{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/1833 Esas<br>KARAR NO:2024/1959 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2024/263 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH:15/10/2024 (Ara Karar Tarihi)<br>DAVA:Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin)<br>KARAR TARİHİ:05/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin esasen İran vatandaşı olup ülkeye sermaye getirmek suretiyle istisnai yolla Türk vatandaşlığı aldığını, davalı ...'in müvekkilinin Türkiye’de ticaret yapmak istediğini öğrenince müvekkiline elinde iyi projeler olduğunu, bu projelere sermaye sağlayarak şirkete ortak olabileceğini ve kar elde edebileceğini belirttiğini ve müvekkilinin 16.05.2022 tarihinde Ticaret sicilinde yayınlanmak suretiyle şirkete %50 hissedarı olduğunu, bu bağlamda anılan tarihten bu yana müvekkilinin davalı ... ile birlikte ... Şirketi'nin %50-%50 ortağı olduğunu, şirket yönetimi ve temsil yetkisinin ise ...'de olduğunu ancak müvekkilinin yürütülen projelere sermaye amacıyla şirkete yatırdığı meblağların müşterek iradeye ve şirket menfaatlerine uygun olarak kullanılmadığından şüphelendiğini, yapılan araştırmada kötü niyetli ve iki ortağın müşterek iradesine aykırı bir çok işlem gerçekleştirildiğinin görüldüğünü,  şirketin şu aşamada sadece ve sadece çifte imza ile temsil olunabildiğini ancak taraflar arasındaki husumet nedeniyle çifte imza şartının sağlanabilmesi diğer bir deyişle tarafların bir araya gelip imza atması ve şirketi temsil etmesinin imkansız bir hal aldığını, söz konusu şirkette temsil hususunda fiili olarak imkansızlık mevcut olduğunu, ...'nın karar alamaması sebebiyle organ eksikliği mevcut olduğunu beyanla öncelikle ... Şirketi (V.D. No: ...)'ne ihtiyat-i tedbiren yönetim ve/veya temsil kayyımı atanmasına, mahkemeniz tedbir mahiyetinde ki kayyım hususunda aksi kanaatte ise TMK 420 hükmü uyarınca dava sonuna kadar geçici temsilci (... veya Av....'in) atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/236 Esas 2024/ 239 Karar sayılı 13.03.2023 tarihli kararında istinaf yolu açık olmak üzere davanın reddine karar verildiğini, akabinde davacı istinaf kanun yoluna başvurmuş olup dosyanın henüz kesinleşmediğini, dolayısıyla taraflar arasında aynı konuda mevcut olan derdest dava dosyası bulunması sebebiyle huzurdaki davanın öncelikle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının gerçeğe uygun olmayan iddialarla şirkete kayyum atanmasını talep ettiğini, davacının iddia ettiği gibi iki ortak arasında müvekkilinden kaynaklı olarak husumet bulunmamakta olup şirketin yönetiminin imkansız olmadığını beyanla talep ve davanın reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 2020/263 Esas ve 15/10/2024 tarihli ara kararında; \"... ŞİRKETİ'ne şirkete kayyım atanması şeklindedir.İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 2024/1338 Esas - 2024/1353 sayılı kararında özetle;  Mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararının gerekçesinde dava dışı şirkete temsil ve yönetim kayyımı atandığı açıklandıktan ve hükümde atanan kayyımın temsil ve yönetim kayyımı olduğu belirtildikten sonra hükmün devamında, müdür tarafından yapılacak her türlü işlemin kayyımın onayına bağlanması ve kayyım tarafından denetim ve onay işlemlerinin şirket menfaatleri gözetilerek yerine getirilmesine karar verilmek suretiyle ara kararın gerek hüküm kısmının kendisi içerisinde, gerekse gerekçe ile hüküm kısmı arasında uygulanmasına engel olacak şekilde çelişki oluşturulduğu, HMK'nın 297. maddesine uygun şekilde verilmiş ve Dairemizce denetlenebilecek bir karar bulunmadığı anlaşılmakla açıklanan çelişkiler giderilmek ve atanan kayyımın niteliği açıkça belirtilmek üzere davalı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi ara kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın mahkemesine iadesine dair karar verilmiştir.İhtiyati tedbir kararı verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır (m. 389/1). Kanun, burada \"mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından\" söz etmektedir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi halinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. Hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüştürülmemelidir.Kural olarak bir davada tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmaların ispatı için tahkikat yapılması ve delillerin toplanması gerekir. Hakim tüm delilleri inceleyip değerlendikten ve tam bir karara ulaştıktan sonra nihai kararını verir. Bu husus asıl davanın kabulü için geçerli olup, esas hüküm için tam ispat aranır. İhtiyati tedbirlerde ise tam değil, yaklaşık ispatın yeterli olacağı HMK 390/3. maddesinde düzenlenmiştir. Değişik ifade ile ihtiyati tedbire karar verebilmek için iddia olunan vakıanın subutu yönünde gerçeğe yakın bir ispatın başarılması yeterlidir.TTK.nın 630. maddesinin II. fıkrasında; “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir.”  