıran anılan banka tarafından müvekkilinin ... Bankası Beylikdüzü Şubesi'ndeki hesabına defaten ödenmiş olduğunun görüleceğini, yine müvekkilinin andığımız hesabının dökümü, talepleri doğrultusunda getirtilmiş olsaydı, müvekkilinin taşınmaz bedelini şirkete iade ettiği görüleceğini, daha önceki beyanlarında belirtiklerini, taşınmaz bedelinin müvekkiline ödendikten sonra, bu tutarın müteaddit kerelerde iade edildiğini, bu iadenin doğrudan şirket hesabına olduğu gibi çok büyük bölümünün şirket borçlarının ödenmesi suretiyle gerçekleştirildiğini, daha önce beyan ettiğimiz üzere, bilirkişilerce yapılması gereken inceleme, müvekkilinin anılan banka hesabından davalı şirket adına yapılan ödemelerin tetkik edilmesi olduğunu, bu kapsamda müvekkilinin hesabından şirketin borçlu olduğu şirketlere yapılan ödemelerin tespit edilmesi suretiyle BAM'ın istinaf kararında arandığı şekilde taşınmaz bedelinin geri ödenip ödenmediğinin tespit edilebileceğini, bu banka hesabının getirilmemiş olmasının, BAM kararının gereğini yerine getirmemek olduğunu, Anılan hesap kayıtları bulunmasa dahi,  şirketin mali kayıtlarındaki borç ödemeleri üzerinde yapılacak incelemede, ödenen borçların şirket üzerinden yapılıp yapılmadığı da görülebileceğini, bu bakımdan dahi bilirkişi incelemesinin eksik ve gerçeğe aykırı olduğunu, bu eksikliğin aynı zamanda müvekkilinin iddialarının incelenmediğinin açıkça ortaya koyduğunu, Heyette iki bilirkişinin bankacı olmasına karşın banka hesapları üzerinde hiç inceleme yapılmayıp sadece defter kayıtlarına göre rapor yazılmasının mahkemenizin ara karar gereğinin yerine getirilmemesi sonucunu doğurduğunu, bu iki bilirkişinin görevini yerine getirmesinin ve banka hareketlerini incelemesi gerektiğini, bunları incelemeden defter kaydına dair mali müşavir tespitini doğru kabul etmelerini kabul etmeyip ve onları görev gereğini yerine getirmeye davet etmiş olmamıza karşın yerel mahkemece ek rapor alınmasına dahi gerek duyulmadığını, alelacele karar kurulduğunu, Kredi ihtiyacı bulunmadığına dair kanaatin bizzat rapordaki tablolara aykırı olduğunu, Bilirkişi raporunda davalı şirketin kredi kullanmaya ihtiyacının bulunmadığı kanaatine ulaşıldığının belirtildiğini, buna karşın raporun 7.Sayfasında 01.01.2005 -28.04.2005 tarihleri arasında toplam 395.687,34 TL kredi kullanıldığının belirtildiğini, bu tutarın, taşınmaz bedeli olan 150.000 TL'nin iki buçuk katından fazla olduğunu, tek başına bu dahi şirketin kredi ihtiyacı bulunduğunun gösterdiğini, yine raporun 8.Sayfasında yer alan bilançonun  pasiflerinde 2004 yılında toplam 170.028,69 TL banka kredisi kullanıldığını, 2005 yılında ise kullanılan kredi tutarının 660.738,33 TL olduğunun görüldüğünü, bilançodaki bu açık kayda ve toplam 830.767,02 TL kredi kullanılmış olmasına karşın davalı şirketin kredi ihtiyacının bulunmadığının ifade edilmesinin, raporun maddi gerçeğe aykırı olduğunu ortaya koyduğunu, Sonuç olarak tüm bu eksiklerin ve maddi gerçeğe aykırı tespitlerin tetkiki ve giderilmesi için ... Bankası'na müzekkere yazılarak tarafların banka hesap dökümlerinin getirtilmesi ve bu eksiklik tamamlandıktan sonra yeni bir heyetten rapor alınması; bu talebin reddi halinde ise eksiklik giderildikten sonra ek rapor alınmasını talep edilmişse de yerel mahkemece bu taleplerinin reddedilerek eksik ve hatalı rapora dayanarak hukuka aykırı mahiyette karar verildiğini, Protokol tarihinin olağan akışa aykırı olduğundan söz edilemeyeceğini, Yerel mahkeme kararında ...’nın pay sahibi sıfatını kazanması ile dava konusu taşınmazın şirkete devri arasındaki tarihlerin hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülmediğini, ... bir aile şirketi olarak kurulduğunu, aile fertleri arasındaki güven ilişkisine dayanarak faaliyet gösterdiğini, bu nedenle ilgili Protokolün akdedilmesi ile taşınmazın devir tarihi arasındaki süreç tarafların iddia ettiği gibi hayatın olağan akışına aykırılık teşkil etmediğini, şirket ortaklarının ilgili Protokolü akdettikten sonra taşınmaz