{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/1730 Esas <br>KARAR NO:2024/1903 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2024/763 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH:18/09/2024 ve 09/10/2024 tarihli ara kararlar<br>DAVA:Pay devir Sözleşmesinin İptali<br>KARAR TARİHİ:28/11/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; kısıtlı ...'nin, \"... A.Ş.\"de  hisse sahibi olduğunu,  23/05/2017 tarihli yönetim kurulu kararı ile kısıtlı ...'nin adı geçen şirketteki 1092 adet payına karşılık 27.300,00 TL değerindeki hissesini ... T.C. Kimlik numaralı ...'ye devrettiğinin tespit edildiğini, davaya konu şirket hisselerinin devredildiği 15.06.2017 tarihinde kısıtlı müvekkilinin 90 yaşında olduğunu, ilerlemiş yaşı sebebiyle devir tarihinde beden ve akıl sağlığı bakımından malvarlığını üzerinde tasarrufta bulunabilecek ve kendi iradesiyle karar verebilecek durumda olmasının  mümkün olmadığını ayrıca kendisi devir tarihinde bunama/ demans hastası olduğunu, bu bağlamda davaya konu şirket hisselerinin devri anında kendisinin fiil ehliyeti bulunmadığını, tam ehliyetsiz  olduğunu. yapmış olduğu devir işleminin hükmü olmadığını. İşbu sebeplerle huzurdaki davayı açma ve usulsüz devredilen şirket hisselerini davacıya geri iadesi talep etme gereğinin hasıl olduğunu, dava konusu hisseler nama yazılı olduğunu,  bu haliyle hisse senetlerinin devri ciro ve zilyetliğin teslimiyle kolaylıkla her zaman gerçekleştirilebileceğini, işbu kolaylıktan yararlanmak suretiyle dava konusu hisselerin davalı tarafından 3. Kişilere devretmesi kuvvetle muhtemel olduğunu, bu durum müvekkilinin haklarına ulaşmasına engel olacağı gibi ve telafisi imkansız zararlara uğramasına da neden olacağını, bu nedenle dava konusu hisselerin 3. Kişilere devrinin ve satışının önlenmesi için Teminatsız Olarak İhtiyati Tedbir Konulmasına, mümkün olmazsa Davalıdır Şerhi Konulmasına  karar verilmesini, bu konuda hem şirket merkezine hem de İstanbul Ticaret Sicil müdürlüğü (İTO) tezkere yazılmasını talep ettiklerini, kısıtlı ...'nin, \"... A.Ş.\"de  hisse sahibi olduğu,  23/05/2017 tarihli yönetim kurulu kararı  ile kısıtlı ...'nin adı geçen şirketteki 1092 adet payına karşılık 27.300,00 TL değerindeki hissesini (yüzde 26)  ... T.C. Kimlik numaralı ...'ye devrettiği anlaşılmakla kısıtlı ...'nin şirketteki hissesinin devri tarihindeki yaşı ve izah edilen nedenler ile hisselerinin devir işlemlerinin yoklukla malul olduğunun tespitiyle müvekkili adına iadesi gerektiğini, arz ve izah edilen nedenler ile İhtiyati tedbir talebinin kabulü ile dava konusu şirket hisseleri üzerine tedbir konulmasına, hisselerinin devir işlemlerinin yoklukla malul olduğunun tespitiyle usulsüzce ve izah edilen nedenlerle ele geçirdiği davalının adına kayıtlı bulunan ... Tic. A.Ş. Deki hisselerinden kısıtlıdan  23/05/2017 tarihli yönetim kurulu kararı ve diğer yazışmalar ile devraldığı % 26 hissenin müvekkili ... adına geri iadesi ile müvekkili adına tesciline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 07/10/2024 tarihli talep dilekçesinde özetle; kısıtlının, hisse devir tarihinde fiil ehliyetini haiz olmadığını,  devir tarihinden önce 2015 yılında defalarca Kilis Devlet Hastanesinde, Özel Beylikdüzü Medilife Hastanesinde, İstanbul Büyükçekmece Devlet Hastanesinde \"Ruh sağlığı ve hastalıkları\" bölümünde tedavi gördüğünü ve muayene olduğunu, E-Nabız kayıtlarından da görüldüğü üzere kısıtlının ruh sağlığı ve hastalıkları bölümünde sürekli muayene olmakta olup ayrıca ruh sağlığını etkileyecek ilaçlar kullandığını ve kullanmaya da devam ettiğini, kısıtlıya devir tarihinden önce 15.01.2015 tarihinde bipolar mizac bozukluğu teşhisi konulduğunu, bu şekilde bir teşhis konulmuş hastanın o tarihte akıl sağlığının yerinde  olduğunun düşünülmesi tıbben ve hukuken mümkün olmadığını, kısıtlının geçmişe yönelik sağlık raporları, görmüş olduğu tedaviler ve yaşı değerlendirildiğinde fiil ehliyetini kısıtlandığı tarihten çok daha önce kaybettiğinin görüleceğini, Bipolar mizac bozukluğunun, tıp literatüründe \"Bipolar bozukluk veya İki uçlu duygudurum bozukluğu, her biri günlerden haftalara kadar süren depresif ve manik periyotlar ile karakterize edilen, bireyin tamamıyla sağlıklı bir duygudurum vaziyetine de girebildiği, bir duygudurum bozukluğu\" olarak tanımlandığını, bu hastalığın fiil ehliyetini etkilediğini, olası bir atak halinde de kişinin fiil ehliyetini tamamen ortadan kaldırdığını, ayrıca kısıtlının \"hiponamik nöbet\" geçirdiğinin de söz konusu rapor ile tespit edildiğini, hiponamik nöbetin tıp literatüründe \"insanın bedensel ve psikolojik olarak, kendini alışılmadık şekilde gösteriş, heyecan veya irritabilite (uyarılar aşırı tepki) olarak ifade edebilen, nedensiz, orantısız, doğal olmayan mutluluk, dışa dönüklük ve hareketlilikle karakterize olan sağlıksız bir zihin, ruh hali ve davranış biçimidir.