{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1591 <br>KARAR NO:2024/1600<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:07/07/2021<br>NUMARASI:2019/515  E. - 2021/641 K. <br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile  ...- ... arasında  ticari ilişki  bulunduğunu, bu kapsamda düzenlenen faturalardan kaynaklanan alacağın tahsili için 30.06.2017 tarihinde ... sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını,  bu arada  borçlu ... yetkilisi ...'in vefat ettiğini,  bunun üzerine borçlunun miraşçılarından davalıya ödeme emri tebliğ edildiğini,  davalının ödeme emrine itiraz ettiğini,  icra takibine konu borcun sebebi olan faturaların;  ... numaralı 21.01.2009 tarihli 3.434,51 TL bedelli, ... seri numaralı, 28.01.2009 tarihli 6.214,41 TL bedelli, ... seri numaralı 14.03.2009 tarihli 3.777,00 TL bedelli, ... seri numaralı, 21.05.2009 tarihli, 1.704,64 TL bedelli, ... seri numaralı,  28.05.2009 tarihli, 1.355,96 TL bedelli faturalar olduğunu,  bu faturalara konu malların davalıya  usulüne uygun olarak teslim edildiğini, teslime dair düzenlenen sevk irsaliyelerinin ... seri numaralı, 23.01.2009 tarihli, ... seri numaralı 23.01.2009 tarihli sevk irsaliyesi, ... seri numaralı, 23.01.2009 tarihli, ... seri numaralı, 12.03.2009 tarihli, ... seri numaralı 13.03.2009 tarihli, ... seri numaralı, 23.03.2009 tarihli sevk irsaliyeleri olduğunu,  davalının satın ve teslim aldığı mallara ilişkin olarak hiçbir ödeme gerçekleştirmediğini, takibe yapılan itirazın haksız ve kötüniyetli  olduğunu, davalının,  itirazında alacaklı şirketi tanımadığını, borcun kaynağının belli olmadığı belirtmiş ise de, davalının yasal süresi içerisinde mirasın reddi müessesine başvurmadığını,  mirasbırakan ...'in borçları ile birlikte mirasını almış olduğunu, dosya borcundan da  sorumlu olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile %20 oranında icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... davaya cevap dilekçesi vermeyerek 6100 sayılı HMK'nın 128.maddesine göre dava konusu maddi vakıaları inkâr etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 207 ve davamı maddelerine göre alım satım sözleşmesinden kaynaklı alacak için başlatılmış icra takibine itiraz nedeniyle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 67'ye göre itirazın iptali davasıdır. Davacı taraf, İstanbul .... İcra Dairesinin ... sayılı dosyasını, fatura ve sevk irsaliyelerini, tarafların ticari defterlerini, mirasçılık belgesini, tanık beyanlarını, yemin delilini ve bilirkişi incelemesini delil olarak sunmuştur. Davalı taraf, davalı 6100 sayılı HMK m. 126’ya göre cevap ve delil dilekçesi sunmamış, HMK m. 139’a göre ön inceleme ve HMK m. 144’e göre tahkikat duruşmasına usulüne uygun şekilde çağrıldığı halde katılmamıştır.Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 207 ve davamı maddelerine göre alım satım sözleşmesinden kaynaklı alacak için başlatılmış icra takibine itiraz nedeniyle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 67'ye göre itirazın iptali davasıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 207'ye göre; \"Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler.\" Davacının dosyaya sunduğu faturalar incelendiğinde davacının davalı murisine tuğla satışı yaptığı bu nedenle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin alım satım sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu maddeye göre taraflar arasındaki mal alım satımına ilişkin fatura bedelinin davalının malların kendisine teslimi ile birlikte davacıya ödenmesi gerekmektedir.Davacının alacaklı olup olmadığının ve davalının yapmış olduğu ödeme varsa miktarının tespiti için 6100 sayılı HMK m. 266'ya göre bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve davacının bulunduğu Düzce Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazılmıştır. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesince hazırlatılan 21.09.2020 tarihli talimat bilirkişi raporunda davacının 2009, 2010 ve 2011 yılı defterlerinin kapanış onaylarının yapılmamış olduğu bu nedenle de 2009 yılı için borç alacak bilgisinin görülemediği, 2009, 2010, 2012, 2013 ve 2014 yıllarına ait kebir defterinin kayıt altına alınmadığı, icra takibine konu faturaların davacı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, faturalardan ikisinde irsaliye bulunduğu ve nakliyeci tarafından imzalanmış olduğu, diğerlerinde ise irsaliye bulunmadığı tespit edilmiştir.Davalı tarafın defterlerinin incelenmesi için de Karasu Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazılmış ancak davalı tarafa çıkartılan tebligatlar iade dönmüştür. Davalı tarafın yeni adresinin tespit edilmesi üzerine Karasu Asliye Hukuk Mahkemesine tekrar talimat yazılmıştır. Davalı tarafa Karasu Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ticari defterlerini sunması için davetiye gönderildiği halde davalı taraf ticari defterlerini talimat mahkemesine sunmamıştır. 6100 sayılı HMK m. 222/II'ye göre; \"Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.\" Hazırlanan 21.09.2020 tarihli talimat bilirkişi raporunda davaya konu faturaların davacı taraf defterlerinde kayıtlı olduğu tespit edilmişse de davacı tarafın defterlerinin kapanış onaylarının yapılmadığı ve kebir defterinin de kayıt altına alınmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda davacı tarafın ticari defterlerinin usulüne uygun şekilde tutulmadığı bu nedenle de 6100 HMK m. 222/II'ye göre davacı lehine delil olma niteliğinde olmadığı anlaşılmakta olup davacı tarafın ticari defterleri hükme esas alınmamıştır.Davacı tarafın kendi defterlerinde kayıt altına aldığı dava konusu faturalardan sadece ikisinde irsaliye bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu irsaliyeler üzerinde de nakliyecinin imzası bulunduğu ancak davalı murisinin ya da yetkilendirdiği birinin imzasının bulunmadığı anlaşılmakla irsaliyeli faturalara dayalı malların ve faturaların davalı murisine teslim edildiği davacı tarafından kanıtlanamamıştır. İrsaliyesi bulunmayan faturaların ve bu faturalara bağlı malların ise davalı murisine teslim edildiğine ilişkin davacı taraf başkaca bir delil sunamadığından bu faturalar da delil olarak kabul edilmemiştir.6098 sayılı TBK m. 207/I'e göre sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler. Davacı davalı murisine sattığı malların bedellerinin tarafına ödenmediğini belirterek mal teslimi borcu ile malların bedellerinin ödenmesi borcunun aynı anda ifa edilmediğini ileri sürmektedir. Bu durumda kanıt yükü 6100 sayılı HMK m. 190'a göre davacı üzerinde olup davacı gerek dayandığı kendi ticari defterleri ile gerekse dosyaya delil olarak sunduğu faturalar ile davasını kanıtlayamadığı ... ''  gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davaya konu icra takibinin dayanağını,  davacının ... – ... isimli firma ile arasında mevcut olan alım-satım ilişkisi gereği düzenlenen faturaların  oluşturduğunu, işbu faturalara konu malların, davacı tarafından borçlu firmaya usulüne uygun olarak eksiksiz ve ayıpsız bir şekilde teslim edildiğini,  TTK'nın 21/2.maddesine göre  faturanın içeriğine itiraz edilmemesi halinde faturanın, faturayı alan bakımından senet niteliğini kazanacağını, her ne kadar fatura, aleyhine delil teşkil edeceği taraftan sadır olmayıp onun irade beyanını taşımasa da faturayı alan tarafın, faturaya itiraz etmeyerek kendi iradesinin de faturada yer almasını sağlamış olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/15-472 Esas, 2011/608 Karar  sayılı kararının da bu yönde olduğunu, borçlunun icra takibe dayanak faturalara istinaden herhangi bir itiraz öne sürülmediği gibi dosya kapsamı itibariyle davalı tarafça aksi yönde herhangi bir belge dahi sunulmadığını,  bunun dosyada mübrez 21.