{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/584 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1583<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ                               \t: 06/12/2021 <br>NUMARASI\t\t: 2018/641 Esas - 2021/820 Karar<br>DAVA             \t\t: İtirazın İptali<br>DAVA TARİHİ\t\t: 30/12/2018<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 31/10/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 31/10/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/12/2021 tarihli 2018/641 Esas ve 2021/820 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın .../... Şubesi ile dava dışı borçlu şirket ... Sanayi ve Ticaret  Ltd. Şti. ve müşterek borçlu müteselsil kefiller ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti., ... arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiğini, kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun ödenmesi için; hesap kat tarihi 31.08.2017 itibariyle 77.783,91-TL nakit ve 1 adet çek yaprağına ilişkin 1.410,00-TL gayrinakit risk bedelinin depo edilmesi için Beyoğlu 48. Noterliği'nin 08.09.2017 tarih 90003 yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini, ...'ın vefat etmiş olması sebebiyle ihtarnamenin yasal mirasçılara gönderildiğini, hesap kat ihtarı ve ekinde bulunan hesap özetinin muhataplara tebliğ edildiğini, tebliğ edilen hesap özetine borçlu şirketin ve kefillerin hiç bir itirazı olmadığını, borçlulara gönderilen ihtara rağmen borç ödenmediği için, asıl alacak, gecikme faizi/temerrüt faizi, gider vergisi ve noter masrafından oluşan toplam 83.833,98-TL'nin ödenmesi için İzmir 8. İcra Müdürlğü'nün 2017/15157 takip sayılı ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takip başlatıldığını ve davalı borçlular hakkında da tahsilde tekerrür olmamak üzere İzmir 10. İcra Müdürlüğü’nün 2017/15189 takip sayılı dosyası ile icra takibine başlandığını, davalı borçlu kefil şirket ve kefil ... mirasçılarının, vekilleri aracılığı ile borca, faize, tüm ferilerine süresinde borca itiraz ettiğini, ipotek takibi neticesi taşınmaz satılmış olup; ihalenin mahkeme kararı ile feshedildiğini; kararın istinaf aşamasında olduğunu, davalı borçluların itirazları mesnetsiz olup; kabulünün mümkün olmadığını, borca ilişkin yapılan itirazın da tamamen icra takibini geciktirmeye yönelik olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalıların itirazlarının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine alacağın % 20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür. <br>CEVAP:<br>Davalı gerçek kişiler vekili cevap dilekçesinde özetle; ilamsız icra takibine karşı süresinde yetki itirazları sunulmasına karşın, icra dosyası yetkili yere gönderilmediğinden davanın reddini talep ettiklerini, mahkemece aksi kanaatte olunması halinde bile bizzat davacı tarafça sunulan 28/09/2004 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ile taraf ve kefillerin her türlü uyuşmazlıklarında Adapazarı Mahkeme ve İcra Dairelerinin yetkili olduğu kararlaştırılmış olup mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, icra takibine dayanak salt olarak 31/08/2017 tarihli hesap kat ihtarına atıf yapılmış ise de dava dilekçesi ekinde dört farklı Genel Kredi Sözleşmesi bulunduğunu, müşterek ve müteselsil kefil sıfatı ile müteveffa ...'ın yasal mirasçıları olan müvekkilleri adına itirazın iptaline karar verilmesi talep edilmiş ise de 28/09/2004 ve 31/12/2008 tarihli kredilerin zamanaşımına uğradığından müvekkillerinin söz konusu sözleşmelerden kaynaklı bir borcu bulunmadığını, müvekkilleri aleyhine müteveffa ...'