devrini şirket ihtiyaçlarına göre en uygun zamanda gerçekleştirmeleri aralarındaki güven ilişkisine dayandığını, bu nedenle iki işlem tarihinin birbirine yakın olmaması olmadığını, tam aksine davaya konu aile şirketinin aralarında bir aile bağı bulunmayan, dolayısıyla salt ticari amaçla bir araya gelmiş ortaklar tarafından yönetilen şirketler ile karşılaştırılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ilgili taşınmaz davacı müvekkilinin tarafından pay sahibi bulunduğu ...’ye kredi başvurularında teminat teşkil etmesi amacıyla ve pay sahipleri arasında kardeşlerinin de bulunması nedeniyle ileride kendisine iade edileceğine inanılarak devredildiğini, şirket ile müvekkili ... arasında akdedilen protokol uyarınca devir alınan taşınmazın mülkiyetinin devir tarihinden itibaren beş yıllık sürenin sonunda talebi halinde ...’e devredileceğini ve devir için tapuda gerekli tescil işlemlerinin yapılacağı husunda anlaşıldığını, görüldüğü üzere bu beş yıllık sürenin kesin bir tarih olmadığını, yalnızca müvekkilinin talep hakkının başlangıç anını belirlediğini, bu nedenle taşınmazın iadesinin beş yıllık süreç sonunda talep edilmemiş olmasının protokolün sahteliğini ispat edecek nitelikte olmadığını, tam aksine yukarıda da söz edilen güven ilişkisini ispatlar nitelikte olduğunu, ancak müdahil ...’nın şirketin tasfiyesinin talebi ile birlikte taşınmazın iadesine ilişkin işbu istinaf incelemesine konu davayı açma zorunluluğu doğduğunu, bununla birlikte protokolün feri müdahil ...’nın şirkete ortak olmasından kısa bir süre önce akdedilmiş olması da yukarıda açıklanan nedenlerle hiçbir şeyi ispatlar nitelikte olmadığını, Protokolün el yazılı ve adi yazılı olması nedeniyle sonradan da kolayca hazırlanabileceğini ve bu nedenle de delil niteliğinde olmadığı yönündeki tespitin hukuka aykırı olduğunu, borçlar hukuku alanına hakim olan sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca kanunda aksi öngörülmedikçe taraflar sözleşme şeklini belirlemekte serbest olduklarını, bu nedenle de taraflarca belirlenen şekilde akdedilen her sözleşmenin, kanundaki şartlara uymak kaydıyla, geçerli olacağını, resmi şeklin ise kural olarak geçerlilik şartı olmadığını, bununla birlikte inançlı işlemin Yargıtay’ın yerleşmiş uygulaması uyarınca şekle tabi olmayan yazılı delil ile ispat edilebileceğini, dolayısıyla işlemin geçerliliği ve ispatı bakımından kanunda ve uygulamada resmi şekil şartı bulunmadığını, mahkemece kabul gören ve davalı tarafından ileri sürülen iddianın hukuki hiçbir dayanağı olmadığını, bu nedenle sözleşmenin adi yazılı şekilde akdedilmiş olmasının, ilk derece mahkemesinin aksi yönde karar vermesine gerekçe teşkil edemeyeceğini, İşbu istinaf müracaatı doğrultusunda istinaf mahkemesince eksikliklerin giderilmesini ve bu surette sübuta erdiği kuvvetlenecek olan davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, bu hususta incelemenin yerel mahkeme tarafından icrası gerektiğine hükmedilecek olması durumunda ise davanın reddine dair yerel mahkeme kararının kaldırılarak dosyanın mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek; yukarıda açıklanan ve resen gözetilecek diğer nedenlerle; İstinaf incelemesinin duruşmalı icrasına, yerel mahkeme kararının bozulmasına ve  sübut bulan davanın kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılarak dosyadaki eksik incelemelerin istinaf mahkemesince tamamlatılmasına, bu kapsamda ... Bankası'ndaki taraf hesaplarına dair detaylı dökümün getirtilmesine ve bir önceki kaldırma kararı kapsamında yeni bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ve bu suretle davanın kabulüne, aksi durumda eksikliklerin anılan şekilde giderilmesi için dosyanın  yerel mahkemeye iadesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedildiği ve bu kapsamda devredildiği iddia edilen taşınmazın inançlı temlik sözleşmesi hukuki sebebine dayalı olarak davalı adına olan tapu kaydının iptali ve davacı adına tescili talebine ilişkindir. Mahkemece 01/11/2017 tarih, 2017/305 esas ve 2017/933 karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili ve fer'i müdahil vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin 20/02/2019 tarih, 2018/512 esas ve 2019/256 karar sayılı ilamı ile; \"....