\" şeklinde tanımlandığını, teşhislerden ve raporlardan da anlaşılacağı üzere kişinin zihin yapısı sağlıklı olmayıp fiil ehliyetinin varlığından bahsedilemeyeceğini, bu sebeple hisse pay sahibi olan kısıtlının devir esnasında fiil ehliyetinin bulunmadığının sübuta erdiğini,  fiil ehliyetinin varlığından bahsedilemeyeceğinden dolayı devir işleminin yoklukla malul olduğunu, 15/01/2015 tarihli muayene neticesinde kısıtlıya tedavisi için \"essıtalopram okzalat\" olarak bilinen ilacın verildiğini, söz konusu ilacın fiil ehliyetini etkileyebileceğinin ve ortadan kaldırabileceğinin bilindiğini, söz konusu ilacın yine fiil ehliyetini, kişinin ruh halini etkileyebilecek birçok yan etkisi bulunduğunu, ayrıca söz konusu ilacın, vücutta hem zihinsel anlamda hem de fiziki anlamda tahribatlara da yol açacağının bilindiğini,  kısıtlının genel itibariyle sağlık raporları ve muayene sıklığı incelendiğinde yaşlılığından kaynaklı hastalıklarının çok artığı ve fiil ehliyetini her geçen gün yitirdiğinin anlaşıldığını, davalı tarafından bu hususun aksini ispatlar nitelikte bir delil sunulamadığını,  sadece aile hekimliğinden alınan raporun dosyaya sunulduğunu, fakat ülkemizde açıkça bilindiği üzere aile hekimleri tarafından tafsilatlı bir sağlık raporu düzenlenmemekte olup vatandaşlar tarafından neredeyse arzu edilen tüm raporların alınabildiğini, bu sebeple davalının sunmuş olduğu bu raporun dikkate alınmasının hukuken mümkün olmadığını, kısıtlının 1928 doumlu olup, devir tarihinde 89 yaşında olduğu göz önünde bulundurulduğunda haklılıklarının sübut bulacağını, davaya konu  devir işleminin açıkça hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının hiç bir ihtiyacı ve sebebi yokken davalıya milyonlarca dolar değerindeki şirket hisselerini devretmesinin akıl sağlığının yerinde olmadığının en büyük yaklaşık ispatı olduğunu, 89 yaşına kadar şirket hisselerini elinde bulunduran kısıtlının ihtiyacı yokken 89 yaşında hisse devretmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,  davalı...'nin, kısıtlının yaşlılığından ve hastalığından istifade ederek; iyi niyetten uzak bir şekilde diğer şirket ortağı kız kardeşlerinden mal kaçırma amacıyla şirket hisselerini hileli bir şekilde kendi üzerine geçirdiğini, dava konusu hisselerin nama yazılı olduğunu, bu haliyle hisse senetlerinin devrinin ciro ve zilyetliğin teslimiyle kolaylıkla her zaman gerçekleştirilebileceğini, bu kolaylıktan yararlanmak suretiyle dava konusu hisselerin davalı tarafından 3. Kişilere devretmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu ileri sürerek, ileride telafisi imkansız zararlara neden olmamak adına dava konusu hisselerin 3. kişilere devrinin ve satışının tedbiren önlenmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davaya konu ... Anonim Şirketi'nin (\"...\") yönetim kurulu başkanı ve hissedarı olup neredeyse mesai saatlerinin çoğunu senelerdir bu şirkete hasrettiğini, Şirket, 2016-2017 yıllarında borçlu bir şirket durumundayken, müvekkilinin çabaları sayesinde ülkemizin Kapıkule sınır kapısında uzun yıllardır yaşanan tır kuyruğu problemini çözdüğünü,  .. şirketinin yerleşkesinin 2017 ve 2023 yıllarındaki uydu görüntüleri incelendiğinde, şirket yerleşkesinde yaratılan büyük değişimin görüleceğini, ...'in bugün olduğu yere gelmesindeki en büyük payın müvekkiline ait olduğunu, davacı ...'nin müvekkilinin öz babası olduğunu, davacının da uzun yıllar boyu çokça şirkette yönetim kurulu başkanlığı, yönetim kurulu üyeliği, müdürler kurulu başkanlığı, müdürlük gibi görevlerde bulunduğunu, 2020 yılının Mart ayından itibaren dünyada görülmeye başlayan COVID-19 salgının genel etkileri, yaşlılara getirilen hususi sokağa çıkma yasakları, iki kez geçirdiği COVID-19 hastalığı ve ilerleyen yaşı sebebi ile ... aktif iş yaşımından yavaş yavaş çekilmeye başladığını, daha sonra ise, Bakırköy 11. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 28.12.2022 tarihli kararı ile kendisine bir vasi atandığını, atanan vasinin davacının öz kızı .... olduğunu, vasinin de şirkette pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, davaya konu şirket hisselerinin hukuka aykırı olarak devredildiği iddiası ile huzurdaki davayı ikame etmek için Bakırköy 11. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne (vesayet makamı) başvuran kişinin de bizzat vasi ... olduğunu, davaya konu uyuşmazğın hem davacıın, hem davalının hem de vasinin  pay sahibi olduğu ... Şirketi'nin 1092 adet hissesinin 780.000,00-TL karşılığında, ... ile ... arasında imzalanan hisse devir sözleşmesi ile 23.05.2017 tarihinde ...'den ....'ye devredilmesi ile alakalı olduğunu, dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecinin işletilmediğini, niteliği gereği nispi harca tabi huzurdaki davada davacı tarafça bildirilen  harca esas değer hatalı olup ödenen harcın eksik olduğunu, davacıya tensip zaptı ile devrinin iptali talep edilen şirket hisselerinin değerini bildirmek ve bildirilen değer üzerinden eksik nispi harcı yatırmak üzere 1 haftalık kesin süre verildiğini, davacının uyuşmazlık konusu şirketin sermayesinin nominal değerinin gözüktüğü MERSİS görsellerini delil göstererek uyuşmazlık konusu (... şirketinin sermayesinin %26'sına tekabül eden) hisselerin bedelinin 27.300,00 TL olduğunu beyan edip, bu değer üzerinden harç ödediğini,  nispi harca esas değer hesaplanırken hissenin gerçek değerinin esas alınması gerektiğini, davacının dilekçesinde dahi şirket hisselerinin milyonlarca lira ettiğini belirttiğini, müvekkili tarafından davacıya ödenen bedellere ilişkin dekontlardan ve Hisse Devir Sözleşmesi'nden görüleceği üzere uyuşmazlığa konu hisselerin devri karşılığında ödenen bedelin 23.05.2017 (Hisse Devir Tarihi) itibarı ile 780.000,00-TL' olduğunu,  hisselerin devre konu olduğu 2017 yılının Mayıs ayından davanın ikame edildiği 2024 yılının Ağustos ayına dek geçen sürede bu meblağ yeniden değerleme oranında bile arttırılacak olursa, hisse devir bedelinin yaklaşık 8.000.000 TL'ye tekabül edeceğini, mahkemece davacı tarafa (en azından) 8.000.000,00-TL üzerinden hesaplanacak harcın yatırılması için kesin süre verilmesi gerektiğini, iddia edilenin aksine davacının hisse devrinin gerçekleştiği tarihte ayırt etme gücüne sahip olup tam ehliyetli olduğunu, bu hususun resmi sağlık raporu ile sabit olduğunu, dilekçe ekindeki \"Durum Bildirir Sağlık Raporu\"ndan görüleceği üzere davacının, 23.05.2017 tarihi itibarı ile muayene edildiğini ve hekim kanaat raporuna göre kendisinin akli melekelerinin yerinde olduğunun saptandığını,  sağlık raporunun, T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul Bakırköy 5 Nolu Aile Hekimliği Birimi tarafından verildiğini, noterlerce yaşı ilerlemiş vatandaşlardan talep edilecek sağlık raporları konusunda Türkiye Noterler Birliği’nin başvurusu üzerine Sağlık Bakanlığı tarafından 30.08.2020 tarih ve ... sayılı “Akli Meleke Raporları” konulu yazıda,  noterlerce istenen ayırt etme gücüne ilişkin akli meleke - hukuki ehliyet raporlarının uzmanlık branşı fark etmeksizin kamuda çalışan tüm hekimlerce verilebileceğinin belirtildiğini, aksi iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davaya konu hisse devrinin de geçerli ve bağlayıcı olduğunu, yazılı delil niteliğindeki söz konusu Sağlık Raporuna karşı, iddiasını ispat ile mükellef davacının hiçbir delil ortaya koyamadığını afaki olarak ...'nin ilgili tarihte akli melekesinin yerinde olmadığını ileri sürdüğünü, ...'nin hisse devir tarihinden sonraki tarihlerde bile pek çok şirketin yönetim kurulu ve imza yetkilisi olarak atandığını, şu halde kendisinin hisse devir tarihinde temyiz kudretinden yoksun olduğu iddialarının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davacının yalnızca İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü nezdinde kayıtlı 5 farklı şirkette yönetim kurulu görevlerinde bulunduğunun İstanbul Ticaret Odası kayıtları ile sabit olduğunu, örnek olması bakımından ...'nin yönetim kurulunda olduğu şirketlerin 23.01.2019 (Hisse Devir Tarihi'nden iki yıl sonra) tarihinde yapılan yönetim kurulu toplantısında tutulan toplantı notlarını sunduklarını, notlarda, ...'nin toplantı esnasında sürekli olarak söz aldığının, şirketin borçlarını takip ettiğinin, Kapıkule'deki beton yapımı sürecinini takip ettiğinin, sürecin her bir aşamasından haberdar olduğunun, hatta huzurdaki davayı ikame ettiren ...'