{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/901 Esas<br>KARAR NO: 2024/1334<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/02/2021<br>NUMARASI: 2017/594 Esas, 2021/123 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali<br>KARAR TARİHİ: 14/11/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıya anket ve araştırma hizmeti verdiğini, bu hizmete karşılık 29.08.2016 tarihli 24.010,17-TL bedelli fatura düzenlendiğini, bu faturanın 2.000,00-TL'lik kısmının ödendiğini, davalıya gönderilen ihtarnameye rağmen bakiyesinin ödenmediğini, bunun üzerine  davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine itiraz ettiğini belirterek İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı  icra takibine karşı yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ile davacı şirket arasında çeşitli denekler üzerinden veri toplanması amacıyla bir sözleşme yapıldığını, anketlerin kim tarafından ve nasıl yapılacağının davacıya bildirildiğini, ancak hem anketörlerin kodlamasında, hem de eksik veri içermesi nedeniyle hizmetin eksik ifa edildiğini, yapılan anketlerin gerçek denekler olmadığı, anketlerin  rakamların tutturulması amacıyla gerçek olmayan kişilerle yapıldığını, müvekkili ile davacı arasında sorun gidermek odaklı e-posta yazışmalarının yapıldığını, davacının kötüniyetli olarak gerçek dışı veri üretimi yapmasının müvekkilinin müşterilerine karşı zor durumda bıraktığını, bir çok anlaşmanın geri çekildiğini, kardan mahrum kaldığını, yapılan işin teslimini yapılmadığını, eksik bırakıldığını belirterek davanın reddine, davacı aleyhine %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince;  davacı tarafından dosyaya ibraz edilen 2016 yılı defter kayıtlarına göre davacının davalıdan iki adet fatura dolayısıyla alacağı olduğu, takip konusu faturanın en son muaccel olan fatura olduğu, davacının takip konusu fatura dolayısıyla 20.000,00 TL bakiye alacağının kaldığı, taraflar arasındaki akdi ilişkiyi kabul eden davalının taraflarına verilen hizmetin ayıplı olduğuna dair davacıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, bu durumda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/19-1633 Esas, 2017/1013 Karar sayılı kararında da detaylı olarak tartışıldığı üzere, ayıp ihbarının yapıldığını ispat yükünün davalıda olduğu, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre davalının davacıya usulüne uygun ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı,  davalının ticari defter ve kayıtlarını denetime sunmadığı, davalının İzmir ... Noterliğinin 18/11/2016 tarihli ... yevmiye nolu ihtarnamesinin 21/11/2016 tarihinde tebliği sebebiyle 24/11/2016 tarihinde temerrüde düştüğü, davacının takip tarihine kadar 270,41 TL işlemiş faiz alacağı olduğu,  fazlaya dair alacağın ise dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre ispat olunamadığı, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan toplam 20.270,41 TL alacağı olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın 20.000,00 TL asıl alacak ve 270,41 TL işlemiş faiz yönünden iptali ile takibin 20.270,41 TL yönünden takip tarihinden itibaren aynı şartlarda devamına, fazlaya dair talebin reddine,   alacak likit ve itiraz haksız olduğundan asıl alacak tutarı olan 20.000,00 TL' nin %20' si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin ayıplı hizmet iddiasının incelenmeksizin taraflar arasındaki tüm ticari ilişkiye dair hesaplama yapıldığını, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olmamasına rağmen takip talebinde talep edilen fatura alacağına ek olarak tüm ticari ilişkinin hesaplandığını, davacının iddia ettiği tüm borçlar muaccel haldeyken, yapılan ödemelerin kanun ve içtihat gereği ilk olarak takip başlatılan huzurdaki davaya konu fatura borcundan mahsup edilmeyip, ödemelerin önceki faturalara mahsup edildiğini, davacının hizmeti gerçeğe aykırı veri üreterek yaptığına ilişkin tüm delillerin göz ardı edilerek davacının kötü niyeti gözetilmeksizin kendi kusuru ile fayda sağlanması ilkelerinin ihlal edilmesi sebebiyle yerel Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine  itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacının, davalı hakkında öncelikle İzmir ...İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, davalının yetki ve borca itiraz etmesi üzerine, davacı tarafça yetki itirazı kabul edilerek dosyanın İstanbul İcra Müdürlüğü'ne gönderildiği ve İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında, 22.244,68-TL asıl alacak, 1.006,12-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 23.250,80- TL nin  tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı davalının itirazda bulunduğu, davacının ise İİK 67. maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde işbu itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmıştır. Bilirkişi tarafından sunulan 25.07.2019 tarihli raporda; davacı şirketin 2016 yılları ticari defterlerinin yıl sonu kapanış tasdiklerinin bulunduğu, davacının defter ve kayıtlarına göre davalıdan 20.000,00-TL bakiye alacağı bulunduğu ve takip tarihi itibariyle 270,41-TL işlemiş  faiz talep edebileceği  bildirilmiştir. Bilirkişi 14.06.2020 tarihli ek raporunda, kök rapordaki görüşlerini aynen muhafaza ettiğini bildirmiştir.Mahkemenin 12/12/2018 tarihli celsesinde, ticari defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olup verilen kesin süreye rağmen davalı taraf ticari defter ve belgelerini inceleme gün ve saatinde hazır etmediği gibi yerinde inceleme talebinde de bulunmamıştır. \"...