İnanç sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında dava değeri taşınmazın dava tarihindeki değeridir. Davacı dava dilekçesinde dava değerini 800.000 TL olarak belirtip harcı da bu değer üzerinden yatırmış ise de mahkemece taşınmazın dava tarihindeki değeri belirlenmemiştir. Mahkemece yapılacak iş davaya konu taşınmaz üzerinde keşif yapılarak taşınmazın dava tarihindeki değerinin belirlenmesi, belirlenen değer dava dilekçesinde gösterilen değerden fazla ise eksik harcın ikmali için davacıya süre verilerek sonucuna göre işlem yapılması iken mahkemece bu hususlar değerlendirilmeden karar verilmesi hatalı olmuştur. ... Somut olayda, davalı şirket ticaret sicil kayıtları ve şirketi temsile yetkili olanların imza sirküleri getirtilmemiştir. Dosyada bulunan ticaret sicil gazetesi örneklerinden davaya konu inanç sözleşmesinin yapıldığı tarihte davacının şirket yönetim kurulu başkanı, ...'nın yönetim kurulu başkan vekili, ...'ün yönetim kurulu üyesi olduğu, şirketin, yönetim kurulu başkanı davacı ile başkan vekili ... veya üye ...'den birinin imzası ile temsil ve ilzam edildiği anlaşılmaktadır. Davaya konu inanç sözleşmesinde davalı şirket adına atılı imzalardan birinin şirket yönetim kurulu başkanı olan davacı tarafından atıldığı sabit ise de diğer imzanın kime ait olduğu sözleşmede yazılı değildir. Mahkemece diğer imzanın kime ait olduğu tespit edilmeden ve imza sirküleri getirtilmeden şirket yönetim kurulu üyesi ...'e ait olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Ayrıca dayanak sözleşmenin her iki tarafında da davacı yer almaktadır. Başka deyişle davacı hem inanan olarak hem da inanılan olarak davaya konu sözleşmede yer almaktadır. Bu durumda inanç sözleşmesinin usulüne uygun olarak kurulduğunun yan delilerle birlikte ispatı gerekir. Bunun içinde tarafların bildirdikleri delillerin toplanması sözleşmenin usulüne uygun olarak kurulduğunun ispatlanması gerekir. Söz konusu inanç sözleşmesi 03/03/2004 tarihinde imzalanmış olup, bu tarihte şirket yönetim kurulu üyeleri davacı ile ... ve ...'den oluşmuş ise de, daha sonra 23/06/2004 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayınlanan davalı şirketin 07/06/2004 tarihli yönetim kurulu kararlarına göre şirket yönetim kurulu üyeleri istifa etmişler ve alınan karalar sonunda şirket yönetim kurulu başkanlığına ..., yönetim kurulu başkan vekilliğine ... üyeliğe ise ... atanmıştır. Davaya konu taşınmaz ise, tapu kayıtlarına göre 03/05/2005 tarihinde davacı tarafından satış suretiyle davalı şirket adına tescil edilmiştir. Anılan inanç sözleşmesi adi yazılı şekilde yapılmış olup her zaman düzenlenmesi mümkün belgedir. Taşınmaz, inanç sözleşmesinin yapılmasından itibaren 1 yıl 2 ay sonra tapuda devredilmiştir. Bu arada davalı şirket yönetim kurulu ve şirketi temsile yetkili olanlar değişmiştir. Tapuda devir tarihinde davalı şirketi temsile yetkili olanlar tarafından imzalanmış bir inanç sözleşme bulunmamaktadır. Buna göre davaya konu taşınmazın inançlı olarak teminat teşkil etmek üzere davalı şirkete devredildiğini, bu devir işleminin o tarihteki şirketi temsile yetkili olanların bilgisi ve onayı ile yapıldığını ispat külfeti iddiayı ileri süren davacı taraftadır. Ayrıca tapuda yapılan resmi senette devir bedelinin satıcı davacı tarafından nakden ve peşinen alındığı yazılı olup, davacı da dava dilekçesinde vergi mevzuatı açısından bedelin davalı şirket adına davacı hesabına yatırıldığını, bu bedelin daha sonra davacı tarafından davalı şirkete geri ödendiğini bu hususun şirket kayıtları ile ispatlanabileceğini belirtmiştir. Mahkemece şirket kayıtları getirtilerek şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak devir bedeli olarak davalı şirketçe davacıya ödenen bedelin davacı tarafından şirkete iade edilip