Aynı maddenin III. Fıkrasında ise; “Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur” denilmektedir. Somut olayda şirket iki ortaklı olup davacı ortak iş bu davayı açmış olduğu dikkate alınmış olup davacı tarafından ileri sürülen iddialar dilekçe ekinde sunulan belgeler dikkate alınmış yaklaşık ispat kuralları çerçevesinde sunulan kayıtlar incelenmiştir. Şirketin dava süresince bu şekilde yönetilmesi davacı açısından önemli zararlara  sebebiyet verileceği endişesi yaratmaktadır.Tarafların hak ve sorumluluk dengesinin korunması gerekir. Yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığı kesin olarak kanıtlanamamakla birlikte, buna ilişkin bazı belge ve deliller sunulmuştur. Ortaklar arasındaki karşılıklı güvenin zedelendiği anlaşılmaktadır.Bu sebeple şirketin  yönetimi ile ilgili olarak geçici hukuki korunma sağlanması için  şartların bulunduğu kanaati oluşmuştur.Somut olayda, toplanan deliller yargılamanın geldiği aşama ve yaklaşık ispat ölçüsü dikkate alındığında bu aşamada şirketin dava süresince bu şekilde yönetilmesi davacı açısından önemli zararlara  sebebiyet verileceği endişesi yaratmaktadır. Tarafların hak ve sorumluluk dengesinin korunması gerekir. Yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığı kesin olarak kanıtlanamamakla birlikte, buna ilişkin bazı belge ve deliller sunulmuştur.  Bu sebeple şirketin  yönetimi ile ilgili olarak geçici hukuki korunma sağlanması için  şartların bulunduğu kanaati oluşmuştur. Geçici hukuki koruma önlemi alınırken tarafların ve şirketin menfaatlerinin korunması gerekir. Halihazırdaki temsil yetkisine sahip şirket yöneticisinin  temsil yetkisinin  tedbiren şirketin yapmış olduğu işlerin büyüklüğü ve şirketin  bilançosu nazara kayyımlara devredilmesi yönünde kanaat oluşmuştur. HMK'nın 392 inci maddesinde “ihtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat göstermesi gerekmez. Asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir ay içinde tazminat davasının açılmaması üzerine teminat iade edilir.”  hükmüne yer verilmiştir.HMK' nın 391/2-ç maddesinde “Talepte bulunanın, ne tutarda ve ne türde bir teminat göstereceği yazılır\", bahsi geçen Kanunun 87.   maddesinde \" Bir davada verilecek teminatın tutarını ve şeklini hakim serbestçe tayin eder.”  hükmüne yer verilmiştir.İhtiyati tedbir taleplerinde teminat alınması yaklaşık ispata göre hakkında belli oranda el atılacak aleyhine tedbir talep  edilenin haklarının korunması ve taraflar arasında menfaat dengesinin iyi kurulması, ilerde haksız çıkılması halinde karşı tarafın ya da üçüncü kişilerin zararların karşılanması için açılacak tazminat davasının sonucunun garantiye alınması açısından önemlidir. Davacıların iddiası şirkete ait firma sicil bilgileri sunulan deliller dikkate alınarak bu aşamada teminat alınmasına gerek görülmemi olup  ayrıca kayyım mahkememizce bilirkişi listesinden seçilmiştir. Atanan kayyım yönetim ve temsil kayyımı olup  dosya kapsamı da dikkate alınarak, HMK'nın  392. maddesi uyarınca takdiren teminat alınmasına gerek görülmemiştir...\"gerekçesi ile, ''1-Toplanan deliller ve rapor dikkate alınarak davacı vekilinin YÖNETİM VE TEMSİL KAYYIMI atanması talepli ihtiyati tedbir  talebinin  KABULÜ İLE; -HMK 389.vd maddeleri uyarınca, ihtiyati tedbir yoluyla davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile ... Vergi Numaralı ... ŞİRKETİ'ne yönetim ve temsil kayyımı olarak bilirkişi listesinden kayyım olarak Mali Müşavir ...'ın atanmasına, -Kayyımın denetim ve onay görevini yaparken, ortakların hak ve menfaatini ve şirketin menfaatlerini gözetmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafın 17.3.2024 tarihinde .... Şti.'nin %50 ... hissesi ve %50 ... hisseli olduğunu ve aralarında da ihtilaf olduğundan bahisle şirketin zarar ettiği, GK toplantılarının yapılamadığı, bu nedenle kayyım atanması gerektiği konusunda dava açtığını, Mahkemece 16.05.2024 tarihli ara kararla temsil ve yönetim kayyımı olarak Mali Müşavir ...'