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda da ayrıca tespit edildiğini,  anılan mevcut kanuni karineye ve münderacatına borçlu tarafından itiraz edilmemiş olması suretiyle davaya konu faturaların yazılı delil niteliğini kazandığını, bu halde, faturanın içeriğinin kabul edilmediğine dair ispat yükü kendisine geçen davalı tarafça aksinin yazılı delille ispatı gerekirken yazılı delil niteliğinde herhangi bir belge dosyaya sunulmadığını, icra takibine konu fatura içeriklerinin davalı tarafından kabul edilmiş sayılacağını,  icra takibine konu faturaların,  davacı tarafından mevzuata ve usulüne uygun olarak tutulduğunu, faturaya delil olarak dayanılabilmesi ve TTK'nın 21/2 maddesindeki karinenin uygulanabilmesi için faturanın ticari defterlere kaydedilmiş olmasının da gerekmediğini, nitekim faturanın ticari deftere kaydedilmesinin öneminin, faturanın olağan içeriğinin ne tür bir delille ispat edildiği noktasında önem taşıdığını, ticari defterlerin kesin delil olabilme şartları gerçekleştiği takdirde faturanın ticari defterlere kaydedilmesinin etkisiyle olağan içeriğin kesin delille ispat edilmiş olduğunun kabul edileceğini,Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/19-753 Esas,  2002/661 Karar  sayılı kararında '' Bir tacirin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulamadığı için lehine delil olarak kabul edilemediği hallerde dahi, eğer, ileri sürülen alacağın varlığı dayanak belgelerle kanıtlanabiliyorsa, hüküm altına alınması gerekir.'' denildiğini,   somut olayda davacının  ticari defterlerinin usule uygun olarak tutulduğundan  aksi bir an için kabul edilse dahi ticari defterlerini usulüne uygun olarak tutmamış olan ve fatura gönderen ya da fatura alan tacirin, ticari defterleriyle vakıanın ispatını sağlayamaması durumda dahi, vakıayı ticari defterlerinin dayanağı olan fatura gibi belgelerle ispatlayabilmesi halinde, ispatladığı vakıanın hüküm altına alınması gerekeceğini, mahkemece her ne kadar müvekkili davacının  ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığından bahisle hükme esas alınamayacağı ifade edilmekteyse de müvekkilinin icra takibine konu alacağın varlığını faturalar marifetiyle ispatladığını ve faturanın ticari defterlere kaydedilmiş olmasının öneminin yalnızca faturanın olağan içeriğinin kesin delille ispat edilip  edilemediği  hususuna ilişkin olduğunu, işbu hususlar nazara alınmaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, davalının, ticari defterleri üzerinde inceleme yapılması amacıyla talimat yazılmışsa da davalıya tebliğ edilen davetiyeye rağmen davalının  ticari defterlerini talimat mahkemesine sunmadığını,  HMK'nın  222/5 maddesinde taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır hükmü bulunduğunu, davalının  kendisine gönderilen davetiyeye karşın ticari defterlerini mahkemeye ibrazdan kaçınmış olması neticesinde davaya konu olayda müvekkilinin iddialarının ispatlanmış sayılacağını,  bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını ''Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form BA)'' ile  mal ve hizmet satışlarını ise ''Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form BA)'' ile bildirmeleri gerektiğini, işbu yükümlülüğün  350 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile yürürlüğe konulduğunu, mahkemece her ne kadar dava konusu faturalardan yalnızca iki tanesine ilişkin irsaliyenin bulunduğu, bu faturalara dayalı malların ise davalıya teslim edildiğinin davacı müvekkil tarafından ispatlanamadığından bahisle hüküm kurulmuşsa da bu hususta mahkemece yeterince inceleme yapılmadığını, mal teslimine ilişkin hususun, eksiksiz ve usulüne uygun olarak ispatlanması bakımından ilgili