ın maliki olduğu taşınmaz yönünden rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmış olup, kefalet borcu rehinle teminat altına alındığından aynı borca ilişkin kefil sıfatıyla müvekkilleri aleyhine ilamsız icra takibi başlatılmasının hukuka aykırı olduğunu, öncelikle rehine müracaat zorunluluğu kapsamında haksız davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan icra takibinde ipotek miktarının hesaplanan borç miktarından fazla olduğu dikkate alınarak davaya konu takipte tahsilde tekerrür kaydı olmasının sonucu etkilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesini talep ettikleri, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan icra takibinde ipotek miktarının hesaplanan borç miktarından fazla olduğu dikkate alınarak davaya konu takipte tahsilde tekerrür kaydı olmasının sonucu etkilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise söz konusu ipotek ihale yolu ile paraya çevrilmiş olup ihalenin feshi davası istinaf aşamasında olduğundan ihalenin feshi davasının bekletici mesele yapılarak davacı tarafça ipoteğin paraya çevrilmesi sonucu yapılan tahsilatın davalı kefil müvekkillerinin sorumlu olduğu borcu azaltıp azaltmadığı üzerinde de değerlendirme yapılması gerektiğini, bu sebeple  istinaf incelemesinde olan Seferihisar İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/79 E. ve 2018/102 K. sayılı ilamının bekletici mesele yapılmasını istediklerini,  davacı tarafça her ne kadar hesap kat ihtarının İİK. M68/B uyarınca belge sayıldığı belirtilmiş ise de hesap kat ihtarı usulüne uygun olmadığından muaccel bir alacaktan söz edilemeyeceğini, zira dava dilekçesi ekince de birden fazla kredi sözleşmesi yer almakta olup davaya konu icra takibinde alacak dayanağı olarak sadece hesap kat ihtarına atıf yapıldığından muaccel bir alacaktan söz edilemeyeceğini, ödeme emrine itirazlarında belirttikleri üzere faiz ve masraflara ilişkin itirazları olup faiz ve masrafların fahiş olduğunu belirterek öncelikle usule ilişkin itirazları nazarında nihayetinde esastan, haksız ve mesnetsiz işbu davanın reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK  DERECE MAHKEMESİNCE VERİLEN KARAR:<br>Mahkemece; \"...Düzenlenen bilirkişi kök ve ek raporları dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde;  davacı banka ile dava dışı ... San ve Tic.Ltd. Şti arasında 28/09/2004 düzenleme tarihli 150.000.-TL, 31/12/2008 düzenleme tarihli 75.000.-TL, 25/02/2011 düzenleme tarihli 500.000.-TL ve 14/11/2012 düzenleme tarihli 203.000.-TL limitli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmeleri imzalandığını, sözleşmelerin tamamını Muris ...'ın müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, toplam kefalet limitinin 928.000.-TL olarak belirlendiğini, davalı ... San ve Dış Tic. Ltd. Şti.nin 25/02/2011 ve 14/11/2012 tarihli sözleşmeleri müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, kefalet limitinin 703.000-TL olarak belirlendiği, sözleşmelere istinaden dava dışı asıl borçlu şirkete 14/04/2014 tarihinde 40.000.-TL, 15/04/2014 tarihinde 50.000.-TL ve 27/04/2014 tarihinde 30.000.-TL olmak üzere toplam: 120.000.-TL BCH kredisi kullandırıldığı, kredi dönemsel faiz ekleri ile 02/07/2015 tarihinde 1005YV004808 no.lu kredi hesabından yıllık %18 akdı faiz oranı ile 147.094 .67-TL olarak yapılandırıldığı, taksitli ticari olarak yapılandırılan kredinin aylık 5.384.47-TL taksitle ödenmek üzere 36 ay geri ödeme planına bağlandığı, takibe konu iş bu kredinin dayanağının 14/11/2012 tarihli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi olduğu, muris ...'ın vefat etmesi üzerine varis olarak davalıları bıraktığı, davalıların mirası red etmediklerinden murisin alacak ve borçlarının tarafı olduğu kanaatine varılmakla yapılan hesaplamalar sonucunda 21/11/2017 takip tarihi itibariyle: 71.783.16-TL Asıl alacak, 4.472.53-TL İşlemiş akdi/temerrüt faizi, 223.63-TL Faizin gider vergisi, 1.027.97-TL İhtar gideri, 83.507.29-TL Nakdi Alacak toplamı1.400.00-TL Gayri nakdi kredi depo tutarı banka alacağından davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Muris müteselsil kefil ...'ın varisleri sıfatıyla tahsilinde tekerrür olmamak kaydı ile müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, davalı ... San ve Dış Tic. Ltd. Şti. nin müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğu, davacı bankanın takip tarihinden itibaren 77.783.16-TL Asıl alacağa sözleşme hükümleri gereği yıllık %27 oranında temerrüt faizi ve faizin % 5 gider vergisini uygulama ve talep yetkisinin bulunduğu anlaşılmakla davacı tarafından  takibe esas alacağın talep edilebileceği; talep edilen alacak likit ve davalıların yaptığı itiraz haksız  kabul edildiğinden davacı lehine  inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği kanaati ile davanın kabulüne ve davalı tarafından icra inkar tazminatının  ödenmesine...