{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1230 <br>KARAR NO: 2024/1415<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>DOSYA  NO: 2014/869<br>KARAR NO: 2022/802<br>TARİHİ: 09/12/2022<br>DAVA: Tazminat<br>DAVA TARİHİ: 12/03/2013<br>KARAR TARİHİ: 06/11/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin sağlık sigorta poliçesi kapsamında dava dışı sigortalıların geçirmiş oldukları trafik kazası nedeniyle tedavi giderlerini karşılayarak sigortalıların haklarına halef olduğunu belirterek, dava dışı sigortalılara ödenen 111.197,16 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizleri ile birlikte davalı ZMMS şirketinden ve 6111 sayılı Yasa gereği sorumlu olan davalı SGK'dan sorumlu oldukları nispette tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 25/02/2011 tarihli ve 27857 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Yasa uyarınca ''Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır'' hükmü uyarınca, ZMMS şirketlerinin tedavi giderlerinden sorumluluğunun kalmadığını, SGK'nın sorumlu olduğunu, bu nedenle davaya taraf olmadıklarını belirterek, davanın husumet yokluğundan, zamanaşımından ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece \"Dava; sigortacının dava dışı 34  sigortalısına aralarındaki sigorta poliçesine gereğince, geçirmiş oldukları trafik kazaları neticesinde ödediği tedavi giderlerinin, sigortalılarının kusurları oranında 6102 Sayılı TTK'nın 1472-1481.maddeleri uyarınca sorumlulardan tahsili talebine ilişkin rücuen tazminat davasıdır. Mahkememizin 15/03/2013 tarihli tensip tutanağının 2'nolu ara kararından da anlaşılacağı üzere davamız yazılı yargılama usulüne tâbidir. Davalı sigorta vekili düplik dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Mahkememizin 11/1/2013 tarihli celsesinin 2'nolu ara kararı ile zamanaşımı konusunda nihai kararla değerlendirme yapılması karar altına alınmıştır.Öncelilikle davalı taraf zamanaşımı itirazını düplik dilekçesinde ileri sürmüştür. Davacı taraf bu duruma itiraz etmekte ve zamanaşımı itirazının bu aşamada ileri sürülemeyeceğini söylemektedir.Zamanaşımı def'inin ne zamana kadar ileri sürülebileceği konusunda ne mülga HUMK.nda ne de HMK.nda açık bir düzenleme görülmemektedir. Zamanaşını def'i HMK.nun 116. Maddesinde belirtilen ilk itirazlardan sayılmamıştır. HMK 116/1 maddesi gereğince ilk itirazlar; Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı ve iş bölümü itirazı olarak sınırlı sayıda belirlenmiştir. Bu nedenle zamanaşımı itirazı, ilk itirazlardan olmadığı için cevap dilekçesi ile birlikte sunulma zorunluluğu yoktur. İlk itirazlar, karşı taraf muvafakat etse bile, esasa cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülemez. Buna karşılık, davalı, esasa cevap süresini geçirdikten sonra da zaman aşımı def`ini ileri sürebilir. Zamanaşımı itirazının ne zaman yapılabileceği konusunda açık bir düzenleme olmadığından, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında zamanaşımı itirazı, maddi vakıalara ilişkin itiraz olarak kabul edildiğinden, savunmanın değiştirilmesi yasağının başladığı ana kadar yapılabilir. Mahkeme, savunmanın genişletilmiş olduğunu re'sen göz önüne alamaz. Mülga HUMK.nun 202/2 maddesine göre savunmanın değiştirilmesi yasağı, cevap dilekçesinin davacıya tebliği ile başlamaktayken, 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK.nunda yazılı yargılama usulünde İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi 141. Maddesinde açıklanmış olup, taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. Buna göre yazılı yargılamada, zamanaşımı itirazının ileri sürülüşü üç halde mümkündür; İkinci cevap dilekçesinin verilme süresine kadar, davacının açık muvafakati ile yargılamanın sonuna kadar, ıslah ile tahkikatın sona ermesine kadar. Öyleyse davalının düplik dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunma hakkı vardır ve incelenmelidir. Davacı taraf, muhtelif tarihlerde meydana gelen 34 ayrı trafik kazası nedeniyle sigortalıların yaralanmalarından kaynaklı tedavi giderlerinin Sağlık Sigorta Poliçesi nedeniyle 21/08/2008 - 24/01/2011 tarihinde yapılan ödemeleri rücuen talep etmektedir. Dava tarihi 13/03/2013'dür. En son yapılan ödemenin üzerinden 2 yıl 2 ay kadar zaman geçmiştir. TTK.nun 1420.maddesi gereğince rücü zamanaşımı 2 yıldır. Uzamış (ceza) zamanaşımı davamızda uygulanamaz. Zira uzamış zamanaşımı olayın ve sözleşmenin tarafları arasında mümkündür. Bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafça cevap dilekçesinin sonuç ve istem kısmında davanın zamanaşımı bakımından reddi talep edilmiş ise de dilekçe içeriğinde herhangi bir açıklama yapılmadığından, savunmanın genişletilmesi mahiyetinde olan itiraza muvafakatlerinin olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla huzurdaki davanın cezayı gerektiren eylemlerden doğduğunu, kaza tarihleri olan 25.05.2008 ile 09.12.2010 arasında yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 60.maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, dava 12/03/2013 tarihinde açıldığından 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığını, 2918 Sayılı KTK'nın 109/2. Maddesi uyarınca 8 yıllık ceza zamanaşımı süresi içinde davanın açıldığını, ayrıca AAÜT m.13/4 hükmü kapsamında vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken; nispi vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu bildirerek  kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; HMK m. 341 gereğince istinaf kanun yolu açık olan davadaki yasal şartları taşıyan istinaf incelemesi, HMK m. 355 gereğince resen gözetilen kamu düzenine aykırılık halleri dışında, taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava, trafik kazası nedeniyle yaralanan davacı şirket sigortalılarına, sağlık sigorta poliçesi kapsamında yapılan tedavi giderlerinin rücuen tahsili istemine ilişkindir.Davacı tarafından 28 sigortalı yönünden yapılan sağlık giderlerinin rücuen tahsili talebiyle açılan davada, mahkemece ilk olarak 14/05/2018 tarihli celsede davalı SGK yönünden açılan davanın tefrikine ve 13/11/2020 tarihli celsede ise dava dışı sigortalı ...'