ın kendisine dolaylı sorular yöneltip cevaplar aldığının görüldüğünü, bu hususun ...'nin anılan tarihte hala şirketlerin yönetsel görevlerini bilfiil yerine getirdiğini, şirketlerin önemli kararlarının verilmesinde kendisinin sözünün dinlendiğini, kendisinin bütün olanın bitenin farkında olduğunu, akli melekelerinin yerinde olduğunu ve en önemlisi işbu davayı ... adına ikame eden vasi ...'ın da bu durumu yakinen bildiğini gösterdiğini,  ...'nin akli melekelerinin, ancak ve ancak Mart 2020'den sonra ülkemizi ve bütün dünyayı etkisi altına alan pandemi ve bu süreçte iki kez geçirdiği COVİD-19 hastalığı sonrası zayıflamaya başladığını, bu durumu fark eden şirket pay sahiplerinin, 2020 yılından sonra ...'yi hiçbir şirkette yönetim kurulu üyesi olarak seçmediklerini, ... ile şimdi kendisinin vasisi olarak atanan ve huzurdaki davayı ikame ettiren ...'ın, hisselerin devredildiği tarihte ve daha sonraki tarihlerde aynı şirketlerde, aynı anda yönetim kurulu üyesi ve imza yetkilileri olarak bulunduklarını, ...'ın, kendisi ile aynı anda yönetim kurulunda bulunan ...'nin ayırt etme gücünden yoksun olduğunu hiç düşünmediğini, bu uğurda herhangi bir itirazda veya talepte bulunmdığını, hiçbir karara muhalefet şerhini işlemediğini,  genel kurullarda söz alarak yönetim kurulu üyesi olarak seçilen ...'nin temyiz kudretinden yoksun olduğunu dile getirmediğini, zira A anılan tarihlerde babasının temyiz kudretini haiz olduğunu gayet iyi bildiğini,  yakın tarihe kadar pek de değerli olmayan .... şirketinin günümüzde borçlarını ödeyip büyük karlar elde etmeye başladığını gören ...'ın, sonradan tasarladığı yollara başvurarak ve huzurdaki davada tamamen kurmaca iddialar ile, müvekkiline 2017 yılında yapılan hisse devrini bir şekilde yok hükmünde saydırıp kendisine miras kalacak hisse adedini arttırmaya çalıştığını, ... ile şimdi kendisinin vasisi olarak atanan ve huzurdaki davayı ikame ettiren ...'ın, hisse devir tarihi'nden sonraki bir tarihte ...'den başka şirketin hisselerini devraldıklarını, vasi ....'ın bizzat kendisinin, 04.07.2019 tarihinde ... Şirketi'nin hisse lerini ...'den devraldığını,...'nin hisse devir tarihi'nde temyiz kudretine sahip olduğu herkesçe bilinmekte olup bu hususa tanıklık edebilecek çok kişi mevcut olduğunu,  anılan yıllarda aktif olarak ticaret hayatını sürdüren ...'nin yürütmekte olduğu ticari faaliyetlerin yanında hayır işleri yaptığını, maliki olduğu büyük bir arsayı okul yapımı için bağışladığını 2019 yılında (Hisse Devir Tarihi'nden 2 yıl sonra) Kilis'te ... ve ... İlkokulu'nu yaptırarak ülkemizin geleceğine katkıda bulunduğunu, ...'nin, 2020 yılında okulun açılış törenine bizzat katıldığını, Kilis Belediye Başkanı ...'ın ve İl Milli Eğitim Müdürü ...un da protokolde olduğu törende konuşma yapıp plaket aldığını, iddia edilenin aksine, davaya konu hisselerin karşılıksız olarak değil, bedeli devredene ödenmek suretiyle devralındığını, ekte sunulan 23.05.2017 tarihli Hisse Devir Sözleşmesi'nde, devreden taraf ...'nin, ... Turistik şirketindeki 1092 adet hissenin (nominal değeri 27.300 TL) müvekkili ...'ye devir bedelinin 780.000-TL olduğunun belirtildiğini, bu bedelin, o yıllarda şirketin güçsüz mali yapısı göz önüne alınarak taraflar arasında yürütülen pazarlıklar neticesinde tespit edildiğini ve piyasa koşullarına uygun olduğunu, 780.000 TL'lik hisse devir bedelinin 330.000-TL'lik kısmının, müvekkili tarafından 10.07.2017 tarihinde ...'nin ... Bankası nezdindeki ... IBAN numaralı banka hesabına \"...  A.Ş. ... Hisse Alımı\" açıklamasıyla havale edildiğini,  buna ilişkin dekontun ekte olduğunu, hisse devir bedelinin geri kalan 450.000 TL'lik kısmının 100.000 TL'lik kısmının ...'ye elden ödendiğini,  350.000-TL'lik kısmının ise yine 10.07.2017 tarihinde, ...'ye ait aynı banka hesabına \"... - ...\" açıklamasıyla yatırıldığını, buna ilişkin dekontun da ekte olduğunu,  dava dilekçesinde yer alan hisselerin \"karşılıksız\" ve \"mal kaçırma amacıyla\" devredildiği iddialarının mesnetsiz olduğunu, dava dilekçesinde ...