\" gerekçesiyle \"...Davanın kabulüne, davacı tarafından davalı ... Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti. İle  davalı ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... aleyhine İzmir 10. İcra Dairesinin 2017/15189 Esas sayılı  sayılı dosyası ile yapılan takibe davalının vaki itirazının 83.833,98 TL  alacak yönünden iptali ile  takibin asıl alacak yönünden devamına, davalılar tarafından yapılan itirazın haksız ve alacağın likit olduğu kabul edildiğinden hüküm altına alınan 83.833,98 TL alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya  verilmesine...\" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>Karara karşı davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekili ve davalı şahıslar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>İSTİNAF NEDENLERİ:<br>Davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete dava dilekçesi ve sonrasında tebliğ edilen bilirkişi raporlarının usulüne uygun tebliğ edilmediğini, bu nedenlerle davanın açıldığından ek bilirkişi raporunu davalı tarafa tebliğ edildiği tarihte haberlerinin olduğunu ve davaya karşı beyanlarını ancak bu tarihte sunulabildiklerini, mahkeme tarafından tebligatların usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı hususunun gerekçeli kararda tartışılmadığını, tebligatların usulüne uygun olarak yapıldığından bahisle davayı inkar etmiş sayıldıkları kabul edilerek hükmün kurulduğunu, bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu, icra dosyasına yaptıkları itirazda da kefalet sözleşmesinin geçerli bir kefalet sözleşmesi olmadığının davalı tarafça beyan edildiğini ancak sözleşmenin geçerlilik şartları mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, kredi sözleşmesinde bulunan, müvekkili şirket adı altındaki imzalar, müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını, müvekkili ... San.ve Dış.Tic.Ltd.Şti. 1999 yılında kurulmuş olup, ortakları ..., ... ve ... San.ve Tic. Ltd. Şti. olduğunu, şirket ana sözleşmesinde şirketin temsilcileri/müdürleri ..., ... ve ... firmasını temsilen ... olarak tespit edildiğini ve 5 yıl süre ile şirketi münferit imzaları ile yetkili olduklarının belirlendiğini, (Dosyada bulunan  1999 Tarihli Ticaret Sicil Gazetesi İlanında bu durumun sabit olduğunu) yine kuruluş sözleşmesinin \"Temsil\" başlıklı 9.maddesinde \" Şirketi müdürler temsil ederler. Şirketi ilzam edecek imzalar ortaklar kurulu tarafından tespit, tescil ve ilan olunurlar\" hükmünün getirildiğini, 2004 yılında 5 yıllık müdürlük süresi sonunda, şirket ortakları karar alarak, bu şirketin müdürlüğüne 25 yıl süre ile ... ve ...'i getirdiklerini, bu tarihte  ... San. ve Tic. Ltd. Şti. temsilcisinin müdürlük sıfatının ortadan kalktığını, 2016 yılında ise ... San.ve Tic. Ltd. Şti. hisselerinin satılarak ortaklıktan çıkıldığını ve ... şirketi sadece ... ve ...'e ait hale geldiğini, davaya konu borcun 2012 yılında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında kullandırılan krediye dayandığı dosya kapsamı ile sabit olduğunu, 14/11/2012 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi incelendiğinde, kefil olarak sözleşmede imzası bulunan müvekkili şirketi ...'ün temsil ettiğini, şirketi temsilen bu şahsın sözleşmeyi imzaladığının görüldüğünü, oysa 2012 yılı itibariyle (2004 yılından itibaren) şirketi temsile sadece ... ve ... yetkili olup, ...'ün temsil yetkisinin bulunmadığını, hal böyleyken bu şahsın imzası ile müvekkili şirket kefil haline getirildiğini, yetkisiz şahsın attığı imza ile verilen kefaletin geçerliliğinin olmayacağını, buna rağmen mahkeme tarafından bu beyanlarının dikkate alınmamış olması, imzalarının olmadığı, haberleri olmadan atılan imzalar ile kefil haline getirilmiş oldukları sabitken bu durumun dikkate alınmamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkiline karşı takip başlatılması TBK 586/1 maddesinde yer alan \"Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir.\" hükmüne de aykırı olduğunu, bu düzenleme ile müteselsil kefile başvurulabilmesi için asıl borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalmasının gerektiğini, dosya kapsamında görüleceği üzere, davacı banka hesap kat'ini, hem asıl borçlulara hem de kefil sıfatı ile müvekkili şirkete aynı ihtarname ile yaptığını, hem borçlulara hem de kefillere aynı ihtarnameyi tebliğ ettiğini, ihtarname ile borçlulara 24 saat sürenin verildiğini oysa TBK 586/1 düzenlemesine göre \"ihtarın sonuçsuz kalmış olması\" kefile başvurunun ön şartı olduğunu, dava dosyasında yer alan kredi sözleşmelerinin şekil şartını taşımadığını, 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlük tarihinden sonra düzenlenen 2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde ise \"kefalet tarihi\", \" müteselsil\" ifadesi ve \"kefalet miktarı\" tüm borçlular ve kefiller için aynı el yazısı ile yazıldığını, bu durumun çıplak gözle dahi tespit edilebilmekte olduğunu, kefalet sözleşmesi altında, müvekkili şirketi temsilen imzası bulunan ... isimli şahsın müvekkili şirket ile bir ilgilinin bulunmadığını, sözleşmenin imza tarihinde müvekkili şirketi temsile yetkili olanlar müvekkili şirket ortakları ... ve ... olup, ... isimli şahsın hiçbir zaman müvekkili şirketin ortağı olmadığını, mahkeme tarafından buna ilişkin beyanlarının ve süresinde bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının dikkate alınmadan karar verildiğini, izah ettikleri nedenlerle; kararın öncelikle icrasının geri bırakılmasına, kararın kaldırılarak, yeniden yargılama yapılarak beyanları doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. <br> Davalı gerçek kişiler vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, bankalarca imzalanan kredi sözleşmelerin süresiz olduğunu ve bu kapsamda müvekillerinin sorumlu olacağı belirtilmişse de somut olayda müvekillerinin sorumluluğu kredi sözleşmesinden değil kefalet ilişkisinden kaynaklandığını, bu nedenle TBK 598. maddesi gereği 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan ve müvekillerinin kefalet sorumluluğu sona erdiğinden, davacı yanın alacak taleplerinin müvekkillere yöneltilmesinin mümkün olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, bankaların kredi sözleşmelerinin süresiz olduğu belirtilmişse de somut olayda müvekkillerinin sorumluluğu kredi sözleşmesinden değil kefalet ilişkisinden doğduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 598/3. maddesi uyarınca her türlü kefalet ilişkisi 10 yıllık zamanaşımı ile sınırlı tutulduğundan huzurdaki davaya konu 28.09.2004 ve 31.12.2008 tarihli kredi sözleşmelerinden müvekkillerinin sorumlu tutulmasının mümkün olmayacağını, her ne kadar davacı yan, sonradan sunmuş olduğu beyanlar ile alacak talebinin zamanaşımına uğramış olan kredi sözleşmelerinden değil de 14/11/2012 tarihli kredi sözleşmesine dayandığının belirtildiğini ve mahkeme tarafından da bu benimsenmişse de davaya konu alacak, tür itibari ile birbiriyle sıkı sıkıya ilintili olup gönderilen kat ihtarı, başlatılan takip ve açılan dava dosyalarında alacak dayanağı olarak hiçbir şekilde birbiri ile ilişkilendirilmediğini veya hangi kredi sözleşmesine dayanıldığına ilişkin açıklamada dahi bulunulmadığını, bu nedenle davacı yanın takip hukukuna bağlı davada takip dayanağını değiştirmesi mümkün olamayacağından bu istemler yönünden davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacı banka tarafından başlatılan takipte, davalı müvekkillerinin müteveffa ...'ın mirasçıları olmaları sebebiyle yer aldığını ve dolayısıyla ...'ın müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı sözleşme kapsamında borçtan sorumlu oldukları beyan edilmiş ise de, bu kredilerin hangi tarihte kullandırıldığını, müteveffa ...'ın ölüm tarihi itibari ile ne kadar borçtan sorumlu olduğunun bilinmediğini, davalı müvekkillerine bahsi geçen kredilerin hangi tarihlerde kullandırıldığına ilişkin bir açıklama ne takip dosyası kapsamında ne de daha öncesinde davacı tarafından yapılmadığını, mirasçılar ölüm anında mirası iktisap etmiş sayılacağından ve ölenin bütün hakları, malları ve keza borçları ölüm tarihinde mirasçılara geçeceğini, kefalet borcu da kefilin ölüm tarihi itibari ile mirasçılara intikal edeceğinden, mirasçıların kefilin ölüm tarihindeki borcundan sorumlu olacaklarını, aksi halde, yani mirasçıların hesabın kat edildiği tarihe kadarki borçtan sorumlu tutulması, miras hukukundaki külli halefiyet ve kendiliğinden iktisap prensibiyle kefaletin kişisel teminat olma prensibine de aykırı olacağını, bu durumda müteselsil kefil olan müteveffa ...'