vergi dairesine müzekkere yazılarak taraflara ait BA-BS formalarının dosyaya celbi gerektiğini,  mahkeme tarafından bu hususun vergi dairesinden sorulmadığını, dosyadaki eksikliğin giderilmediğini, mahkemece yapılması gerekenin söz konusu formların dosyaya celbini sağlayarak bilirkişiden ek rapor aldırmak olduğunu, ancak bu eksiklikler giderilmeden davanın reddine  karar verildiğini,  davacının  alacağının varlığının ispatlanamadığına ilişkin gerekçesi yerinde olmamakla birlikte dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanıldığını, mahkemece davacının  davalıya yemin önerme hakkının bulunduğu dahi hatırlatılmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/15-1044 Esas, 2014/409 Karar sayılı kararında dava dilekçesinde dayanılmış olması halinde akdi ilişkinin varlığı hususunda mahkemece davacı tarafın, davalı tarafa yemin teklif etme hakkının bulunduğunu hatırlatması gerektiğinin belirtildiğini,  davalı tarafın yasal süre içinde faturalara itiraz etmemiş olması, icra takibine dayanak faturaların tek başına yazılı delil niteliğinde olması, davalı tarafından aksi yönde yazılı delil ibraz edilmemiş olması, 21.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda icra takibine ilişkin alacağın varlığı ve takibin haklılığının ortaya konulması, davalının ticari defterlerini ibrazdan kaçınması,  mahkemece ilgili vergi dairesine müzekkere yazarak BA-BS formlarının celbini sağlamaması, davacı müvekkiline yemin teklif etme hakkının hatırlatılmaması sebepleri ile usul ve yasaya aykırı karar verildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE: Dava,  İİK'nın 67.maddesi uyarınca, ticari satıma ilişkin  faturaya bağlı alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi iuyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; müvekkilinin, davalının murisi ...-... ile arasında ticari ilişki bulunduğunu, bu kapsamda murise malların teslim edildiğini, ancak fatura bedellerinin ödenmediğini, bu amaçla başlatılan ilamsız icra takibine murisin mirasçısı olan davalı borçlu tarafça itiraz edildiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.Davalı ise usulüne uygun tebliğe rağmen  davaya karşı cevap vermemiş ve bu sebeple HMK'nın 128. maddesi gereğince davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakaların tamamını inkar etmiş durumdadır.Davacı tarafça ... sayılı icra dosyası ile  takip borçlusu  aleyhine 8.993,39 TL asıl alacak yönünden 30.06.2017 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak ...  numaralı 21.01.2009 tarihli 3.434,51 TL bedelli, ... seri numaralı, 28.01.2009 tarihli 6.214,41 TL bedelli, ... seri numaralı 14.03.2009 tarihli 3.777,00 TL bedelli, ... seri numaralı, 21.05.2009 tarihli, 1.704,64 TL bedelli, ... seri numaralı,  28.05.2009 tarihli, 1.355,96 TL bedelli fatura faturalardan doğan 8.993,39 TL'lik  cari hesap alacağının gösterildiği,  icra takibinin 30.06.2017 tarihinde başlatıldığı,  işlemiş faiz talebinin bulunmadığı, faturaların içeriğinden alım satımın konusunun  yığma tuğla ve blok tuğla olduğu,  takip sırasında borçlu muris ... (...)'in vefat etmesi sebebiyle mirasçılarına ödeme emri gönderildiği,  mirasçılardan davalı borçlunun 11.12.2017 tarihinde takibe itiraz ettiği,  itirazı üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Davacı defterlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen 21.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda; dava ve takip konusu faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olduğu, takip konusu faturalardan 28.01.2009 tarihli ve ... sayılı, 14.03.2009 tarihli ve ... sayılı faturalara ait sevk irsaliyesinin bulunduğu, diğer faturaların sevk irsaliyelerinin bulunmadığı, davacı kayıtlarına göre davacının davalıdan takip konusu miktar kadar alacaklı olduğu tespit edilmiştir. 