şirketinin hisselerinin nama yazılı olduğu, hisselerin her zaman ciro ve zilyetliğin teslimi ile devredilebileceği, dolayısıyla hisselerin Müvekkil tarafından her an üçüncü kişilere devredilebileceği belirtilerek hisseler üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulması, bu olmazsa \"davalıdır\" şerhi konulması talebinde bulunulduğunu, ... şirketinin hisseleri senede bağlanmamış çıplak paylardan ibaret olup,  ortada \"ciro\" edilebilecek veyahut \"zilyetliği devredilebilecek\" bir hisse senedi mevcut dahi olmadığını,  davacının  olmayan nama yazılı senetler üzerinde tedbir istediğini, dava dilekçesi ile ileri sürülen iddialar ve deliller incelendiğinde,  davacının kendi haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi şöyle dursun; kendisinin haksızlığının kesin olarak ispatlanmış vaziyette olduğunu ileri sürerek, davanın ve tedbir taleplerinin reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesinin 18/09/2024 tarih  2024/763 esas  sayılı ara kararı ile;\"Talep, ihtiyati tedbir istemine ilişkindir.Davacı tarafından sunulan deliller incelendiğinde; davacının vesayet altına alınmasına ilişkin karar ile davaya konu hisse devri arasındaki süre, davacının hisse devir tarihindeki sağlık durumu ve ehliyetinin olmadığının sunulan deliller ile yaklaşık ispat ölçüsünde ispatlanamadığı, nitekim davacı vasisi tarafından davacının o tarihteki ya da sonraki sağlık durumuna ilişkin herhangi bir delilin de dava açılırken sunulmadığı, şirketin türüne göre mevcut pay durumunun bu aşamada belirli olmadığı, pay defterinin sunulmamış olduğu gözetilerek bu aşamada mevcut delil durumuna göre yaklaşık ispatın sağlanmadığı ve ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. \"gerekçesi ile,  ihtiyati tedbir talebinin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin 18/09/2024 tarih  2024/763 esas  sayılı ara kararı ile;\"Talep, ihtiyati tedbir istemine ilişkindir.Davacı tarafından sunulan deliller incelendiğinde; davacının vesayet altına alınmasına ilişkin karar ile davaya konu hisse devri arasındaki süre, davacının hisse devir tarihindeki sağlık durumu ve ehliyetinin olmadığının sunulan deliller ile yaklaşık ispat ölçüsünde ispatlanamadığı, Mahkememizce hastanelere yazılan davacının sağlık durumuna ilişkin raporların gönderilmesine dair müzekkerelerin cevaplarının henüz dönmediği, davacı tarafından sunulan ekran görüntülerinde belirtilen hastalıkların ehliyetsizlik sonucuna yol açıp açmayacağının belirli olmadığı, şirketin türüne göre mevcut pay durumunun bu aşamada belirli olmadığı, pay defterinin sunulmamış olduğu, ayrıca davaya konu hisselerin değerine ilişkin olarak taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğu ve dava değerinin tespitinin gerektiği, dava değeri tespit edilerek harç ikmal edilmeden Harçlar Kanunu uyarınca müteakip işlemlere devam edilemeyeceği, dava değeri belirli olmadığından davacıdan alınabilecek tedbire yönelik teminatın da belirli olamayacağı gözetilerek bu aşamada mevcut delil durumuna göre yaklaşık ispatın sağlanmadığı ve ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. \"gerekçesi ile,  ihtiyati tedbir talebinin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekilinin 18/09/2024 tarihli ara karara karşı sunduğu  istinaf dilekçesinde özetle; kısıtlının, hisse devir tarihinde fiil ehliyetini haiz olmadığını,  devir tarihinden önce 2015 yılında defalarca Kilis Devlet Hastanesinde, ... Hastanesinde, İstanbul Büyükçekmece Devlet Hastanesinde \"Ruh sağlığı ve hastalıkları\" bölümünde tedavi gördüğünü ve muayene olduğunu, E-Nabız kayıtlarından da görüldüğü üzere kısıtlının ruh sağlığı ve hastalıkları bölümünde sürekli muayene olmakta olup ayrıca ruh sağlığını etkileyecek ilaçlar kullandığını ve kullanmaya da devam ettiğini,   kısıtlıya devir tarihinden önce 15.01.2015 tarihinde bipolar mizac bozukluğu teşhisi konulduğunu, bu şekilde bir teşhis konulmuş hastanın o tarihte akıl sağlığının yerinde  olduğunun düşünülmesi tıbben ve hukuken mümkün olmadığını, kısıtlının geçmişe yönelik sağlık raporları, görmüş olduğu tedaviler ve yaşı değerlendirildiğinde fiil ehliyetini kısıtlandığı tarihten çok daha önce kaybettiğinin görüleceğini, Bipolar mizac bozukluğunun, tıp literatüründe \"Bipolar bozukluk veya İki uçlu duygudurum bozukluğu, her biri günlerden haftalara kadar süren depresif ve manik periyotlar ile karakterize edilen, bireyin tamamıyla sağlıklı bir duygudurum vaziyetine de girebildiği, bir duygudurum bozukluğu\" olarak tanımlandığını, bu hastalığın fiil ehliyetini etkilediğini, olası bir atak halinde de kişinin fiil ehliyetini tamamen ortadan kaldırdığını, ayrıca kısıtlının \"hiponamik nöbet\" geçirdiğinin de söz konusu rapor ile tespit edildiğini, hiponamik nöbetin tıp literatüründe \"insanın bedensel ve psikolojik olarak, kendini alışılmadık şekilde gösteriş, heyecan veya irritabilite (uyarılar aşırı tepki) olarak ifade edebilen, nedensiz, orantısız, doğal olmayan mutluluk, dışa dönüklük ve hareketlilikle karakterize olan sağlıksız bir zihin, ruh hali ve davranış biçimidir.