ın ölüm tarihi itibari ile -var ise- davacı banka alacağının saptanması gerekmekte ve bu husus saptandıktan sonra davalı müvekkillerinin aleyhine takibe girişilmesi gerektiğini, somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde müteveffa ...'ın 25.10.2015 tarihinde vefat etmiş olduğunu, davacı banka tarafından hesapların kat edildiği tarihlerin ise 08.09.2017 olduğu gözetildiğinde, müvekkili davalıların davaya konu borçtan sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığını, takip talebinde hangi hususların gösterilmesi gerektiği İİK. M.58'de düzenlendiğini, davacı tarafından hukuka aykırı şekilde başlatılan takipte, takip talebi kanunun aradığı şartları taşımamakta ve talebe eklenmesi mecburi olan belgelerin de eklenmeyerek mezkur takibin başlatıldığı gözetildiğinde, işbu takibin iptalinin gerektiğini, mahkeme tarafından uyuşmazlık konusu alacağın 14.11.2012 tarihli sözleşmeye dayandığı belirtilmişse de, dosya kapsamı ve takiple bağlılık ilkesi gözetilmeksizin işbu tespitin yapılmasının hatalı olduğunu, zira gerek icra dosyası gerekse de dava dilekçesinde muğlak ifadeler kullanan davacı yanın, takip dosyasına sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, alacak dayanağını değiştirmesinin mümkün olmadığını,  müvekkillerinin 28.09.2004 ve 31.12.2008 tarihli sözleşmelerden kaynaklı borçlarının bulunmadığı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davaya konu alacak, tür itibari ile birbiriyle sıkı sıkıya ilintili olup gönderilen kat ihtarı, başlatılan takip ve açılan dava dosyalarında alacak dayanağı olarak hiçbir şekilde birbiri ile ilişkilendirilmediğini veya hangi kredi sözleşmesine dayanıldığına ilişkin açıklamada dahi bulunulmadığını, her alacağın geçmişten doğduğunu ancak takip hukukuna sıkı sıkıya bağlı olan bir davada takip başlangıcı olarak dayanak vesikanın şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması ve ödeme emri ekine eklenmesinin gerektiğini, aksi durumun varlığı takibin usulsüz olmasına sebebiyet verdiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, yasal sınırlamalar, bankacılık teamül ve uygulamaları açısından zaten geçmiş tarihli kredi sözleşmesine dayanılamayacağı ifade edilmiş ise de davada tartışılması gereken hususun bu olmadığını, tespit edilmesi gereken yegane nokta, kat ihtarı, takip talebi ve dava dilekçesinde herhangi bir kredi sözleşmesine dayanılıp dayanılmadığını veya hangi kredi sözleşmesine dayanıldığını, dayanılan kredi sözleşmesinden doğan alacağın tutarının tespiti üzerine olduğunu, davanın ve takibin açıldığı tarih itibari ile davacının alacağı herhangi bir dayanak vesikaya dayanmadığından ve dayanak vesika, ödeme emri ekine eklenmediğini, bir an için söz konusu takibin 14.11.2012 tarihli kredi sözleşmesine dayandığının kabulü halinde dahi bu defa söz konusu sözleşmeye ilişkin belgelerin davacı yanca dosyaya sunulmamış olduğunu, işbu davada gelinen aşama itibari ile de halen sunulamamış olduğu gözetildiğinde, ispat yükü üzerinde olan davacı yanın bu yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmediği gözetilerek ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla başlatılan ipoteğin paraya çevirilmesine ilişkin icra takibinde ipotek, ihale yolu ile paraya çevirilmişse de ihalenin feshine ilişkin ikame olunan davada yargılama sürmekte olup söz konusu davanın bekletici mesele yapılması, ihalenin kesinleşmesi halinde davacı tarafça ipoteğin paraya çevrilmesi sonucu yapılan tahsilatın davalı kefil müvekkillerinin sorumluluğunu / borcu azaltıp azaltmadığının incelenmesi gerektiğini, hesap kat ihtarı usule uygun olmadığından, muaccel bir alacaktan söz edilemeyeceğini, zira dava dilekçesi ekinde de birden fazla kredi sözleşmesi yer almakta olup davaya konu icra takibinde alacak dayanağı olarak sadece hesap kat ihtarına atıf yapıldığından, muaccel bir alacaktan ve icra  söz edilmesinin mümkün olmadığını, icra takibine dayanak olarak 31.08.2017 tarihli hesap kat ihtarına atıf yapılmış ise de, dava dilekçesi ekinde birden fazla genel kredi sözleşmesi yer aldığından her bir sözleşme kapsamında kredi miktarı ve borç miktarının tespit edilmesinin gerektiğini, genel kredi sözleşmesinde faiz oranının belirtilmediğini, masraflara ilişkin açıklamaların yapılmadığını, re’sen öngörülecek nedenlerle fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla; uyuşmazlığın duruşmalı olarak tetkikine, başvurularının kabulü ile, kararın inceleme neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak davanın reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalı kefillerden ve kefilin mirasçılarından tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.  <br>Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekili ve davalı  gerçek kişiler vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>1-Davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekilinin istinaf itirazlarının değerlendirilmesinde;<br>Davalı şirket vekili, genel kredi sözleşmesindeki müvekkili şirketin kefaletine ilişkin imza ile müteselsil kefalet, kefalet limiti ve kefalet tarihine dair el yazılarının şirket yetkilisinin eli ürünü olmadığını savunmuştur. Mahkemece, davalı şirketin yazı ve imza inkarına yönelik savunması hakkında yazı ve imza incelemesi yapılmadığı gibi gerekçeli kararda da bu hususta bir değerlendirme yapılmamıştır.<br>Somut olayda takibin dayanağının davalı şirketin de kefaletinin bulunduğu 14/11/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi olduğunun tespit edildiği, sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan TBK'nun 583. maddesi uyarınca kefilin sorumlu olduğu azami miktarın, kefalet tarihinin ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifade ile yükümlülük altına girildiğinin kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin kefaletin geçerlilik koşulu olduğu,  583. Maddesindeki şekle ilişkin düzenlemenin emredici nitelikte olduğu, kefaletin şeklen geçerli olup olmadığının öncelikle incelenmesi gerektiği anlaşılmakla mahkemece davalı şirketin kefaletine ilişkin imza ve yazı inkarı hakkında bilirkişi incelemesi yapılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olmuş, davalı şirket vekilinin bu yöndeki istinaf itirazı yerinde görülmüştür. (bknz Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2012/8224 esas, 2013/7304 karar sayılı)<br>Mahkemece yapılacak iş, dosya arasındaki ticaret sicil kayıtlarına göre dayanak genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte davalı şirketin temsile yetkili olduğu tespit edilen ... ve ...'in mahkeme huzurunda yazı ve imza örneklerinin alınması,  HMK’nın 211. maddesi uyarınca sahtecilik hususunda sıhhatli bir sonuç alınabilmesi ve kesin bir kanaat oluşması için, inkâr edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan ilgili kişiye ait mukayeseye elverişli yazı ve imzalar temin edildikten sonra sahtelik iddiasına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğinden, davalı vekilinden davalı şirketi temsile yetkili ... ve ...'in genel kredi sözleşmesinin imzalandığı 14/11/2012 tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen tatbike medar (uygulamaya elverişli) belgelerin bulunduğu kurumlar sorularak, söz konusu kurumlardan ilgili tarafın tatbike medar (uygulamaya elverişli) imzalarının bulunduğu belge asıllarının, yine davacı bankadan 14/11/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin, kefalet taahhüdünün ve tüm eklerinin asılları getirtilmesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve 2001/12-436 E., 2001/467 K. sayılı kararı ile 06.06.2001 tarihli ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararında da aynen benimsendiği gibi; 14/11/2012 tarihli genel kredi sözleşmesindeki davalı şirketin kefaletine ilişkin imza ve el yazılarının, davalı şirketin yetkili temsilcilerine ait olup olmadığı hususunda bu konuda uzman ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle inceleme yaptırılarak, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza ve yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, kefalete ilişkin imza ve yazıların davalı şirketin yetkili temsilcilerine ait olup olmadığının dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir rapor alınarak ortaya konulmasından ibarettir.