{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2022/1044 Esas 2024/1157  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2022/1044 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1157<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ...\t\t  ...<br>KATİP\t\t: ...\t...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ\t\t: 06/04/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/342 Esas 2022/286 Karar<br>DAVACI\t<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI \t:<br>DAVA\t: Menfi Tespit<br>DAVA TARİHİ\t: 22/04/2021<br>KARAR TARİHİ\t : 31/10/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t : 28/11/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili aleyhine dava dışı ... ile akdettiği 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesi uyarınca kullandırdığı kredinin kefili sıfatıyla icra takibi başlattığını, kredi sözleşmesindeki yazıların müvekkilinin eli ürünü olmadığını, kefaletin geçersiz olduğunu, borçtan sorumlu bulunmadığını belirterek müvekkilinin icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dışı ... ile akdedilen genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olduğunu, hesap kat ihtarnamesinin asıl borçlu ve davacıya tebliğ edildiğini, icra takibinin ödeme emrinin davalıya tebliği sonucu kesinleştiğini, usulsüz tebligat iddiasıyla açılan davanın reddedildiğini, davacının kefaletin geçersiz olduğuna yönelik iddiasının doğru olmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, İstanbul Adli Tıp Kurumu raporu ile 25/05/2017 tarihli genel kredi sözleşmesindeki limitin arttırılmasına dair sözleşmede davacıya ait bölümdeki yazıların davacı eli ürünü olduğu, 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinde davacı isminin yer aldığı bölümdeki yazıların ise davacı eli ürünü olmadığının tespit edildiği, 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesindeki yazılar davacı eli ürünü olmayıp, davacının bu sözleşmedeki kefaleti geçerli değil ise de, davacının icra takibine konu banka alacağından kaynaklı menfi tespit talep ettiği, davalı banka tarafından ise icra takibi ile 21/10/2015 ve 25/05/2017 tarihli genel kredi sözleşmelerinden kaynaklı 626.373,33 TL asıl alacak ve işlemiş faizi ile birlikte toplam 632.677,33 TL alacağın tahsilinin kefil olan davacıdan tahsilinin talep edildiği, 25/05/2017 tarihinde de genel kredi sözleşmesindeki limitlerin arttırılmasına dair 850.000,00 TL limit ile imzalanan kefalet sözleşmesindeki tüm imzaların ve yazıların davacıya ait olduğu, davacının 25/05/2017 tarihli kefalet sözleşmesinde sorumlu olduğu azami miktarı ve kefalet tarihini kendi el yazısı ile yazıp imzaladığı, davacının asıl borçlu ...'ın eşi olduğu, eşinin de kefalete onay verdiği, bu nedenle 25/05/2017 tarihli kefalet sözleşmesinin TBK'nun 583 ve 584 maddeleri gereğince geçerli olduğu, kefilin ancak kefalet sözleşmesindeki limit ve kendi temerrütünün hukuki sonuçları ile sorumlu bulunduğu, sözleşme kapsamında kullanılan kredinin ödenmemesi üzerine hesabın bankaca kat edildiği, kat ihtarının dava dışı asıl borçlu ve davacı kefile tebliğ edildiği, bu hale göre davacının takip tarihi öncesinde temerrüte düştüğü, buna göre davacının 25/05/2017 tarihli 850.000,00 TL limitli geçerli kefalet sözleşmesi uyarınca icra takibine konu borçtan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının icra takibinde alacağa dayanak gösterdiği 21.10.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinin 20. sayfasındaki kefalet şerhinin TBK'nun 583. maddesindeki emredici şekil koşullarını içermediğinden müvekkilinin borçtan sorumlu olmadığına ilişkin olduğunu, adli tıp kurumunun 28.02.2022 tarihli raporunda 21.10.2015 tarihli 590.000,00 TL limitli asıl sözleşmedeki kefalet şerhi yazılarının müvekkilinin eli ürünü olmadığını, davalının takip talebinde dayanmadığı ilk defa yargılama aşamasında ileri sürdüğü asıl sözleşmenin ek 24. sayfasındaki 25.05.2017 tarihli 250.000,00 TL limitli ek sözleşmedeki yazıların ise müvekkilinin eli ürünü olduğunun mütalaa edildiğini, tespite uygun olarak davanın konusu olan 21.10.2015 tarihli sözleşmedeki kefaletin geçerli olmadığına karar verdikten sonra, müvekkilinin eli ürünü olduğunu kabul ettiği 250.000,00 TL limitli kefaletin asıl sözleşmedeki 616.000,00 TL'yi kapsadığını, böylece müvekkilinin 850.000,00 TL'lik bir sözleşmeye kefil olduğunu kabul etmesinin bizzat kabul ettiği uyuşmazlık konusuna aykırı çelişkiler içeren bir karar olduğunu, kararda asıl borçlu ...'