\" şeklinde tanımlandığını, teşhislerden ve raporlardan da anlaşılacağı üzere kişinin zihin yapısı sağlıklı olmayıp fiil ehliyetinin varlığından bahsedilemeyeceğini, bu sebeple hisse pay sahibi olan kısıtlının devir esnasında fiil ehliyetinin bulunmadığının sübuta erdiğini,  fiil ehliyetinin varlığından bahsedilemeyeceğinden dolayı devir işleminin yoklukla malul olduğunu, 15/01/2015 tarihli muayene neticesinde kısıtlıya tedavisi için \"essıtalopram okzalat\" olarak bilinen ilacın verildiğini, söz konusu ilacın fiil ehliyetini etkileyebileceğinin ve ortadan kaldırabileceğinin bilindiğini, söz konusu ilacın yine fiil ehliyetini, kişinin ruh halini etkileyebilecek birçok yan etkisi bulunduğunu, ayrıca söz konusu ilacın, vücutta hem zihinsel anlamda hem de fiziki anlamda tahribatlara da yol açacağının bilindiğini,  kısıtlının genel itibariyle sağlık raporları ve muayene sıklığı incelendiğinde yaşlılığından kaynaklı hastalıklarının çok artığı ve fiil ehliyetini her geçen gün yitirdiğinin anlaşıldığını, davalı tarafından bu hususun aksini ispatlar nitelikte bir delil sunulamadığını,  sadece aile hekimliğinden alınan raporun dosyaya sunulduğunu, fakat ülkemizde açıkça bilindiği üzere aile hekimleri tarafından tafsilatlı bir sağlık raporu düzenlenmemekte olup vatandaşlar tarafından neredeyse arzu edilen tüm raporların alınabildiğini, bu sebeple davalının sunmuş olduğu bu raporun dikkate alınmasının hukuken mümkün olmadığını, kısıtlının 1928 doumlu olup, devir tarihinde 89 yaşında olduğu göz önünde bulundurulduğunda haklılıklarının sübut bulacağını, davaya konu  devir işleminin açıkça hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının hiç bir ihtiyacı ve sebebi yokken davalıya milyonlarca dolar değerindeki şirket hisselerini devretmesinin akıl sağlığının yerinde olmadığının en büyük yaklaşık ispatı olduğunu, 89 yaşına kadar şirket hisselerini elinde bulunduran kısıtlının ihtiyacı yokken 89 yaşında hisse devretmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,  davalı ...'nin, kısıtlının yaşlılığından ve hastalığından istifade ederek; iyi niyetten uzak bir şekilde diğer şirket ortağı kız kardeşlerinden mal kaçırma amacıyla şirket hisselerini hileli bir şekilde kendi üzerine geçirdiğini, Tedbirin reddine ilişkin verilen kararın açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu hisselerin nama yazılı olduğunu, bu haliyle hisse senetlerinin devrinin ciro ve zilyetliğin teslimiyle kolaylıkla her zaman gerçekleştirilebileceğini, işbu kolaylıktan yararlanmak suretiyle dava konusu hisselerin davalı tarafından 3. Kişilere devredilmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, bu durumun müvekkilinin haklarına ulaşmasına engel olacağı gibi,  telafisi imkansız zararlara uğramasına da neden olacağını, bu nedenle dava konusu hisselerin 3. Kişilere devrinin ve satışının önlenmesi gerektiğini,  ileride telafisi imkansız zararlara neden olmamak adına kısıtlının sağlık durumu, yaşlılık durumu ve üstün menfaati gibi tüm hususlar da birlikte değerlendirildiğinde tedbir kararının gerekliliğinin  ortaya çıktığını, Geçici hukuki korumalardan olan ihtiyati tedbire karar verilebilmesi için ihtiyati tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve ihtiyati tedbirin bir sebebinin mevcut olması gerektiğini, yargılama sırasında mevcut durumun değişmesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkansız hale gelmesi, gecikme sebebinin bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi söz konusu olan hallerde ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilmesi gerektiğini, nitekim somut olay değerlendirildiğinde, söz konusu hisselerin üçüncü kişilere devri halinde kısıtlı bakımından ciddi bir zararın doğacağının aşikar olduğunu, kanun koyucunun \"zararın doğması tehlikesi\" hususunda oldukça geniş bir takdir alanı bıraktığını, somut olayda da bu hususun kısıtlının lehine yorumlanması, kısıtlının üstün menfaatinin gözetilmesi gerektiğini, dava konusu hak veya şey bakımından ortaya çıkacak tehlike ve zararın önlenmesi için de her türlü tedbire karar verilebileceğini, tedbir kararının verilebilmesi için davanın ispatına elverişli delil bulunması da zorunlu olmayıp, istekte haklı olma ihtimalinin mevcut olmasının yeterli olduğunu (Yargıtay 1. HD, 03.07.2012, 7381/8346), sonuç itibariyle kısıtlının üstün menfaati, kısıtlını yaş ve sağlık durumu değerlendirildiğinde tedbir talebinin haklılığının mevcut olduğunu,İleri sürerek, haklı itirazlarının