<br>2-Davalı gerçek kişiler vekilinin istinaf itirazlarının değerlendirilmesinde; <br>Davacı bankanın ... Şubesi ile dava dışı asıl borçlu ... San. ve Tic. Ltd. Şti arasında, 28.09.2004 düzenleme tarihli 150.000.-TL limitli, 31.12.2008 düzenleme tarihli 75.000,00 TL limitli, 25.02.2011 düzenleme tarihli 500.000.-TL limitli ve 14.11.2012 düzenleme tarihli 203.000.-TL limitli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmeleri imzalandığı, sözleşmelerin tamamının davalı gerçek kişilerin murisi olan ... tarafından müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığı, 14/11/2012 tarihli genel kredi sözleşmesindeki kefaletin TBK'nun 583. maddesindeki geçerlilik şekline uygun olarak düzenlendiği sabit olup, bu konuda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır.<br>Somut olayda takip talebi incelendiğinde, takibin dayanağının \"kredi taahhütnamesi/ sözleşmesi, ihtarname ve hesap özeti, ... Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. Kredi borçlusudur\" olarak belirtildiği, takibin tek bir kredi sözleşmesine hasredilmediği, nitekim davacı banka vekilinin de dava dilekçesinde noter ihtarı, hesap özeti, tüm banka kayıtlarına delil olarak dayandığı, dava dilekçesinin ekinde ... Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. ile davacı banka arasında imzalanan 14/11/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi yanında tüm genel kredi sözleşmelerine ilişkin fotokopilerin delil olarak sunulduğu, mahkemece HMK'nun 31. maddesindeki aydınlatma yükümlülüğü çerçevesinde 15/04/2019 tarihli celsede 4 numaralı ara karar ile davacı vekiline takibin dayanağı kredi sözleşmesini açıklaması için süre verildiği, bu süre içerisinde davacı banka vekili tarafından sunulan 15/04/2019 tarihli yazılı dilekçe ile takipteki alacağın dayanağının 14/11/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi olduğununun bildirdiği, davalı gerçek kişilerin murisleri olan ...'ın, 14/11/2012 tarihli genel kredi sözleşmesini, 203.000,00 TL kefalet limiti ile müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, mahkemece bankacılık alanında uzman 2 farklı bilirkişiden alınan raporlarda, takip konusu alacağın dayanağının 14/11/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi olduğunun tespit edildiği, davacı vekilinin kat ihtarnamesi, takip talebi ve ödeme emrinde dava konusu alacağın dayanağını tek bir kredi sözleşmesine hasretmemesi, dava dilekçesinde de tüm banka kayıtlarına dayanması ve dilekçe ekinde 14/11/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi de dahil tüm kredi sözleşmelerinin örneklerini sunması karşısında, HMK'nun 31. maddesi çerçevesinde davacı vekilince yapılan açıklamanın takibin dayanağının değiştirilmesi olarak yorumlanamayacağı gibi itirazın iptali davasının sıkı sıkıya icra takibine bağlı olması ilkesine de aykırılık teşkil etmeyeceği, takip konusu krediler 28/04/2004 ve 31/12/2008 tarihli genel kredi sözleşmelerine dayanmadığından bu sözleşmelere ilişkin muris ...'ın kefaletinin 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle sona erdiğine ilişkin savunmanın eldeki dava yönünden sonuca etkili olmadığı, bilirkişi raporları ile takip konusu kredilerin 14/04/2014, 15/04/2014, 27/04/2014 tarihlerinde kullandırıldığı, kredi borçlarının 02/07/2015 tarihinde yapılandırıldığı, davalı gerçek kişilerin murisinin ise 25/10/2015 tarihinde öldüğü, dolayısıyla kredilerin davalıların murisinin ölümünden önce kullanıldırıldığı ve yine murisin ölümünden önce kredi borçlarının yapılandırıldığı görülmekle, kefil ...'ın mirasçıları olan davalıların kefilin ölümünden önce doğan bu borçlardan sorumlu oldukları, davalı gerçek kişilerin takip talebinde ve ödeme emrinde açıkça kefil ...'ın mirasçıları olarak gösterildiği, takip talebinin ekinde dayanak belgeler olan kat ihtarnamesi, tebliğ şerhleri, hesap özetinin sunulduğu, davalıların murisi ...'ın taşınmazı üzerinde dava dışı asıl borçlunun borçlarının teminatını teşkil etmek üzere davacı banka lehine ipotek tesis edilmiş ise de, davalının taşınmazı üzerinde tesis edilen ipoteğin muris ...'