edilmediği, böylece yapılan devir işleminin inanç sözleşmesi kapsamında olup olmadığı araştırılmamıştır. Davacı söz konusu taşınmazı davalı şirketin kredi ihtiyacı nedeniyle kredi alabilmesi amacıyla inançlı şekilde davalı şirkete devrettiğini, taşınmazın şirket mal varlığında görünmesi nedeniyle şirketin kredi kullanabildiğini ileri sürmektedir. Tapu kayıtlarına göre anılan taşınmaz üzerine Halk bankası tarafından 2009 ve 2013 yıllarında ipotek tesis edilmiştir. Bu nedenle yine şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak sözleşme tarihi ile taşınmaz devir tarihlerinde davalı şirketin mali durumu tespit edilerek kredi kullanma ihtiyacı olup olmadığı, söz konusu tarihlere yakın tarihlerde kredi kullanıp kullanmadığı,  tespit edilerek davacı iddiasının bu meyanda inanç sözleşmesinin gerçek olup olmadığı, adi yazılı belge olup her zaman düzenlenmesi imkanı bulunan davaya konu inanç sözleşmesinin sözleşmede yazılı tarihte yapılıp yapılmadığı veya davalı taraf savunmasında belirtildiği gibi muvazaalı olarak daha sonraki bir tarihte düzenlenip düzenlenmediği tespit edilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Kabule göre de, davalı şirket davaya süresinde cevap vermeyerek davacı iddialarını inkar etmiştir. Davalı şirket kayyımları daha sonra verdikleri dilekçe ile de davacının dayandığı inanç sözleşmesini kabul etmemişlerdir. Bu nedenle mahkemece eksik inceleme sonucunda dosya içeriğine, iddia ve savunmalara aykırı şekilde davaya konu inanç sözleşmesinin taraflarca inkar edilmediği kabul edilerek karar verilmesi hatalı olmuştur...\" gerekçesiyle Mahkeme ilamı kaldırılmıştır. Dairemizin kaldırma ilamından sonra yapılan yargılama sonucunda Mahkemece yukarıda belirtilen esas ve karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dairemizin yukarıda belirtilen kaldırma sebeplerinden bir kısmı da davacı tarafından taşınmazın devir bedelinin şirkete iade savunmasının ve şirketin taşınmazın devir tarihine yakın kredi kullanıp kullanmadığının araştırılması, davaya konu inanç sözleşmesinin sözleşmede yazılı tarihte yapılıp yapılmadığı veya davalı taraf savunmasında belirtildiği gibi muvazaalı olarak daha sonraki bir tarihte düzenlenip düzenlenmediği hususlarının tespitidir. Mahkemece davalı şirket kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde şirket kayıtlarında devir bedelinin iadesinin yer almadığı, şirketin krediye ihtiyaç duymadığı tespit edilmiş, Mahkemece de bu hususlar hükme esas alınmıştır. Ancak davacı vekili tarafından dava dilekçesi ve sonraki beyan dilekçeleri ile banka kayıtlarına dayanıldığı, devir bedelinin iadesine ilişkin davacı ve davalı banka kayıtlarının celbinin talep edildiği, Mahkemece bu hususta olumlu/olumsuz bir karar verilmediği, devir bedelinin şirkete iade edilip edilmediği ve bu bedel ile şirket borçlarının ödenip ödenmediği hususunun araştırılmadığı ve değerlendirilmediği, Mahkemece davacının kullandığı kredilere ilişkin kayıtların celbedilmesine rağmen krediler, başlangıç ve bitiş tarihleri, bedelleri, ne için kullandıkları ve buna göre şirketin mali durumu ve krediye ihtiyaç duyup duymadığının incelenmesi gerekirken bu hususta herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, tanık beyanlarına itibar edilme ve edilmeme sebeplerinin açıklanmadığı, davacının bilirkişi raporuna itirazları hususunda ek rapor talebi reddedilmiş ise de Mahkemece itirazların gerekçeli kararda karşılanmadığı, Dairemiz kaldırma kararında belirtilen sebepler tam olarak karşılanmamış ve eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verildiği anlaşılmış olup, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür. Sonuç olarak, davacının istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler ile kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/02/2022 tarih ve 2019/180 Esas - 2022/160 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 14/11/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8c298af266b73312","SID":"6b3b341484387334"}}