kabulüne, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının kaldırılmasına, mahkemenizce yapılacak olan istinaf incelemesi neticesinde ivedilikle ihtiyati tedbire karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekilinin 09/10/2024 tarihli ara karara karşı sunduğu  istinaf dilekçesinde özetle; kısıtlının, hisse devir tarihinde fiil ehliyetini haiz olmadığını,  devir tarihinden önce 2015 yılında defalarca Kilis Devlet Hastanesinde, ... Hastanesinde, İstanbul Büyükçekmece Devlet Hastanesinde \"Ruh sağlığı ve hastalıkları\" bölümünde tedavi gördüğünü ve muayene olduğunu, E-Nabız kayıtlarından da görüldüğü üzere kısıtlının ruh sağlığı ve hastalıkları bölümünde sürekli muayene olmakta olup ayrıca ruh sağlığını etkileyecek ilaçlar kullandığını ve kullanmaya da devam ettiğini,   kısıtlıya devir tarihinden önce 15.01.2015 tarihinde bipolar mizac bozukluğu teşhisi konulduğunu, bu şekilde bir teşhis konulmuş hastanın o tarihte akıl sağlığının yerinde  olduğunun düşünülmesi tıbben ve hukuken mümkün olmadığını, kısıtlının geçmişe yönelik sağlık raporları, görmüş olduğu tedaviler ve yaşı değerlendirildiğinde fiil ehliyetini kısıtlandığı tarihten çok daha önce kaybettiğinin görüleceğini, Bipolar mizac bozukluğunun, tıp literatüründe \"Bipolar bozukluk veya İki uçlu duygudurum bozukluğu, her biri günlerden haftalara kadar süren depresif ve manik periyotlar ile karakterize edilen, bireyin tamamıyla sağlıklı bir duygudurum vaziyetine de girebildiği, bir duygudurum bozukluğu\" olarak tanımlandığını, bu hastalığın fiil ehliyetini etkilediğini, olası bir atak halinde de kişinin fiil ehliyetini tamamen ortadan kaldırdığını, ayrıca kısıtlının \"hiponamik nöbet\" geçirdiğinin de söz konusu rapor ile tespit edildiğini, hiponamik nöbetin tıp literatüründe \"insanın bedensel ve psikolojik olarak, kendini alışılmadık şekilde gösteriş, heyecan veya irritabilite (uyarılar aşırı tepki) olarak ifade edebilen, nedensiz, orantısız, doğal olmayan mutluluk, dışa dönüklük ve hareketlilikle karakterize olan sağlıksız bir zihin, ruh hali ve davranış biçimidir.\" şeklinde tanımlandığını, teşhislerden ve raporlardan da anlaşılacağı üzere kişinin zihin yapısı sağlıklı olmayıp fiil ehliyetinin varlığından bahsedilemeyeceğini, bu sebeple hisse pay sahibi olan kısıtlının devir esnasında fiil ehliyetinin bulunmadığının sübuta erdiğini,  fiil ehliyetinin varlığından bahsedilemeyeceğinden dolayı devir işleminin yoklukla malul olduğunu, 15/01/2015 tarihli muayene neticesinde kısıtlıya tedavisi için \"essıtalopram okzalat\" olarak bilinen ilacın verildiğini, söz konusu ilacın fiil ehliyetini etkileyebileceğinin ve ortadan kaldırabileceğinin bilindiğini, söz konusu ilacın yine fiil ehliyetini, kişinin ruh halini etkileyebilecek birçok yan etkisi bulunduğunu, ayrıca söz konusu ilacın, vücutta hem zihinsel anlamda hem de fiziki anlamda tahribatlara da yol açacağının bilindiğini,  kısıtlının genel itibariyle sağlık raporları ve muayene sıklığı incelendiğinde yaşlılığından kaynaklı hastalıklarının çok artığı ve fiil ehliyetini her geçen gün yitirdiğinin anlaşıldığını, davalı tarafından bu hususun aksini ispatlar nitelikte bir delil sunulamadığını,  sadece aile hekimliğinden alınan raporun dosyaya sunulduğunu, fakat ülkemizde açıkça bilindiği üzere aile hekimleri tarafından tafsilatlı bir sağlık raporu düzenlenmemekte olup vatandaşlar tarafından neredeyse arzu edilen tüm raporların alınabildiğini, bu sebeple davalının sunmuş olduğu bu raporun dikkate alınmasının hukuken mümkün olmadığını, kısıtlının 1928 doumlu olup, devir tarihinde 89 yaşında olduğu göz önünde bulundurulduğunda haklılıklarının sübut bulacağını, davaya konu  devir işleminin açıkça hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının hiç bir ihtiyacı ve sebebi yokken davalıya milyonlarca dolar değerindeki şirket hisselerini devretmesinin akıl sağlığının yerinde olmadığının en büyük yaklaşık ispatı olduğunu, 89 yaşına kadar şirket hisselerini elinde bulunduran kısıtlının ihtiyacı yokken 89 yaşında hisse devretmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,  davalı...'nin, kısıtlının yaşlılığından ve hastalığından istifade ederek; iyi niyetten uzak bir şekilde diğer şirket ortağı kız kardeşlerinden mal kaçırma amacıyla şirket hisselerini hileli bir şekilde kendi üzerine geçirdiğini,Tedbirin reddine ilişkin verilen kararın açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu hisselerin nama yazılı olduğunu, bu haliyle hisse senetlerinin