ın kefalet borcunun teminatını teşkil etmediği, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinde henüz bir tahsilat yapılmadığı, ipotekli taşınmazın satışına ilişkin ihalenin feshi için için açılan davanın bekletici mesele yapılmasına gerek olmadığı anlaşılmakla davalı gerçek kişiler vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.<br>3-Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;<br>Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı HMK’nin 297 nci maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı Kanun’un 294 üncü maddesinde hükmün tefhiminin, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olacağı, 298 inci maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı belirtilmiştir. <br>Diğer taraftan, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlerle ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.<br>Somut olayda; mahkemece kısa kararda hüküm fıkrasında \"Davanın KABULÜNE,  davacı tarafından davalı ... Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti. İle  davalı ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... aleyhine İzmir 10. İcra Dairesinin 2017/15189 Esas sayılı  sayılı dosyası ile yapılan takibe davalının vaki itirazının 83.833,98 TL  alacak yönünden iptali ile  takibin asıl alacak yönünden devamına\" karar verildiği, gerekçede hangi tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alındığı açıklanmamakla birlikte takip tarihi itibariyle davacının alacağının, 71.783.16-TL asıl alacak, 4.472.53-TL İşlemiş akdi/temerrüt faizi, 223,63-TL faizin gider vergisi,1.027.97-TL ihtar gideri olmak üzere toplam 83.507.29-TL nakdi alacağı bulunduğunun tespit edildiği, bu halde gerekçedeki kabule göre davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmesi gerekirken,  gerekçede benimsenen nakdi alacak toplamı olan 83.507,29-TL aşılarak, kısa kararda ve hükümde 83.833,98 TL davanın tamamen kabulüne karar verilmesinin gerekçe ve kısa karar arasında uyumsuzluğa ve çelişkiye neden olduğu, keza eldeki davanın itirazın iptali davası olduğu, sıkı sıkıya icra takibine bağlı bulunduğu, nakdi kredi alacağı yönünden takip talebinde istek konusu yapılan asıl alacak, işlemiş akdi/temerrüt faizi, BSMV, ihtar gideri alacak kalemleri miktarlarının ne kadarının kabul edildiğinin hükümde tereddüte yol açmayacak şekilde ayrı ayrı gösterilmesi gerektiği halde mahkemece hüküm fıkrasında ayrı ayrı gösterilmeksizin 83.833,98 TL alacak üzerinden takibin devamına karar verilmesinin hatalı olduğu, yine hüküm fırkasında mahkemece toplam 83.833,98 TL nakdi alacak üzerinden itirazın iptaline karar verildiği halde akabinde takibin yalnızca asıl alacak üzerinden devamına karar verilmesinin hüküm fırkasının kendi içerisinde çelişmesine ve infazda tereddüte yol açacağı, HMK'nun 297. Maddesindeki düzenlemenin kamu düzeninden olduğu ve resen gözetilmesi gerektiği anlaşılmakla bu gerekçeyle tüm taraflar yönünden kararın ortadan kaldırılması gerekmiştir. <br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalı gerçek kişiler vekilinin ve davalı şirket vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine, davalı şirket vekilinin sair istinaf itirazlarının kararın kaldırma sebep ve şekline göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.  <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekilinin ve davalı gerçek kişiler vekilinin istinaf itirazlarının KISMEN KABULÜNE;  İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/12/2021 tarihli, 2018/641 Esas ve 2021/820 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>3-Davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br>4-Davalı gerçek kişiler vekilinin sair istinaf itirazlarının REDDİNE,<br>5-İSTİNAF AŞAMASINDA; <br>a-Davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından yatırılan (1.351,00 TL + 80,70 TL)= 1.431,70 TL istinaf  karar harcının istek halinde bu davalıya iadesine,<br>b-Davalı gerçek kişiler tarafından yatırılan 1.432,00 TL istinaf karar harcının istek halinde  bu davalılara iadesine,<br>6-İstinaf aşamasında davalı gerçek kişiler ve davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına,<br>7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>8-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 31/10/2024\t\t\t<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"26e0c892dd388d35","SID":"1e8a827188e7e292"}}