ın tedavisi nedeniyle ödenen 7.124,98-TL tedavi giderinin rücu talebine ilişkin davanın tefrikine karar verilmiş olup, kalan 22 ayrı kazada yaralanan 27 ayrı dava dışı sigortalıya ödenen tedavi giderlerine yapılan ödemenin rücuen tahsiline ilişkin dava kapsamında kalan kısım yönünden iş bu davada yargılamaya devam edilmiştir. Dava konusu 22 ayrı trafik kazası 25/05/2008 - 19/11/2010 tarihleri arasında meydana gelmiş, bu kazalar nedeniyle davacı tarafında tedavi giderlerine ilişkin ödemeler ise  21/08/2008 - 24/01/2011 tarihleri arasında yapılmış olup, dava ise 12/03/2013 tarihinde açılmıştır.  6098 sayılı TBK'nın \"Rücu İstemi\" başlıklı 73/1.maddesinde; \"Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.\" hükmü yer almaktadır. 6098 sayılı TBK 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girmiş ve TBK'nın 73.maddesinde yer alan zamanaşımı süresi, 818 sayılı BK'da bulunmamakta olup TBK ile ilk kez düzenlenmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 5.maddesinde; \"(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. (2) Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.\" düzenlemesine yer verilmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 01/07/2014 tarihli 2014/5515 E. 2014/12702 K sayılı ilamında; \"...Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş  olup da  başlangıç tarihi  itibarıyla  bu süre dolmuşsa, hak sahipleri  Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz” hükmüne yer verilmiştir. TBK'nun 28. maddesinde, mülga Borçlar Kanununun 21.maddesinde düzenlenen süreden farklı özel bir hakdüşürücü süre öngörülmüştür. Somut olayda çekişmeli taşınmaz 818 Sayılı Borçlar Kanununun yürürlük tarihinde davalıya temlik edilmiş ve akdin yapıldığı tarihten itibaren 1 yıllık süre dolmuş isede temyize konu dava TBK'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6101 Sayılı Kanunda belirtilen 1 yıllık ek süre içinde  açılmıştır. Hal böyle olunca; işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda inceleme ve araştırmanın yapılması oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir...\"  gerekçesiyle kararın bozulmasına, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 31/05/2022  tarihli 2020/7503 E. 2022/4265 K sayılı ilamında; \"...Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.\"şeklinde ki hükümlere göre, kefaletteki 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu kefaletname de 06/10/1997 tarihli olduğundan, TBK'nın  yürürlük tarihi olan 01/07/2012 tarihi itibariyle 10 yıllık süre dolmuş olduğundan, davacının anılan kefaletnameye dayalı olarak 1 yıllık ek süre içinde takipte bulunma hakkı olup, 01/07/2013 tarihinden sonra bu belgeye dayalı olarak kefile başvurması mümkün olmayıp, davacı tarafından davalıya karşı başlatılan icra takibinde takip tarihi olan 29/09/2014 tarihi itibariyle yasada belirlenen 1 yıllık ek süre de dolduğundan, kefalet kendiliğinden kalkmış olup, davalının kefaletten dolayı bir sorumluluğu bulunmadığı, davacının takip başlatmakta kötü niyetli olduğu ispat edilemeden, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan kabulüne, davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun yalnızca kötü niyet tazminatı yönünden kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın ve davacı aleyhine kötüniyet tazminatının reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı...\" gerekçesiyle kararın onanmasına karar verilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 73/1.maddesinde yer alan rücu istemine ilişkin hüküm 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 5/2 hükmü uyarınca somut olay değerlendirildiğinde ise zamanaşımının başlangıç tarihi kazalar nedeniyle davacı tarafında tedavi giderlerine ilişkin ödeme tarihleri olan 21/08/2008 - 24/01/2011 olup 2 yıllık zamanaşımı süresi ilk  ödeme yönünden 21/08/2010 olmak üzere 24/01/2013 tarihine kadardır. Ancak 6101 sayılı Kanun'un 5/2 hükmü uyarınca dava, Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıllık ek süre içerisinde 12/03/2013 tarihinde açılmıştır. Bu durumda davanın açıldığı tarih itibariyle 6098 sayılı TBK'nın 73 ve 6101 sayılı Kanun'un 5/2 hükmü uyarınca zamanaşımı süresi dolmadığından verilen karar hatalıdır. Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/869 E. 2022/802 K. Sayılı 09/12/2022 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,5-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.06/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"59177dccf7afbaa6","SID":"8b4e9c96c30db99a"}}