ın eşinin kefaletine onay verdiği için 25/05/2017 tarihli geçerli olduğu gerekçesinin davada yeri olmadığı gibi, kat ihtarının müvekkiline tebliğ edildiğini, bu hale göre müvekkilinin takip tarihi öncesinde temerrüte düştüğü tespitinin de hatalı bulunduğunu, tıpkı ödeme emri gibi bankanın hesap kat ihtarını da ... adresine gönderdiğini, bu ihtarnamenin müvekkili adına tebligat almaya yetkisi olmayan ...'a tebliğ edildiğini, daha önce dava dilekçesinde de belirtildiği gibi müvekkili hakkındaki icra takibini davalının açtığı tasarrufun iptali davası ile öğrendiğini, davanın takip talebi ve ödeme emrine eklenen, dolayısıyla takibin dayanağı olan 21.10.2015 tarihli 590.000,00 TL limitli kredi sözleşmesindeki kefalet şerhinin yasal zorunlu koşulları içermediğinden müvekkili açısından bağlayıcı olmadığı hakkında bulunduğunu, sonrada ortaya çıkan 25.05.2017 tarihli 250.000,00 TL limitli sözleşmenin, 21.10.2015 tarihli sözleşmeden bağımsız ayrı bir sözleşme olduğunu, davalının asıl sözleşmenin kefalet şerhindeki yazıların müvekkiline ait olduğunu savunmasını ispat edemediği halde mahkemenin bunu dikkate almayarak takipte dayanılmayan ve müvekkile tebliğ edilmeyen dolayısıyla dava konusu olmayan ek sözleşmenin ilk sözlemedeki kefalet miktarını da kapsadığını, müvekkilinin borca 850.000,00 TL limitle kefil olduğunu kabul etmesinin hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takipleri nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. <br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tHesap kat ihtarnamesi, genel kredi sözleşmesi, Eskişehir 4. İcra Müdürlüğünün 2020/1625 sayılı takip dosyası sureti, yargılama aşamasında İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 28/02/2022 tarihli rapor dosya içerisinde yer almaktadır. <br>\tDava konusu Eskişehir 4. İcra Müdürlüğünün 2020/1625 sayılı takip dosyası ile, davalı alacaklı banka tarafından davacı borçlu aleyhine toplam 632.677,33 TL nakit alacağın tahsili talebiyle kredi sözleşmesi, kat ihtarına dayanılarak 17/02/2020 tarihinde icra takibi başlatıldığı, davacı borçlunun icra takibinde ödeme emrinin tebliği üzerine borca itiraz etmediği, takibin kesinleştiği görülmüştür. <br>\tDavalı ile dava dışı ... arasında 21/10/2015 tarihli 560.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi akdedildiği, davacının 21/10/2015 tarihinde 616.000,00 TL limit ile müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmede imzasının bulunduğu, eş rızasının alındığı, sözleşme limitinin 25/05/2017 tarihinde 200.000,00 TL artırılarak toplam 760.000,00 TL'ye çıkarıldığı, davacının 25/05/2017 tarihinde 850.000,00 TL limit ile müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmede imzasının bulunduğu, eş rızasının alındığı görülmüştür. <br>\tDavalı tarafından dava dışı asıl borçlu ve davacıya gönderilen 16/01/2020 tarihli hesap kat ihtarnamesi ile 632.095,65 TL nakit alacağın ödenmesi talep edilmiş, dava dışı asıl borçlu ve davacı borçluya 3 günlük atıfet süresi verilmiştir. <br>\tYargılama aşamasında İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan raporda, davalı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin 20. sayfasında sol üstte 21/10/2015 tarihli müteselsil kefiller bölümünde davacı adına yazılan yazıların davacı eli ürünü olmadığı, sözleşmenin 24. sayfasında sol altta mevcut 25/05/2017 tarihli müteselsil kefiller bölümünde davacı adına yazılan yazıların davacı eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. <br>\tDavacı yan davalı banka ile dava dışı ... arasında akdedilen genel kredi sözleşmesindeki kefalet yazılarının eli ürünü olmadığını, kefaletin geçersiz olduğunu, borçtan sorumlu bulunmadığını iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tTaraflar arasında davacı ile dava dışı ... arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede davacının müteselsil kefil sıfatıyla isim ve imzasının bulunduğu, dava dışı asıl borçlunun kredi borcunu ödemediği iddiasıyla davalının kredi hesabını kat ederek kredi alacağının tahsili amacıyla davacı aleyhine icra takibi başlattığı hususlarında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. <br>\tUyuşmazlık, davacının davalı banka ile dava dışı ... arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatıyla yer alan kefalet tarihi, kefalet limiti ve kefaletin türü yazılarının davacının eli ürünü olup olmadığı, eli ürünü ise müteselsil kefil sıfatıyla davalı tarafından başlatılan icra takibi nedeniyle dava tarihi itibarıyla davalıya borçlu olup olmadığı, borçlu değil ise miktarı hususlarından kaynaklanmaktadır.  <br>\tDavacı vekilinin istinaf itirazlarına gelindiğinde; yukarıda açıklandığı üzere davalı banka ile dava dışı asıl borçlu ... arasında 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalanmış, anılan sözleşmenin limiti 25/05/2017 tarihinde artırılmıştır. Davacının 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatıyla 616.000,00 TL limit ile isim ve imzası bulunduğu gibi, sözleşmenin limit artırım tarihi olan 25/05/2017 tarihinde de müteselsil kefil sıfatıyla 850.000,00 TL limit ile isim ve imzası bulunmaktadır. <br>\tDavacının kefalet tarihleri itibariyle kefaletinin geçerli olup olmadığı, TBK'nun 583 vd. madde hükümleri gözetilerek değerlendirilecektir. <br>\tBuna göre, kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı gibi kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. <br>\tÖte yandan, eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızası ile kefil olabilir. Bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması gerekir. <br>\tEş rızasının aranmadığı istisnai durum ise, TBK'nun 584/son maddesinde düzenlenmiş olup, somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. <br>\tYukarıda yapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, davacı yan, işbu davada genel kredi sözleşmesinde yer alan kefalet yazılarının eli ürünü olmadığını iddia ederek işbu menfi tespit davasını açmıştır. <br>\tYargılama aşamasında alınan adli tıp raporu ile davalı ile dava dışı ... arasında akdedilen 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinde 20. sayfada yer alan müteselsil kefil bölümünde davacı adına yazılan yazıların davacı eli ürünü olmadığı, limit artırımına ilişkin 25/05/2017 tarihli sözleşme limitinin artırıldığı 24. sayfada müteselsil kefil bölümünde davacı adına yazılan yazıların davacı eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. <br>\tBu durumda mahkemece 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinin limit artırımına ilişkin 25/05/2017 tarihini içerir 24. sayfasında yer alan davacının müteselsil kefaletine ilişkin kefalet tarihi, kefalet limiti, müteselsil kefalet türüne dair yazıların davacının eli ürünü olduğu, davacının kefaletinin geçerli bulunduğu, müteselsil kefil sıfatıyla dava dışı asıl borçlunun dava tarihi itibarıyla davalıya 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borçlarından sorumlu olduğu, limit artırımındaki kefalet imzasının 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesindeki müteselsil kefalet sonucunu doğuracağının kabul edilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tÖte yandan, davacı yukarıda açıklandığı üzere 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesi uyarınca davalı tarafından dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredilerden kaynaklanan ve dava tarihi itibarıyla tespit edilecek bir borç var ise