ın atandığını, kararın davalı tarafça istinaf edildiğini ve Dairemizin 2024/1338 E ve 2024/1353 K kararıyla kaldırıldığını ve Dairemizin bu kararından sonra 15.10.2024 tarihinde yeni bir ara kararla Mali Müşavir ...'ın yönetim ve temsil kayyımı olarak atamasını yaptığını; ... Şirketine kayyım atanmasına gerek olmadığını, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/236 Esas 2024/ 239 Karar sayılı 13.03.2023 tarihli kararında istinaf yolu açık olmak üzere davanın reddine karar verildiğini, akabinde davacı istinaf kanun yoluna başvurmuş olup dosyanın henüz kesinleşmediğini, açılan davanın derdestlik nedeniyle usulden reddi gerekirken yönetim ve temsil kayyımı atanmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu; Davacının \"Genel Kurul toplantıları yapılamamaktadır, şirket temsil edilememektedir, şirket zarar etmektedir\" olarak özetlenebilecek beyanlarının gerçek dışı ve kasıtlı olduğunu, şirket genel kurul toplantısın yapıldığının ekteki Ticaret Sicil Gazetesi sayfasından da belli olduğunu, ödemelerin büyük kısmının icra dosyası ödemelerini oluşturduğunu, bunun ise İcra ve İflas hukukunda dayanağı olan bir ödeme olduğunu, zira borçlunun kendi malları/nakitleri varsa ... ve Bankalardan gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra haciz konulabildiği gibi şirketle bağlantısının bulunması halinde de ..., ... ve ... talimatları gönderilmek suretiyle alacağın tahsilinin mümkün olduğunu, dolayısıyla haciz ödemelerinden dolayı şirkete kayyım atanmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı her ne kadar şirket hesabından aracına masraflar yaptığı şeklinde beyanda bulunmuşsa da müvekkilinin şahsi aracıyla şirket işlerini takip ettiği zamanlar da olduğunu, böylece aslında şirketin zararı beyanının hukuki geçerliliğinin olmadığını, diğer yandan davacı tarafın \"Şirket zarara uğratılmaktadır\" şeklindeki beyanına itibar edilmemesi gerektiğini, zira şirketin kar ettiğinin veya zarar ettiğinin tespitinin uzmanlık alanı(İşletme ve muhasebe) konusu olduğunu, şirketin faaliyetinin devam ettiğini, gerçekleşemeyen projelerin durma tarihleri incelenecek olursa da kayyım atandıktan sonra olduğunun görüleceğini (Sultanbeyli projesi), kayyım atanmasını da davacı talep ettiğinden zarardan(varsa) müvekkilinin değil davacının sorumlu olacağını, büyük masraflar gerektiren uzun zaman alan projelerin süreçlerinin çeşitli bürokrasi işlemleri ve prosedürler içerdiğini, bu işlemlerin de uzun zaman alabildiğini ve bunun da projelerin gecikmesine neden olabildiğini, bunların olmasının şirkete kayyım atanmasını gerektirmediğini, asıl olanın şirketin başarılı olmasını sağlamak ve şirketin değerini artırmaya çalışmak olması gerektiğini, gerektiğinde çeşitli tazminat ve alacak davaları ile (varsa) haksızlıkların giderilmesinin mümkün olduğunu beyanla Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15.10. 2024 Tarihli, 2024/263 Esas sayılı dosyasında istinaf sonrası oluşturulan yönetim ve temsil kayyımı atanması kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep, 6102 sayılı TTK'nın 630/2. maddesi uyarınca davalı limited şirket müdürünün görevden azli talebi ile açılan davada, dava dışı şirkete kayyım atanması hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile talebin kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dava dışı şirkete ait dosya arasında bulunan sicil kaydı incelendiğinde; şirket 2 ortaklı olup şirket ortaklarının davacı ve davalı olduğu, aynı zamanda tarafların müşterek yetkili şirket müdürü oldukları anlaşılmıştır.6102 sayılı TTK'nın 630/2. maddesi uyarınca her ortak, haklı nedenlerin varlığı halinde limited şirket yöneticilerinin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında ise; yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, davacının öncelikle şirket müdürünün azlini gerektiren haklı sebeplerin varlığını ispat etmesi gerekmektedir. Haklı sebep kavramı Kanunda tanımlanmamıştır. Müdürün, kanun ve ana sözleşmenin kendisine yüklediği görevleri yapmaması haklı sebep oluşturmaktadır. 4721 sayılı TMK'nın 427/1-4. maddesi uyarınca bir şirkete yönetim kayyımı atanabilmesi için, şirketin yasal organlarının mevcut olmaması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamamış olması gereklidir. 