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerine göre: Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması ve defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4). Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir (HMK 219/1). Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edilebilir (HMK 219/2). İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir (HMK 220/1). Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir (HMK 220/3). Bu kurallar birlikte değerlendirildiğinde ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK'nın 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü  tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil  olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK'nın 220/3. maddesi gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'daki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır...\" (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2016/2310 Esas 2017/2537 Karar sayılı ilamı). Taraflar arasında sözleşme ilişkisinin bulunduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamakla birlikte yukarıda belirttilen emsal Yargıtay ilamı ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde, mahkemece taraflara ticari defterlerini sunmaları için süre verilmiş olup davacı defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporu ile talep edilen alacağının bir kısmının varlığı kanıtlanmıştır. Davalı taraf defterlerini sunmayarak davacının ticari defter kayıtlarının HMK'nun 222. maddeye göre lehine delil oluşturup oluşturmadığının tam olarak incelenebilmesine engel olduğundan sunulmayan ticari defterlerinde de davacının alacaklı olduğuna dair kayıtların mevcut olduğu halde sunulmadığının ve bunun sonucunda da davacının incelenen defter kayıtlarının davacı lehine delil oluşturduğunun kabulü gerekir. Ayrıca, davalı vekili cevap dilekçesi ile,  hizmetin eksik ifa edildiğini, yapılan anketlerin gerçek denekler olmadığı, rakamların tutturulması amacıyla gerçek olmayan kişilerle yapıldığını belirterek bir anlamda hizmetin ayıplı verildiğini ileri sürmüştür. Davalının hizmeti almadığını yahut eksik hizmet aldığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. 6102 Sayılı TTK'nın 23/1-c maddesi tacirler arasındaki hizmetin ayıplı olması halinde yapılması gereken işlemleri düzenlemektedir. Anılan maddeye göre hizmet alan tacir, malın ayıplı olduğu açıkça belli değilse, malı teslim aldıktan sonra malı incelemek veya incelettirmek, malın ayıplı olması halinde 8 gün içinde bu durumu hizmet verene iletmek durumundadır (Yargıtay 23. HD'nin 2016/991 Esas, 2018/5119 Karar sayılı kararı). TBK'nın 223. Maddesi ise: \"Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.\" hükmünü haizdir. Yargıtay 19 HD 2014/19421 E- 2015/2265 K sayılı 19.02.2015 tarihli ilamında belirtildiği üzere ayıp ihbarının tanık ile ispat edilemeyeceği ve TTK 18/3 maddesine göre ayıp ihbarının noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapıldığının kanıtlanması gerektiği, TTK 23/son maddesi hükümlerine göre davalı tarafça, davacının veri toplama hizmetini ayıplı yaptığına dair ihbar mükellefiyetini TTK 18/3 maddesi hükümlerine göre yerine getirdiğini ispatlayamadığı, bu nedenle TBK 223/2 maddesi gereğince hizmeti kabul etmiş sayıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Davalı vekili bir kısım mail yazışmaları ile ayıp ihbarında bulunduğunu ileri sürmüşse de, yazışmaların içeriğine göre,  davalının usulüne uygun ayıp ihbarında bulunduğunu kanıtlamaya yeterli değildir. Kaldı ki, taraflar arasındaki itiraza uğramayan ve davaya konu fatura bedelinin ödenmesi talebini içeren dosya kapsamındaki  e-mail yazışmaları içeriğine göre, davalı tarafından ayıp ve eksik ifa dışında  bir kısım sebepler ileri sürülerek  ödemenin ertelendiği ve yapılmadığı anlaşılmıştır. Tacir olan davalı, hizmetin ayıplı verildiğine ilişkin davacıya ayıp ihbarında bulunduğuna ve yine hizmetin ayıplı olarak verildiğine yönelik savunmasını ispat edememiş olup öyleyse davacının, sözleşme ile yüklendiği edimini tam ve eksiksiz yerine getirdiğini kabul etmek gerekir.  Bu sebeplerle davalının bu yöndeki istinaf nedeni  yerinde bulunmamıştır. 6098 sayılı TBK’nın 102. maddesinde, “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında bir cari hesap sözleşmesi bulunmasa da davacının incelenen defterlerine göre bir açık hesap ilişkisi bulunduğu anlaşılmıştır.  Davalı tarafından yapılan ödemelerin, davacının icra takibinden önce olduğu dikkate alındığında, bilirkişi raporunda yapılan ödemelerin önce muaccel olan faturaya sayılarak hesaplama yapılmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 maddesi gereğince reddine  dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/594 Esas, 2021/123 Karar sayılı ve 23/02/2021 tarihli karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1b-1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 405,47 TL harcın mahsubu ile bakiye 22,13 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,3-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1b-1 bendi ile aynı kanunun 362/1a Maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.14.11.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4ac50bed31218044","SID":"911ab5c8e58b9df0"}}