bu borçtan sorumlu olacaktır. <br>\tDavacının genel kredi sözleşmesindeki müteselsil kefaleti yasanın aradığı şekil koşullarına uygun ise de, davacı aleyhine toplam 632.677,33 TL alacağın tahsili talebiyle başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığını ileri sürmüştür. <br>\tMahkemece ise, davacının kefaletinin şeklen geçerli olduğu tespit edildikten sonra dava tarihi itibarıyla davalının dava dışı asıl borçludan davacının kefaletinin bulunduğu 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesi nedeniyle alacağı bulunup bulunmadığı, davacının takip nedeniyle dava tarihi itibarıyla borçlu olmadığı bir miktarın bulunup bulunmadığının tespiti yoluna gidilmemiştir. Kaldı ki dava dilekçesinde ve aşamalarda hesap kat ihtarının davacı yana tebliğ edilmediğine ilişkin iddialar da ileri sürülmüş, mahkemece bu iddia üzerine davacının temerrüte düştüğü değerlendirilerek kefaletteki borcun esasına da girilmiştir. <br>\t22/07/2020 tarih ve 7251 Sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 35. maddesi ile yapılan değişik HMK'nun 353/1.a-6 maddesi \"Mahkemece uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması\" hükmünü içermektedir.<br>\tGenel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemi ile açılan işbu davada bankacı bilirkişiden banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılmak suretiyle dava tarihi itibarıyla davalı bankanın var ise alacak miktarına ve dolayısıyla davacının borçlu olmadığı miktara ilişkin ayrıntılı hesaplama yapılarak miktarın tespitine yönelik rapor alınması, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delil niteliğindedir. Mahkemece ise bu delil toplanmamış, kefalet yazı inkarına ilişkin rapor alınması ile yetinilmiş, karar gerekçesinde davacının temerrüte düştüğü değerlendirilip işin esasına girilmiştir.  <br>\tHal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş, hesap kat ihtarının dava dışı asıl borçlu ve davacıya tebliğ edilip edilmediği, takip tarihi itibarıyla temerrüt koşullarının ve bu kapsamda kefile başvuru koşullarının oluşup oluşmadığı tespit edildikten sonra davacının müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu bulunduğu 21/10/2015 tarihli genel kredi sözleşmesi uyarınca davalının davacıdan dava tarihi itibarıyla talep edebileceği bir alacak bulunup bulunmadığı, dava takip konusu kredinin 21/10/2015 tarihli GKS kapsamında kullandırılıp, kullandırılmadığı,  dava konusu icra takibi nedeniyle dava tarihi itibarıyla davacının davalıya borçlu olmadığı bir miktar bulunup bulunmadığının banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapma ve belgelerden suret alma yetkisi de verilmek suretiyle bankacı bilirkişiden rapor alınarak tespit edilmek suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesinden ibarettir. <br>\tKabul şekline göre de, arabuluculuk ücretinin hüküm altına alınmamış olması da isabetsizdir. <br>\tTüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde  şekilde hüküm kurulmuştur. \t <br>\tHÜKÜM:Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;\t<br><br>\t1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, <br>\t2-Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/04/2022 tarih ve 2021/342 Esas 2022/286 Karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince  KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, <br>\t4-Davacının yatırdığı 80,70 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, <br>\t5-Davacının istinaf aşamasında yapmış olduğu yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılama sonunda dikkate alınmasına,<br>\t6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi uyarıca  kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 31/10/2024<br><br>Başkan - ...              Üye - ...                      Üye - ...              Zabıt Katibi - ...<br>...          ...       ...        ... <br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"49203a2ebbfb1986","SID":"5e26d23f7a67afd2"}}