28.01.2009 tarihli ve ... sayılı, 14.03.2009 tarihli ve ... sayılı faturalara  ilişkin sevk irsaliyelerinin incelenmesinde, nakliyecinin adının ve  imzasının yer aldığı, bunun dışında bir imzanın daha bulunduğu, ancak bunun kime ait olduğunun irsaliyeden  tespit edilemediği,  ''teslim alan'' yazısının ve teslim alan adının yer almadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın defterlerinin incelenmesi için   davalının merkezinin  bulunduğu Karasu'ya talimat yazıldığı,  ancak davalı yanca ticari defterlerin sunulmadığı görülmektedir. Davacı taraf,  icra dosyasına,  fatura ve sevk irsaliyelerine, tarafların ticari defterlerine, mirasçılık belgesine, tanık beyanına,  yemine ve bilirkişi incelemesine  delil olarak  dayanmış, delillerini davalının ticari defterlerine hasretmemiştir.HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir.Fatura tek başına akdî ilişkinin ve alacağın varlığını kanıtlamaz. Davalının fatura konusu mal veya hizmet bedelinden sorumlu tutulması için faturaların tebliği ve malların tesliminin veya hizmetin verildiğinin kanıtlanması gerekir.Bu tespit ve bilgilere göre somut olayda, ispat yükü davacıdadır. Davacı, fatura konusu   malları teslim ettiğini ispat etmekle yükümlüdür. Takip konusu faturalardan ikisine ilişkin  sevk irsaliyelerinin bulunduğu, diğerlerinin bulunmadığı, bulunan iki adet sevk irsaliyesinde ise nakliyecinin adının ve  imzasının yer aldığı, bunun dışında bir imzanın daha bulunduğu, ancak bunun kime ait olduğunun irsaliyede yer almadığı,  ''teslim alan'' yazısının ve teslim alan adının yer almadığı anlaşılmaktadır.  Buna rağmen mahkemece bu imzanın  teslim alan davalı murise veya çalışanına ait olup olmadığı konusunda   hiç bir araştırma ve inceleme yapılmaması  usul ve yasaya aykırı olmuştur.  Bu nedenle mahkemece, hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğü de dikkate alınarak davacıdan bu konuda izahat istenmesi, HMK'nın 169. maddesi uyarınca davalıya  mahkemece resen isticvap davetiyesi gönderilerek davacı vekilinin dava dilekçesi ile sunduğu   28.01.2009 tarihli ve ... sayılı, 14.03.2009 tarihli ve ... sayılı faturalara ait sevk irsaliyelerinin   altında  bulunan  imzaların davalının murisine veya çalışanına ait olup olmadığı konusunda  davalının isticvabı suretiyle davalıdan izahat istenilmesi, ayrıca isticvap davetiyesi gönderilirken davalı tarafça isticvaba  icabet olunmaması hâlinde teslim olgusunun sabit görüleceği hususunun HMK'nın 171. maddesine göre ihtar edilerek sonuca gidilmesi, davalının beyanda bulunması hâlinde bunun da değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.Öte yandan, ispat yükü üzerinde olan davacı dava dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanmış, istinaf dilekçesinde de bu hususa yer vermiştir.  Bu nedenle mahkemece, yukarıdaki kapsamda isticvap suretiyle  davacının malları teslim edip etmediğinin araştırması yapıldıktan sonra bunun sonucuna göre tüm dosya kapsamı değerlendirilerek ve davacının yemin deliline de dayandığı gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken  deliller tam olarak toplanmadan, eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş ve kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Kabule göre de ödeme emrinin davalıya tebliğine ilişkin tebliğ evrakına UYAP sisteminde ve  icra dosyasında  rastlanmamış olup bu konuda gerekli araştırıma yapılmaması ve  dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmasına rağmen arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması da doğru olmamıştır.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacının esasa ilişkin delillerinin tam olarak toplanmaması nedeniyle esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi.14.11.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b62406594bd278c1","SID":"734454bcd429a5d5"}}