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi hükmünden anlaşılacağı üzere; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. İhtiyati tedbir için yaklaşık ispat yeterli görülmüş olup sunulan belgelerle talep edenin, davada haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi ve diğer şartların da varlığı halinde ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir.Somut olayda; Mahkemece verilen 16/05/2024 tarihli ara karara karşı yapılan istinaf başvurusunun Dairemizce incelenmesi neticesinde verilen 19/09/2024 tarihli kararı ile Mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararının; atanan kayyımın niteliğinin karardan anlaşılamaması, kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve hüküm fıkrasının kendi içerisinde çelişkili olması nedeniyle çelişkiler giderilmek ve atanan kayyımın niteliği açıkça belirtilmek üzere HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiş, Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra verilen ara kararın hüküm fıkrasında atanan kayyımın temsil ve yönetim kayyımı olduğu belirtildikten sonra ilk verilen kararda olduğu gibi \"kayyımın denetim ve onay görevini yaparken, ortakların hak ve menfaatini ve şirketin menfaatlerini gözetmesine\", denilmek suretiyle kayyımın niteliği konusunda tereddüte sebep olunduğu ve Dairemizin kaldırma kararının karşılanmadığı anlaşılmakla birlikte, gerek usul ekonomisi, gerek ihtiyati tedbir kurumunun niteliği, gerekse kararın gerekçesi ve hüküm fıkrasının bütününden kayyımın temsil ve yönetim kayyımı olduğu kanaatine varılmış olması sebebiyle esas yönünden değerlendirme yapılmıştır.Davacı tarafından TTK'nın 630. maddesi uyarınca davalının, dava dışı ... Şirketi'ndeki müdürlük görevinden azlinin talep edildiği, davacı tarafından davalıya karşı bu davadan önce Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/1172 Esas sayılı dosyası ile şirket ortaklığından çıkarılması ve müdürlük görevinden azli talebi ile dava açıldığı, aynı şekilde dava dışı şirkete tedbiren kayyım atanmasının talep edildiği, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/12/2023 tarihli ara kararı ile dava dışı şirkete kayyım atanması talebinin reddine karar verildiği, bu davada Mahkemece ihtiyati tedbir kararının verilmesinden sonra 28/11/2024 tarihli duruşmada verilen karar ile dosyanın Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/1172 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın birleştirilen dosya üzerinden yürütülmesine karar verildiği, dosya kapsamında mevcut delillerden taraflar aralarında anlaşmazlıklar bulunduğu ve şirketin mali açıdan kötü durumda olduğu anlaşılmakta ise de, davacının da davalı ile birlikte şirketin müşterek yetkili müdürü olduğu nazara alındığında, şirketin mevcut durumuna davalının sebep olduğu ve davalının müdürlük görevinden azli için haklı sebeplerin oluştuğuna dair iddianın yargılamaya muhtaç olduğu, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının, davanın esası hakkında haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiği, bu dosyanın birleştirildiği esas dosyada yapılacak yargılama neticesinde verilecek kararın ihtiyati tedbir yolu ile sağlanamayacağı, geçici hukuki koruma tedbirlerinin bakılan davanın tarafları leh ve aleyhine verilebileceği, dava dışı kişiler aleyhine verilemeyeceği, davanın, dava dışı şirkete karşı açılmış bir fesih davası ve dava dışı şirketin temsiline ilişkin bir durumun söz konusu olmadığı da nazara alındığında, Mahkemece koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddi yerine kabulü ile dava dışı şirkete yönetim ve temsil kayyımı atanmasına karar verilmesinin isabetsiz olduğu anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk derece mahkemesinin 15/10/2024 tarihli ara kararının kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; -Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/263 Esas ve 15/10/2024 tarihli ara kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 2-Davacının dava dışı ... Şirketi'ne temsil ve yönetim kayyımı atanmasına dair İhtiyati Tedbir Talebinin REDDİNE, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Yasa gereği ihtiyati tedbire itiraz yönünden  harç alınmasına yer olmadığına,4-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:6-Davalı tarafından istinaf aşamasında yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde iadesine,7-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 9-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara  tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"22e68739f52e866c","SID":"4b3c49283bd5a268"}}