devrinin ciro ve zilyetliğin teslimiyle kolaylıkla her zaman gerçekleştirilebileceğini, işbu kolaylıktan yararlanmak suretiyle dava konusu hisselerin davalı tarafından 3. Kişilere devredilmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, bu durumun müvekkilinin haklarına ulaşmasına engel olacağı gibi,  telafisi imkansız zararlara uğramasına da neden olacağını, bu nedenle dava konusu hisselerin 3. Kişilere devrinin ve satışının önlenmesi gerektiğini,  ileride telafisi imkansız zararlara neden olmamak adına kısıtlının sağlık durumu, yaşlılık durumu ve üstün menfaati gibi tüm hususlar da birlikte değerlendirildiğinde tedbir kararının gerekliliğinin  ortaya çıktığını,Geçici hukuki korumalardan olan ihtiyati tedbire karar verilebilmesi için ihtiyati tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve ihtiyati tedbirin bir sebebinin mevcut olması gerektiğini, yargılama sırasında mevcut durumun değişmesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkansız hale gelmesi, gecikme sebebinin bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi söz konusu olan hallerde ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilmesi gerektiğini, nitekim somut olay değerlendirildiğinde, söz konusu hisselerin üçüncü kişilere devri halinde kısıtlı bakımından ciddi bir zararın doğacağının aşikar olduğunu, kanun koyucunun \"zararın doğması tehlikesi\" hususunda oldukça geniş bir takdir alanı bıraktığını, somut olayda da bu hususun kısıtlının lehine yorumlanması, kısıtlının üstün menfaatinin gözetilmesi gerektiğini, dava konusu hak veya şey bakımından ortaya çıkacak tehlike ve zararın önlenmesi için de her türlü tedbire karar verilebileceğini, tedbir kararının verilebilmesi için davanın ispatına elverişli delil bulunması da zorunlu olmayıp, istekte haklı olma ihtimalinin mevcut olmasının yeterli olduğunu (Yargıtay 1. HD, 03.07.2012, 7381/8346), sonuç itibariyle kısıtlının üstün menfaati, kısıtlını yaş ve sağlık durumu değerlendirildiğinde tedbir talebinin haklılığının mevcut olduğunu,<br>İleri sürerek, haklı itirazlarının kabulüne, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının kaldırılmasına, mahkemenizce yapılacak olan istinaf incelemesi neticesinde ivedilikle ihtiyati tedbire karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.İstinafa konu talepler; taraflar arasındaki 27/05/2017 tarihli hisse devir sözleşmesinin, davacı kısıtlının devir tarihinde fiil ehliyetinin bulunmadığından batıl olduğunun tespiti ve devre konu payların davacı kısıtlıya iadesi istemli davada, dava konusu payların üçüncü kişiye devrinin önlenmesine veya paylar üzerine davalıdır şerhi konulması istemlerine ilişkin olup, mahkemece dava dilekçesi ve 07/10/2024 tarihli talep dilekçesi ile ileri sürülen tedbir istemlerinin reddine karar verilmiş, davacı vekilince her iki ara karara karşı ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.6100 Sayılı HMK'nun 389. maddesi uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Aynı kanunun 390 maddesi uyarınca tedbir talep eden taraf dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Somut olayda; dava ve cevap dilekçeleri ve ekleri ile mevcut delil durumuna göre, davacı kısıtlının 27/05/2017 hisse devir sözleşmesinin bağıtlandığı tarihte ayırt etme gücünden yoksun olduğuna, devrin davalı tarafından, şirketin diğer pay sahipleri olan kardeşlerinden mal kaçırma gayesi ile hileli olarak yapıldığına dair iddiasının esası bakımından yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluşmadığı, değişen delil durumuna göre mahkemeden her zaman yeniden tedbir talep edilebileceği de nazara alındığında, mahkemece bu aşamada tedbir istemlerinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığı anlaşılmış olup, davacının 18/09/2024 ve 09/10/2024 tarihli ara kararlara yönelik istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının Bakırköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/763 esas sayılı , 18/09/2024 ve 09/10/2024 tarihli ara kararlarına yönelik istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından 18/09/2024 ve 09/10/2024 tarihli ara kararlara yönelik ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince 18/09/2024 ve 09/10/2024 tarihli ara kararlara yönelik ayrı ayrı alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harçların hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 28/11/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ff426c32df2262b5","SID":"5cd0a17632636991"}}